Onu ilk kez,
The Chamber of Secrets'la (Sırlar Odası) tanıdım.
Sanırım İngiltere'de üçüncü kitap çıkmak üzereydi, Harry Potter için ne demeye
bunca kıyamet koparıldığını merak etmiştim. Dost'tan çıkan kitap elime
geçmemişti, Yapı Kredi Yayınları'nın Potter'ları çıkaracağını da bilmiyordum.
Yani, söz konusu olan sadece bir okurun saf merakıydı. İkinci kitabı
orijinalinden okudum, ayılıp bayılmasam da hoşuma gitti. Bir süre birinci kitap
The Philosopher's Stone'u (Felsefe Taşı) aradım, bulamayınca üçüncü kitabı
beklemeye karar verdim. Büyücülerle cadıların dünyası hoşuma gitmişti; kendini
onlardan biri sayarak 'Muggle'lara, yani sihirden nasibini alamamış insanlara
tepeden bakmak da.
Sonra Harry düpedüz hayatıma girdi. Yapı Kredi Yayınları diziyi
yayımlamaya başlamıştı, Ülkü Tamer birinci kitabı çevirmişti (o kitabı ilk kez
Ülkü'nün çevirisinden okudum), benim payıma da ikinci kitap düştü. Sıkışık bir
takvimleri vardı, Kutlukhan'ın (Kutlu) yardımıyla yetiştirebildim. Üçüncü
kitaptan itibaren de bütün kitapları yarı yarıya paylaşarak, birlikte çevirdik.
Birinin çok yapmak istediği ya da hiç yapmak istemediği (bu ikinci kişi genelde
ben oluyorum) bölümlerin varlığı zaman zaman 'bir bölüm sana, bir bölüm bana'
adaletini bozdu ama bu kural genellikle geçerli oldu, çünkü çeviriyi de
çabuklaştırıyor, birbirimizi beklemiyoruz. Sonra da birlikte oturup bölümleri
okuyoruz, kim çevirdiyse öteki düzeltiyor.
Çocuk
büyüdü, yazarı da...
İkinci kitapta on iki yaşında elimize gelen çocuk, bugün on altı
yaşında bir yeniyetme. Küçük bebeğini tek başına büyütmeye çalışan yoksul
yazarını, ülkesinin kraliçesinden bile daha zengin biri hâline getirdi. Kitaplar
çıktığında ilk gününde on milyon satabiliyor. Filmlerin gösterildiği salonlar,
çılgına dönmüş çocuklarla ve bir kısmı çaktırmadan büyük keyif alan büyüklerle
doluyordu. Altıncı kitapta onlar için özel bir yetişkin versiyonu yapıldı, bu
cildin yüzde 30'unu büyüklerin alacağı tahmin ediliyordu çünkü.
Şimdi elimizde altı kitap var: Harry'nin on bir yaşında gittiği
Hogswart Cadılık ve Büyücülük Okulu'nda, son yüzyılın en büyük 'kara büyü'
üstadı Lord Voldemort'un elinden kurtardığı ölümsüzlük taşı üzerine kurulu
Felsefe Taşı; devasa bir yılan olan
basilisk ile ve gene Voldemort'la boğuşmak
zorunda kaldığı Sırlar Odası; şahsen benim en sevdiğim cilt olan ve Sirius Black
ile hipogrif Şahgaga'nın ortaya çıktığı The Prisoner of Azkaban (Azkaban
Tutsağı); Üç Büyücü Turnuvası sonunda Harry'nin arkadaşı Cedric'in öldüğü, ama
Voldemort'un gene Harry'yi yenilgiye uğratamadığı
The Goblet of Fire (Ateş
Kadehi); Voldemort yeniden beden bulup ortalarda dolaşmaya başladığı için,
'bizim' tarafın Zümrüdüanka Yoldaşlığı adlı grubun liderliğinde 'karanlık'a
karşı koyma çabalarını anlatan The Order of the Phoenix (Zümrüdüanka
Yoldaşlığı); ve nihayet, Dumbledore ile Harry'nin, Lord Voldemort'u öldürebilmek
için Hortkuluklar'ın peşine düştüğü, şimdilik son kitap olan
Half-blood Prince
(Melez Prens). Aslında her kitabın adının başında bir de 'Harry Potter ve...'
var ki, kitap adını unutsanız bile ne olduğunu anlayabilesiniz diye.
Tuğcu'nun kahramanları gibi
Üçüncü kitabı çok sevdiğimi söylemiştim. Belki de Harry büyüme
belirtilerini ilk kez bu kitapta gösterdiği içindir. Bunu yaşı nedeniyle
söylemiyorum, yaşı henüz on üçtü ama ölüm meselesiyle ilk kez bu kadar yakından
ve yürek burkucu şekilde yüzleşti. Harry, malum, Kemalettin Tuğcu
kahramanlarından farksız bir çocuk: Annesiyle babası, o bir yaşındayken gelmiş
geçmiş en büyük kara büyücü Lord Voldemort tarafından öldürülmüş, kendisi paçayı
zor kurtarmış. Sonra, onu istemeyen akrabalarının yanına gönderilmiş, kuzeninin
eskilerini giymiş, ondan dayak yemiş, hatta aç bile kalmış. Tam bir 'loser',
hayatta başarıya uğrama şansı sıfırmış gibi görünen biri. Hatta J. K. Rowling,
Vernon Enişte'ye bir ıslahevinden bile söz ettirir.
Annesiyle babasının bir otomobil kazasında öldüğünü sanan Harry,
onların aslında nasıl öldüğünü birinci kitapta Hagrid'den öğrenir, Hogwarts'un
varlığını da. Baştan sona ona destek olup yol gösterecek Albus Dumbledore'u ilk
kez resminden tanır. Önce Hagrid'den ama daha çok Ron'dan öğrendiği büyücü
özellikleri onu şaşırtır ve sevindirir, bizi de. Daha önce hiç arkadaşı
olmamıştır (okuldaki çocuklar, kuzeni Dudley'nin korkusundan ona yaklaşmaz),
neyse ki Ron ve bir de Hermione sayesinde arkadaşlığın nasıl bir şey olduğunu
anlar. Hayatta bir şeye herkesten fazla yeteneği olduğunu Quidditch sayesinde
öğrenir. Belki de büyüklerin Harry kitaplarına duydukları sempati belki de bu
kitapların yıkılmış, hatta kurulmamış hayallerin yerine yenilerinin doğabileceği
yolunda bir umut aşılamalarından kaynaklanıyordur.
Melez Prens'te ise Harry'nin yaşı on altı. Yeniyetme tepkilerini
atmış, yükünün ne kadar ağır olduğunun bir kez daha farkına varıyor. Dördüncü
kitapla birlikte bizi saran karanlık gitgide derinleşiyor. Karanlık tarafın
beşinci kitapla başlayan üstünlüğü artıyor. Melez Prens'in en fazla tepki
uyandıran iki gelişmesine gelince: İnsanları en fazla üzen/üzecek olay, ilk
bakışta gereksiz ve kabul edilemez gibi gelse de, aslında Harry'nin gerçek
anlamda gelişmesi, kendi kendine yeterli hâle gelmesi için gerekli bir gelişme.
En fazla nefret uyandıran/olay şahısa ilişkin esrarların ise, Rowling'in iki yıl
kadar sonra kitapçılarda olacağını söylediği yedinci kitapta, sürpriz bir çözüme
kavuşacağını sanıyorum. Öte yandan, her şeyin bir sonuca bağlanabilmesi,
açıklanabilmesi için yedinci kitabın Encyclopaedia Brittanica boyutunda
olacağını söylemesi de içimi dehşetle dolduruyor.
Sihirbazlar, büyülü değnekler, dev yılanlar, gizemli
koridorlarıyla Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu, en sevdiğim buluşlardan
Çapulcu haritası, müdür Dumbledore, İksir hocası Snape, Harry'nin nefret verici
ailesi, manevi babası Sirius Black, kızıl kafa Weasley'ler, çok bilmiş Hermione,
diğer Hogwarts hocaları, yarı dev saf Hagrid... Sonra hayvanlar ve canavarlar:
Şahgaga, Cruickshanks, Hedwig, ejderler, Atadam Firenze, Denizhalkı ve elbette
Karanlık Lord Voldemort. Büyücülerin dünyası, yıllardır bizim de hayatımızı
renklendiriyor. Ursula K. LeGuin 'Harry Potter dizisinin başını alıp giden
başarısından bir miktar gocunmuş olacak ki, bir seferinde "Yıllar önce ben de
bir büyücülük okulu yazmıştım, kimse aldırmadı," diye yakınmıştı. Üstadeye
saygımız sonsuz, hatta onun büyücülerinin, başta Ged olmak üzere, gözümüzde çok
farklı bir yeri vardır. Ama, bazen cebe girecek boyuta inme yolunda nafile
çabalar göstersek de, sonuçta biz büyüğüz, dolayısıyla Roke büyücüleri bize
cazip geliyor. Çocukların onlara aynı şekilde muhabbet duyacağını sanmıyorum.
Zaten Yerdeniz dizisi de, her hâliyle bir büyük dizisidir.
Harry öyle değil oysa. Çocukları hedefleyen ama büyüklere de açık
bir dizi. J.K. Rowling, aynı ticari başarıya ve popülariteye erişmemiş
olanların küçümsemelerine rağmen, kaynaklarına hakim, mitolojiyle içli dışlı,
dili makûl, 'fikr-i takip' denen şeyden nasibini almış bir yazar. Altıncı
kitabın özelliklerinden biri de, daha önceki kitaplarda sonuca bağlanmamış
birtakım sorunların sonuca bağlanması, boşta gezen ipliklere düğüm atılması. Ama
esas büyük düğüm, yedide gelecek tabii. Heyecanla bekliyoruz, sadece çevirmek
için değil, okumak için de... Hatta, özellikle okumak için.
Harry'nin serüveni
Harry Potter serisinin ilk kitabı Harry Potter ve Felsefe Taşı
1997 yılında yayımlandı. Harry Potter ve Felsefe Taşı, yayımlandığı her ülkede
büyük beğeni topladı. İngiliz Kitap Ödülleri'nde Yılın Çocuk Kitabı seçildi,
Smarties Ödülü'nü aldı, yayıncılık tarihinde 'en kısa sürede en çok satan kitap'
unvanını kazandı.
İlk kitabın ardından serinin diğer kitapları sırasıyla Harry
Potter ve Sırlar Odası, Harry Potter ve Azkaban Tutsağı, Harry Potter ve Ateş
Kadehi ile Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı yayımlandı. Serinin ilk beş
kitabı altmış iki dile çevrildi. İki yüz ülkede iki yüz altmış beş milyon kopya
sattı.
Kitapların başarısı serinin beyazperdeye aktarılmasına yol açtı.
Serinin ilk dört kitabı filme çekildi. 2001'de gösterime giren 'Harry Potter ve
Felsefe Taşı' bir yılda 926 milyon dolarlık gişe geliriyle 'Titanic'in ardından
sinema tarihinin en çok kazandıran ikinci filmi oldu. 'Harry Potter ve Sırlar
Odası' ilk filmin hasılatını geçti. Yalnız ABD'de üç günde 87,7 milyon dolar
hasılat elde etti. 'Harry Potter ve Azkaban Tutsağı' gösterime girdiği ilk üç
günde 92.5 milyon dolar hasılatla tüm zamanların en iyi açılış yapan üçüncü
filmi oldu. 'Harry Potter ve Ateş Kadehi' ise 18 Kasım'da gösterime girecek.
Harry Potter serisinin bu başarısı yazarına hatırı sayılır bir
servet kazandırdı. Serinin ilk kitabının 1997 baskısı Christie's'deki bir açık
artırmada 23 milyar liraya satıldı. Geçen yıl yapılan sıralamada dünyanın
522.'nci zengini olan J.K. Rowling
yaklaşık on dokuz trilyonluk geliriyle İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in yıllık
kazancını altıya katlıyor.
Yedi kitap olması planlanan serinin sondan bir önceki kitabı Harry
Potter ve Melez Prens 15 Temmuz gecesi yayımlandı. Yayımlanışı için dünyanın
dört bir yanında değişik partiler düzenlenen kitap çıktığı ilk gün on milyon
adet sattı. Türkiye'de 1 Ekim'de yayımlanacak kitap sadece ABD'de on bir milyon
adet sattı.