Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Yaratıcıların İzinde

Ertuğrul Asım Öztürk

Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı görevlilerinden Scanik gözüne inanamadı... İki uzun elinin orta parmaklarını yarım daire biçiminde büktü, sarımsı yeşil renkli oval yüzünde, bir kulağından diğerine uzayan geniş gözünü ovaladı eski bir alışkanlıkla. Gördükleri, yine inanılmazdı!

İnsanların 2338 yılında terk ettiği Ardün Gezegeni’nde üretilip, robotip olarak adlandırılan robot, yere düşen ekoya yaprağını alıp koklamış ve koklamayı sürdürüyordu. Bildiği kadarıyla robotiplerin koku alma özellikleri yoktu. Ziyaretçi kalabalığı arasında Scanik’in dikkatini çeken bu görünüm, kalabalık biraz aralanınca, daha da inanılmaz bir görünüme dönüştü!

Robotipin yanında, tıpkı insan yaratıcılarının dişisi görünümünde bir robot daha vardı. Görüntü bununla da sınırlı değildi... Küçük modeli gibi görünen bir başka robotip koşarak dişi görünümlü robotipin boynuna sarıldı. Dişi robotip, küçük robotipin tepesindeki saç görünümlü kabarıklığı okşarken, dudakları aralandı, bir şeyler söyledi... konuşuyordu sanki... Konuşmak robotiplerin o güne dek bilinmeyen, en azından Scanik’in görüp-duymadığı bir başka özelliğiydi...

Scanik, gördüklerine inanmakta hala zorlanıyordu. Robotipler, inanılmaz biçimde yaratıcıları insanlar gibi konuşuyordu! İnsanlardan duyduğu bir sözü anımsadı gülerek: “İnsan her gün yeni şeyler öğrenebilir.”

O sözü duyduğu insanların son örnekleri olduğu düşünülüp, parkta özenle korunan insanlar, 63 yıl önce Ardün Gezegeni’ni terk etmişti. Ardün’den ayrıldıktan sonra robotipleri üretmemişler, üretememişlerdi! Hele Scanik’in gözüne inanamayarak, yaptıklarını şaşkınlıkla izlediği robotipleri hiç üretmemişlerdi! Ya da Scanik’in bu üretimden haberi yoktu. Gördüğü robotipler standart robotiplerin yapmadıklarını yapıyor, ekoya yapraklarını koklayıp, birbirlerinin boynuna sarılırken, konuşuyorlardı...

Ardün Gezegeni doğal ömrünü tamamlayamadan, 2340 yılında 4318 km çaplı Hybera Gezegeni’yle çarpışmış, irili ufaklı parçaları önce galaksiye, sonra da uzayın derinliklerine dağılarak yok olmuştu. Ama 2401 yılında, Econa Gezegeni’ndeki Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı’nda; yaratıcıları insanlar özenle korundukları yaşam birimlerinde zoraki konukken; yarattıkları 3 robotip parkı ziyaret etmekle kalmayıp, yere düşen bir ekoya yaprağını alıp kokluyordu. Üstelik birisi dişi, diğeri çocuk görünümlü iki robot daha vardı.

Scanik gülümseyerek ince, oval başını iki yana salladı. Bu bir şaka olmalıydı! Galaktik bir şaka. 2401 yılında bile şaka yapmayı unutmayan canlılar yaşıyor, evrenin sürprizlerinin sonu gelmiyordu...

Scanik haklıydı. 2295 Yılı’nda bir şaka yapılmıştı. Ama Scanik’in sandığı biçimde değil. En uzak olasılıkları hesaplayıp uyaran, elektronik temelli beyninin tek hücresinin bile hesaba katmadığı bir şaka yapılmıştı.

Ardün Gezegeni’nde yaşam sona ermeden, bazı üretim sorumlularına kızan genetik bilimci Mendelion; üretim analistleriyle sürekli çekişen elektronik programcısı Iroha ve üretim sorumlusu Neodim’le işbirliği yapmıştı. Kendilerine inanmayanlara bir ders vermek istiyorlardı. Robotiplerin bazılarının beyinleri ve iç donanımlarını; zara sahip, basit hücre yapısının gelişebileceği sistemle değiştirip, elektronik programlarını da sistemi yaşatıp, geliştirebilecek biçimde değiştirmişlerdi. Bu değişikliklerden Mendelion, Iroha ve Neodim dışında kimsenin haberi yoktu.

Robotiplerin zamanla değişen davranışlarını kimsenin fark edecek hali de yoktu o günlerde. Fark edenler de üzerinde durmamıştı. Ardün’ün 45 yıl sonra, 2340 yılında yok olacağını biliyorlardı. Yaşabilecekleri yeni bir gezegen bulmakla o kadar meşguldüler ki, standart görevlerini aksatmadan yerine getiren robotiplere fazla dikkat etmiyorlardı.

Değiştirilen 224 robotip, bu rahat ortamda bir yandan standart görevlerini harfiyen yerine getiriyor; diğer yandan gelişimlerini sürdürerek; ilk insanımsıların ve giderek ilk insanların düşünme ve uygulamalarına benzer temel bir yapı geliştiriyorlardı. Bu gelişim, doğal evrim gibi milyonlarca yıla gereksinmeden, aralıksız ve hızlı bir biçimde sürerken; ortaya Neandertal benzeri zekaya sahip; meraklı, düşünen, yaşama içgüdüsüyle davranan, sürpriz robotipler çıkıyordu.

2339 yılında, gereksiz ağırlıklar olarak görülen 318 robotip, -ki aralarında 224 robotip de vardı- Mendilion, Iroha, Neodim ve destekleyenlerinin karşı çıkmasına rağmen, azot esaslı atmosferi ve doğal ortamıyla, insanlar için yaşanmaz sınıfına giren Nevron Gezegeni’ne bırakıldı.

Mendilion, Iroha, Neodim ve 38 yandaşı dışındakiler için asıl amaç; 3810 ışık yılı uzaklıktaki Serium adlı, hidro sınıfı gezegene bir an önce ulaşabilmekti ve bu amaç yolculuğunda her robotip artı, hatta gereksiz bir yüktü! Olur da bu yolculukta hesaplamayıp-düşünemedikleri, hatta öngöremedikleri bir nedenle Serium’a ulaşamaz, insanlığın belki de son temsilcileri olarak yok olurlarsa; diğer yaşam biçimleri ve uygarlıklara bir iz bırakıp; bir zamanlar insanlar da yaşadılar diyebilmek için, 318 adet robotiple birlikte insanları anlatabileceklerini düşündükleri bazı kültürel örnekleri Nevron’a bırakmışlardı.

Bu nedenle, Mendilion, Iroha, Neodim ve 38 yandaşının itirazlarına aldırmadılar. Bütün bu tartışmaları yaparken ana gruptan her geçen saniye uzak düşüp, oldukça da geciktiler. Gecikmelerinin getirdiği insani telaşla, çevrelerine de fazla dikkat etmediler. Nevron Gezegeni’nin azot esaslı seyreltik atmosferi, doğal ortamıyla insanlara yaşam şansı tanımıyordu. Ama yüzeyin alt tabakalarında, donmuş toprağın altında, donmuş su kaynakları vardı.

Scanik, 94 yıldır parkın koruma ve bakım görevlilerinden birisiydi. Galaksinin, evrenin ulaşılabilen her yerinden getirilen birbirinden ilginç, çok farklı canlılarını ve bir o kadar ilginç ziyaretçilerini görmüştü. Ama hiçbiri, robotipler kadar şaşırtmamıştı Scanik’i.

Scanik 94 yılın alışkanlığıyla tüm zamanını, sabahlarını çift güneşin aydınlattığı parkta geçiriyordu. Bu kez bütünüyle kendisine ait saatlerini, robotipleri izlemeye ayırdı.

