Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Keşif

Zübeyir Tokgöz

Kamars, hızla Cızmınt’a doğru döndü ve ’geldi mi?’ diye sordu. Cızmınt hiç duruşunu bozmadan kocaman gözleriyle Kamars’a kısa bir bakış fırlatarak, kızıl kayacın üzerine yerleştirdiği cihazı kontrol etmeyi sürdürdü.

Cızmınt, henüz işaretin gelmediğini biliyordu. Buna rağmen kayacın üzerindeki cihazı tekrar kontrol etmişti. Gerçekten krinin geldiğine dair herhangi bir işaret olmadığını görünce, uzun süredir acısını unuttuğu midesine saplanan açlık kramplarını hatırladı. Bu duygunun verdiği alışkanlıkla gözlerini gök yüzüne çevirerek cihazın algılayamadığı bir kıvılcım, bir ışık  aradı. Fakat görmeyi umduğu şeyi görebileceğinden zaten şüpheliydi. Krin eğer atmosfere girseydi zaten cihaz işaret verir ve harekete geçerlerdi. O yinede çektiği açlık acısını her hatırlayışında gök yüzüne bakmayı bir alışkanlık haline getirmişti. Gökten gelen krin de olmasa yıllarca toprağı kazmaları gerekecekti. Hem toprağı kazsalar bile -ki da önceleri öyle yapıyorlardı- bu kadar saf ve çok krini bir arada bulmaları mümkün değildi. Kamars ile yüzyıllardır toprağı kazdıkları halde yaşamlarına ancak yetecek kadar krin toplayabilmişlerdi. Hatta onca zahmetle yeraltında buldukları krinden sağladıkları enerji tekrar krin bulmalarına ancak yetiyordu. Tüm gezegenin taşıdığı krin miktarını bilemediklerinden geleceklerinden hiçbir zaman emin olamamışlardı. Bu yüzden çoğalamıyorlardı. Hiçbir zaman çoğalmak için yeterli enerji elde edebilecekleri kadar krine sahip olamamışlardı. Ta ki gökten krin yağana kadar. Gökten gelen her krin onlara en az on yıl yetecek kadardı. Şimdiden beş yüz yıllık krin toplamayı başarmışlardı. Aslında açlık günlerindeki gibi krini az kullansalar belki burada yıllarca krin beklemeye gerek yoktu fakat Kamars’ın çoğalma isteği ikisini de yıllarca burada krin beklemeye mecbur ediyordu. Kamars aslında çoğalma konusunda haklıydı. Kendilerinin gezegendeki geçmişlerini hatırlamasalar da nesillerini devam ettirmeleri için çoğalmaları gerekiyordu. Bu ise ancak yeterli enerji ile mümkün olabilirdi. Kendisi çoğalabilecek kadar enerji sağlayacak enerjiyi bulabilmekten hiç ümitli değildi. Fakat Kamars bu konuda haklı çıkmıştı. Tuhaf bir şekilde gökten krin yağmaya başlayınca çoğalma fikrine kendisi de alışmaya başlamıştı. Gökten gelen krinin nereden ve niçin geldiğini bilmiyorlardı fakat, ihtiyaçlarını karşılamaları açısından fazlasıyla yeterliydi. Hatta o kadar bol ve cazipti ki, yer altında krin aramaya yarayan cihazı bozup, onun parçalarıyla radar yapmışlardı. Bu cihaz sayesinde krin atmosfere girer girmez haberleri oluyor ve gezegen yüzeyinde nereye düşebileceğini anında tespit edebiliyorlardı. Sonrası çok kolaydı. Krin eğer bulundukları yerden çok uzak bir yere düşecek ise, ona ulaşmaları  ancak birkaç günlerini alıyordu. Bazı zamanlar krin şekil değiştiriyordu. Hatta birkaç kilometre ilerleyip, taşları kırmaya ve toprağı eşelemeye çalışıyordu. Fakat bunun hiçbir önemi yoktu. Krin ne yaparsa yapsın mutlaka onu bulup hazmediyorlardı. Kamars, krinin tuhaf izler bırakarak ilerlemesini seyretmekten çok hoşlanıyordu. Bu yüzden hazmetmeyi erteliyor, birkaç hafta olacakları bekliyorlardı. Krinin hareket edebilmesi hatta etrafa titreşimler gönderebilmesi çok şaşırtıcıydı. Onlar için gökten gelen krini hem avlamak, hem de hazmetmek çok haz verici geçiyordu.

Cızmınt, ara sıra krinin nasıl olup da gezegenlerine düştüğünü düşünür, bazı zamanlar ise, krinin geldiği yere gidebilmeyi hayal ederdi. Geceler boyunca bu amaçla yıldızları seyrettiği zamanlar olmuştu. Ne kadar düşünürse düşünsün aklına takılan sorulara bir türlü cevap bulamazdı. Kamars ise, bu konuya hiç takılmazdı. O, sadece biriktirdikleri krinle ilgilenirdi. Ona göre daha fazla krin toplamak çoğalmak demekti, çoğalmak ise soyunun devamı anlamına geliyordu.

Cızmınt’ın hantal vücudu ansızın irkildi. Yaslandığı kayanın için için titreşmesinden aygıta bir şeylerin takıldığını anladı. Hiç zaman kaybetmeden cihaza baktı. Evet, tahmini doğruydu. Cihaz titreşiyordu. Kamars’ı telaşla çağırdı:

-Geldi işte! Çabuk ol.

Kamars hızla Cızmıntın yanına sokuldu ve gözlerini, pembemsi yıldızlarla dolu gökyüzüne doğru cevirdi. Artık kayan bir yıldız görmeleri an meselesiydi. Gökten gelen ışığı çıplak gözle ilk gören Kamars oldu. Işık önce küçüktü fakat her geçen zaman diliminde biraz daha büyüyordu. Onu gözden kaçırmamak için var güçleriyle dağları, tepeleri  hızla aşmaya başladılar. Her zıplayışlarında ya bir vadiyi geçiyorlardı yada bir tepeyi aşıyorlardı. Işığın yüzeye yaklaştıkça büyümesinde görülen artma, ona biraz daha yaklaştıklarının habercisiydi.

Kamars ve Cızmınt her zaman olduğu gibi Krinin düşeceği bölgeyi belirlediler ve hızla oraya vardılar. Birkaç saniye sonra gökyüzünde yuvarlak parçaların birbirine bitişmesinden oluşmuş cisim belirdi. Krin hızını kesen paraşütünden henüz kurtulduğu için, serbest düşmenin verdiği düzensiz rotayla yüzeye yaklaşmaya başlamıştı.

Geniş düzlüğün en yüksek tepesinde, olacakları önceden bilmenin verdiği rahatlıkla olayı izleyen Kamars ve Cızmınt’ın, krine ulaşmakta hiçte acele etmeye niyetleri yoktu.

Krin yüzeye ilk düştüğü an etrafa fırlayan tozlar, kırmızı rengiyle bir an krinin gözden kaybolmasına sebeb olsa da, zıplayan krin tekrar görüş alanına giriyordu. Yüzeye çarpan krinin her seferinde biraz daha  az yükselmesini ve giderek durmaya yüz tutmasını büyük bir zevkle seyrettiler.

Krin defalarca zıpladıktan sonra nihayet küçük bir kraterin içinde durdu. Cızmınt  hemen  içi havayla dolu balonların içine dalıp krini çıkarmak istese de, Kamars ona engel oldu. Çünkü o, krinin yürürken çıkarttığı sesleri dinlemekten ve yüzeyde bıraktığı izleri seyretmekten çok hoşlanıyordu. Her zamanki süreç yine başlamıştı: Krinin etrafını kaplayan şişkinlikler birer birer söndü. Her şişkinliğin sönmesi Cızmınt ve Kamars’ı biraz daha heyecanlandırıyordu. Çünkü krinin hazmedilecek yerleri ortaya cıkıyordu. Krinin parlak kısımları yavaş yavaş açıldı ve güneşe doğru yayıldı. Kamars krinin bu sayede enerji toplayıp hareket edebildiğini daha önceki deneyimlerinden zaten biliyordu.

Krin kraterin içide, Cızmınt ve Kamars Kratere hakim tepede hareketsizce bir gün beklediler. Güneş ışıkları pembe gökyüzünde belirir belirmez krin harekete geçti. Önce parlak uzuvları bir metre havaya yükseldi. Sonra kurşuni renkli hareketli uzantılarıyla  düzenli hareketler yapmaya başladı. Sonra da Kamars’ın beklediği gibi desenli izler bırakarak ilerledi. Aslında bir krinin böyle kendi kendine hareketler yapması hatta ilerleyebilmesi çok tuhaftı, fakat onlar bu duruma o kadar alışmışlardı ki artık sıradan bir olay gibi geliyordu. Yıllardır yer altında aylarca kazı yapıp toprak içinden çok küçük miktarda krin toplayabilmeyi çoktan unutmuşlardı. Bu hareketli krinler hem çok fazlaydı hem de kolay toplanıyordu.

 Cızmınt bir kayayı kırmaya çalışan krini işaret ederek Kamars’a seslendi.

- Artık krini alalım mı?

- Tamam ama bana söz ver, bir sonraki krine hiç dokunmayalım.

- Neden?

- Hep krinin hareketlerini yarıda kesiyoruz. Ne yapmaya çalıştığını çok merak ediyorum. Bu kadar akıllı krinin buraya gelmekte mutlaka bir amacı olmalı.

Cızmınt bir an düşünerek cevap verdi:

- Haklısın çoğalacak kadar krin topladıktan sonraki krini hiç almayabiliriz.

Cızmıntın işaretiyle Kamars bir çırpıda  krinin yanına sokuldu. Krinin sürekli etrafa yönelerek belirli belirsiz bir ses çıkararak açılıp kapanan saydam uzvuna koca gözlerini dikti. Gözlerinden çıkan mavi ışık ansızın krinin etrafını sardı. Krin gözden kaybolmadan hemen önce Kamars belirli belirsiz bir ses titreşimi hissetti: Spirit-7’yi kaybettik efendim, hiçbir sinyal alamıyoruz, yine ansısın kayboldu, NASA Marsı Keşif Projesini mutlaka gözden geçirmeli!...

Zübeyir Tokgöz
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta