Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Mars

Bülent Eriş

 Mağaranın girişi oldukça dar gözüküyordu. İçeriye girmek konusunda kararsızdı. Uzay giysisinin ön tarafındaki bilgisayarın ekranına dokunarak, oksijen miktarını kontrol etti. En azından üç saat daha yetecek kadar desteği vardı. Başını kaldırarak yansıyan parlak güneş ışığının arasından yukarıda bekleyen arkadaşına baktı.

- İçeri giriyorum.

- Tamam. Ben ve Asder, Zavos çukuruna ulaşmaya çalışacağız. Merkezde buluşuruz.

- Dikkatli olun.

- Sende.

Bulunduğu yer Mars’ın yüzü denilen bölgenin, fazla derin olmayan vadilerinden biri olan M-13’dü. Burası, uzaydan tıpkı bir insan yüzüne benzeyen görüntüsü nedeniyle  uzun yıllar boyunca insanoğlunun ilgisini çekmişti. Tabiki bu görüntü sadece bir rastlantıydı. Mağaraya bir kez daha baktı. Hayatı boyunca yeni birşeyleri keşfetmekten hep haz duymuştu. Mars’a ilk ayak basacak kişi olabilmek için uzun yıllar boyunca hiç durmadan çalışmıştı. Ancak Albert Matt ondan daha iyiydi ve 2045 yılında buraya ayak basan ilk insan olarak bunu kanıtlamıştı. Dört yıl sonra üçüncü insanlı uçuşla birlikte tekrar Mars’a gelmişti. Bu kadar meraklı olmasının ana nedeni buydu. İlk heyecanı kaçırmış olabilirdi ama hala bir şansı vardı. Mars yüzeyini araştırmak gibi bir şans. Yavaş hareketlerle aralıktan geçmeye başladı. Oldukça dikkatli davranıyordu, çünkü giysisinde oluşabilecek ufak bir hasar hayatına mal olabilirdi. Sonunda içeri girmeyi başarmıştı. Başının üzerinde ve omuzlarının yan tarafında bulunan ışık vericilerini aktif hale getirdi. Dünyada gördüğü mağralardan çok fazla bir farkı yoktu. Etraf düzensiz, girintili taş yapılarla doluydu. Isı algılayıcılarını kontrol etti. Sıcaklık dışarıya göre sekiz derece birden düşmüştü. Bastığı yere dikkat ederek ilerledi. Mağara daralarak devam ediyordu. Sonra yol ikiye ayrıldı. Sonu gözükmeyen iki karanlık tünel. Korkmaya başladığını hissetti ama içindeki merak duygusunu dindiremiyordu. Sağdaki tünelden ilerlemeye devam etti. Gördüğü şeylerde değişen birşey yoktu. Sadece ilerlemek için eğilmesi gerekiyordu. Bir süre daha ilerledikten sonra tünel bitti. İlk girdiği yere benzeyen başka bir boşluğa çıkmıştı. Üzerinden yansıyan ışıklar karşısındaki duvara vurduğu anda kalbinin duracağını hissetti. Sadece kendisinin duyduğu bir çığlık kalbinin derinliklerinden yayılarak elbisesinin içinde çalkalandı.

- O..olamaz..

Gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Konuşamıyordu. Nefes almakta bile zorlanıyordu. Korkak adımlarla karşısındaki duvarın yanına geldi. Elini yavaşca duvarın üzerinde gezdirmeye başladı. Yeni doğmuş bir bebeğe dokunur gibiydi.

- Bu..bu imkansız..

Duvar resimlerle doluydu. Belgesellerde izlediği, ilk insanların çizdiklerine benzeyen resimlerle. Sol taraf üçgen, kare, küp benzeri şekillerle doluydu. Etraflarında çin harflerini andıran yazılar vardı. Sağ tarafta ise insana benzeyen figürler gözüküyordu. Toplu halde, avlanırken...

- Burada hayat..insan..

Mantıklı cümleler kuramayacak kadar şaşırmış bir haldeydi. Yavaş yavaş bilinci tekrar geri geliyordu sanki. Bulduğu şeyin insanlık tarihini nasıl etkileyeceğini düşündü. Kalbi hiç durmadan atıyordu.

- Asder..Kope..ne bulduğuma inanamayacaksınız.

-.....

Karşı taraftan cevap gelmemişti. Telsiz başlantılarını kontrol ettikten sonra bir kez daha denedi.