Önce, robotipleri izlerken o birim senin, bu birim benim dolaşacağını sanıyordu. Hatta, tamamı ancak 4 günde -ki, bir Nature günü yaklaşık olarak 34 dünya saatiydi- dolaşılabilen parkta, bu gönüllü izlemenin günlerce süreceğini düşündü. Ama yanıldı. Robotiplerin önceden belirlenmiş bir hedefleri olduğu, kısa sürede ortaya çıktı.

Robotipler ilk birimlerde fazla oyalanmadılar. Bazılarına şöyle bir bakıp, insanların bulunduğu bölüme doğru giderek hızlanıp parkı dolaşmaya başladılar. İlk bölümden sonra adımlarını hızlandırmakla da yetinmediler. Manyetik alan üstünde parkı dolaşan, ziyaretçi trenine bindiler. Scanik’de hiç tereddüt etmeden onları izledi. Scanik’e nereye gideceklerini söylememişlerdi! Aslında Scanik’in farkında bile değillerdi. Belki de farkındaydılar, ama bunu önemsemiyor görünüyorlardı! Zaten şaşkınlıkla izlediği sahne dışında, konuştuklarına da şahit olmamıştı. Scanik’le konuşsalar bile nasıl anlaşacaklardı ki? Galaktik dil çeviricisi anlaşmalarını sağlayabilecek miydi?

Robotipler galaksiye ait değildi. Tıpkı yaratıcıları, insanlar gibi. Ama o an bütün bunları önemsemiyordu. Nereye gideceklerini artık biliyordu ve oraya onlardan önce ulaşmalıydı. İkinci bölümde ziyaretçi treninden inip, yalnız park görevlilerinin kullandığı özel hatta yöneldi. Ziyaretçi treni hala ikinci bölümdeyken, Scanik çoktan insanların bulunduğu bölüme ulaşıp, birimin kontrol odasında Robotipleri beklemeye başladı.

Kontrol odasındayken Robotipler kendisini göremezdi. Bu önlemi zorunlu olarak aldı. Robotipleri henüz yeterince tanımıyor, neler yapabileceklerini bilmiyordu. 118 yıllık yaşamının en ilginç karşılaşmasında, işini şansa bırakamazdı. Şansa bırakmamayı düşünmesi, yeni bir uyarıyı getirdi aklına. “Belki de, Robotipler parka yalnızca ziyaretçi olarak gelmemişlerdi! Yaratıcılarına bir şans tanımak için parka gelmiş olabilirlerdi... olabilir miydi?”

Önce, başını sallayarak güldü bu düşüncesine. Sonra elektronik temelli beyninin; “Ya küçük de olsa böyle bir olasılık varsa?” uyarısıyla ürperdi. Ürpertisi paniğe dönüşüyordu ki, kendini teselli etti. Tamamı 3 Robotip. Parktan yere düşmüş bir ekoya yaprağını bile habersiz dışarı çıkaramazlardı. Üstelik, o Scanik’di. 118 yaşında, ömrünün baharını yaşayan Scanik ve yalnızca, bazı bakım-kontrol işlerinden sorumluydu. Robotiplerle ilgili düşündüğü gibi bir olasılık söz konusuysa bile; yalnız üstlerine karşı, olanları ve belki olabileceğini düşündüklerini bildirme sorumluluğu vardı. Tek yapması gereken, beyin uyarıları ve düşündüklerini bir üst sorumluya iletmekti. Scanik’de öyle yaptı.

Üst sorumlu Senora’nın ekrandaki görüntüsü neşeliydi.

- Evet Scanik. Sen beni çok ender ararsın. Ne oldu?

- Haklısınız Bay Senora. İlginç bir şey... ilginç olduğunu sandığım bir beyin uyarım, düşüncem var. Uzak olasılık, ama yine de size bildirmek istedim.

- Uzak olasılıkları araştırmak, Econia Gezegeni’nin temel kuralıdır, iyi yaptın. Beynimin uyarısı dediğin şey nedir? Scanik Robotipleri gördüğü ilk andan, o ana değin yaşadıklarını bir bir anlattı Senora’ya. Senora; “Haklı olabilirsin. Gerçekten ilginç, çok ilginç! İncelemeye-araştırmaya değer. Hatta gerekli. Ben hemen bölüm başkanını arıyorum. Teşekkürler Scanik” derken, Robotipler birimin önünde göründüler. Scanik yeniden Senora’yı aradı. “Geldiler.” “Anlaşıldı Scanik. Gözden kaçırmadan izle onları.”

Scanik pür dikkat robotipleri izlerken, ekranda Senora göründü. “Scanik. Bay Brathien işi şansa bırakmak istemiyor. Robotipleri hemen kontrol altına alıyoruz.” Scanik; “Anlaşıldı Bay Senora” derken, metrelerce yukarıdaki petek kontrol gözlerinden süzülen yeşil ışık, 3 robotipi kuşatıp, hareketsiz bıraktı. Bazı ziyaretçilerin şaşkın bakışları arasında gözlerden kaybolup, kontrol ve denetleme merkezine ışınlandılar.

Scanik rahatladı, arkasına yaslanıp dahili beslenme sisteminin natura kokteyl butonuna bastı. Ekrandaki görüntülere aldırmayıp birkaç uzun adım attı. Tek yönlü kristalize transparan metal yüzeye yaklaşıp, adlandırmakta zorlandığı karışık düşüncelerle insanları izlemeye başladı.

Robotipler, dahili transfer sistemiyle ışınlandıkları kontrol merkezinde eski hallerine dönüşürken sıkıntılı görünüyordu. Transfer tamamlanınca, sorgu bölümüne alındılar. Görevli olmadığı halde Scanik’de sorgu grubuna çağrıldı.

Sorgunun beyinsel iletişimle mi, yoksa anımsatma yöntemiyle mi yapılacağı tartışması uzun sürmedi. Oylama, anımsatma yöntemi lehine sonuçlanınca; robotipler üretimlerinin başladığı 2273 yılından sonraki yaşamlarıyla ilgili, Econia Gezegeni yönetiminin elindeki bütün bilgileri film gibi izlerken; sorgu grubu da robotiplerin tepkilerini izleyip, değerlendirmeye başladı.

Bilgisayarların tespitleri-kayıtları sürerken, sorgu grubu düşünceliydi. Standart robotiplerle ilgili bilgiler, sorgulanan robotiplerin tepkileriyle örtüşmüyordu. Görsel sunuş ve anımsatma sürerken; bilgisayarlar önceden belirlenen özelliklerden çok, yeni belirlenen özelliklere dikkatleri çekiyor, izleyenleri sık sık uyarıyordu. Sonunda ekranda robotiplerin Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı’nda, yaratıcıları insanların özenle korunduğu birimin önünde görünmesiyle, görsel sunuş ve sorgunun birinci bölümü sona erdi.

Robotipler sessiz ve düşünceli görünürken, sorgu grubu başkanı Vathien, Scanik’e döndü.

- Haklıymışsın Scanik. Bunlar bildiğimiz standart robotiplerden değil. Tepkilerini ölçtük. Sıra amaçlarını öğrenmeye geldi. Ama şimdi beslenme zamanı. Sahi, robotiplerin beslenme... yani bakıma gereksinimleri var mıdır sence?

- Bence, ben bilmiyorum. Bildiğim, standart robotiplere insanların zamanıyla haftada bir enerji yüklemek gerekiyor. Ama bunlar, standart değil ki… Sonra…

- Sonra ne Scanik?

- Bu... bunlar konuşuyor galiba… neden onlara sormuyoruz?

- Konuşuyorlar mı? Bunu daha önce neden söylemedin?

- Özür dilerim. Sorguda her şey anlaşılır diye, ukalalık etmek istemedim.

- Neyse! Zaten sırada iletişim taraması var. Bakalım yarı elektronik görünen beyinlerinde başka neler var? Sonra da konuşmayı deneriz. Şimdi beslenme zamanı.  

 Elithien dayanamadı!

- Bence tatilimizi burada geçirip, bir an önce sonuç almaya çalışalım. Park tarihinin en ilginç anında, tatilin sırası mı şimdi? Bu rutin bir görev değil Vathien. Park tarihine adlarımız platin harflerle yazılabilir. Hatta yazılım süreci, bence başladı bile... Belki de sorgu bitmeden, robotipler iletişim kurulamaz derecede zayıflar. Hatta onları bütünüyle kaybedebiliriz. Özelliklerini tam olarak bilmiyoruz henüz. Önce bunu öğrenmeliyiz bence. Vathien’in tereddütü kısa sürdü.

- Haklısın olabilirsin Elithien. İşimizi şansa bırakmayalım.

Oylama, 14 de 14 kabul çıktı. Dahili beslenme ve bakım ünitesinden alınanlar içilip-yiyilirken, robotiplerle sesli iletişim kurulmaya çalışıldı. İletişim sesli kurulamadı. Robotipler soruları beyin dalgalarıyla yanıtladılar. Böylece, otomatik beyinsel iletişim kuruldu, galaktik dil çeviricisi devreye girdi.

 Robotipler, yarı organik besleniyordu. Koşulların elvermediği durumlarda, en yakın kaynaktan enerji yüklemesi yapıyor, dönüşüm sistemleri de organik beslenme gereksinimlerini karşılıyordu. Ama o an için beslenmeye gerek duymuyorlardı. Standart robotiplerden farklı olarak, Econia zamanıyla 4 günleri daha vardı. Econia Gezegeni ve Ekolane Sistemi’nde enerji yükleyebilecekleri kaynakları da boldu.

Vathien rahatlayıp, neşelendi. Natura kokteylinden iri bir yudum alırken, neşesi sesine yansıdı.

- Neyse ki robotipleri kaybetme riskimiz yok. Sistemimiz için üretilmişler sanki! Bu iyi, çok iyi. Her şeyi öğrenmek için yeterli zamanımız olacak.

Vathien’in üç parmağının ikincisi sesli iletişim kanalını kapatma butonuna uzanırken, fısıltı halinde uzun kulaklarına ulaşan iki heceyi duyunca; ince, uzun eli havada asılı kaldı. “İnsan.” Ardından Scanik’in heyecanlı sesi duyuldu. “Konuştu, konuşuyor. Söylemiştim size.”

Elithien, dil çeviricisinin sesini yükseltirken sordu: “Ne dediniz robotip? ” Yanıt netti: “İnsan.”

Robotiplerin insanlar, yaratıcıları insanlar için geldikleri belliydi. Bu artık kesin olarak biliniyordu. Tam da insanların yaşam biriminin önünde yakalanmışlardı. Ama neden? Eğer yakalanmasaydılar, ne yapacaktılar? O ana değin sorgulanmalarına rağmen, “Neden?” sorusuna henüz yanıt alınamamıştı.

İletişim kanalını kapatıp, “insanlar için geldikleri belli,” dedi Vathien. “Hepsi 3 robotip, insanları kurtarmayı mı düşünüyorlar dersiniz? Bu çok romantik… ama çok da mantıksız! Buradan yere düşmüş bir ekoya yaprağını bile izinsiz çıkaramazlar.”

Elithien, “Onlara soralım” diyerek, yeniden sesli iletişim kanalını açtı.

- İnsanları görmek istiyorsunuz. Peki neden?

Robotip: “Neden mi? Bu bir soru sanıyorum” dedi ve bir süre sustuktan sonra ekledi. “Biz merak ediyoruz.”

- Merak ediyorsunuz?

- Evet. Yaratıcılarımızı merak ediyoruz. Bizler, diğer robotiplerden farklıyız. Onlar merak etmezler. Yalnızca programlandıkları görevleri için çalışırlar.

- Sizler mi? Sizler gibi başka robotipler de mi var?

- Evet. Nevron Gezegeni’nde. Crezonlar, yaratıcımız insanları yakaladıklarında yüzlerce olan sayımız, şimdi binlerce.

- Binlerce düşünen, düşündüklerini uygulayan robotip var öyle mi?

- Bütün robotipler bizim gibi değil. Biz Econia’ya gelmek için Nevron’dan ayrıldığımızda 8792 robotip vardı. Geçen zamanda ne kadar çoğaldığımzı bilmiyoruz.

Econia’nın bulunduğu açıdan, Nevron’la ancak ikinci düzey ışık hızıyla iletişim kurabiliyoruz. Bu da çok zaman alıyor. Sanırım bu açıdan, Nevron yönünde iletişim hızını ikinci düzeye indirgeyen bir tür karşı enerji eğrileri, belki de girdapları var. Bu nedenler iletişim hızını bir biçimde engelliyor olmalı... Ekselior’dan sonra böyle oldu.

- Ekselior’dan sonra... Yani Ekolane Sistemi’nin üzerinde yaşam olan, en dıştan ikinci gezegeni.

- Evet. Bilgilerim öyle diyor.

- Bilgileriniz mi? Başka neler biliyorsunuz? Yaratıcılarınızdan sonra nasıl çoğaldınız?

Soru, karşılıklı bakışmalara neden oldu. Neden sonra Vathien, dişi görünümlü robotipe bakarak sordu.

- Yoksa, yoksa üreyebiliyor musunuz?

Robotip, gülümseyerek yanıtladı Vathien’i.

- Yo hayır, üreyemiyoruz. Bazı yaratıcılarımız, diğer insanların haberleri olmadan, aramızdan bazılarında değişiklikler yaptı. İlk yaşadıkları gezegende.

- Dünya’da mı?

- Hayır biz Dünya’da hiç olmadık. Standart üretimimiz 2273 yılında Ardün’de başladı. Farklı olan bizler 2295 Yılı’nda üretildik. Dünyadaki, Neandertal insanlarına benzer bir yapıya ulaştık önce...

- Sonra?

- Sonra, hızlandırılmış evrim diyebileceğimiz gelişimimizi aralıksız sürdürdük. Hala da sürdürüyoruz. Bizleri doğanın değil, ama yaratıcılarımızın bir şakası olarak kabul edebilirsiniz!

“Şaka mı? Şaka olduğunu anlamıştım zaten” diye yeniden neşelendi Scanik. Koro halindeki; “Scanik” uyarısı neşesini yarım bıraktı.

- Evet robotip, sizi dinliyoruz.

- Sürekli robotip demekten sıkıldıysanız, adım Diamore.

- ..! yani, ayrı ayrı adlarınız mı var?

- Evet Bay Vathien. Bu bayan, Nivyera, küçüğün adı da Ohen.

Salondakiler karışık duygularla bakışırken, “Bakalım daha neler duyup öğreneceğiz?” düşüncesiyle Elithien gülümsedi.

- Sizi dinliyoruz Bay Diamore.

- Teşekkür ederim Bayan Elithien.

- Yaratıcılarımız yakalandıktan sonra, kendimizi garip bir biçimde hissetmeye başladık. Nasıl söylemem daha doğru bilemiyorum, ama yalnız, evet kendimizi yalnız hissetmeye başladık. Tüm çabalarımıza rağmen, yaratıcılarımızın yakalanmasına engel olamamıştık. Ama onları unutmamış, unutamamıştık. Sonunda onları bulmaya karar verdik.

- Onları bulunca ne yapacaktınız?

- Bunu düşünmedik. Bunun için bir planımız da yoktu. Yalnızca onları bulmayı düşündük. Varlığımızı onlara borçluyduk. Bizi onlar yaratmıştı. Belki onlar için bir şeyler yapabilir, mutlu olmalarını sağlayabilirdik. Ama bütün bunları yapabilmemiz için, önce onları bulmalıydık.

- Mutluluklarını sağlamak mı? Neden mutsuz olduklarını düşünüyorsunuz? Çok özenle korunuyorlar. İnsanların deyimiyle, bir dedikleri de iki edilmiyor.

- Nevron’dan kendi istekleriyle ayrılmadılar ki! Aslında, Nevron’da kalmalarının nedeni de bizlerdik. Bizleri, bir biçimde çocukları gibi görüyorlardı. Bu nedenle diğer insanlarla tartışmışlar, sonra da Nevron’da kalıp, mutlu olmamızı sağlamışlardı. Ta ki, Crezonlar tarafından yakalanıncaya dek.

- Diğer insanlar mı? Biz parktaki insanların son temsilciler olduğunu sanıyorduk.

- Diğer insanların nerede ve ne durumda olduklarını, bizler de bilmiyoruz. Onların izlerini bulamadık. Zaten bizleri de başka kültür örnekleriyle beraber, olur da başlarına bir şey gelirse; diğer uygarlıklara, insanlığın uygarlık izleri olarak Nevron’a bırakmışlardı.

- Görünüşe göre, diğer örneklere gerek bile kalmadan, yeterli izler bırakmışlar.

- Bizleri yeterli bulduğunuz için, robotipler adına teşekkür ederim. Bizlerin mutlu olmasını istiyorsanız; izlerini nihayet bulduğumuz insanları, yaratıcılarımızı görmemize izin vermelisiniz. Lütfen.

- Buna biz karar veremeyiz. Sorgu sonuçlarını, tabii düşüncelerimizi de belirterek, Genel Denetim ve Karar Kurulu’na sunacağız. Kararı onlar verecek. Ama bence henüz yanıtsız birkaç soru var.

- Yanıt vermek istiyorum.

- Sizleri mutlu ettiklerini söylerken; tam olarak nelerden söz ediyordunuz Bay Diamore?

Diamore oturduğu yerden kalktı. Bir adım atıp yan döndü ve sol eli Nivyera ve Ohen’i gösterirken sürdürdü sözlerini.

- Bizler, organik ve bedensel olarak üreyemiyoruz. Henüz o düzeyde evrimleşmedik. Ama insani temel isteklerimiz, önlenemez tutkulara dönüştü zamanla. Bizlerin de; insanlar gibi erkekleri, dişileri ve çocukları, hatta ailelerimiz olsun istedik. Yaratıcılarımız bizleri kırmadı ve gördüğünüz gibi, biçimsel de olsa ailelerimiz var artık. Bütün bunları da, öncelikle Bay Mendilion, Iroha ve Neodim’e borçluyuz.

Vathien’in ince uzun orta parmağı otomatik olarak bilgisayara yöneldi. İnsanların yaşam biriminin önce listesini, sonra ön sıralarda Mendilion, Iroha ve Neodim’in bulunduğu görüntüleri büyük ekrana taşırken; o güne değin pek tanıdık olmadığı bir duyguyla sarsıldı, heyecan...

Heyecan çift yönlüydü. robotiplerin bir çeşit intihar komandoları olmadığını belirten beyin uyarılarını dinleyip, aralarındaki, transparan megazer kalkanı devre dışı bıraktı. Robotipler heyecanlı adımlarla megazer kalkanın sınırına değin ilerlediler. Nemlenmiş bakışları, Mendilion, Iroha, Neodim ve diğer insanların görüntülerine kilitlendi.

Vathien, yerlerinde çakılmış robotipleri izleyip, soruşturma sonuç raporunu; “Pozitif, tehlike yok” olarak onaylarken robotiplere seslendi. “Peki. Heyecanınızı anlıyoruz! Yani anladığımızı sanıyoruz. Resmi soruşturmanın ilk bölümü burada sona erdi. Sonuç,” derken, robotiplerin ekrandan ayrılmakta zorlanan, nemli-buğulu bakışları Vathien’e yöneldi.

Vathien: “Sonuç pozitif. Yani tehlike yok, olumlu. Büyük bir olasılıkla yaratıcılarınızla görüşmenize izin verilecek. Ama izninizle, soruşturma dışı bir sorum var.” diyerek, diğer üyelere baktı. Üyeler sessiz kalınca, sözlerini sürdürdü.

- Anladığım kadarıyla kendi gemileriniz yok. Econia’ya nasıl gelebildiniz Bay Diamore?

Diamore; “Kolay olmadı Bay Vathien” derken sendeledi. Geriye doğru birkaç adım attı, tabandan yükselen oturma ünitesinin arkalığına yaslanırken sözlerini sürdürdü.

2340 yılında, yaşam tarayıcıları olarak adlandırılan Crezonlar Nevron’a geldiklerinde; insanlarla birlikte yüzey altında yaşıyorduk. Nevron Gezegeni’nin azot esaslı atmosferi ve doğal ortamı, insanların yüzeyde yaşamasına izin vermiyordu. Yüzeyde hiç eksilmeyen fırtınalar, -118Co’lik ısı, hava girdapları da insanların lehine değildi. İnsanlar, yaşam alanlarını yüzey etkilerinden arınmış birimlerde değil, toprağın derinliklerindeki mağaralarda kurdular. Yaşam birimleri, hem yüzeyin 35-70 metre altındaki donmuş topraklara, hem de 35-350 metre derinlikteki donmuş su kaynaklarına daha yakındı. Yeraltı birimleri tünellerle birbirlerine bağlanmıştı. Uzay gemileri de yeraltında inşa edilen alanın girişindeydi. Ama bizler gemiyi kullanacak düzeye henüz ulaşmamıştık.

Crezonlar bir kez yaşam belirleyince, yörüngede dolanan ana gemilerinden sürekli Nevron’a akınlar düzenlemeye başladılar. Bizler yüzeydeki olumsuzluklardan etkilenmiyor, Crezonların çabalarını sürekli boşa çıkarıyorduk. Sonunda tüm güçlerini insanlara yönelttiler. İnsanların yaşam birimlerinin çoğunu yok ettiler. Böylece yüzeyde yaşama şansı olmayan insanları, uzun uğraşılardan sonra ele geçirdiler. İnsanlar kaybettiklerini anlayınca, bizleri sakladılar. Robotipler olarak tüm ümitsizliğine rağmen Crezonlara engel olabilmeyi düşündük. Ancak emirler kesindi. Umarsız, öfkeli bakışlarla, bir şey yapamadan izlediğimiz Crezon avcı gemileri Nevron atmosferinde gözden kaybolurken, ümitlerimiz de kayboluyordu. Sonunda, görünen yalnızlığımızla baş başa kaldık.

Sonra, yavaş yavaş kazanmaya başladığımız insani özelliklerimizden birisi kendisini anımsattı bizlere. Merak. Bulabildiğimiz her şeyi, yarı insani aklımızla değerlendirip, anlamaya çalışarak ipuçları bulmaya çalıştık. “Onları nereye götürüyorlar, onlara neler olacak?” sorularının yanıtlarını bulabilmek tek amacımız olmuştu artık.

Bir yandan gecikip ana gruptan sonra Nevron’dan ayrılan insanlara, hatta ana gruba, diğer yandan Crezonlar tarafından götürülen, kendimize daha yakın bulduğumuz yaratıcılarımız insanlara ulaşmaya çalışıyorduk. Bu çabalarımız uzun zaman aldı. Sonunda, bilgisayarları kurcalarken, yaratıcılarımızdan yayılan ışınımlara ulaşabildik. Işınımlar, zayıf sinyaller halinde dünyalar, yıldızlar ve sistemlerin karşılıklı çekim gücü ve etkileşimlerine göre eğriler çizerek ulaşıyordu, hala çalışan birkaç bilgisayar sistemine.

Sistemlere tüm verileri yükleyebilmemiz daha da uzun zamanımızı aldı. Ama değdi. Verileri, dört boyutlu analitik tanımlama sistemine yüklemeyi başardık sonunda. Ekolane Sistemi’ndeki Econia Gezegeni’ydi hedefimiz.

Uzay gemilerini henüz kullanamıyorduk. Ayrıca, gemi bizlerin onaramayacağı düzeyde zarar görmüştü. Yine de deneyecektik. O günlerdeki tek şansımız gibi görünen gemiyi kullanabilmeyi, insani bir duyguyla, ümit ediyorduk.

“Neden, diğer insanlardan zayıf da olsa benzer sinyaller alıp, yerlerini belirleyemiyoruz?” sorumuza yanıt ararken; en azından birkaçımızı yanına almaya çalışanlarla tartışırken, ana gruptan gerilerde kalıp, Nevron’dan geç ayrıldıklarını anımsadık. Belki de, korktukları başlarına gelmiş, hedefledikleri Serium Gezegeni’ne ulaşamadan yok olmuşlardı! Yanıtı bilmiyorduk. Ama Nevron’dan nasıl ayrılacağımızın yanıtı, biraz ilerimizden bize bakıyordu. Çözümü, kapalı ekranlara bakarken bulduk.

İnsanların vazgeçemedikleri eşyaları arasında aynaları da vardı. Karşılarına geçip, neye benzediklerini görüp, beğenmedikleri yönlerini düzeltebildikleri, bakanların sanal görüntülerini, aynen yansıtan aynaları vardı.

Scanik dayanamadı: “Ayna nedir?” diye sordu. Yanıt Vathien’den geldi: “Kapsama alanına giren her şeyi, sanal olarak yansıtan parlak yüzeyler.” Yine dayanamayıp; “Ayna dedikleri bizde de var” diyen Scanik’in sözleri yanıt bulamazken, Diamore tamamladı: “Evet, genel olarak söylediğiniz gibi de tanımlanabilir. Ama insanların çoğu hala kristal cam yüzeyleri yeğliyor.”

- Sonra neler yaptınız Diamore?

- Sonrası daha kolaydı. En azından öyle düşünüyorduk ve düşüncemizde de haklı çıktık.

- Nasıl?

- Yavaş yavaş oluşan insani özelliklerimize, zaman zaman aynalara bakmak da eklenmişti. Bu da çok hoşumuza gidiyordu. Özellikle de dişi robotiplerin! Bulabildiğimiz aynalar ve benzeri yüzeylerin karşısında, kendimizi o güne değin incelemediğimiz biçimde; ince eleyip, sık dokuyarak değerlendirdik.

Yaşam tarayıcısı Crezonlar bile, bizleri yarı elektronik metal yığını robotlar olarak görmemişlerdi. Belki de yeni bir yaşam biçimi olarak değerlendirip, ele geçirmeye bile çalışmışlardı. Ama bir robotipi yakalamak zordur. Düşmanın eline geçmektense, kendini yok eder. Neredeyse, bilinen tüm yaşam biçimlerini tanıyan Crezonlar bile bizi garipsemediklerine göre; uzay yolculuğu yaparken karşılaşacağımız yaşam biçimleri, hiç garipsemezler diye düşünmeye başladık. Üstelik uzay yolculuğu yaparken, metalik görünümlü giysilere sık rastlanıyordu.

Ancak her adım, yeni bir sorunu da karşımıza çıkarıyordu. Nevron’dan kendi olanaklarımızla ayrılamıyorduk. Galaksi ulaşım kanalından, en yakın turistik alana gidebilmek için modül gemi de isteyemiyorduk. Teknik olarak isteyebilirdik, ama onlara ödeyecek kredimiz yoktu. Kredilerin ne olduğunu, ne işe yaradıklarını biliyorduk, ama o güne dek kullanmadığımız kredileri nasıl elde edeceğimizi bilmiyorduk.

Bay Mendilion, Iroha, Neodim ve diğer insanlar Crezonlar tarafından yakalanıncaya değin, Nevron’da diğer uygarlıklarla kredi gerektiren iletişim kurulmamış, kredi de hiç gerekmemişti. Ama artık gerekiyordu. Kredi ya da, kredi yerine geçebilecek, düşündüğümüz yolculuğu gerçekleştirebilecek başka değerler gerekiyordu bize. Bu sorunun oluşturduğu karamsarlık, hepimizi kuşatmak üzereyken, toplanıp bir karar vermeye çalıştık.

Yanıt, hiç beklemediğimiz “maden, madenler” diyen, yeni kuşak robotip Young’dan geldi. Young, yer altı A düzeyi laboratuarında, 350 metre sonrası analitik tarama programında görevliydi ve anımsadığı bir cümle, bizi buraya getiren yolculuğun kayıp anahtarıydı... Artık kayıp değildi, anahtarı bulmuştuk; maden ve madenler. Evrenin her köşesinde, temel yapı olarak aynı özellikleri ve farklı değerleri taşıyan madenler.

Young bununla da kalmadı, başka bilgiler de anımsadı. Görevli standart robotipler, ne işe yaradıklarını düşünmeden, madenleri elde edip, önceden belirlenen yerlerde topluyordu. Sonra madenler Cyrona Sistemi’nin Xrona Gezegeni’nde bulunan Metalunion Şirketi’ne gönderiliyordu.

Hala çalışır durumdaki sistemlerden, Metalunion Şirketi’ne kolay ulaştık. Stokları bildirip, Ekolane Sistemi dahil, geçerli olacak kredi istediğimizi bildirdik. İsteğimiz karşısında: ”Uzun zamandır aramıyordunuz” diyerek önce şaşırdılar. Sonra da, neden daha önceki alışverişlerde olduğu gibi takasla Nevron’da olmayan madenlerden değil de, kredi istediğimizi sordular. Şaşırmakta haklıydılar. O güne dek takaslarda hiç kredi istenmemişti. İnsanların kredi istememelerine alışkındılar. Ama şartlar değişikti ve insanların istediği, çoğunun ne işe yaradığını pek bilmediğimiz takas değerleri değildi bize gerekenler. Bizlere gereken krediydi. Yolculuk boyu gerekli olacak kredi ve krediler.

Zaman kaybetmeyi hiç istemiyorduk. Yaratıcılarımız insanların Crezonlar tarafından yakalandığını, onlara ulaşabilmek için de krediye gereksindiğimizi, bütün açıklığıyla anlatan mesajımızı kısa sürede yanıtladı Metalunion Şirketi yetkilileri.

Yanıt, bir başka sorunu da beraberinde getirdi. Nevron, standart yaşam alanı barındıran bir gezegen değildi ve galaksilerde geçerli olan kredi sistemleri dışındaydı. Metalunion Şirketi’ne satılan cevher ve madenler neye göre, nasıl kredilendirilip, bize neye göre ödeme yapılacaktı? O aşamaya değin en zor görünen sorunla karşılaşmıştık. Daha da kötüsü, Econia Gezegeni’ne gitmek ve dönmek mümkün olacaksa; insanlarla beraber dönmek için ne kadar, hangi tür kredi gerekecekti? İşte bunu bilmiyorduk. Metalunion’a güvenmek zorundaydık!

Zaman zaman bazı robotiplerin kendilerini yaratıcıları kadar, hatta onlardan daha değerli bulup böbürlendikleri oluyordu! Ne de olsa insani yanımız yavaş yavaş gelişiyordu... Ama bu sorunumuza çözüm aradığımız o günlerde, bu düşünce hiçbirimizin aklının ucundan bile geçmiyordu.

- Evet. Bu sorun, zor bir açmaz gibi görünüyor. Burada olduğunuza göre, sizi fazla hafife almışlar sanıyorum.

- Hafife almak... Evet Bay Vathien. İnsani bir deyim, ama gerçekten de bizi biraz hafife almışlardı o günlerde. Sizin de bu insani deyimi bilmeniz ilginç doğrusu.

- Bay Diamore, insanlar 61 yıldır bu parkta. Bu zamanda insanlar hakkında daha çok bilgi edindik.

- Doğru ya, bir an düşünemedim işte!

- Bir an... doğrusu bir an çözümsüz görünen sorunu, nasıl çözdüğünüzü merak ediyoruz.

- Evet. Söylediğiniz gibi, çözümsüz görünen sorun karşımızdaydı. Ama bizi fazla hafife almışlardı.

Avladığı hayvanların etiyle beslenen, derisiyle örtünürken, kemiklerini silah olarak kullanan insanlığın, uzak geçmişinde kalan bu ilkel yaşamı, 2121 yılında terk ettikleri Dünya’nın bile çok uzak zamanlarında kalmıştı. Artık zaman, aynı insanlığın uzayın dört bir yanında, doğal ortamlarındaymış gibi rahat dolaştığı yıllardı. Bütün bunları gerçekleştiren yaratıcılarımız aramızdan ayrıldıktan sonra, birlikteyken fazla farkında olmadığımız, onlardan aldığımız yeni özelliklerimiz birer birer ortaya çıkıyordu.

- Bu durumda, kendinizde hangi özelliği fark ettiniz?

- Tek kelimeyle… yok yok cümleyle, şöyle söyleyebilirim: Amaç için vazgeçmemek. Var olmamıza neden olanlara ulaşmak. Onlara olan şükran borcumuzu ödemek. Bunu yapmalıydık. Çünkü insanlar olmadan, insanlarla beraber olduğumuz kadar mutlu olamıyorduk…

- Bunu biraz da kendiniz için istiyordunuz galiba?

Diamore, buruk bir gülümsemeyle yanıtladı Vathien’i.

- Doğrusu evet. İnsani özelliklerimiz sandığımızdan fazlaydı... Yeni duygumuzun adı, ilk bakışta zararsız görünse de, sanırım bencillikti! Şükran duygularıyla iç içe geçip karışmış, çok insani bir duygu, bencillik…

- Sonra ne yaptınız?

- Yaratıcılarımız gibi düşünmeye çalıştık.

- Veee…

- Sonunda ilk bilgilere ulaştık.

- Nasıl?

- Nevron’da kendi halimizde yaşamlarımızı sürdürürken; insanlara krediler değil, Nevron’da olmayan maddeler, cevherler, madenler gerekiyordu. Bunun için, gerektiği zaman Metalunion Şirketi’yle iletişim kuruluyor, serbest uzay taşıyıcısı Bay Marocas ve ekibi, şirket adına alacaklarını götürüp, insanların istediklerini Nevron’a getiriyordu. Sonunda Bay Marocas’dan yardım istemeye karar verdik.

Umduğumuzdan kolay ulaştığımız Metalunion’la iletişim kurmak için tek kanal yeterliydi. Oysa her biri, uzay altı ve uzay üstü olarak adlandırılan 27 ana kanal daha çalışır durumdaydı. Bu durum, ilk bakışta lehimize görünse de, değildi. Bay Marocas’a nasıl ulaşacağımızı bilmiyorduk. Hala çalışan bilgisayarlarda bir kayıta da rastlayamadık. Her kanalı denemek zorundaydık. Bu da zaman kaybı demekti.

Vathien heyecanını saklamadı.

- Yaratıcılarınızı aratmayan, yeni bir yaratıcılık daha mı?

- Yok canım. Yaratıcılık demek çok abartılı olur. Biraz dikkat demek, daha doğru sanırım.

- Devam edin lütfen.

- Hemen kanalları denemeye başladık. İlk denemeler ümit kırıcıydı. Günlerce, gönderdiğimiz mesajlara, sinyallere yanıt alamadık. Sonunda 8. Kanaldan dalga boyunu değiştirip kaçıncısı olduğunu çoktan unuttuğumuz yeni bir sinyal gönderip, sıradaki 11. Kanaldan da sinyal göndermeye hazırlanıyorduk ki, yanıt aldık. Üstelik, görüntülü iletişim kurmayı başarmıştık.

Ekranda Bay Marocas’ın pembe yüzü belirdi, şaşkın ifadesi sesine yansıyıp Nevron’a ulaştı. “Sizin orada ne işiniz var? Bay Mendilion, Iroha, Neodim ve diğerleri nerede? Yoksa artık işleri bütünüyle sizlere mi devrettiler? İşleri büyüttüler demek! Gelecek sefere daha büyük bir gemiyle gelmeliyim galiba!” dedi, şakayla karışık. Oysa bizim şaka yapacak ne halimiz, ne de zamanımız vardı.

Bay Marocas, daha önce bizleri görmüştü. Ama konuşabildiğimizi bilmiyordu galiba! Şaşkınlığı artarken, öfkelendi. Öfkesi sesine de yansıdı ve karşılıklı konuşmalarımız sıralandı. “Neler oluyor orada? Yoksa isyan edip, yönetimi ele mi geçirdiniz? Nedir bu, bir tür robot şakası mı?” “Bay Marocas.” “Ne var Bay robotip?” “Şaka yapamayacak kadar ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Ölüm kalım meselesi. Metalunion Şirketi’nden Bay Metion’la haberleştik. Belki biliyorsunuz?” “Uzayın tüm yolları adına, bu bir rüya olmalı! Metion’la da mı görüştünüz? Hayır bilmiyorum. Metion’la yalnız iş olduğu zaman, gerektiği kadar görüşürüz. Ayrıca, uzun zamandır Nevron’a gelmedim. Sizler neden söz ediyorsunuz?” “Biraz sabredip, dinlerseniz anlatmaya çalışacağız. Size gereksinmemiz var. Bu bir ölüm kalım meselesi. Tek umudumuz da sizsiniz." “Bana gereksinmeniz mi var? Bugüne kadar iş yaptığımız baylar ve diğerleri nerede? Nedir bu, bir tür oyun mu?”

Vathien daha fazla dayanamadı.

- Bu Marocas sizleri bayağı yormuş olmalı...

- Oldukça uğraştırmıştı bizi. İmdadımıza yine yaratıcılarımız gibi düşünmeye çalışmak yetişti de, ancak ikna edebildik Bay Marocas’ı.

- Nasıl bir ikna?

- Bay Marocas, daha önce nakliye ücretini çift yönlü alıyordu. Getirdiklerinin ücreti olarak, götürdüğünün yarısı kadar madeni kendisi için alıyor, Metalunion Şirketi’ne devrederken krediye dönüştürüyordu. Götürdükleri için de, Metalunion Şirketi anlaştıkları krediyi ödüyordu. Biz, daha önce aldığının iki katını önerdik. Kötü bir canlı değildi Bay Marocas. Sempatik bir Corionluydu. Ama her şeyden önce ticaret yapıyordu. Önce nazlandı, sonra üç katını önerince razı oldu.

Ertesi sabah, soluk güneşi Nevron’un sürekli fırtınalı, girdapların hiç eksilmediği, insan yaşamına düşman yüzeyini aydınlatırken; sıkıntılı pembe yüzü büyük ekranda göründü.

“Merhaba robotipler. Burada neler olmuş böyle, yükleme girişi harabeye dönmüş. Zorlukla inebildim.” dedi şaşkın bir ifadeyle. “Olup bitenleri anlatmıştık size bay Marocas.” “Doğru, anlatmıştınız. Peki, şimdi ne yapıyoruz?” diyerek, biraz da daha önce inanmamış olmasıyla üzüldü. Belki de bize öyle geldi!

- Bir adım ve bir sorun daha mı Diamore?

- Evet ama, çözümsüz değil Bay Vathien.

- Her an burada olmanıza, artık daha az şaşırıyorum.

- Bu bir iltifat sanırım. Teşekkürler.

“İltifat mı, teşekkürler mi?” diyerek neşeli kahkahası birimde çınlayan Vathien’i diğerleri de yalnız bırakmadı. En neşeli görünen Scanik’in Econia stili gülmesi sona ermeden; “Giderek daha çok meraklanıyorum doğrusu” diyen Vathien’in sesi yeniden duyuldu.

- Bakın, sizler de meraklanmaya başladınız. Bir de bizleri düşünün.

Elithien, “Haklısınız” dedi, takdir eden bir ifadeyle. Hermer, “Crezonlar neler yapabileceğinizi bilseydi; ne yapıp edip, insanları değil de sizleri ele geçirmeye çalışırlardı her halde! Ama biraz zor olurdu doğrusu!” dedi, neşeyle. Elithien, kızgın bir ifadeyle uyardı Hermer’ı. “Yine düşüncesizce bir yanıt Hermer. Beyin uyarıların yeterince doğru değil galiba! Periyodik bakımını yaptırmadın mı?” Hermer itiraz edecekken, araya Vathien girdi. “Bayanlar, baylar konudan uzaklaşmayalım lütfen.” Sonra yeniden Diamore’la ilgilendi.

- Evet Bay Diamore, sonra neler oldu?

- Tam o sırada bilgisayarlar bizi uyardı. Crezonlar yine geliyordu.

- Crezonlara rağmen başardınız.

- Evet. Ama Crezonları yeri gelince anlatayım isterseniz.

- Nasıl isterseniz.

- Bay Marocas’a yedek yükleme girişinin koordinatlarını bildirdik. Gemisi girişe kenetlenip yükleme yapılırken kontrol odasına geldi. İletişim görevlisi robotip; “Metalunion Şirketi 120.000 platin kredi veriyor. Bu kredi, Econia Gezegeni’ne gidip dönmenize yeter de artar bile diyorlar Bay Marocas” dedi. Bay Marocas; “Evet, gidip dönmenize, hatta yaratıcılarınızla dönmenize de yeter. Ama sizi kandırıyorlar! Yine de en az iki, hatta üç katını vermeliydiler. Onlar benden de açgözlüdürler zaten” dedi. Robotip “Hatta” demiştiniz deyince, Bay Marocas: “Aradan uzun zaman geçti. Çoğalmış olabilirler, insanlar çoğalmaya eğilimlidirler. Ayrıca, insanların vazgeçemedikleri eşyaları her zaman vardır” dedi.

- Bay Marocas başlarda bizi oldukça uğraştırmıştı, aramıza katılınca hepsi unutuldu. Bu ortamda zaman geçirmeden, neleri nasıl yapacağımızı konuştuk.

Anlaştığımız madenleri başka türlü taşıyamayacağı için, Bay Marocas’ın gemisi bu kez iki sefer yapacaktı. İlk sefer sorunsuz tamamlandı. İkinci sefer dönüşü kredilerimizi de getirip, seçilen 18 robotipi en yakın turistik alana, götürmek üzere her an Nevron’a yaklaştığını bildirdi. Heyecanla Bay Marocas’ı beklemeye başladık.

Bay Marocas’tan önce Nevron semalarını Crezon avcı gemileri kapladı. Haberleşme için kullandığımız sinyaller Crezonların dikkatini bir kez kez daha Nevron’a çevirmişti anlaşılan. Ama bu kez; insanları yakaladıklarında, yalnız insanların isteklerini yerine getiren robotipler yoktu karşılarında.

Hala çalışanlarla yetinmeyip, ürettiğimiz koruyucu silahlarımız vardı ve artık o silahları binlerce robotip kullanabiliyordu. İlk yoğun birkaç saldırıyı kolaylıkla püskürttük. Onlarca, uzaktan yüzey tarama ve yakalama sistemleriyle donatılmış avcı gemisini yok ettik. Bir o kadar robotip de onarılamaz biçimde tahrip oldu. Tahrip olan arkadaşlarımızın yerine, standart robotipleri üretip, dengeyi sağlarken, aralıksız saldırıları püskürtüyorduk.

Crezonlar, Nevron’un doğal ortamında donanımsız yaşayamıyordu. Bu da en büyük avantajımızdı. Nevron yüzeyine yayılan robotipleri avlamakta zorlanıyor, ancak uzaktan imha edebiliyorlardı. Yine de, kısa dinlenmeler sonrası saldırılardan vazgeçmiyorlardı. Sanırım bu adı konulmamış tek yanlı savaşı, bir tür gurur meselesi yapmışlardı ve mutlaka kazanmak istiyorlardı. Ama biz de kaybetmeyi, her an gelişen aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk. Crezonlar saldırıyor, bizler püskürtüyorduk ki; Bay Marocas aradı. Durumu görmüş, yörüngedeki ana Crezon gemisinin görüş ve belirleme alanı dışında, gemisini güvenceye aldıktan sonra bizi aramıştı.

En büyük avantajımız; yüzeyin doğal koşullarından etkilenmeyişimiz, bir kez daha işimize yaradı. Crezonlarla sonu gelmez görünen savaşı sürdüren arkadaşlarımızla vedalaştık. 18 robotip önce Nevron’un savaşmadığımız yüzeyine inen Bay Marocas’ın modülüne, sonra güvenli, ama uzun bir rota izleyip ana gemisine ulaştık. 

- 18 mi? Burada yalnız 3 robotip görüyorum.

- 15 robotip Ekselior’da bekliyor. Biz başaramazsak, gruplar halinde onlar başarmaya çalışacaklar. Ayrıca, Ekselior’dan, Nevron’la sürekli haberleşip olan bitenleri izliyorlar.

Sorgu grubu şaşırmıştı. Vathien takdirle karışık gülümsedi.

- Bu, bu müthiş bir...

- Plan mı Bay Vathien?

- Evet. Müthiş bulduğumu itiraf ediyorum. Özellikle...

- Özellikle de bir robot, daha doğrusu robotlar grubu için değil mi Bay Vathien?

- Doğrusu öyle düşünmüştüm.

- Açık sözlülüğünüz için teşekkürler. Ama unutmayalım ki bizi-bizleri insanlar, şu an esirleriniz olan insanlar yarattı.

- İnsanlar esirimiz değil. Belki gönülsüz konuklarımız oldukları söylenebilir.

Sessiz saniyeler uzuyordu ki, Elithien’in rahatlıkla karışık, sıkıntılı sesi duyuldu.

Soruşturma dışı bir bilgilenme sorusu da benden.

- Önce insanları bulunca ne yapacağınızı bilmediğinizi, bunun için bir planınız olmadığını söylemiştiniz. Sonra da, Econia Gezegeni’nden insanlarla birlikte dönmeyi düşündüğünüzü söylediniz. Bu dönüşü nasıl gerçekleştirecektiniz? Planınız yoksa bile, insani bir ümidiniz var mıydı? Çok zor, hatta olanaksız görünse bile, bu dönüşü nasıl gerçekleştirmeyi ümit ediyordunuz? Biraz çelişkili davranmıyor musunuz?

- İnsani özelliklerimiz sandığımızdan fazla sanırım Bayan Elithien. Bu konuda haklısınız. İlk bakışta çelişkili görülen söylediklerim, aslında umutsuz bir girişimi anlatıyor.

- Umutsuz olduğunu bile bile denediniz. Öyle mi?

- Evet. Evet, ama yine bir insani deyim aklıma geliyor.

- İnsanları fazla benimsemeye başlamışsınız!

- Haklısınız. İnsanlar, “yaşam sürdükçe ümit vardır” diye düşünürler.

- Siz de mi öyle düşündünüz?

- Sanırım düşündük.

 

Araya Vathien girdi.

- İnsanları buradan nasıl götürecektiniz? Bütün bir gezegenle savaşmayı mı düşünüyordunuz?

Diamore buruk gülümsedi.

- Hayır Bay Vathien. Bir konuda çelişkili davranmamız, gerçekleri bütünüyle unuttuğumuz anlamına gelmemeli. Crezonlar yakalıyor, siz sergiliyorsunuz. Bu bizim için zor bir durum.

Bu kez Vathien biraz kızgın görünüyordu.

- Bu zor durum için bir planımız yok demiştiniz. Bu parktan habersiz, yere düşmüş bir ekoya yaprağını bile çıkaramazsınız. Kimse çıkaramaz. Ayrıca, düşmanca davranırsanız, koca gezegeni, üstelik tüm gücüyle karşınızda bulursunuz.

- Düşmanca davranmıyoruz. Çözüm arıyoruz ve gücümüzün sınırlarının da farkındayız.

- Crezonları sonraya bırakalım. Hala yaşadığınıza ve yaratıcılarınız da yaşadıklarına göre, neyi ümit ediyorsunuz?

- Çok zor da olsa, belki anlaşabiliriz diye düşünmüştük!

- Bir anlaşma mı? Bu konu bizleri de aşar. Ama söyleyeceklerinizi duymak isterim doğrusu.

- Parkta Econia Gezegeni’nden hiç örnek sergileniyor mu Bay Vathien?

Kimse bu soruyu beklemiyordu. Birimde uzun bir sessizlik oldu. Sessizliği, yine kızacağı düşünülen Vathien bozdu. Kızgın değildi ve gülümsüyordu.

- Gezegenin her yanı onlarla dolu Bay Diamore.

- Haklısınız. Peki, siz başka bir parkta sergilenmek ister miydiniz?

- Elbette hayır. Ancak konuya biraz tek yanlı bakıyorsunuz bence!

- Nasıl?

Vathien’in kahkahası biz kez daha birimde çınladı. Sonra sakinleşti. “Bu çok komik,” dedi.

- Neden?

- İşte tam da burası komik. Soru sorarken, soru sorulan olmak!

- Sanırım konuşmalar bu duruma neden oldu. Kızdınız mı?

- Kızmadım. Ama yine de komik buluyorum. Neyse. Tek yanlı bakıyorsunuz demiştim.

- Evet, öyle demiştiniz.

- Bu konuda Crezonlarla bir anlaşmamız yok. Daha çok isteksiz, geçici ve zorunlu bir işbirliği denilebilir

Diamore sessiz kalınca, Vathien sözlerini sürdürdü.

- Bu park planlandıktan sonra Crezonlar yaşam biçimleri avına çıkmadı. Onlar, ezelden beri kendi dışındaki yaşamları avlamak için yaşarlar adeta! Bunu biliyor muydunuz?

- Hayır, ilk kez duyuyorum.

- Avlarını kendi sistemlerinde, ölünceye dek çalıştırırlar.

- Galaktik köleciler demek!

- Öyle de denebilir. Tüm galaksilerde olmasa da, ulaşabildikleri her yerde yıkımlara neden oluyorlar.

- Çok mu güçlüler?

- Çoğu yaşam biçimleri için korkutucular! Güçlü de sayılırlar, ama herkesten değil. Örneğin Ekolane Sistemi’ne girmeleri yasaktır. Buna cesaret de edemezler. Daha önce denediklerinde, başlarına gelenleri hala unutmamışlardır. Yaşadıkları Karanlık Kuşak’a sürülmüşlerdi.

- Hala dünyaları yakıp-yıkıp, yaşamları esir ediyorlar.

- Karanlık Kuşak çok geniştir. Ayrıca karanlıklara hizmet etmeyi amaçlayan başkaları da var. Ekolane Sistemi’de geniştir. Hepsiyle, özellikle de tek başına uğraşamaz. Sistemimizi korumak çok zamanımızı alıyor.

Sessizliği yine Vathien bozdu.

Anlaşma derken, tam olarak neden söz ettiğinizi bile tam olarak konuşamadık. Ama Econia için akşam oluyor. Sanıyorum bu konuşmalarımızı bir süre daha sürdüreceğiz Bay Diamore. Ama bugünlük yeterli bence.

- Konuşmaları sürdürmek bizim de hoşumuza gidecek Bay Vathien.

- Biz diyorsunuz, ama yalnız siz konuştunuz.

- Bunun özel bir nedeni yok. Ben de sizin gibi, bir anlamda küçük grubumuzun sözcüsü sayılırım. Arzu ederseniz, Nivyera ve Ohen’de sorularınızı yanıtlayacaklardır.

- Konuşmak için çok zamanımız olacak. Teşekkürler. Sorgudan çok, ilginç bir sohbetti Bay Diamore. Bir süre daha konuğumuzsunuz, Scanik sizlerle ilgilenecek. İsteklerinizi ona bildirebilirsiniz.

- Teşekkürler Bay Vathien.

- Başka soru sormak isteyen var mı?

- Nasıl olsa bir süre daha buradayız. Sonraya Bırakalım.

- O halde hepimiz adına, iyi bir Econia akşamı diliyorum sizlere robotipler.

Robotipler koro halinde yanıtladılar Vathien’i: “Sizlere de iyi bir akşam diliyoruz. Bize iyi davrandığınız için de teşekkürler.”

Megazer kalkan yeniden iki grubu ayırırken, Vathien arkadaşlarına döndü. “İlginç bir gündü. Sizleri bilemem, ama beni umutlandırdı doğrusu!”

Salondaki sessizlik onaylama anlamına geliyordu. Scanik, konuklarla ilgilenmek üzere konukevini aradı. Grup başkanı Vathien sorgu raporunu bir üst gruba iletip, toplantının sona erdiğini bildirdi ve akşamı karşılamak için birimden ayrıldılar.

İki Econia günü sonra; Vathien’in de söylediği gibi Denetim ve Karar Kurulu, hiçbir koşul ileri sürmeden, robotiplerin insanların yaşam birimlerini ziyaret etmelerine izin verdi.

2401 yılında çift güneşin aydınlattığı Econia Gezegeni’ndeki Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı’nda insanların bulunduğu birimin önü; Dünya’daki klasik hayvanat bahçelerinde primatların bulunduğu, her zaman en kalabalık kafeslerin önünü andırıyordu... Park yönetim üyeleri başta olmak üzere, görevli-görevsiz hemen herkes oradaydı. Robotipler, her adımda transparan enerji perdesinin sınırlarını belirlediği birime yaklaşırken, izleyenlerin kendince heyecanları doruk noktadaydı.

Robotipler kalabalığa aldırmadan el ele tutuşup enerji perdesine yaklaşırken; perdenin ardındaki insanlar da karışık duygularının yüzlerine yansımış şaşkın ifadeleriyle her adımda robotiplere yaklaşıyordu.

En önde, 158 yaşındaki Mendelion, 156 yaşındaki Iroha ve 154 yaşındaki Neodim’i izleyen insanlar içeriden, robotipler dışarıdan son birer adım atıp durdular.

Diamore, Nivyera ve onları taklit eden küçük Ohen ağzını açtı ama konuşamadılar. Boğazlarına bir şeyler düğümlendi. Diamore, perdenin diğer yanından duyulmayacağını bile bile konuşmak istedi. Tutamadığı, tutmak istemediği gözyaşları arasında düşünceleri kelimelere dönüşemedi. Ama kelimeler düşüncelere dönüştü. “Beni yaratan insan, nasıl oldu da bu hale geldi?”

Birinci Bölümün Sonu

Ertuğrul Asım Öztürk
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta