Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

William Brightman'ın Günlüğü

Samet Canlı

...24 Temmuz 2515.

Sevgili günlük; daha önceki sayfalarda okumuş olabileceğin gibi yeniden dirilmemden sonra doktorların benimle birlikte mezara giden günlüğümü elime tutuşturduklarından bahsetmiştim ve bununla birlikte; bana ses kaydı yapabilen, hem harita hem kimlik vazifesini görebilen, mikro ölçülerde hazırlanmış adına PAD denilen bir aleti günlük olarak kullanmam için verdiklerinden söz etmiştim.

26. Y.Y.'ın teknolojisinin sunduğu imkanlardan faydalanmam dahilinde yaptıkları bu jest ne kadar hoşuma gitse de henüz 2515 yılına uyumumu sağlayamadığım için bu yaptıkları amiyane bir tabirle havada kaldı.

Bunu da şöyle açıklayabileceğimi anladım: Nasıl bir yazar hikayelerini bilgisayar yerine daktilo ile yazmaktan vazgeçemiyorsa; nasıl bir şair şiirlerini yazarken kaleminden ayrılamıyorsa ben de 20.yy da yaşayan kuşak içinde yer alan bir birey olarak; -geleneklerden kopamamam ve aynı zamanda yetişme tarzımdan dolayı- PAD denilen alet yerine bir deftere günlük tutmaktan vazgeçemiyordum.

Belki de yeni yüzyıldaki ilk 24 saatimi, bu yüzyılda karşılaştığım; yeni yüzyılın benim için yeni ve yabancı ürününü anlatarak başlamam senin canını sıkmış olabilir. Ama bu konudaki derin hislerimi ifade etmeden, başka bir yerden konuya girmem benim için gerçekten imkansızdı, inan!

Ki sen " Oh bitti ", "Konunun ana hattına inecek ve 26 yy.'da ilk ürününü vermiş bu proje hakkında belge niteliğinde olan günlükten kendimiz için en yararlı bilgileri sonunda alacağız." diyeceksin. Ama dedirtmem! PAD konusuna yine geri dönerim... Çok sevdiğim bu oyuncağı yine de hiç yanımdan ayırmadım ve bu bebekten canlı ses kaydı yaparak yararlandım. Sonra bu ses kayıtlarını dinlerken üzerimde oluşan intibayı günlüğüme aktardım.

2000 yılında operasyona girerek, beyin ölümü gerçekleşmeden önce ( Beyin ölümünün gerçekleşme süresinin 7 dakika olduğundan bahsedilir.) Kafamı vücudumdan ayıran gizli projenin büyük parçası olan doktorlara izin vermiş oldum.

2515 yılında, nesiller boyu bu çok gizli projenin içinde yer almış doktorlar yani bilim adamları kafamı ve çok değerli beynimin çürümesini engelleyecek özel bir karışım içinde, teknoloji hayallerinin gerçekleşmesine olanak verene kadar sakladılar ve dirilişim gerçekleştiğinde; gözlerimi açtığımda karşımda gördüğüm yine ameliyat masasının etrafına toplanmış doktorlardı, gözlerimi kapattığımdaki gibi.

Yine aynı şekilde bu projeye ilk gönüllü olan ben olduğum için ilk uyandırılan da ben oldum. Bu süre içerisinde ölüm bana rüyasız ve tatlı bir uyku gibi geldi. Yaklaşık 500 yıllık bir uyku. Firavunların isteyeceği türden...

Koyu bir Katolik olmam yüzünden dini inancımın oldukça ciddi bir şekilde sarsıldığını düşünmen hiç acayip olmaz, değerli günlük. Hatta bu olayların yaşanmış olduğunu öğrendiğiniz zaman kendi inançlarımıza da sorgulamaya başlamanız gayet normal.

Hatta hepsinden normali-eğer 26.YY’ da din kavramı değişmediyse, dini ritüeller korunuyorsa ve inançlar 21.YY'daki gibi yer ediyorsa -din adamlarının bizi kafirler ilan etmeleri ve aforoz edilmemiz konusunda hemfikir olmalarıdır.

Oysa ben; diğer denekler(15'ti sanırım) ve bu çok gizli proje içerisinde yer almış -ki bana göre çok değerli- bilim adamları dışında dini inançlarımın bu geri gelmeden sonra hiç sekteye uğramadığı konusunda garanti verebilirim.

Bana -Denver doğumlu Dr.Wiliam Brightman'a göre ruhun bilinci yaşarken sahip olduğumuzunkinden oldukça farklıdır. O ruh bedenden ayrıldıktan sonra, zihni biçim değiştiren metafizik bir kavramdır.