- Asder..beni duyuyormusun ?

-...

- Tekrar ediyorum. Ben Deniel..beni duyan var mı ?

-....

- Merkez..merkez..

-...

Denemeleri sonuçsuz kalmıştı. Mağaranın iç taraflarına girdiği için bir şekilde bağlantının zayıfladığını düşündü. Bu haberi bir an önce birilerine ulaştırmak için sabırsızlanıyordu. Hızlı bir şekilde geldiği yöne doğru döndüğü an hayatının ikinci büyük şokunu yaşadı. Az önce hissettiği duyguların belki de daha fazlasını yaşıyordu. Sol tarafta duran iki büyük kayanın arasında metal bir kutu vardı. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve yarım metre yüksekliğinde bir metal kutu. Nefes alıp verişini düzenledikten sonra kutunun yanına gitti. Kutunun sadece üst tarafında küçük dijital bir ekran vardı.

- Bir kilit sistemi.

Çok bilinçli olmayan bir hareketle parmak uçlarının ekranın üzerine koydu. O an ekranın üst tarafından aşağıya doğru inen bir ışık gördü ve ekranın rengi kırmızıya dönerek yanıp sönmeye başladı.

- Tarayıcı.

Aniden kutunun kapağı açıldı ve bir ışık huzmesi ortaya çıktı.  Refleks bir şekilde geriye doğru sıçramıştı. Işık huzmesi bir kaç saniye içinde bir insan hologramına dönüştü. Hiç durmadan geriye doğru gidiyordu. Arkadaki duvara çarparak durdu. Şaşkın gözlerle karşısında duran holograma baktı. Hemen hemen kendisiyle aynı boylarda takım elbise giymiş bir erkek karşısında duruyordu. Uzun saçları başının arkasında at kuyruğu şeklinde toplanmıştı. Yüz hatları oldukça sertti ve insanı rahatsız eden donuk bir ifadesi vardı. Bir süre sessiz bir şekilde bekledi. Ne yapması ya ada ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Konuşmalıydı.

- Sen..sen nesin ?

Hologramın görüntüsünde bir anlık bir titreme oluştu.

- İngilizce. Kayıtlarımda diliniz mevcut.

- Kayıtların..

- Ben öğrenmeye programlı bir bilgisayarım. Diliniz uzaya yansıyan radyo dalgalarının içerisinde mevcuttu. Bende sistemime dahil ettim.

- Sen bilgisayar mısın ?

- Evet.

Hologramın ifadesi hiç değişmiyordu. Hala sırtı duvara yaslanmış olarak beklediğini farkketti. Kendisini bir miktar toparlamıştı. Yürüyerek hologramın karşısına geldi.

- Seni kim yaptı ?

- Wwsa Oqre

- Yani hangi medeniyet ?

- Sorunuzu anlayamadım. Lütfen daha net sorarmısınız.

- Ne zamandır buradasın ?

- 8675 yıl, 14 gün, 2 saat, 35 dakika..

Duyduğu şeye inanmak istemiyordu. Kafası karışmıştı. Heyecanlıydı ve korkuyordu.

- 8000 yıldır burada mısın ?

- Evet.

- Seni yapanlar bu gezegendemi yaşıyorlardı ?

- Evet.

- Bir adları varmıydı ?

- Üretiliş yerim Trepozse.

- Bu bir yer mi ?

- Ülke.

Acayip bir şekilde sigara içmek istediğini hissetti. Başı ağrımaya başlamıştı. Karşısında duran şey 8000 yıl önce yapılmıştı. Kendisinin bildiği tarih 2000 yıldı. Hologramın görünüşü kendisi gibiydi. Yani onu yapanlarda kendisi gibi insandı. Üstelik 8000 yıl önce üstün bir teknolojiye sahip olan insanlar.

- Tarihinizi öğrenmek istiyorum.

- Bu çok geniş bir soru. Lütfen daha net sorarmısınız.

- Tamam. Medeniyetiniz ne zaman kuruldu.

- Bununla ilgili tam bir veri yok. İlk insanın zeka yetisini kazanması ve ayağa kalkması yaklaşık 15.000 yıl öncesine dayanıyor.

- Yani Mars’ta 15.000 yıl önce hayat vardı.

- Evet. Ancak tarihimiz burada başlamadı.

- Anlayamıyorum.

- Lütfen gerekli soruları sorun.

- Tamam..tarihiniz nerede başladı ?

- Dünyada.

- Dünyamı ?

Hologramın söylediklerini kafasında toparlamaya çalışıyordu.

- Peki Mars’a niye ve nasıl geldiler.

- Medeniyet tarihimizle 4987 yılında. Dünya yaşanamayacak bir yer haline gelmişti.

- Kirlilik..

- Evet.

- Dünya toplu bir şekilde terkedildi ve Mars’a yerleşildi.

- Buna inanamıyorum. Buradaki medeniyet ne zaman ve nasıl yokoldu.

- Mars tarihiyle 2345 yılında büyük savaş yaşandı.

- Ne savaşı.

- Zer Irkıyla yaşanan savaş.

- Zer ırkımı.

- Medeniyetimiz yokedildi. Hayatta kalanlar geçmişlerini ve kimliklerini unutarak yaşamaya devam ettiler.

- Sonra.

- Mars’ın değişen iklimi ve atmosferi tüm yaşamı yoketti.

Olanları gözünde canlandırmaya çalıştı. İçinde açıklayamadığı bir üzüntü oluşmuştu. Yokolanlar kendi atalarıydı. Şuan hayatta olmalarını sağlayan ilk insanlar.

- Bu çok korkunç. Zer Irkına direnemedilermi ?

- Teknolojileri bizim için çok ileriydi. Sadece bir şans vardı ama kullanılamadı.

- Ne şansı ?

- Dünyanın yok edilmesi.

İçi bir kez daha titredi.

- Ne dedin sen ?

- Dünyanın yok edilmesi.

- Neden ?

- Zer Irkının yaklaşan savaş gemilerini durdurmanın tek yolu güçlü bir enerji dalgası ve meteor fırtınasıydı. Hesaplamalar doğrultusunda Dünya belirlenen zaman içinde yok edilecek ve bu etkileşim yaratılacaktı. Bunun için Dünya’nın merkezine yakın bir yere nükleer bir patlayıcı yerleştirildi.

Duydukları beyninin her yerine sert bir şekilde çarpıyordu. Sevdiği ve tanıdığı tüm insanların, ait olduğu ırkın yaşadığı tek gezegenin içinde onu yok edecek bir bomba vardı.

- Niye yapmadılar.

- Hata..hata..hata..

Hologramın görüntüsü gidip gelmeye başlamıştı.

- Görev belleğime kaydedilmişti. Hata..hata..

- Neler oluyor allahın belası.

- Zer Irkı..virüs..

Bir süre sonra hologramın görüntüsü tekrar netleşti.

- Görevimi yerine getirmeliyim.

- Sen neden bahsediyorsun ?

- Geri sayım başladı.

Hologramın yan tarafında bir ekran görüntüsü ortaya çıktı. Y harfine benzeyen bir işaret oluştu. Sonra o işaret başka bir işarete dönüştü o da başka bir işarete. Bu şekilde hiç duraklamadan devam ediyordu.

- Bu olamaz...geri sayım..hayırrr..

Hologramın üzerine doğru atladı. İçinden geçti ve kutuya takılarak yere yuvarlandı.

- Hata..hata..hata..

Sayım devam ediyordu. Tüm gücüyle kutuyu yerden alarak taşlara doğru fırlattı. Değişen bir şey yoktu. Hologram aynı şekilde konuşmaya devam ediyordu ve şekiller devamlı değişiyordu.

- Hata..hata..hata..

Bir an duraksadı. Geçen bir kaç saniye içinde üç yaşındaki oğlu başta olmak üzere tanıdığı ve hatırladığı herşey gözlerinin önünden geçip gitmişti sanki. Soluk alış verişi sakinleşti. Yüzündeki panik ifade kaybolmuştu. Kutunun yanına gitti ve zorlanarakta olsa onu kucağına aldı. Sonra giysisnin ön tarafındaki bir kaç tuşa bastı. D- modunu aktiflemişti. Bu mod en son olasılık için planlanmıştı. Uzayda dahi olsa, ülke güvenliğini kimsenin tehlikeye atmasına izin verilemezdi. İyi bir askerin böyle bir durumda yapması gereken şey belliydi. D- modu buydu. Fazla vakit kalmamıştı. Gülümsedi ve yanıp sönen ikona dokundu.

- Oğullarım ve torunlarım için...

On metre içindeki herşey moleküllerine kadar ayrıldı ve sonrasında sessizliğin çığlığı tüm Mars’ı sardı.

Bülent Eriş

  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta