Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Kapı

Emre Tekgür

"zırrrr........zırrrrrrrrrrr...................."

Zaten hiç sevmedim şu telefon denen şeyi.Dünyanın öbür ucuna da gitsen yakanı kimseden kurtaramıyorsun.numaranı biliyorsa eğer,düşmanın da olsa seni 1 saniyede bulabiliyor.

"Alo.......hı.....tamam,tamam.geliyorum"

Arayan şirketten bir arkadaşımmış.Bir sorun çıkmış.Gecenin bu yarısında benden başka arayacak adam mı kalmadı nedir?

"Eeee.niye çağırdın beni?"

"Kapılar.Hiçbirini kapatamıyorum!"

"Kapanmalarını söyle"

"Denedim.Bir işe yaramadı.Sanırım ses algılayıcılarında bir sorun var.Saatlerdir 'kapan' komutu veriyorum.Nafile."

Hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım.belki de çözüm kullanım kılavuzundadır.

"Kullanım kılavuzuna bir baksak!"

"Baktım.Orada da bir şey bulamadım"

İkimizde odanın içinde bir o yana bir bu yana dolanıp duruyorduk.Sonunda biraz dinlenmeye karar verdik.Arkadaşım John:

"Masa" dedi ve duvara bitişik masa takımı açıldı.Biraz düşündükten sonra en iyi çözümün,şirketin elektronik sistemlerinden sorumlu Gökmen'i aramak olduğunda karar kıldık.

Gökmen'in sesi biraz sinirliydi.Gecenin bu saatinde başkası yok muydu der gibi.Tıpkı ben!

"Belki bilgisayar sistemlerinde bir şey bulabilirim" dedi Gökmen.Ne de olsa şirketteki birçok şey bu sisteme bağlı.Kapılar,kasalar,kitaplar,defterler...Bu sistem sayesinde kapılara "kapan" deyince kapanıyor,bir şey yazmak istediğimizde ise sadece konuşuyorduk.Sistem bizim yerimize gerekeni yapıyor nasılsa.hesap yapmaksa çoktan tarihe karıştı bile.Hesap makineleri sayesinde dört işlem bile yapmadan okuldan mezun olanlarla dolu dünya.

"Sistemde bir sorun yok.Virüs de bulamadım" dedi Gökmen.

John sinirli bir şekilde:

"Allah kahretsin!Sistemde ne bulunup bulunmadığı beni ilgilendirmiyor.Bana kapıları nasıl kapatacağımı söyle!"

Üçümüz en az 1 dakika boyunca birbirimize boş boş baktık.Sonra Gökmen ayağa kalkıp birkaç adım ilerideki kapıya doğru yürüdü.Kapının sol alt köşesinde ufak harflerle yazılı "Evrenin En Güvenli Kapı Sistemleri Size Tek Ses Mesafede" yazısını işaret etti ve altta yazılı numarayı işaret etti.

 "İşte bu!" diye atıldı John.Kapıyı üreten firmayı arayabiliriz."

 "Telefon" diye seslendi John.Odanın caddeye bakan penceresi ekrana dönüştü.Sonra numarayı söyledi.Üçümüz birden sessizce beklemeye başladık....ve telefonu birisi açtı.

 "Bu bir telesekreter mesajıdır.Bırakmak istediğiniz mesajı bip sesin....."

 "Hayııır....olamaaaz!" dedik üçümüz birden.Pek senkronize sayılmaz aslında.Hayal kırıklığına uğramıştık.

 "Gecenin üçünde kimi bekliyorduk ki telefona?" dedi Gökmen.sonra John'a dönerek:

"Göz tarayıcısını denedin mi?"

"Evet"

"Peki parmak izini okuttun mu?

John biraz düşündü ve hayır dercesine başını salladı."Ses sistemleri gibi en gelişmiş yolla bile kapanmayan bu kapının neredeyse tarih olmuş bir yöntemle kapanması pek mantıklı gelmedi"

"Sen yine de bir dene" dedi gökmen.

İkisi birlikte kapının önünde durdular.Kapının elektronik sistemlerinin olduğu kapağa doğru "kapak dışarı" diye komut verdi John.kapak açıldı.Sonra parmağını okuyucuya yerleştirdi.Sonuç olumsuzdu.

John çok sinirlenmişti.Gökmen'in gözü ise bir şeye takılmıştı.

"Bu kapının bir manyetik kartı varmış sanırım.Onu bu kart okuyucudan geçirirsek çalışabilir" dedi.

"Hani şu eskilerin 'kredi kartı' diye söz ettikleri gibi bir şey  mi bu kart?" dedim.

"Evet,aynen öyle."

"Evet,ben de duymuştum....Olur şey değil.Bu kapı o kadar eski mi yani?" dedi John.

Sonra bir sessizlik oldu.John hafiften gülmeye başladı.

"İyi de....Bu kartlar varsa bile şu an patrondadır muhtemelen.Kendisi ise şehir dışında.Zaten bu saatte onu arasak bile hepimizi kovardı!" dedi John.

"Arkadaşlar" dedim.Bence bu saatte yapılabilecek en iyi şey gidip uyumak.

"İnanamıyorum" dedi Gökmen."teknolojideki onca gelişmeye rağmen bir kapıyı kapatamıyoruz" Bunu söylerken sesi çok yorgundu."Kendi icatlarımızın nasıl kullanılacağını bile bilmiyoruz"

"Hadi" dedim."Bahçedeki bekçiye söyleriz.3-5 saatliğine kapıda bekler.Sabah geldiğimizde firmaya telefon eder bir tamirci çağırtırız"

Üçümüz birden dışarı çıktık.Bahçede,durumu bekçiye anlattık.İçeriye göz kulak olmasını söyledik.

"Bir dakika bekleyin" dedi üçümüze birden bakarak.

Cebinden metal bir halkaya takılı birkaç demir çubuk çıkardı.Kapıya doğru gitti ve kapıyı kendine doğru çekip demir çubuklardan birini kapının sağ tarafındaki deliğe soktu.Sonra çubuğu çevirdi.Kapı kapanmıştı.Üçümüz,ağzımız bir karış açık,faltaşı gibi gözlerle onu izledik.

“İyi akşamlar” dedi,üçümüze birden.

Tek kelime bile etmeden,yalnızca başlarımızı “evet” dercesine salladık.Sonra oradan ayrıldık.

Acaba….Bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen bir yerde bir hata mı yapmıştık? Eminim ki o gece üçümüz de,yatmadan önce bu soruyu kendimize sormuşuzdur.

Emre Tekgür

  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta