|
 Robert Jordan'ın
Zaman Çarkı serisinin ilk kitabı Dünyanın Gözü, kitabı
okuyanların da dikkatini çekmiş olacağı gibi, büyük oranda Tolkien'in Yüzüklerin
Efendisi'ni andırır. Öykü, tıpkı Yüzüklerin Efendisi'nde olduğu gibi küçük bir
köyde başlar. Burada, Hobbitler söz konusu olmasa da, dünyanın ve insanlığın
geleceği bu küçük köyde yaşayan üç delikanlıya bağlıdır. Gerçekten de bu üç
delikanlı, onları bulan ve ne olduklarını fark eden bir Aes Sedai'nin gözetimi
ve yönlendirmesi altında 'Karanlık Varlık'ın peşlerine taktığı hizmetkârlarından
kaçarak, dünyanın ve insanlığın kaderini etkilemek üzere köylerinden ayrılıp
uzun yolculuklarına başlarlar.
Öykünün başlangıcı görüldüğü üzere Yüzüklerin Efendisi'ni anımsatıyor. Zaten
Robert Jordan da, kendisiyle yapılan bir röportajda, bilinçli olarak böyle bir
başlangıç yaptığını ifade ediyor. Böyle bir başlangıcın okuyucuyu çekeceğini,
onları tanıdık bir atmosfere sokacağını düşündüğü için. Ama Yüzüklerin Efendisi
ile Zaman Çarkı arasında başlangıçta dikkati çeken bu benzerlik daha fazla ileri
gitmiyor, gerçi fantastik kurguların belkemiğini oluşturan birtakım şeyler, iyi
ve kötü arasındaki mücadele, kahramanlık mitosu, yolculuklar gibi...
Bu paralelliklere rağmen Zaman Çarkı özgün, çok boyutlu ve renkli dünyalar
yaratmayı başarıyor, özellikle de Jordan'ın kitaba getirdiği felsefi boyut
sayesinde. Ve bu nokta da Jordan'ın Zaman Çarkı serisi diğer fantastik
kurgulardan ayrılarak, bilimkurgunun en çok sevilen ve okunan kitaplarından biri
olan Dune serisine yaklaşıyor. Gerçekten de Zaman Çarkı'nı hevesle okumamın ve
serinin diğer kitaplarını heyecanla beklememin en büyük nedenlerinden biri bu
oldu. Frank Herbert'ın
Dune serisi kanımca bilimkurgu türünde yazılmış en
mükemmel kitaplardan biri, hatta daha da ileri giderek, tür farkı gözetmeden
Frank Herbert'ı klasik yazarlar arasında saymak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü
Herbert'ın her şeyden öte bir düşünür, bir yazar olarak toplumbilim, din,
siyaset özellikle de genetik ile çevresel sorunlar konularında getirdiği
yaklaşımları, öne sürdüğü düşünceleri ve bunları mükemmel bir entrika ve kurgu
içinde okuyucuya sunması onun bu yeri hak etmesini sağlıyor.
Bir hatırlatma yapmak gerekirse, Dune serisinin özünde din ve Mesih kavramının
yanı sıra enerji ve enerji üzerindeki kontrole bağlı olarak güç ve yine gücün
yani servetin kimin elinde yoğunlaştığına bağlı olarak siyaset ile iktidar
üzerine çok boyutlu bir düşünme vardı. Özellikle de bu iktidar, dünyevi iktidarı
ve göksel, yani manevi iktidarı kendinde birleştiriyorsa. Herbert, bu türden bir
dinsel iktidarın oluşturulması ve yayılması konusunda geniş boyutta düşünürken,
Mesih yani kurtarıcı kavramını oluşturan inanışların köklerine iniyor, bu
inanışları doğuran nedenler üzerinde göksel bir açıklama getirmekten öte,
doğuşlarında insanların oynamış olabilecekleri rolleri gözler önüne seriyordu.
Gerçekten de onun Bene Gesseritleri, genetik üzerine deneyleri ve din ile
politika konularındaki yetenekleriyle insanların ve dünyaların yaşamlarını,
kaderlerini kontrol eden, kendi içinde kapalı ve gizemli bir kadın örgütü olarak
kendini gösteriyordu. Ve Robert Jordan da, belki de büyük oranda
Frank Herbert'tan etkilenerek Zaman Çarkı'nda karşımıza Bene Gesseritlerin bir tür
yansıması olan Aes Sedai'leri çıkarıyor. Aes Sedai'lerin oluşturduğu örgütün iç
ve dış işleyişi büyük oranda Bene Gesserit örgütününkine benziyor.
Herbert ve Jordan farkı
Din ve politika yoluyla ulusları, dolayısıyla insanları etkilemek ve kontrol
etmek. Ve elbette tıpkı Bene Gesseritlerin yaptığı gibi insanlığın kurtuluşu
için gelecek olan Mesih'e dair kehanetleri yaymak ve geldiğinde onu kontrol
etmek. Jordan, Zaman Çarkı serisinde Herbert'ın yaptığı gibi bir Mesih miti
oluştururken, Herbert'ın yaptığından farklı olarak reenkarnasyona başvuruyor.
Belki de türler arasındaki, yani bilimkurgu ve fantastik kurgu arasındaki
ayrımın ortaya çıktığı en önemli noktalardan biri bu, çünkü Herbert Mesih'in
ortaya çıkmasında genetikten yararlanırken, Jordan bunu reenkarnasyona bağlıyor.
Ama bunun dışında Mesih mitosu tıpkı dünya tarihinde görüldüğü şekilde işliyor.
Hatta Jordan, kendi Mesih'i Yenidendoğan Ejder'i kendi halkının arasına
yerleştirirken on üç klandan bahsediyor. Ve bu on üç klanın bir tanesi 'Olmayan
Klan' olarak anılıyor.
Yahudi tarihine ve Museviliğe dair bilgimin geniş olduğunu iddia edemem, ama
İsrailoğullarının on üç klanından ve bu klanlardan birinin 'Olmayan Klan' ya da
'Kayıp Klan' olarak adlandırıldığından bahsedildiğini sanıyorum. Ve elbette,
'Kıyamet' ve 'Yeniden Doğuş' inanışları hem Hıristiyanlıkta, hem de Musevilikte
var. Herbert'ta da, Jordan'da da dikkatimi çeken, her iki kitabın Mesih'inin de
sahiplendiği ya da sahiplenildiği halk oldu. Çünkü gerek Herbert'ın Fremenler'i,
gerekse Jordan'ın Aiel'leri Yahudilere benzedikleri kadar Araplara da
benziyorlar. Her ne kadar Jordan'da Müslümanlığa dair bir atıf yoksa da,
Herbert'ta Müslümanlığa ve Araplara yoğun göndermeler vardır. Ve dikkat
edildiğinde her iki kitapta da Mesih'e sahip çıkan ya da Mesih tarafından sahip
çıkılan halk, Müslümanlara, hatta daha çok Araplara benzer.
Özellikle de Jordan'ın Aiellerindeki çokeşlilik gibi birtakım uygulamalar
açısından. Bunun dışında bir diğer benzerlik, sert topraklar ve bu sert
toprakların şekillendirdiği sert insanlar üzerinedir. Darwin'in 'doğal
ayıklanma' teorisi, coğrafi koşullara ve yaşam şartlarına ayak uyduramayanların
eleneceği ve sadece güçlü olanların varlıklarını sürdürebileceği teorisi her iki
yazar tarafından da kullanılır. Elbette bu Herbert'ta daha baskındır ve felsefi
açıdan Herbert, Jordan'a göre çok daha derin ve geniş boyutlu bir düşünmeye
ulaşır. İnsanlığın ve dünyaların geleceğini, yani genel olarak varoluş
problemini iyi ve kötü arasındaki bitmez mücadele açısından ele almak gibi basit
bir bakış açısına saplanmaz.
Ve tanrılar öne çıkar
Zaten bu da türler arasındaki farklılıklardan biridir. Fantastik kurgunun
klişeleri arasında yer alan bu olgu, aslında daha derine inildiğinde, Tolkien
her ne kadar öyle olmadığında ısrar etse de, İkinci Dünya Savaşı'na
dayandırılır. Hitler karşısında, kötünün karşısında birleşmiş, iyinin yanında
yer alan uluslar. Ama daha geniş bir açıdan bakılırsa iyi-kötü mücadelesi
kökeninde şeytana karşı verilen mücadeledir ve biraz daha eşelendiğinde, bence,
kökeninde Mesih inanışından çok kahramanlık mitosu olduğu görülür. Sonuçta,
kahramanlık mitosu, tek tanrılı inanışlardan çok önce de vardır ve özellikle de
Yunan mitolojisi bize bunu verir. Yine de, mitolojide de tanrılar ve yarı
tanrılar inanışının ön plana çıktığını hatırlamak gerekir.
Henüz Mesih yoktur, ama tanrılar ya da yarı tanrılar birbirleriyle sonsuz bir
döngüde, iyilik ya da kötülük adına mücadele ederler. Bu bakımdan belki de
türleri böyle bir bağlama göre ayırt etmek doğru olmayacaktır, çünkü böyle
düşünülürse çıtayı çok daha gerilere, neredeyse insanlık tarihiyle birlikte
başlayan inanışlara kadar geri götürmek gerekir. Ama fantastik kurgu tüm diğer
türlerden çok daha fazla kendini bu noktada belli eder. Ve elbette büyücüler,
cüceler, elfler, troller gibi değişik ırklar ve büyü ve kılıç mitleriyle...
Jordan'ın Zaman Çarkı serisi bu noktada türün özelliklerini yansıtır, ancak
yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi, birçok noktada da türü aşar. Özellikle
de felsefi ve toplumsal boyutu açısından. Jordan, değişik toplumlar ve
toplumların inançları, gelenek ve görenekleri bakımından çok renkli ve geniş bir
yelpaze sunar. Neredeyse dünyadaki toplumların bir yansımasını oluşturur ve bu
birçok ulus, politika ve entrika açısından daha az karmaşık değildir. Herbert'ta
olduğu gibi güç ve iktidar meselesi Jordan'da ön plandadır. Öte yandan, Zaman
Çarkı'nın Zaman Çarkı serisiyle paralellikleri bir yana, kitaplar gerek bağlamsal
özellikleri, gerek olay örgüleri, gerekse kurguları açısından oldukça özgün ve
okuyucuları tatmin edecek bir yetkinliğe sahip.
Bugüne kadar Robert Jordan'ın Zaman Çarkı serisinden dört kitap Türkçeye
çevrildi: Dünyanın Gözü, Büyük Av,
Yenidendoğan Ejder ve Gölge Yükseliyor.
Serinin beşinci kitabı Göğün Ateşleri ise kısa süre önce kitapçılardaki yerini
aldı. On iki kitaptan oluşması düşünülen Zaman Çarkı serisinin, tüm bu
özellikleri nedeniyle, fantastik kurgu okurları bir yana, özellikle de
Frank Herbert hayranları tarafından sevileceğini düşünüyorum. Ve nüansları
kaçırmayanların bu kitaplarda çok şey bulacağını tahmin ediyorum.
|