|
Uzun yıllar boyunca serüven dendiğinde ilk akla gelen isim
şüphesiz Jules Verne'di. Henüz sinemanın, televizyonun icat edilmediği günlerde
yazdıklarıyla insanların hayal gücünü zorlayan 'Bilimkurgu edebiyatının babası'
Jules Verne'in dün ölümünün yüzüncü yılıydı.
Yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biri olmasına rağmen
günümüz okuru onu daha çok basitleştirilmiş çocuk kitaplarıyla tanır. Mesela İki
Yıl Okul Tatili'ni okuyup da dünyanın ötelerinde bir yerlerde keşfedilecek
şeyler ve yaşanacak maceralar olduğunu fark etmeyen yoktur herhalde. Jules
Verne'in macera tutkusu da tıpkı bugün kışkırttığı okur kitlesi gibi çocukluk
yıllarında başlar. 1828 yılında Fransa'nın Nantes kentinde doğan Verne,
ailesinden dinlediği seyahat hikâyelerinden aldığı ilhamla henüz on bir
yaşındayken Karayip Adaları'na giden bir gemide kamarot oldu. Ancak hukuk
eğitiminde ısrarlı olan babasının, geminin uğradığı ilk limanda oğlunu
karşılayıp geri götürmesiyle hayalleri yarım kaldı. 1847'te hukuk öğrenimi
görmek için Paris'e giden Verne, hayalleriyle beslenen kalemini tutamayınca
tiyatroya yakınlaştı ve 1850'de ilk oyununu yazdı. Babası yine devreye girdi, bu
kez harçlığını keserek oğluna engel olmaya çalıştı. Ancak bu ceza Verne'i
öykülerini satıp para kazanmaya, yani daha çok yazıya bağlanmaya yöneltti.
'Makale değil
hikâye yaz'
Vaktinin büyük bölümünü Paris'teki kütüphanelerde jeoloji,
mühendislik ve astronomi okuyarak geçiren Verne 1860'da Felix Nadar'la tanışınca
hayatı değişti. Verne, dev bir balon yapmaya uğraşan Nadar'ın çalışmalarını
izleyip, bunun üzerine bir makale yazdı. Yazıyı yayıncıya götürdüğünde ise
hayatının teklifiyle karşılaştı: "Bu makaleyi hikâye haline getirebilir misin?"
Verne'in bu makaleden yola çıkarak yazdığı ilk romanı Balonla Beş Hafta
yayımlandığında tarih 1863'tü. Ardından diğer romanları geldi; Dünyanın
Merkezine Seyahat, Dünyadan Aya, Mişel Strogoff, Denizler Altında Yirmi Bin
Fersah, Seksen Günde Devri Alem, Esrarlı Ada, Kaptan Grant'in Çocukları,
Dünyanın Ucundaki Fener... 1905'te ölene kadar altmış beş kitap yazan Verne'in
romanları ölümünden altı yıl sonraya kadar yayımlanmaya devam etti.
Romanlarından kazandığı parayla ilk tutkusunu da gerçekleştirdi
Verne. 1876 yılında büyük bir yat aldı. Saint - Michel adını verdiği bu yatla
1885'e kadar Avrupa'nın çevresini, Norveç, İrlanda, İskoçya, Baltık Denizi ve
Akdeniz'i dolaştı. Romanlarında da bu seyahatlerden notlar vardı hep. Hatta yolu
İstanbul'a da düştü ve İnatçı Kereban romanında, geçiş vergisini vermemek için
Boğaz'ı Karadeniz'i dolaşarak aşan tütün tüccarı Kereban Ağa'nın hikâyesini
anlattı.
İmkânsız ama
gerçekçi
Jules Verne'in sırrı fantastik hikâyelerini bilimsel verilerle
desteklemesinde ve romanlarında bu dünyaya ait kahramanlara yer vermesinde
yatıyordu. İlk yazdığı roman Yirminci Yüzyılda Paris, dönemin en önemli
yayıncılarından P.J. Hetzel tarafından 'fazla çocuksu ve edebi değil' kaygısıyla
reddedilen Jules Verne'in bugün edebiyat tarihinin önemli yazarları arasında
gösterilmesinin sırrı ise on dokuzuncu yüzyılda yazdıklarıyla yirminci yüzyılda
yaşanacak pek çok teknolojik gelişmeyi ve keşfi öngörmesinde saklı. Çünkü Verne
romanlarında bilimsel kehanetlerde bulunmuş, aya gidileceğini, Meliés'ten önce
ortaya atmış, insanoğlunun okyanusun derinliklerini keşfedebilecek araçlar
yapabileceğini çok önce kestirebilmişti.
Ortaya koyduğu bilimsel kehanetlerle birçoklarının uzaylı bile
olabileceğini söylediği Verne, tüm kehanetlerini döneminin bilimsel verileriyle
desteklemişti. Hatta kitaplarını yazmadan önce eve kapanıp fizik çalıştığı,
deneyler yaptığı bile söylenir. Örneğin Verne, Fatih Robur adlı romanında "Uçan
bir makine yaparken, kuşları aynen örnek almak gereksizdi. Bir lokomotif ne
kadar tavşana benzemiyorsa, bir gemi de o kadar bir balığa benzemiyordu.
Kuşların kanat çırparken, tüylerinin arasında hava bıraktıkları ve bu sayede
hava basıncını kendi yararlarına ayarladıkları yapılan araştırmalarla ortaya
çıktı. Aynı işi, hızla işleyen bir pervane de yapabilir" yazdı. "Benim amacım
dünyayı okurlarım gözünde sadece dünya değil evren olarak canlandırmak, çünkü
onları her zaman dünyanın ötesine götürüyorum" diyerek açıklamıştı Verne tüm bu
çabalarını. Formülü ise "Fantastik bir hikâye yarat, onu zamanın olanakları ve
bilimsel verilerle destekleyip gerçekçi kıl" oldu. Belki de o yüzden birçokları
Verne'i 'Gerçekçi ol, imkânsızı iste' sloganıyla tanımladı.
Bilim saygıda
kusur etmedi
Günümüzde popüler olan Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi
yapıtların tersine gerçek dışı öğelere hiç yer vermedi. O yüzden Fransızlar,
Verne'in eserlerini 'realist bilimkurgu' olarak niteledi. Yaşadığı dönemde
yayımlanan tüm bilimsel makaleleri dikkatle okuyup, notlar alarak aklın
sınırlarını zorladı. Yazdıkları bilimadamlarını yapabileceklere keşiflere
inandırdı. Bilimadamları da kendilerini cesaretlendiren Verne'i saygıyla andı:
İlk atom denizaltısına, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah romanındaki
denizaltının yani Nautilus'un, Avrupalıların geçen yıl Uluslararası Uzay
İstasyonu'na doğru yolladığı otomatik uzay aracına da Jules Verne adı verildi.
Bilime sıkı sıkıya bağlılığından yola çıkarak onun yazdıklarının
ilk kez 1927'de kullanılan bilimkurgunun "Bilimkurgu yazarı, ya bugünün ya
çağdaş bilim ve teknik gelişmelerini ya da bunların kısa sürede
gerçekleştirilecekleri sanılan etkinliklerini dikkate alır" tanımıyla bire bir
örtüştüğünü dolayısıyla Verne'in bu türün babası olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bu tespiti destekleyecek başka bir özellik de Verne'in romanlarındaki
kahramanları hiçbir zaman çok fazla betimlememesi. Yani Verne'in kahramanlarıyla
tanışırken onları istediğimiz gibi güzümüzde canlandırabilir, ister mitolojik
ister entelektüel kimlikler yükleyebiliriz. Elbette kahramanlarının çok baskın
olmaması Verne'in kitaplarındaki en önemli edebi zaaf olarak görülebilir. Yazın
hayatının son günlerinde, kitaplarının eskisi kadar popüler olmamasını kimi
edebiyat tarihçileri hızını artıran bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmasına
bağlıyor. Kimileri de yeni çıkan fantastik, bilimkurgu yazarlarının kitaplarına
politik mesajlar yüklemesi ve Verne'in bundan uzak durmasına. Ancak hiçbir şey,
kendisini "Doğduğum kent Nantes'in koşulları, çocukluğumun deniz ticareti
yapılan bir çevrede geçmesi bende hep bilinmeyene yolculuk yapma isteği
uyandırdı" sözleriyle özetleyen Verne'in hayal dünyalarını zorlayan etkisini
azaltmıyor.
Sinemanın
sevdiği yazarlardan biri
Jules Verne, her zaman sinemanın en çok ilgisini çeken yazarlardan
biri oldu. En ilgi çekeni hiç kuşkusuz 1973 yapımı Kaptan Nemo ve denizaltısı
Nautilus hikâyesini konu alan Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'tı. Verne'in
beyazperdeye uyarlanan diğer kitapları ise Kaptan Grant'ın Çocukları, Mathias
Sandorf (1962), İki Yıl Okul Tatili (1964, 1969), Çin Diyarında (1965), Balonla
Beş Hafta (1966), Dünyadan Aya (1967), Kuzey Yıldızı (1969), Michel Strogoff
(1970, 2004), Hector Servadec (1970), Ayın Çevresinde Seyahat (1971), Dünyanın
Ucundaki Fener (1971), Dünyanın Merkezine Seyahat (1971, 1976, 2004), On Beş
Yaşında Bir Kaptan (1974), Kontess Dolingen De Grantz'ın Oyunları (1980),
Karpatlar Şatosu (1981), Esrarlı Ada (1981), Wilhelm Stroritz'in Sırrı (1991),
Seksen Günde Devri Alem (1956, 2004)
|