Kanserden ölümü kesinleşmiş olan ben bu deneyin parçası olmayı kabul ederek dine karşı geldiğimi de hiç düşünmüyorum.

Cenneti, Cehennemi, Tanrıyı, Melekleri gördüğümü hatırlamamam bunların aslında hiç var olmadıkları anlamına gelmiyor.

Evet, muhakkak bunlar var ve bunları gördüğüme inanıyorum. Ölü kaldığım 515 yıldan sonra yeniden hayata dönmemle beraber benden öbür dünya hakkında bir şeyler anlatmamı bekleyebilirsiniz. Ama ne yazık ki, hiçbir şey ama hiçbir şey anlatamıyorum sana.

Fakat hala dindar bir adam olarak ben; bunları gördüğümü hatırlayamamamın nedenini bana Tanrı tarafından bahşedilen bu vücudun özrüne bağlıyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi ruh bizim algılamak istediğimiz gibi insani vasıflara sahip bir kavram değildir benim için. O sınırsız bir hayata sahip olan ruhun yetenekleri ölümlü bir beden içine sokularak sınırlandırılmıştır. Ki ruh kabuk içinde yer alan ceviz, badem yemişi gibidir. Niteliğini tam olarak kavrayabilmek ve tadını alabilmek için nasıl bir yemişin kabuğunun kırılması gerekiyorsa aynı şekilde ruhunda kabuğunda çıkarılıp, niteliği konusunda ancak bu şekilde fikir yürütmemiz gerekir diye düşünüyorum, imkanımız olsa.

Eğer ruhun kullanması için yeteneği sınırlı gözler verildiyse, duyması için verilen kulaklar belli bir seviyeyi aşamıyorsa, beynin kavrayış gücü belirli sınırları aşmayan kalıplar içine oturtulmuşsa, metafizik alemi kavrayabilecek yeteneklere sahip ruhun tekrar onu sınırlayan kabuk içine dönmesiyle metafizik alem hakkında hiçbir şey hatırlayamaması az önce de belirttiğim gibi bedenin bir özrüdür.

Alegorik tanımlamalar içerisinde resmedilmiş Azrail, Şeytan, Cennet tasvirleri ruh algısı değildir. İnsan algısıdır. Kutsal kitaplarda bahsedilen Cennet ve Cehennem, insan algısının "iyi" ve "kötü" olarak tanımlandıracağı biçimde anlatılmıştır.

Bu ritüellerin özleri salt ruhla kavranabilir. Siyah bir cübbe içinde, elinde bir orak taşıyan Azrail resmi onun gerçek şekli değildir. Sadece bir yansımadan bir ibarettir. Bahsettiğim yansıma mitlerin ve kutsal kitapların, dini ritüellerin insan algısının kavrayış gücüne yetecek düzeydeki bahislerinin bizde oluşturduğu öngörülerin yansımasından başka bir şey değildir.

Beynim yaklaşık 500 yıl sonra klon (genetik kopya) vücuduma aktarıldıktan ve Dünyaya tekrar geri döndükten sonra yaşayacağım en büyük buhranın dini konuda olacağını 2000 yılında bu projeye girerken tahmin edebiliyordum. Ama aklımı yerinden oynatmadan getirdiğim bu mantıklı izahı Montaigne'nin fikirleri çevresinde inşa etmiş ve sanki ruhun içinde esen bu amansız fırtınayı üstümde doğa üstü bir güç varmış gibi takdir edilesi, kalkana benzeyen sükunetle karşılamayı bilmiştim.

Ama 2515 yılına uyumumda en çetin olarak gördüğüm bu badireyi atlatmak demek uyum konusunda tüm sorunların bittiği manasına gelmiyordu.

Fiziksel manada bilim adamları işini çok iyi yapmış, DNA'ları kusursuz bir şekilde düzenlenmiş bir vücut hazırlamışlardı.Fiziksel uyum mükemmel bir biçimde sağlanmış ama çok vahim bir durum olarak, sosyal ve psikolojik uyum konularında, benimle beraber diğer denekler de kendileriyle baş başa bırakılmıştı.

Uyandırılmamla beraber olayı mucize olarak yorumladım. İnsanoğlu'nun aklı Tanrıya karşı koyacak düzeye ulaşmıştı.

Bana ameliyattan sonra yerleştirildiğim odada biraz su ikram ettiler. Gözlerimi açtığımda yabancı bir zamanda olduğumu ve deneyin başarıya ulaştığını anlamamı sağlayan şey yer çekimsiz lambanın ışığı oldu. Şaşkınlıkla yerimden doğrulup, saatin kaç olduğunu sordum. Gündüz vaktinden bir zaman söylenince şaşırdım çünkü pencereden baktığımda gördüğüm karanlık hava bana zamanın gece olduğunu düşündürmüştü.

26. yy'ın değişen moda anlayışının çerçevesinde bana giymem için bazı kıyafetler verdiler. Bu elbiselerin vücut için oldukça bol bir şekilde Nomex ve bilinmeyen bir kumaş karışımından yapıldığını söyleyebilirim. Doktor ve Hemşirelerin hijyen bakımından giydikleri eldiven ve yeşil elbiselerin 26.yy'ın moda biçimine dahil olmadıklarını ve bana 21.yy'ı hatırlatıp aynı zamanda içimi nostaljiyle doldurduklarını da önemli bir tespitim olarak burada belirtmeden geçemeyeceğim, değerli günlük...

Diğer tespitim; yatağımın baş ucunda dikilen doktorların taktıkları şeffaf-geniş çerçeveli gözlüklerin aslında durumun üzerime yerleştirilen alıcılar yardımıyla kontrol edilmesini sağlayan elektronik-tıbbi cihazları da üzerinde bulundurduğunu bilim adamlarının göz hareketleri sayesinde anlamamla oldu.

Bilim adamları bu cihazların ara yüzünü gözleri yardımıyla kullanıyorlardı. Sağa- sola hareket, bir kırpma, iki hızlı kırpma, uzun kırpma... Cihazı yönlendiren komutlardı bunlar.

Elbiselerimi giydikten sonra odamdan koridora çıkarıldım. Ki bu benim zamanım için imkansızdı. Oldukça önemli, mikro-cerrahi alanında gerçekleşen bir operasyondan sonra rahatça yürümek 26. yy.'ın insanlara sunduğu bir hediyeydi.

Dar koridorda bana oyuncakları hatırlatan birkaç küçük robotla karşılaşmam dışında benim için olağan dışı olan başka bir şey olmadı.

Getirildiğim diğer odada ilk dikkatimi çeken şey, az önce çıkarıldığım diğer odadaki gibi, dekorasyonundaki sadelik ve duvarlarındaki mat renkli boya oldu.

Odada küçük mavi bir koltuk dışında bir şey yoktu. Bu oda içerisinde beni Randy Nichols adında, bana 26 yy.'a uyumum konusunda yardımcı olacak bir doktorla tanıştırdılar.

Meslektaşım Dr.Nichols'ın bana tanışma merasiminden sonra ilk söylediği şey bu proje içerisinde 10 yıldır bulunduğu oldu. Ve uyumum konusunda sunacağı yardımın psikolojik olmadığını hemen ve kesin bir şekilde belirtti.

Ve daha önce milyon kez bahsettiğim PAD denilen aleti o elime tutuşturdu. Kimlik olarak kullanılan bu alete sahte kimlik kayıtlarının yüklendiğinden ve benimle beraber mezara giden günlüğümün, yani senin içinde yer alan metinlerin değiştirilmeden bu alete aktarıldığından bahsetti. Hem sana olan bağlılığımı bildiklerinden hem de projelerinin başarısına olan inançlarından seni benim yanıma koymuşlardı.

Hemen ardından Dr.Nichols; her deneğin proje kapsamında hazırlanmış evleri olduğunu söyledi. Şimdi beni bu bilinmeyen zamandaki evime götüreceğini belirtti ve onu izlememi benden çok kibar bir dille rica etti.

Proje yönetim karargahının dört bir kenarı kırmızı ışıklar saçan lambalarla aydınlatılmış çatısına çıktığımızda karşılaştığım manzara; gri bir gökyüzü, zehirli gazlardan-dumandan görülmeyen bir güneş ve başlarını gökyüzüne dikmiş binlerce katlı çelik iskeletli binalar arasında uçan arabalar, taksiler, küçük mobiletlerle dolu olan yaşayan bir sosyal ortam oldu.

O zaman, bu manzara karşısında şaşkınlığa sürüklenirken kendime sormuştum:"...Eğer GÖK böyle ise YER nasıl?"

İzlenimlerimi iyi bir şekilde yansıtmak için, ikamet edeceğim dairenin bulunduğu binanın koridorlarında Dr.Nichols ile beraber ilerlerken yaptığım ses kayıtlarını dinliyordum. Bu aletin insanlar için son derece yararlı olduğuna ve duyarlı insanlar için bir gereklilik olduğuna kanaat getirmiştim. Özellikle de benim için.

Bu bebek açıldığı zaman, hazır konumda olduğunu dijital bir kadın sesiyle haber veriyordu. İlk duyduğumda bu sesi yadırgadım, kusursuz değildi çünkü.Lakin yine de bana eşimi hatırlatmayı başarıyordu hiç istemesem de.

Eşim ve çocuklarımın burada benimle birlikte olamaması beni, karanlık bir mahzene yalnız başına kapatılan esirler gibi acıya sürüklüyordu.

Ben ölümden geri gelmemi sağlayacak bir projeye gönüllü olarak katılacağımı söylediğimde kesinlikle yüzüme haykırmasa da bencil bir hayvan olduğumu düşünmüştür.

Oysa ben kemoterapinin sonuç vermeyeceğini anladığımda bir günah gibi baştan çıkarıcı olan bu cazip teklifi kabul etmemeliydim. Eşim ve çocuklarımla beraber ölümü kabullenmeliydim.

Ki eşim ben yaklaşık 500 yıllık bir uykuya yatırıldıktan sonra sana karaladığım, gerçek düşüncelerimi yansıtan satırları okumaya bile fırsat bulamadı. Günlüğüm sahte cenaze töreninde mezara gidince onun doğrudan yüzüne söyleyemediğim düşüncelerimi öğrenmesine hiç şansı bulunmadı.

Daha sonra günlüğümün proje elemanları tarafından mezarımdan illegal bir yolla alınıp, nesilden nesile geçerek bu yüzyıla kadar saklandığını kestirebiliyorum.

Ses kayıtlarında içimde barındırdığım bunca ıstıraba rağmen yinede espri yapabildiğimi fark ettim.

Dairemin çelik kapısı beni ilk hayrete düşüren gelişme olmuş. Kayıtlarında Dr.Nichols henüz 24 saattir diri biri için bu bilinmeyen zamana mükemmel bir uyum sağladığımdan bahsederek beni takdir etmiş. "Yeniden dirilişinizden sonra iyi olduğunuzu söyleyebilirim," demiş.

Bu söz dindar bir doktor olan beni oldukça rahatsız etmiş olacak ki hemen kendisine başka kelimeler öneriyorum. Yeniden Diriliş yerine tazelenme, uyandırılma ve benzeri sözcükleri kullanması gerektiğinden dem vurmuşum.

Dairemin kapısına geldiğimizde, bu çelik kapıyı anahtarla açabileceğimizi zannetmiştim. Dr.Nichols bunu bir espri zannederek "Ya benim için daha iyi şakalar bulun ya da konuşmayın." demiş.

Ben kapının nasıl açılacağını sorduğumda sağ elimi kullanarak bunu yapabileceğimi söylemiş . Elimi duvardaki özel bir zemine koyunca alet lazerle bir tarama yapmış ve kapıyı açmıştı.

"Yeni evinize hoşgeldiniz" diyen dijital ses 26 yy.'ın sanki bedenleşmiş halinden çıkan kelimelerdi. Ev bilgisayarı değil de 26 yy. karşılıyordu beni. Parmak izlerimi tarayan cihazlar, sesli komutlarla harekete geçirilen sistemler, hologramlar, 3 boyutlu projeksiyonlar tamamiyle bir ütopyanın parçalarıydı onlarla karşılaştığım ve duyumsadığım ana kadar.

Dr.Nichols için yüzüm içimden akıp gidenleri yansıtan bir ayna olmuştu. Böylelikle bunları görür görmez şaşırdığımı kolaylıkla söyleyebilmişti. "Bu zamandan bir çocuk bunlara hazırdır ama siz değilsiniz." demişti.

Aslında karargahtan bu bilinmeyen zamandaki evime uçan bir araçla gelmek şaşırtıcı değildi benim için. Sadece biraz kafa karıştırıcıydı... 2000 yılında, yastığa kafamı koyduğum zaman geleceği hayal ederdim hep. Ama beynim, klon vücuduma bilim adamları tarafından nakledikten sonra her şey hayal olmaktan çıktı ve en muhteşem bilimkurgu filminden daha gerçekçi olan bir yapıya kavuştu.

Ve geleceği gerçekten isteyip-istemediğim konusunda yaşadığım kararsızlığın sonucu, Dr.Nichols'ın hologram ve projeksiyonlara uyumum için göz atmamı tavsiye ettiği anda dışarıda yağmur yağmaya başlamasıyla geldi.

Dışarıda yağan çamur gibi hatta daha da kötü bir şeydi. Bir hata yaptığımın farkına varmamı sağlayan doğa ana yüzüme haykırıyordu: Bu zamanda her şey daha soğuk ve ruhsuz, karşında kendi zamanından daha çirkin ve kirli bir dünya var...

Senin için olağan sayılan bu gelişmeyi görmeme izin vermemiş olmalıydın, Dr. Nichols; dedim kendi kendime, çok değerli günlük...

Samet Canlı
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta