Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Gerçekçi ol imkânsızı iste

Efnan Atmaca

Uzun yıllar boyunca serüven dendiğinde ilk akla gelen isim şüphesiz Jules Verne'di. Henüz sinemanın, televizyonun icat edilmediği günlerde yazdıklarıyla insanların hayal gücünü zorlayan 'Bilimkurgu edebiyatının babası' Jules Verne'in dün ölümünün yüzüncü yılıydı.

Yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biri olmasına rağmen günümüz okuru onu daha çok basitleştirilmiş çocuk kitaplarıyla tanır. Mesela İki Yıl Okul Tatili'ni okuyup da dünyanın ötelerinde bir yerlerde keşfedilecek şeyler ve yaşanacak maceralar olduğunu fark etmeyen yoktur herhalde. Jules Verne'in macera tutkusu da tıpkı bugün kışkırttığı okur kitlesi gibi çocukluk yıllarında başlar. 1828 yılında Fransa'nın Nantes kentinde doğan Verne, ailesinden dinlediği seyahat hikâyelerinden aldığı ilhamla henüz on bir yaşındayken Karayip Adaları'na giden bir gemide kamarot oldu. Ancak hukuk eğitiminde ısrarlı olan babasının, geminin uğradığı ilk limanda oğlunu karşılayıp geri götürmesiyle hayalleri yarım kaldı. 1847'te hukuk öğrenimi görmek için Paris'e giden Verne, hayalleriyle beslenen kalemini tutamayınca tiyatroya yakınlaştı ve 1850'de ilk oyununu yazdı. Babası yine devreye girdi, bu kez harçlığını keserek oğluna engel olmaya çalıştı. Ancak bu ceza Verne'i öykülerini satıp para kazanmaya, yani daha çok yazıya bağlanmaya yöneltti.

'Makale değil hikâye yaz'

Vaktinin büyük bölümünü Paris'teki kütüphanelerde jeoloji, mühendislik ve astronomi okuyarak geçiren Verne 1860'da Felix Nadar'la tanışınca hayatı değişti. Verne, dev bir balon yapmaya uğraşan Nadar'ın çalışmalarını izleyip, bunun üzerine bir makale yazdı. Yazıyı yayıncıya götürdüğünde ise hayatının teklifiyle karşılaştı: "Bu makaleyi hikâye haline getirebilir misin?" Verne'in bu makaleden yola çıkarak yazdığı ilk romanı Balonla Beş Hafta yayımlandığında tarih 1863'tü. Ardından diğer romanları geldi; Dünyanın Merkezine Seyahat, Dünyadan Aya, Mişel Strogoff, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Seksen Günde Devri Alem, Esrarlı Ada, Kaptan Grant'in Çocukları, Dünyanın Ucundaki Fener... 1905'te ölene kadar altmış beş kitap yazan Verne'in romanları ölümünden altı yıl sonraya kadar yayımlanmaya devam etti.

Romanlarından kazandığı parayla ilk tutkusunu da gerçekleştirdi Verne. 1876 yılında büyük bir yat aldı. Saint - Michel adını verdiği bu yatla 1885'e kadar Avrupa'nın çevresini, Norveç, İrlanda, İskoçya, Baltık Denizi ve Akdeniz'i dolaştı. Romanlarında da bu seyahatlerden notlar vardı hep. Hatta yolu İstanbul'a da düştü ve İnatçı Kereban romanında, geçiş vergisini vermemek için Boğaz'ı Karadeniz'i dolaşarak aşan tütün tüccarı Kereban Ağa'nın hikâyesini anlattı.

İmkânsız ama gerçekçi

Jules Verne'in sırrı fantastik hikâyelerini bilimsel verilerle desteklemesinde ve romanlarında bu dünyaya ait kahramanlara yer vermesinde yatıyordu. İlk yazdığı roman Yirminci Yüzyılda Paris, dönemin en önemli yayıncılarından P.J. Hetzel tarafından 'fazla çocuksu ve edebi değil' kaygısıyla reddedilen Jules Verne'in bugün edebiyat tarihinin önemli yazarları arasında gösterilmesinin sırrı ise on dokuzuncu yüzyılda yazdıklarıyla yirminci yüzyılda yaşanacak pek çok teknolojik gelişmeyi ve keşfi öngörmesinde saklı. Çünkü Verne romanlarında bilimsel kehanetlerde bulunmuş, aya gidileceğini, Meliés'ten önce ortaya atmış, insanoğlunun okyanusun derinliklerini keşfedebilecek araçlar yapabileceğini çok önce kestirebilmişti.

