|
Ana filodan ayrılalı bir
hayli zaman geçmişti. Bir onarım işinin bu kadar uzamasına kızıyordu. Görev
kendisine verildiğinde kızgınlıkla "kendim hallederim" diyerek yardımcı da
istememişti. Arıza büyüyüp iletişim organlarını da etkileyince kargo gemisinde
yapayalnız kalmıştı. Sonra konvoy yoluna devam edince uzayın bilinmeyen bir
parçasında kaybolmuştu. Diğerleri kendisini bulasıya kadar durumu idare etmek
zorundaydı. Kendisini buralara gönderen bölüm subayına bir kere daha lanet
okudu.
Gücü ve morali yavaş
yavaş tükenmekteydi. Basit onarım işi çetrefilleşmiş iletişim kanallarına da
yansımıştı. Ana filo ile tüm bağlantıları kopmuştu. Her ne kadar uzak bir
olasılık olarak beklese de beklediği işaret ortalıkta görünmüyordu. O kadar
zaman geçtiği halde kendisini aramaya gelen giden yoktu. Aklına "sabotaj"
olasılığı geldi. Yoksa yüzlerce yıldır kullanılan bu sistem bu gemi durduk yerde
niye arıza yapmıştı. Niye uzayın karanlığında bilinmeyen bir yerlere doğru
savrulmuştu. Savrulmaya devam ediyordu. Kötü düşünüp moralini bozmamaya çalışsa
da tahmininden daha da ötelerde olabileceğini biliyordu. Enerjisini tutumlu
kullanabilmek için arızalı iletişim hatlarından birini açık bıraktı. Diğer
gereksiz bütün sistemleri kapadı. İlk defa başına gelen bu olay için
bildiklerini anımsamaya çalıştı.
Kocaman şilebin daracık
yolcu bölümünde bir kere daha döndü. O an kendini derin uyku durumuna almayı
aklından geçti. Derin uyku moduna geçerse hem beden hem de geminin enerjisini
idareli kullanmış olurdu ama bir zaman daha uyanık kalmasında fayda olacağını
düşündü. Kargo gemisinde olabildiği kadar az yer tutsun diye küçücük bırakılan
personel dairesindeki tek yatağa uzandı. Düşüncelerini düzenlemeye gereksinimi
vardı.
Güzel bir kızdı. Güzel
olacağı daha bebekliğinden belliydi. Çevresinden gelen tüm eleştirilere
aldırmadan kendisine önerilen diğer rahat eğitim olanaklarını elinin tersiyle
itmiş uçuş okuluna gitmişti. Çilli bir kız çocuğuyken kafasına koymuştu."Babası
gibi dış uzay pilotu" olacaktı. Yıllar süren yorucu bir eğitimden sonra
Akademiden mezun olmuş uçuş Teknisyeni yardımcısı olarak yeni göreve başlamıştı.
Yine Çevresinin ve arkadaşlarının "bu iş sana göre değil" telkinlerine aldırış
etmeden "Dış Uzay Taşımacılık ve Kargo" şirketinde iş bulmuştu.
Yattığı yerde düşünmeye
devam ediyordu...Uçuş okulundan yeni mezun olmuştu. Öyle birincilikleri yada
dereceleri yoktu ama tüm eğitim uçuşlarını başarıyla tamamlamıştı. Profesyonel
olarak ilk defa uçuyordu. Yolculuk normal bir şekilde başlamış sürüyordu ki
Ticari filonun oluşturduğu katarın sondan bir önceki şilebinde bir arıza
görünmekteydi. Teknisyenler,uzmanlar bulundukları yerden onarmaya çalışmışlardı
ama başaramamışlardı. Sorunun uzaktan müdahalelerle düzelecek gibi olmadığı
anlaşılmıştı. Filo Komutanı istemese de ikinci makinistin ısrarıyla gönderilir.
Ailesi bu göreve
çıkmasını istemiyordu. Çünkü ilk uçuşunu yapacağı Ticari filo bilinen rotanın
dışında seyredecekti. Sakan gezegenine rakip firmadan daha önce ulaşmak
istemektedirler. Bir yerde kendini ticari bir savaşın kurbanı saymaktaydı. Rakip
şirketlerden daha önce varmanın savaşının kurbanı.
Sorunun uzaktan
çözülemeyeceği anlaşılınca ve bir kargo gemisi için bütün filoyu bekletmenin
gereksiz olduğu anlaşılınca birinin gemiye gidip hatayı çözmesi gerekmişti. Bu
görevse Şirketin en yeni elemanına düşmüştü. Filo komutanı bir başkasının
gitmesini istese de bölüm amirinin isteği ve ısrarı ile kendi gitmişti. Bir
çeşit zorunlu gönüllü olmuştu. Bölüm amirinin ısrarındaysa aralarında geçen
olumsuzlukların rolü büyüktü.
