|
Burada 10 dakika mola veriyoruz, herkes iyice dinlensin" dedi
komutan Ali, kendi yorgunluğunu gizlemeye çalışarak.
—Komutanım! Neden, bu haber sivil kargo şirketleriyle
gönderilmiyor? Eskiden böyle bir görev verilmemişti bize.
—Herhalde, yeni İletişim bölüm sorumlusu, ilk günlerinde herhangi
bir krizle karşılaşmak istememiştir. Ülkede greve gitmeyen kalmadı, şu sıralar.
"Haklısınız komutanım" dedi, birliğin en genç üyesi Semih. "Geçen
ay, nikâh memurlarının grevi yüzünden, abim evlilik tarihini ertelemek zorunda
kaldı". Bu lafın ardından, yerin onlarca metre aşağısında, basit bir mesajı
yerine iletmekle görevli olan birlikteki herkes, gülmeye başladı. Kahkaha
sesleri azalıp, karanlık tünelin duvarlarına yankı yapmayı bıraktığında, komutan
nikah memurlarının neden greve gittiğini sordu. Semih ise, bugünlerde hemen
hemen herkesin dilinde kalıp olmuş, birkaç sözcük söyledi:
—Nefesi tükenenlerin nefsi.
Bu sözcüklerle birlikte, tüm birlik, adeta ölüm sessizliğine
büründü. Komutan ise, sert ve soğuk bir sesle molanın bitişini ilan edip,
bölüğünü tekrar yola koydu.

-Canım geç oldu, artık yat lütfen.
-Ya anne. N’olursun birazcık daha oturiyim.
-Olmaz dedim, hadi tombi yatak.
Küçük Semra, uflaya puflaya televizyonun başından kalktı ve
yatağına doğru ağır ağır gitmeye başladı. Kızının arkasından sigara dumanını
üfleyerek bakan Seda ise, soğuk kahvesini yudumlarken, son 20 dakikadaki beşinci
sigarasını yakıyordu. "Ne kadar daha devam edecek bu saçmalık" diye içinden
geçirdi, soğuk şirket lojmanının salonunda otururken. Olayların çıkış noktası,
beş sene önceki savaştaki inanılmaz olaylar idi. Seda, o günleri, sanki dünmüş
gibi hatırlıyordu. Üniversiteden bir arkadaşı ile, savaşın gidişatı konusunda
tahminler yürütürken, açık duran televizyon kitle imha silahlarının
kullanıldığını duyurmuştu. Her zaman iyimser olan Sedanın ise tahminleri
tamamıyla yanlış çıkmıştı. Ortadoğu’da kızışan savaşa NATO müdahalesi ve hemen
sonrası devletlerin kimyasal ve nükleer silahları kullanması, savaşı kimsenin
önceden tahmin edemeyeceği bir noktaya getirmişti. Yoğun kimyasal ve nükleer gaz
bulutları ise, kestirilemeyen kum fırtınaları sayesinde, geniş bir alana hızlıca
yayıldı. Ortadoğu'da, neredeyse her ülkeyi etkileyen bu olay, geriye milyonlarca
ölü insan ve insanları öldürme amacıyla yapılan, binlerce metal yığını bıraktı.
Savaşacak insan kalmayınca da, savaş kendiliğinden bitmişti. Birleşmiş Milletler
acil toplanarak, geriye kalan ölüleri nasıl yok edeceklerini tartıştı. Bölgede
yerel yönetim diye bir şey kalmamıştı. Çoğu yönetici ölmüş veya tesiri altında
kaldığı nükleer ve kimyasal sızıntıların etkisi altında ölümü bekliyordu.
İnsanlığın şimdiye kadar ürettiği hiçbir düşünce kırıntısı, bu sorunu
çözebilecek bir seviyede değildi. Bundan dolayı da BM kolay ve acımasız yolu
seçti. Cesetlerin bulunduğu veya bulunma olasılığı yüksek görülen her yer,
uçaklarla bombalanacaktı. Haftalar boyu, binlerce savaş uçağı, gökten napalm
bombası yağdırdı. Bombalar düştüğü yerde yangın başlatıyor, cesetlerle birlikte,
sağ kalmış insanları da cesede dönüştüyordu. Operasyon süresince BM avlusunda
yüzlerce mum yakıldı; savaşta ve sonrası bombardımanda hayatını kaybeden
milyonlarca insan için. O gün, Seda da bir mum yaktı, eriyip gidenin mum mu
yoksa insanlık mı olduğunu düşünerek.
Operasyon tamamlanıp olayların fizyolojik tehlikesi geçtikten
sonra, insanlar daha lüks olan, sosyal konularda düşünmeye başladı. Kudüs ve
insanları cehennem alevleriyle yerle bir olmuş, günahsız inananlar aynı ateşle
yanmıştı. Bu durum, dünyada tepkisiz kalamazdı ve kalmadı da. Tüm büyük dinlerin
temsilcileri, ortak açıklamalar yapıyor, fanatik dinsel gruplar intikam
çığlıklarını yükseltiyordu. Hemen hemen herkes, tarih boyunca birbirlerini yiyen
dinlerin modern dünyada, düşmanlıkları kaldırıp birlik olmasını umuyordu, fakat
hiç kimse birliğin ortak nefret sonuncunda olabileceğini tahmin etmemişti.
Bilinen tek şey ise bu birliktelik hiç de iyiye alamet olmadığıydı. Dindar
fanatikler, olayın nedenini, günahkar insanlığın geliştirdiği biyolojik ve
nükleer silahlar olarak gösterdi. Çözüm ise her zamanki gibi basitti.
Günahkarlar kendi silahlarıyla temizlenecekti. Kutsal topraklarda nefesi
tükenenlerin, inananların intikamı alınacaktı. NTN, Nefesi tükenenlerin nefsi…
Bu düşünce dünyaya yayıldığında, çok az insan onun karşısında
durdu. Birçok insan da yaşanan, savaş sonrası dünyadaki düşünsel üretim
boşluğunun, etkisi ile ona sarıldı. Dar görüşlü entelektüeller ve mevcut
durumdan çıkar sağlamak isteyen politikacılar sayesinde (ki bunların sayısı
inanılmaz derecede artmıştı) bu düşünce kitlelere yayıldı. Çoğu hümanizm yanlısı
insan bile bu fikre sarıldı ve destekledi. Nükleer santraller ele geçirildi,
mühendisler ve çalışanlar öldürüldü. İlaç şirketleri, kozmetik şirketleri hatta
en basit eczaneler bile bu nefretin hışmına uğradı. Bu saldırıların çoğu, firma
çalışanlarındaki sempatizanlar tarafından gerçekleştirildi. Siyasi irade
tarafından bu tür şirketlerin hepsi kapatıldı. Bazı sanatçılar, bu hareket
uğruna şiirler yazdı, şarkılar besteledi. İlaçların azlığı ve bazı yerlerdeki
yokluğu, dinsel fanatiklerin ruhani tedavi servislerini yürürlüğe koymasını
getirdi. Başınız mı ağrıyordu? Hemen birkaç dua ve NTN bağışıyla baş ağrınızdan
eser kalmayacaktı. Bu kaos sürecinin sonucunda, sadece çok büyük şirketler ve
onların merkezleri sağ kalabildi. Çalışanlarını yüksek maaş, sayısız karşı
propaganda teknikleri ve ağır silahlı özel güvenlik birimleriyle ellerinde
tutabildiler. Hükümetler, halka iyi görünmek için NTN lehinde konuşsalar da,
gizli olarak bu firmaları desteklediler ve kendi iktidarlarını koruyacak
miktarda ürün ve hizmet üretmelerini sağladılar.