Ortaya koyduğu bilimsel kehanetlerle birçoklarının uzaylı bile olabileceğini söylediği Verne, tüm kehanetlerini döneminin bilimsel verileriyle desteklemişti. Hatta kitaplarını yazmadan önce eve kapanıp fizik çalıştığı, deneyler yaptığı bile söylenir. Örneğin Verne, Fatih Robur adlı romanında "Uçan bir makine yaparken, kuşları aynen örnek almak gereksizdi. Bir lokomotif ne kadar tavşana benzemiyorsa, bir gemi de o kadar bir balığa benzemiyordu. Kuşların kanat çırparken, tüylerinin arasında hava bıraktıkları ve bu sayede hava basıncını kendi yararlarına ayarladıkları yapılan araştırmalarla ortaya çıktı. Aynı işi, hızla işleyen bir pervane de yapabilir" yazdı. "Benim amacım dünyayı okurlarım gözünde sadece dünya değil evren olarak canlandırmak, çünkü onları her zaman dünyanın ötesine götürüyorum" diyerek açıklamıştı Verne tüm bu çabalarını. Formülü ise "Fantastik bir hikâye yarat, onu zamanın olanakları ve bilimsel verilerle destekleyip gerçekçi kıl" oldu. Belki de o yüzden birçokları Verne'i 'Gerçekçi ol, imkânsızı iste' sloganıyla tanımladı.

Bilim saygıda kusur etmedi

Günümüzde popüler olan Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi yapıtların tersine gerçek dışı öğelere hiç yer vermedi. O yüzden Fransızlar, Verne'in eserlerini 'realist bilimkurgu' olarak niteledi. Yaşadığı dönemde yayımlanan tüm bilimsel makaleleri dikkatle okuyup, notlar alarak aklın sınırlarını zorladı. Yazdıkları bilimadamlarını yapabileceklere keşiflere inandırdı. Bilimadamları da kendilerini cesaretlendiren Verne'i saygıyla andı: İlk atom denizaltısına, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah romanındaki denizaltının yani Nautilus'un, Avrupalıların geçen yıl Uluslararası Uzay İstasyonu'na doğru yolladığı otomatik uzay aracına da Jules Verne adı verildi.

Bilime sıkı sıkıya bağlılığından yola çıkarak onun yazdıklarının ilk kez 1927'de kullanılan bilimkurgunun "Bilimkurgu yazarı, ya bugünün ya çağdaş bilim ve teknik gelişmelerini ya da bunların kısa sürede gerçekleştirilecekleri sanılan etkinliklerini dikkate alır" tanımıyla bire bir örtüştüğünü dolayısıyla Verne'in bu türün babası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu tespiti destekleyecek başka bir özellik de Verne'in romanlarındaki kahramanları hiçbir zaman çok fazla betimlememesi. Yani Verne'in kahramanlarıyla tanışırken onları istediğimiz gibi güzümüzde canlandırabilir, ister mitolojik ister entelektüel kimlikler yükleyebiliriz. Elbette kahramanlarının çok baskın olmaması Verne'in kitaplarındaki en önemli edebi zaaf olarak görülebilir. Yazın hayatının son günlerinde, kitaplarının eskisi kadar popüler olmamasını kimi edebiyat tarihçileri hızını artıran bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmasına bağlıyor. Kimileri de yeni çıkan fantastik, bilimkurgu yazarlarının kitaplarına politik mesajlar yüklemesi ve Verne'in bundan uzak durmasına. Ancak hiçbir şey, kendisini "Doğduğum kent Nantes'in koşulları, çocukluğumun deniz ticareti yapılan bir çevrede geçmesi bende hep bilinmeyene yolculuk yapma isteği uyandırdı" sözleriyle özetleyen Verne'in hayal dünyalarını zorlayan etkisini azaltmıyor.

Sinemanın sevdiği yazarlardan biri

Jules Verne, her zaman sinemanın en çok ilgisini çeken yazarlardan biri oldu. En ilgi çekeni hiç kuşkusuz 1973 yapımı Kaptan Nemo ve denizaltısı Nautilus hikâyesini konu alan Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'tı. Verne'in beyazperdeye uyarlanan diğer kitapları ise Kaptan Grant'ın Çocukları, Mathias Sandorf (1962), İki Yıl Okul Tatili (1964, 1969), Çin Diyarında (1965), Balonla Beş Hafta (1966), Dünyadan Aya (1967), Kuzey Yıldızı (1969), Michel Strogoff (1970, 2004), Hector Servadec (1970), Ayın Çevresinde Seyahat (1971), Dünyanın Ucundaki Fener (1971), Dünyanın Merkezine Seyahat (1971, 1976, 2004), On Beş Yaşında Bir Kaptan (1974), Kontess Dolingen De Grantz'ın Oyunları (1980), Karpatlar Şatosu (1981), Esrarlı Ada (1981), Wilhelm Stroritz'in Sırrı (1991), Seksen Günde Devri Alem (1956, 2004)

Radikal Kitap - Mart 2005
Efnan Atmaca
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta