|
Geçen yılki
kitap fuarına, İthaki Yayınlarının standının bulunduğu
salona, savaş zırhlarını kuşanmış şövalyeler "Zaman
Çarkı'nın ilk kitabı "Dünyanın Gözü"nü getirmişlerdi.
Gezenlerin meraklı bakışları içinde kitap yerine kondu, bu
sene de aynı yerde serinin yazarı, zaman çarkını döndüren
kişi Robert Jordan oturuyordu. Elindeki asasını kenara
bırakmış kitap imzalıyordu, yanında da eşi ve kitaplarının
editörü Harriet McDougal vardı. Ferhat Uludere önce bir imza
almayı başardı kendisinden, daha sonra da elindeki soruları
verdi ve cevaplarını beklemeye başladı. Çünkü kimseyle
karşılıklı söyleşi yapmıyordu, çarkın dönmesini sağlayan bu
büyücü, ilk soru ile Vietnam Savaşı'ndan başlamayı uygun
görmüştü Uludere. Cevaplar fazla gecikmedi. Gerçek bir
savaşın, fantastik bir yapıta nereden ve ne kadar etki
ettiğini öğrenmek için aşağıdaki söyleşiyi okumanız
gerekecek.
-
Biyografinize baktığımızda, Vietnam'da savaştığınızı, sonra
bir askeri koleje giderek fizik bölümünden mezun olduğunuzu
ve donanmada nükleer mühendis olarak çalıştığınızı
görüyoruz. Sizce bu eğitim ve tecrübenin kitaplarınıza nasıl
bir etkisi oldu?
- Her şeyden
önce, donanma'da hiç hizmet etmedim. Nükleer mühendis olarak
devlet hizmetindeydim ve donanma için de çalıştım. Ama
sorunuzun amacına eğilecek olursak fizik, matematik ve
mühendislik, yapıların nasıl biçimlendiği konusunda iyi bir
fikre sahip olmamı sağladı: O yapı ister bir matematik
formülü, ister bir bina ya da bir hikâye olsun. Vietnam'da
savaşmamın yazışım üzerindeki tek etkisi, en azından, benim
farkında olduğum kadarıyla şu oldu: Birinin beni öldürmeye
çalışmasının nasıl bir şey olduğunu biliyorum, birini
öldürmenin nasıl bir şey olduğunu da biliyorum. Vietnam
bana, delikanlıların ebediyen yaşayacaklarını sandıkları bir
çağda, kendi faniliğim konusunda bir farkındalık sağladı.
Bunun yazımımı da etkilediğine inanıyorum.
- Epik
boyutunda böylesine uzun ve ayrıntılı bir dizi yazmak hayli
zaman ve disiplin gerektiriyor olmalı. Kitaplarınızı
yazarken izlediğiniz belirgin bir yöntem var mı? Zamanınızı
iş ve eğlence olarak nasıl idare ediyorsunuz ve boş
vaktinizi nasıl geçiriyorsunuz?
- Belirgin bir
çalışma biçimim var. Kahvaltıdan sonra masama giderim,
mutlaka cevaplanması gereken e-posta-larımı cevaplar,
edilmesi gereken telefonları ederim. Sonra yazmaya başlarım.
Öğlen saat birde yemek yemek için durmam gerekir sözde ama
hemen hemen her zaman, belki de saat dörde kadar unuturum,
öğle yemeği için geç olur. Saat altıda yazmayı bırakırım.
Eve girer, karımın akşam yemeği için masayı kurmasına
yardımcı olurum. Haftada yedi gün rutinim budur. Bu yüzden
de haftanın canımın istediği bir gününde, balık tutmaya
gitmenin hiçbir sakıncası olmadığını düşünürüm. Bu bir yana,
balık tutmaya istediğim kadar sık gidemiyorum.
AŞİNA OLAN...
- Daha önceki
söyleşilerinizde "Dünyanın Gözü"nün yaklaşık yarısının,
Tolkien'e saygı olarak, "Yüzüklerin Efendisi" ne benzer bir
kurguyla yazıldığım ifade etmiştiniz... Bu nasıl oldu?
- Hayır, ben
Dünyanın Gözü'nün başındaki yaklaşık 100 sayfanın, okura
"Aşina olan bu" diyebilmek için bir nebze Tolkienvari
denecek bir üslupla yazıldığını söylemiştim. Ama sonra,
eleştirmen Baird Searles'in yazdığı gibi, '100. sayfada bir
kapı açılıyor ve okur birden kendini, daha önce asla
gitmediği yerlere giden bir lunapark eğlence treninde
buluyor.' Aşina olandan aşina olmayana geçişin o açık şokunu
yaşatmak istedim.
- Terry Brooks'un "Shannara" dizisinin "Yüzüklerin Efendisi" ile
paralel bir hikâye ve yapıyla kaleme alındığını söylemek
mümkün. Daha sonra Terry Goodkind'ın "Sword of Truth" ve
Mark Anthony'nin "The Last Rune" dizilerinin "Zaman Çarkı"
ile benzer bir paralellik izlemeleri gibi. Buna ilişkin
olarak, fantazya edebiyatında genelde hikâyelerin özgünlüğü
üzerine nasıl bir yorumda bulunursunuz? Bir süre sonra
hikâyelerin kendilerini ya da birbirlerini tekrarlamalarının
kaçınılmaz olduğuna inanıyor musunuz?
- Ben fantazyada
da, diğerleri kadar özgünlük olabileceğine inanıyorum. Hemen
hemen bütün yazarlar okudukları başka yazarlardan
etkilenirler; kimi daha büyük ölçüde, kimi daha küçük
ölçüde. Hikâyelerin kaçınılmaz bir şekilde birbirlerini
tekrarladıklarına kesinlikle inanmıyorum. Bazı kişilerin
iddia ettiği gibi, yeni olay örgüleri olmayabilir, ama daima
yeni hikâyeler vardır.
- Bu noktada
dizideki kitapların on tanesi şimdiye kadar yazılıp basılmış
durumda ve diziyi tamamlamak için 2 ya da 3 kitap daha
yazacağınız söyleniyor. Son kitaptan anlaşıldığı kadarıyla,
çok sayıda ikincil olay örgüsünün birbirine bağlanması ve
sonuca kavuşturulması gerekiyor. Ayrıca, okurların son
kitabın planlama üzerinde fazlaca odaklandığı yolundaki
eleştirilerini de göz önüne alacak olursak, son kitapların
hacim olarak daha büyük ve aksiyondan yana daha yoğun
olacağını varsayabilir miyiz?
- Zaman Çarkı 12
tane birbirini izleyen ana kitapla, sonunda sayıları 3'e
varacak ve aralarında New Spring'in de bulunduğu, daha
önceki olayları anlatan kitaplardan oluşacak. Dizinin 11'nci
kitabı olan Düşlerin Hançeri ile dizinin 12'nci ve son
kitabının daha önceki romanlardan daha kalın olacağı hemen
hemen kesin. Aynı şekilde kesinlikle, aksiyon, olay ve çözüm
yönünden de daha yoğun olacaklar.
11'İNCİ KİTAP
- Diziden
önceki olayları anlatan "New Spring" bu yıl basıldı, büyük
ilgiyle Karşılandı. Bu cinsten iki kitap daha yazmayı
planladığınızı biliyoruz. Bu kitaplar hakkında, hikâyenin
başına dönme tecrübesinin sizin için ne ifade ettiği
hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Serinin 11'nci
kitabını, daha önceki olayları anlatan iki kitabı
tamamladıktan sonra yazmaya devam etmeyi mi planlıyorsunuz?
- Her şeyden
önce, 11'inci kitabı şu anda yazıyorum, ama önceki olaylara
ilişkin geri kalan iki kitap biraz ertelenecek. Ne kadar
süreceğini, tam olarak bilmiyorum. Bu kitapların birincisi,
Tom al'Thor'un bebek Rand'ı bulması ve Tam'ın neden başarılı
bir askeri kariyerden vazgeçip eve dönerek çok uzak ir
bölgede bir çiftlik aldığı üzerine. İkinci kitap ise
doğrudan doğruya, Moiraine ile Lan'ın Dünyanın Gözü'nde Two
Rivers'e nasıl ve neden kılı kılına yetiştiklerini
anlatacak.
- Dizide Zaman
Çarkı'nı döndüren Büyük Ejder, kadim Doğu Türk
kozmolojisinde evreni döndürdüğü ve zamanın geçmesini
sağladığı varsayılan büyük ejdere çok benziyor. Bu gerçek
bir referans mı, sadece tesadüf mü?
- Kimi kadim Türk
kozmolojilerindeki büyük ejderin farkındaydım, ama Büyük
Ejder'in kaynağı o değil. Kendi kuyruğunu yiyen yılan, tıpkı
kitaplarda olduğu gibi, sonsuzluk için çok kadim bir Avrupa
sembolüdür.
- Özellikle
son 20 yılda, fantazya ede ti, gotik fantazyadan hicvi
işleyene kadar uzanan gerçek bir sanayi oldu. Dünyada
fantazya edebiyatının şimdiki durumunu nasıl
değerlendirirsiniz?
- Şu an fantazya
edebiyatının genelde serpilip geliştiğine inanıyorum.
Gelecekte nereye gideceğine gelince, umarım, hem kitapların
niteliği hem de satılan kitap sayısı açısından büyümeye
devam eder ama başvuru formundaki eksik bir imza yüzünden
falcı ruhsatı alamadığım için, gerçekte ne olacağını
söyleyemem. |