Koca makinist yol
boyunca aralarında yaş farkı olmasına rağmen kur yapmıştı. Yanıt alamayınca
hareketleri gitgide saldırganlaşmış bir çeşit tacize dönüşmüştü. En son
sataşmada genç kız bölüm amirini "Görev dönüşünde sizi rapor edeceğim" diye
korkutunca adam bir an önce çaylaktan kurtulmak istemişti. O nedenle arızalı
kapsüle onarım için kendisini göndermişti.
O amir bozuntusundan da
böyle eski gemilerle yola çıkan şirketten de hesap sormaya karar vermişti. Ama
önce yaşamını sürdürmesi gerekiyordu. Çevresini araştırmaya başladı. Yokluğunu
fark etmelerinin ne kadar süre alacağını bilemezdi. Onların kendisini buluncaya
kadar yaşamını devam ettirebileceği bir yer bulmalıydı. Nefes alıp verebileceği
yiyecek bir şeyler bulabileceği bir yer. Bir uydu yada bir gezegen.
Personel kabininin tüm
bölümlerine baktı. Dolaplar, raflar. Sıradan ve eski teknoloji ile üretilmiş bir
Kargo gemisinde olabilecek tüm gözlem ve araştırma araçlarını bulmaya çalıştı.
Küçük bir mercekli teleskop buldu. Kimbilir kimin zamanından kalmış bir uzak
görme aygıtını kullanmaya başladı. Personel kabininin minicik camına dayadı
silindirik aygıtın ucunu. Teleskopunun elverdiği tüm yönleri taradı.
Tam umut keseceği bir
anda uzakta ama içinde bulunduğu enkazın gittiği yönde bir yıldız farketti.
Okulda okudukları bilgileri anımsadı. Bu tür sarı yıldızlarda gezegen olma
olasılığı yüksekti. Üstelik yıldızın tahmini yaşı,üzerinde ilkelde olsa bir
yaşam olasılığı yüksek gezegenler oluşmasına uygundu. Küçük manevra motorlarıyla
yaklaşabileceği bir gezegen bulabilirdi belki de.
Bir zaman sonra
yanılmadığını anladı. Bir ilkel dünya tespit etmişti. Ticari konvoy
güzergahlarından çok uzaklarda belki de yıldız haritalarında bile yeri olmayan
bir dünya. Yönünü o dünyaya çevirdi. Kargo gemisini gezegen yörüngesinde
bırakarak acil kurtarma filikası ile atmosfere girdi. Kendisine iniş için uygun
bir yer aramaya başladı.
Karlı dağların arasında
yeşil bir düzlükte kalabalık bir gurup görünüyordu. Onlarca hatta yüzlerce kişi
kimi atlı kimi yaya yol alıyordu. Köpeklerin havlamaları atların kişnemelerine
karışıyordu. En önde iyi ata binen biri bağırışlarıyla o koca topluluğu
yönlendiriyordu. Uzun saçları atının ve kendinin her hareketiyle dalgalanıyordu.
Çoğu zaman gurubunun içinde gelen uyarılara aldırmadan ilerilere kadar
gidiyordu.
Bir kurt belirdi. Her
haliyle doğanın yetiştirdiği ender hayvanlardan biri olduğunu haykıran bedeniyle
attaki gencin önüne geçti. Bunu bir Tanrısal işaret sayan genç adam ok gibi
fırladı kurdun peşinden. Arkasından gelen mahiyeti ise bir anlık duraklamadan
sonra ileri atıldılar. Hakanlarının peşinden az önce aştığı tepeciğe doğru
seğirttiler. O anda gökyüzün den bir ışık yere vurdu. Işığın peşinden de bir gök
gürültüsü duyuldu.
Tepenin ardına
vardıklarında beyleri, hakanlarının bir gölün kenarında durduğunu gördüler.
Onları asıl durduran ise Hakanlarının el işaretinden çok ırmağın ortasındaki
görüntülerdi. Tanrının hikmeti olarak ırmağın ortasında kayaların arasında
kocaman bir çınar ağacı vardı. Kendilerini bildikleri bileli vardı o ağaç. Az
önceki yıldırım o ağacı ikiye bölmüş ortasından da periler kadar güzel bir kız
çıkmıştı.
" Yine bir gün Oğuz
Kağan ava gitti. Önünde bir göl ortasında bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda
bir kız vardı, yalnız oturuyordu. Çok güzel bir kızdı. Gözü gökten daha gök
idi;saçı ırmak gibi dalgalı idi;dişi inci gibi idi..."
|