— Hedefe vardık, komutanım.
Komutan Ali, gözünü taracıya yaklaştırarak, kimlik bilgilerini
doğrulattı ve makineden duyulan sesi dinledi.
— Komutan Ali Toprak. A2 Bölümü ulaşım güvenlik şefi. Giriş
izniniz onaylandı.
Kapı büyük bir gürültüyle açıldı, Ali ve ekibi içeri girdi. Onları
karşılayan da üniformasından üst düzey bir kişi olduğu anlaşılan biri oldu. “Hoş
geldiniz! Ben, Ana bina güvenlik sorumlusu, Recep Aktan. Teslimat işi bittikten
sonra iki gün serbestsiniz." Sevinç mırıltıları arasında teslimatı alan
görevliler hızla uzaklaştı. Komutan Ali de ailesiyle 2 gün geçireceğini
düşündüğünde içini mutluluk kapladı.

"Sizce böyle bir önlem gerekli miydi, Sayın Başkan?" diye sordu
Recep, Kimya Bölümü ana sorumlusuna. "Elbette Recep Bey! NTN'in ne yapacağı
belli olmaz. Son zamanlarda faaliyetleri azaldı. Büyük bir plan hazırlıyor
olabilirler. Çalışanlarımızı korumamız lazım. Yeni işe alımlar imkânsız gibi bir
şey." Katıldığını belli eder anlamda, kafasını salladı Recep. “Yine de büyük bir
risk. Vücut bağışıklığını sağlamak için havalandırmaya karıştırdığımız gaz
zehirli bir gazla yer değiştirilebilir. NTN fanatiklerinin kimyasal saldırı
kullandığı da oldu.” Kimya Başkanı imalı bir ses tonuyla sert bir cevap verdi:
“Binanın güvenliği konusunda, sizin işinizi iyi bir şekilde yaptığını
düşünüyordum Recep Bey. Umarım yanılmıyorumdur”. Bu cevap karşısında, Recep
kafasını sallayarak, soruya sessiz kaldı ve izin isteyerek odadan ayrıldı.

Gazın aktif hale getirilmesinden bir saat sonra, Kimya Bölümü ana
sorumlusu durum raporunu hazırlayıp, yollamaya çalışıyordu. Taktığı gaz maskesi
işini zorlaştırsa da rapor şaşırtıcı derecede kısa olduğundan fazla kafasına
takmıyordu. İşlemi tamamlayıp, gizli kaçış bölmesine doğru adımlarını
hızlandırırken, raporun yaratacağı etkiyi merak ediyordu.

O gün, internette en çok okunan yazı ise şu oldu: “İnananlar için,
bir zafer daha! Masumların ölümünden sorumlu günahkarlar, son nefesini verdi.
Ayrıntılı haber ve resimler için tıklayınız. NTN”
|