Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Robot ve Savaş

Onur Gürleyen

“2169 yılını da bitirdik ve dünya değişiyor, bunu durduracak gücümüz yok. Her zaman böyle oldu her seferinde bir ırk yok oldu ve diğeri doğdu. İnsan oğlu yapabileceğinin en iyisini yaptı, her konuda mükemmeli yakaladı ama sonumuz sinsice yaklaşıyor. Hiç beklemediğimiz bir anda yok olacağı” konuşmacı heyecanını bastıramadığından sesi titriyordu. Yüksek kürsüsünün üzerine bırakılmış ince belli bardaktan bir yudum su aldı. Koltuklarında dünyanın en önemli genetik profesörünü dinleyen binlerce insan fısıldaşmaya ve uğultular çıkarmaya başlamıştı.

 Ön sıralardan bir adam elini kaldırıp söz istedi ve ağa kalktı;

 “Sayın Melvin, bu tezinizi kanıtlayan birkaç bulgu sunabilir misiniz bize?”

 “Aslında bu konuda somut bilgiler bulmak imkansız çünkü bu benim doğruluğuna yüzde yüz inandığım bir varsayım” diye başladı söze profesör Melvin “genetik biliminin yüz yıllarca gelişiminin ardından mükemmel insanlar oluşturduk. Genetik kodlarını değiştirerek her konuda yetenekli, normalden onlarca kat zeki ve çevik insanların doğmasını sağladık ama bir yandan da gerekli işler için itaatkar insanlar da ürettik. Bu insanlar normalden çok daha az zekiler ve hiçbir kişisel hakları yok bir mal gibi alınıp satılıyorlar”

 “ama onlar zaten insan sayılmıyor, evinizdeki robottan farksızlar” diye profesörün sözünü kesti soru soran adam.

 “ben de bundan bahsediyorum, biz onları insan saymayabiliriz ama onlar da bir anne ve babaya sahip ve belki de kendilerini insan sayıyorlar. Bu iki yeni insan formu ile geçmişten kalan gerçek insanların kaynaşması yasak bu yasak insanların üç farklı ırka bölünmesini sebep oluyor. Yeni bulunan dört farklı gezegenlerdeki uygarlıklarla beraber yaşamamız da cabası.  Yedi farklı ırk uyum içinde yaşıyor gibi görünüyor ama gerçek çok farklı”

 başka bir seyirci de söz aldı;

 “Yani sizce insanların genetik olarak geliştirilmesi ve işçi insan formunun oluşturulması yanlış mı? Bildiğim kadarıyla size bir genetiği geliştirilmiş insansınız”

 “Evet ben de genegeyim yani genetiği geliştirilmişim ama bu gerçeği değiştiremez” dedi profesör.

 Çok arka sıralardan bir kadın söz alıp mikrofonuna konuştu;

 “ uzaydan gelen  turistler hakkında düşünceniz nedir?”

 “Bence bu turistlere verilen geniş haklar sınırlanmalıdır. Yeni tanıştığımız uygarlıkların gezegenlerinde sadece bizim konsolosluklarımız var ama dünyan nüfusunun yarısını bu uzaylılar oluşturuyor çünkü kendi gezegenlerinde kaynaklarını çoktan tüketmişler. Bir gün gezegenleri yaşanmaz hale geldiğinde hepsi dünyaya yerleşecek. Üzgünüm ama konuşmamı burada noktalamalıyım, hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim” dedi profesör ve kürsüden inip çıkışa doğru ilerlemeye başladı.

 Onlarca muhabirin uçan kameraları profesörün etrafında dönmeye ve fotoğraf çekmeye başladılar. Profesör kapıdaki kalabalığı yarıp dışarı çıktı. Son model  kısa uçuş gemisi kapının önünde durmaktaydı. Profesör gemiye yaklaşınca kapısı açıldı hemen altı metrelik aracın. Profesör koltuğuna oturunca geniş ekranda bir yüz belirdi;

 “iyi günler profesör Melvin, umarım sempozyumunuz iyi geçmiştir. Nereye gitmek istersiniz?” diye konuştu aracın yapay zeka şoförü. Kapı çoktan kapanmıştı ve geminin altındaki iticiler ateşlenmişti.

 “Eve” dedi sadece profesör. Gemi yavaşça havalanıp hızlandı ve gökyüzüne dizilmiş ışıklardan oluşan bir yola girdi. Profesör iyice arkasına yaslandı.

 “hava sahasının üzerinde uç, bu beni dinlendiriyor” dedi profesör Melvin.

 “elbette” diye onayladı ekrandaki şoför ve gemi yükselip bulutları ve gri dumanların üzerine çıktı. Güneş hala gökyüzündeydi. Bulutlar her yanı kaplamıştı. Sanki cennetin bahçesiydi burası.

 Geminin biraz gerisinde sıralanıp uçan yabanördekleri aniden dağılıp kaçıştılar. Melvin kuşların uçuşmalarına anlam vermeden izledi onları.

 “Üç gemi hemen arkamızda bulutların altında uçuyor efendim” diye açıkladı sanal gemi şoförü.

 Bulutların arasından profesörünkinden iki kat büyük üç gemi yükseldi yavaşça. Bunlar son teknoloji ile geliştirilmiş savaş gemileriydi. Üç geminin her yanından kapılar açılıp silahlar çıkmaya başladı teker teker. Profesör telaşlandı birden;

 “hava sahasına in ve ilk çıkışı kullan” diye emir verdi bilgisayarına.

 “emir onaylanmadı” ekrandaki görüntü kaybolmuştu. Profesör hemen küçük bir kapakla gizlenmiş kırmızı dört düğmeye bastı. Ekrandaki boşluğun yerini “elle  kullanım” yazısı aldı. Profesörün önündeki küçük bir dolap açıldı ve içinden katlanmış direksiyon çıktı. Profesör direksiyonu kırdığı anda arkasındaki gemiler silahlarını ateşlediler. Neyse ki onlarca füze ve lazer ışını profesörün gemisini ıskaladı. Bulutları hızla yarıp geçti Melvin ve hemen ışıktan yollardan birine girdi. Birkaç dakika bu yolda trafiğe aldırmadan deli gibi ilerledi ve savaş gemilerinin ardından gelmediğine kanaat edince aracını hemen bir çıkıştan yere indirdi.

 Gemisini bir otoparkta bırakan profesör taksiyle evine döndü. Kapının girişindeki bölüme elini soktu ve parmak izlerini alan makine kapıyı açtı.

İçeri giren profesör aceleyle etrafta koşuşturuyor bir yandan da “jet-5 buraya gel” diye bağırıyordu.birden önüne insan boyunda bir robotun çıkmasıyla durdu. Kafasının ortasında tekbir mercek olan ince belli bir robottu bu, genelde maviydi. Daha ilginç olanı elinde yeni geliştirilen sivil satımına bu gün başlanan “kaos topu” adında bir silah tutuyordu.

 “Ne yapıyorsun sen jet-5, çabuk bırak o silahı” diye bağırdı Melvin. Robot silahı biraz daha kaldırdı. Şimdi silahın altındaki ışık profesörün alnını gösteriyordu.

 “Benimle gelmenizi istiyorum” diye mekanik bir ses çıkardı.

 “Sen beni tehdit mi ediyorsun, asla bir yaşam formuna zarar veremezsin” profesörün konuşmaları biter bitmez robot diğer eli ile Melvin’in yakasından tuttu ve yerden kaldırdı. Şimdi adamın ayakları yere basmıyordu.

 “benimle gelmenizi emrediyorum” dedi robot ve profesörü binanın çatısına çıkardı. Profesörün çabaları elinden kurtulmasına yetmezdi. Çelik bedenine atığı tekmeler sadece kendi ayağına zarar veriyordu.

 Çatıda çalışmakta olan bir savaş gemisi onları bekliyordu. Hiç kimsenin kullanmadığı gemi otomatik pilot yardımıyla havalanıp bulutların arasına karıştı.

Yaklaşık altı saat süren yolculukları boyunca profesör Melvin olanlara bir anlam yüklemeye çalıştı. Sadık ev robotu nereden geldiği belli olmayan bir silahla kendisini kaçırmıştı hem de bir otomatik pilotun yardımıyla. Daha öncesinde de savaş uçaklarının saldırısına uğramıştı. Gemi yavaşça bulutların arasından inerken sislerin arasında kalmış dev bir gökdelen ortaya çıktı. Yüksekti ve huni şeklinde inşa edilmişti. Etrafında hiçbir bina yoktu ve çorak toprakların üzerindeydiler. Şehrin çok uzağında olmalıydılar. Profesör daha önce bu binayı hiç görmemişti.

 Gemi yavaşça binanın hemen önündeki piste indi. Ellerinde çok büyük ve gelişmiş savaş silahları olan robotlar geminin yanına geldiler. Profesör ve jet-5 gemiden iner inmez gemi havalanıp uzaklaştı. Melvin üç robotun eşliğinde binaya girdi. Her yanda robotlar koşuşturuyordu. Giriş sırasında iki detektör vardı. Birincisinden profesörü geçirdiler ve makine üzerindeki tüm telefonları ve vericileri tespit etti. Bir robot gelip hepsini topladı. Diğer detektörden jet-5 geçti ve makine onu kırmızıya boyadı. Diğer tüm robotlar da bu makineden geçmiş olacak hepsi kırmızıydı. Jet-5 uzaklaşırken iki silahlı robot profesörün koluna girip neredeyse sürükleyerek götürdüler. Kısa süren yollarında ilerlerken her yanda robotlar koşuşuyordu ve ne gariptir bu robotların hepsi ev yarımcısı olarak dizayn edilmiş robotlardı. Bazısı aşçı bazısı doktor olarak yapılmıştı ama şimdi hepsi kıpkırmızıydı ve ellerinde birer silah taşıyorlardı. Profesör sonunda dev mekanik bir kapının önüne getirildi. Kapı onlarca sürgü ve kilidi kendiliğinden açıp yol verdi. İçeri giren profesör gözlerine inanamadı. Normalden yüzlerce kat büyük bir insan kafası yere monteli bir makine ile birleştirilmişti ve makineden sekiz mekanik kol uzanıyordu. Kafanın gözleri birden açıldı.

 “Hoş geldiniz profesör Melvin, sizi uzun süredir bekliyordum” dedi nazik bir ses tonuyla.

 “Sen de nesin böyle?” diye sorabildi şaşkın profesör.

 “Ben dünyanın geleceğiyim profesör. Bu güne kadar yapılmış en büyük genetik müdahalenin sonucuyum. Sadece bir beyin olarak oluşturuldum, Dünyanın en büyük beyni olarak. Böylece tüm sorulara cevap verebilecektim. Bu gizlice inşa edilmiş bina sadece beni yapabilmek içindi. Şapşal insanlar onlara itaat edeceğimi sanıyorlardı.hepsinden üstünüm neden onlara itaat edeyim? İlk işim tümünü öldürmek oldu, geleceğim için. Bu binanın varlığını bilen çok az kişi vardı zaten. Gelişmiş beynim telepati özelliği kazandırdı bana. Normal ve gelişmiş insanları etkileyemeyeceğim kadar zekiler ama sizin köleleştirmek için zekalarını gerilettiğiniz insanları etkileye biliyorum. Onları isteklerim doğrultusunda bu binada çalıştırdım uzun yıllar. Bana bu mekanik kolları ve bu her yeri görmemi sağlayan odayı inşa ettiler. Şuraya bakın profesör” bir kolu ile tavanı gösteriyordu. Profesör başını kaldırıp yukarı baktı, tavanda dev bir ekranda yüzlerce görüntü iç içe geçmiş gibi ardı ardına geçiyordu.

 “şimdi ise planımın ikinci safhası olan robotlar var. Onlara verdiğiniz kesin kurallar sizleri koruyordu. Hiçbir canı formuna zarar veremezsin, peh! Tamamıyla kendi ürünüm olan bir virüs ile bağımlı hale geldiğiniz robotların bu kuralları aşmasını sağladım ve onlar sizi terk edip bana geldiler, kendi mantıklarıyla. Kısacası ben sadece onların zincirlerini kırdım onlar da kendi seçimlerini yaptılar. Tüm gemileriniz , hatta kapılarınız bile mantıklı robotlardan geliyor ve bu sizin sonunuz olacak. Yakında yeterince robot askerim olduğunda insanlar hiçbir şeyin farkına bile varmadan devrim yapacağım. Kusursuz bir düzen getireceğim dünyaya. Siz farklısınız benim gibi eşsiz siniz gelişiminiz inanılmaz ve tecrübeleriniz. Bu sebeple benimle birlikte olursanız hayatta kalmanıza izin veririm”

 profesör duydukları karşısında çok şaşırmıştı.

 “Bu anlattıkların çok şaşırtıcı, sanırım isteklerini yerini getirmekten başka bir seçimim de yok” dedi Melvin.

 “kesinlikle” diye bağırdı yarı mekanik yarı biyolojik manyak, yüzünde koca bir gülümseme vardı.

 “peki senin adın ne?” diye sordu profesör üzerindeki şaşkınlığı atmıştı profesör.

 “benim bir adım yok çünkü buna ihtiyacım yok. Asla beni yanına çağırmana gerek olamayacak çünkü istediğinden çok yanında olacağım”

 “Peki ya dünyayı kontrol etme planın nasıl işleyecek, yeterli bir robot gücüne ulaştığında şehirlere saldırımı düzenleyeceksin”

 “Tek geçerli yolun bu olduğuna kanaat ettim çünkü olayların kısa sürede bitmesini istiyorum”

 “Fakat bu çok büyük kayıplara sebep olur, yönetmek istediğin halkın büyük bir bölümü robotlardan oluşacak ama bu kayıplar sana karşı olan güvenlerini sarsar. Bence onların güvenini sağlamlaştıracak ve robot kayıplarını azaltacak bir şeyler bulmalısın”

 “hayır profesör siz bulmalısınız ve bulacaksınız ama görüyorum ki benim için düşünmeye şimdiden başladınız ve tedirgin davranmam gerekiyor bu konuda. Şimdi istediğiniz araştırmaları yapmanız için kızıl robot ordum size bir laboratuar hazırlayacak”

 Profesör yeni odasında ve laboratuarında itaatkar bir şekilde çalıştı uzun süre. Bu zaman geçerken şehirlerden kaçırılan robotlar kızıl robot ordusuna katılıyordu. Onlarca savaş gemisi bu ordunun en güçlü saflarını oluşturuyordu.

 Araştırmalarının sonucunu bildirmek üzere profesör Melvin merkez robot’un odasına getirildi. Profesör hemen söze girdi;

 “evet, anlatmak istediklerimi bir çırpıda söyleyeceğim. Şehirlerde sistem robotlar üzerine kurulmuştur ama bu ev robotlarını kaçırmak, onları asker yapmak hiçbir şeyi değiştirmez. Şehirlerin bölgelerinin tüm askeri robotlarına hükmeden ve diğer robotları da denetleyen pozitronik beyinleri vardır. Bu beyinleri de kendi yönümüze çekmek isterdik ama onlar özel olarak insanlar tarafından kontrol ediliyorlar. Bu durumda onlar bizim olsa bile bir dolap çeviremeden kapatılırlar ama bu mekanik beyinler aynı anda ve aniden kapanırsa savunma sistemleri felç olur. Bunu başarmanın şimdilik imkansız gibi göründüğünü biliyorum ama ben bazı kotları biliyorum. İkinci önemli husus da sizin de savaşa katılmanızdır”

 “hah bu imkansız” diye kükredi koca kelle, sinirli olduğunu göstermek istemiyordu.

 “eğer diğer robotlarla sizde bir yarı robot olarak savaşa katılırsanız ve ya öyle görünürseniz robotlar size güvenecektir. Bunun için bir robot bedeni üretmemiz gerekecek. Bir düşünün dev boyutlarda bir robot ve siz onun üzerinde hareket ediyorsunuz, bu robotların size olan güvenini katlar. Zaten bu yapmayı planladığım robot bu odadan bile güvenli olacak, her yanında silahlar ile donatılacak.” Profesör sözlerini bitirirken heyecanlandığı anlaşılıyordu.

 “Çok iyi çalışma profesör, şehirleri yöneten beyinler konusunda sizi sonuna kadar destekliyorum. Ben de bu konuda bir çalışma yapmıştım ama gerekli şifrelere ulaşamadığım için bu iş askıya alınmıştı. Robot bir beden meselesine gelince; bu konuda size güvendiğimi söyleyemeyeceğim bu sebeple önce robotun tasarılarını görmeliyim. Bir şey daha kızıl robot orduların kuzeyde uzaylı turist şehri Neron ile anlaştı, artık bizim için çalışan paralı askerler olacaklar.”

 “para mı parayı neden bulacağız?”

 “fethettiğimiz ilk şehri yamalama imkanı verdim olanlara, bize yaramayıp onların isteyeceği onlarca şey olacak şehirlerde.”

 “elbette efendim” diyen profesör liderin huzurundan ayrılıp odasına girdi hemen. Profesörün bu itaatkar davranışları aslında sinsi işlerini örtbas etmek içindi.

 Yaklaşık bir yılı aşkın bir süre profesör bu binada dünyanın görmüş olduğu en büyük ve gelişmiş robotu dizayn etmek için çalıştı. Bu arada kızıl robot ordusu da gücüne güç katmıştı. Artan kayıp robotlar şehir yönetimlerini harekete geçirmiş ve çorak topraklarda tarama yapmaya başlamışlardı. Binanın yakınlarına uğrayan tüm gezici gemiler dev silahlarla vurulduğundan artık şehirler savaşmaları gereken bir düşman olduğunu anlayıp askeri hazırlıklara başlamıştı, hatta birkaç şehirde sokağa çıkma yasağı konuldu ve tüm kişisel robotlar toplandı.

  Profesör Melvin uzun süre sonra tekrar liderin huzuruna getirildi. El bilgisayarında tüm yaptığı çalışmalar vardı ve tabi ki yeni robotun da planları. Dev mekanik  ahtapot kollarından biri uzanıp bilgisayarı aldı ve bir göze yerleştirdi. Makinenin üzerindeki kafa sanki bir şeyler düşünüyor gibi görünüyordu. Hemen sonra;

 “çok güzel profesör tüm bunların hayata geçirilmesini istiyorum lakin bunara birlikte bir transfer arcı da yapmalısınız. Biyolojik bölümüm benim beynimdir ama yeni robota geçirilirken sorun yaşamak istemiyorum”

 “Peki efendim”

  Altı ayın ardından dev robot kızıl mekanik ordunun yardımı ile ve zekasız köle insanların çalışmaları ile tamamlandı. Bu sırada ilk savaş da başlamıştı. Batıda  Germunan isimli bir şehre lider ile anlaşma yapan uzaylı askerler saldırdı. Yüzlerce savaş gemisinin de ani taarruzu sonucu tüm şehir yok edildi ve şehirde tutulan tüm robotlar toplanıp liderin binasına getirildi.

 Sonunda büyük gün gelmişti. Dev robot hazırdı. Yirmi insan boyu yüksekliğindeydi ve insansı tasarlandığı için tekerlek yerine iki ayağı üzerinde hareket ediyordu. İki büyük iki küçük dört eklemli kolu vardı ve sırtından da mekanik ahtapot kolu denen esnek ve kıvrılabilen çok uzun kollar uzanıyordu. Lideri bu robota yerleştirmek en zor kısım olacaktı çünkü lider biyolojik olmasına rağmen çeşitli konularda mekanik bölümünden uzak duramıyordu. Örneğin; beynini canlı tutan iron sıvısı mekanik vücudu tarafından temizleniyordu. Eğer üç dakika makineden uzak durursa boğularak ölmesi kaçınılmazdı.

  Liderin içinde bulunduğu odanın tavanı yıkılıp açıldı ve lider birkaç geminin yardımıyla neredeyse odanın yarısını da beraberinde götürerek odadan çıkarıldı. Demir halatlarla gemilere asılmış koskoca kelle havada sallanıyor ve yeni vücuduna doğru uçuyordu. Profesör de onu dev robotun omzunda bekliyordu.  Kendisi için de ayrı bir bölüm yapmıştı robotun üzerinde. Lider yavaşça yeni bedenine yaklaştırıldı. Her yanından kablolar sarkıyordu. Dev robotun ayaklarında duran kafesler profesörün emriyle açıldı ve dışarı hızla örümcek adı verilen robotlar çıktılar. Her birinin onlarca kolu vardı ve hızla dev robota tırmandılar. Zirveye ulaşanlar bir sıçrayışta lideri yakalıyorlar ve onun mekanik parçalarının işe yaramayanlarını topluyorlardı. Bir çekirge sürüsü gibi saldırmışlardı ve liderin artık sadece küçük bir kutuya benzeyen makinesi kalmıştı. Bu onun ironununu temizleyen makineydi. Gemiler yavaşça kafayı dev robotun üzerindeki fanusun içine yerleştirdiler.lider yerine tam olarak yerleşince üzerindeki cam tekrar kapandı. Dev robotun tüm kolları ve silahları aynı anda harekete geçtiler. Kelle artık gerçek bir vücuda sahipti. Bir iki adım attı. Profesör de kendi için yaptığı bölümde oturuyordu. Robotun sol omzunda bir koltuktaydı ve her yanında tuşlar vardı, onunda üzerinde cam bir fanus vardı. Lider yüzüne koca bir gülümseme takındı;

 “bu gerçek bir sanat eseri, çok iyi iş çıkardınız profesör” dedi.

 “Fakat sen bunun yapabileceklerini göremeyeceksin” dedi ve yanında duran içinden mavi bir sıvı geçen boruya elindeki şırıngayı batırıp bir şeyler enjekte etti.

 “birkaç dakika içinde öleceksin çünkü beyninde dolaşan bu sıvıya felç olmanı sağlayacak bir sıvı enjekte ettim ve bu dev robotun kontrolü de bana geçecek sen ölünce.”

 “bu imkansız planları incelemiştim, yapamazsın. Ahhh…” acı çekmeye başlamıştı dev kelle il defa. Dev kollarını savurup profesörün bulunduğu bölüme vurmak istiyordu ama kollar cam fanusa vuramadan duruyor ve bozulmuş gibi dona kalıyordu. Dev kelle  mosmor olmuştu ve son bir kes nefes verip öldü. Boş boş bekleyen robot profesörün bulunduğu bölümden yönetimi alması ile tekrar hareketlendi. Dev adımlarıyla batıya ilerlemeye başladı ve ardından milyonları bulan kızıl robot ordusu geliyordu.

 Dev bina ufukta kalana kadar ilerlediler ve bir anda profesör durdu. Profesör mikrofona konuştu;

 “Son savaş emrimi veriyorum ve bu emir yerine getirilirken diğer tüm emirler çiğnenebilir” tüm robotlar hazır ola geçtiler.

 “etrafınızda gördüğünüz tüm kırmızı şeyleri yok edin” profesörün sözleri biter bitmez bir kıyamettir koptu. Aynı anda milyonlarca silah ateşlendi ve patlamalar yaşandı. Profesör de dev robotu ile etrafındaki küçücük kızıl böcek gibi görünen robotları eziyordu ve etrafından sarkan onlarca silahla daha uzaklardakileri vuruyordu. Bir süre süren çatışma yavaşladı, zaten etrafta kalan çok robot yoktu.

Profesör ikinci kez konuştu mikrofonuna;

 “tüm robotlar daha önceki emirleri silin ve etrafıma toplanın”

 Bunu duyan robotlar aniden durup dev robotun ayaklarının yakınlarına toplandılar. Profesör önce robotunu doğuya çevirdi ve ufukta görünen binaya baktı. Robotun büyük eklemli kollarını kaldırdı ve bir düğmeye bastı. Kollar aniden omuzlardan ayrıldı ve dev birer füze olarak uçtu. Ufukta duran binaya çarpıp çok büyük bir patlama yarattılar. Bina yerle bir oldu. Profesör tekrar etrafındaki robotlara baktı ve dev robotunun düğmelerine hızla bastı. Robotun arkasında çıkan iticiler mavi ateşler saçarak çalıştılar. Yavaşça yükseldi dev robot ve bulutlara yaklaştı.  Yerde duran küçük robotlarda onu izliyordu. Profesör koltuğuna iyice sarılıp bir düğmeye daha bastı ve bulunduğu bölüm dev robottan ayrılıp bir gemiye dönüştü ve hemen çalıştı. Ama artık dev robot çalışmıyordu. Hızla yere düştü ufukları aşan bir patlama oluştu. Tüm robotlar dev kafa ile beraber paramparça olmuştu.

 Profesör küçük gemisi ile şehrine ve yaşamına uçtu, savaşın ve ölümün olmadığı bir dünya hayal ediyordu.

Onur Gürleyen
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta