Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Geleceğin Dünyasında ve Yalnız

Orkun Uçar

'Hesaplaşma' bizi Philip K. Dick dünyasında tekinsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Zaman yolculukları, tehlikeli robotlar, savaşlar... En önemlisi de kendi beyninde bile güvende olmayan insanoğlu!

Hemen belirtelim bir yanlış anlaşılma olmasın: 'Hesaplaşma' bir roman değil, öykü kitabı... Philip K. Dick'in stilini belirleyen, rahatsız edici ve karamsar gelecek motifleriyle süslü. Kitaba ismini veren Pay Check'in filminin yakında vizyona girmesi ve arka kapaktaki tanıtım yazısı sizi yanıltmasın diye bu uyarıyı yapalım dedim.

Kitabın içindeki on iki öykü, yaşamayı pek istemeyeceğiniz gelecek dünyası, zaman yolculuğu, robotların tehlikesi ve savaşları konu ediyor.

İşin ilginç yanı 'Hesaplaşma' tam olarak da bir roman kokusuna sahip ve yazarı tarafından sıkılıp bir anda öyküleştirilmiş gibi. Kitaptan benim sevdiğim iki öykü 'Baba-Benzeri Şey' ve 'Otomatik Fabrika' oldu.

Kitapla ilgili son olarak Philip K. Dick'in yaratıcı dünyasının çerçevesini belirleyen öykülerle dolu olduğunu belirtelim ve bu fırsatı değerlendirip yazarı tanıtalım.

Philip K. Dick kitapları bir sirkteki komik aynalar koridoruna girmeye benzer; yaşamı boyunca psikolojik sorunlar içinde uğraşan bu nev-i şahsına münhasır insan gerçek sorunun insanın çevresini algılaması olduğunu hatırlatır durur. Okura sürekli olarak bulanık bir görüş sahası ve kaygan bir zemin sunar... Tıpkı kahramanlarına yaptığı gibi...

Benim gibi 'iç çatışmasız ve beynini güvenli kalesi' olarak gören kişiler için Philip K. Dick kitapları okumak, derinizi kaşındıran bir giysinin içine girmeye benzer.

Kahramanları çoğunlukla depresif, şizofren, bazen de paranoyaktır. Bırakın çevresindeki olayları kontrol etmek, kendi psikolojisinde bile dengeli değildir. Önünde tehlikeli, tehditkâr, belirsiz ve bulanık bir macera uzanır.

Hollywood'un sevdiği kaynak

Birçok insan onu eserlerinden yola çıkılarak çekilen filmlerinden tanır. Gerçi filmler, yola çıktıkları eserlerden çok farklı hedeflere isabet etmişse de kaliteleri yazarına olan ilgiye de yansımıştır.

Örneğin çoklarınca gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filmi kabul edilen 'Blade Runner', Arnold Schwarzenneger'in kas gösterdiği 'Total Recall', modern bir Delphi Kahinleri öyküsü 'Minority Report', küçük bütçeli ama türü sevenler için etkileyici 'Screamers' (şans eseri birkaç kere televizyonda seyredebildiğimiz, karizmatik oyuncu Peter Weller'ın oynadığı güzel bir film) ve 'Impostor'...

Philip K. Dick yaratıcılığının en iyi eserleriyle bile yakalayamadığı çıkışı 'Blade Runner'ın gösterime girmesiyle yapmıştı. Ama işin trajik yanı bu film gösterime girmeden bir hafta önce (2 Mart 1982) Kaliforniya'daki evinde kalp krizi tanısıyla ölü bulundu. Sadece 53 yaşındaydı...

Ölümünün ardından 'Blade Runner'ın gösterime girip, kült bir filme dönüşmesiyle 40'a aşkın romanı (Ubik, Yaratılan Dünya, Mars'ta Zaman Kayması, Karanlığı Taramak, Bıçak Sırtı gibi) ve 200'ü aşkın öyküsü tekrar basıldı. Postmodern kuramcıların idolü, cyberpunk türünün babası ilan edildi.

Dick, ölümünden iki yıl önce genel olarak edebiyata tutkunken neden bilimkurguyu tercih ettiğini ise şöyle açıklamıştı: "İnsanlara aşk ve sahip olduğumuz gerçek dünya hakkında yazmak isterim ancak bu benim kafamdaki standartlara oturmaz. Tamam, gerçekliği kabullenmek zorunda kalacağım. Fakat asla gerçekliği kabullenemem. İşte bu bilimkurgunun ne olduğunu açıklıyor. Histeri ve belki delilik yüzünden bilimkurgudaki olasılıklar vahşice, çılgıncadır. Bu yüzden bilimkurguyu hep sevdim. Hem okumayı hem yazmayı."

Yaşamı boyunca maddi, manevi sorunlar, hastalıklar, uyuşturucu bağımlılığıyla boğuşan biri olarak Philip K. Dick'in bu göz kamaştıran üretiminin açıklaması çok zordur. Oysa Philip K. Dick yazarlığa bir zanaat gözüyle bakmış ve yazar disiplinini kaybetmemiştir.

Genellikle roman kahramanlarını kendisi ve çevresinden kişilerden seçerdi. Kullandığı formülleri açık açık ilan etmiştir: Her romanına 60 bin kelime sınırıyla başlar, kahramanlarının soyadları genellikle iki hecelidir ve bir kitabın kahramanı genellikle ikinci veya üçüncü bölümde ortaya çıkar...

Bir bilimkurgu yazarı olarak Asimov, Heinlein veya Arthur C.Clark gibi bilimi önde tutan; konu, eylem merkezli yazarların karşı kampında yer alır. Onun kitaplarındaki merkez insandır. Bu açıdan kitaplarında okuru yakalayan bir empati olduğunu söylemek gerek. (Gerçi bu kahramanların kişilik kaosları okuru sürekli rahatsız hissettirir).

Kitaplarındaki vahşi kapitalizmi eleştirici ve muhalif tavra rağmen komünist olduğu kanısı yanlıştır. Bir açıklamasında, "Zamanında sosyalist ve komünist parti toplantılarına katılır fakat parti doktrinlerine karşı çıktığım için sürekli toplantılardan atılırdım... Ve ardından dine döndüm... Ama bu kez inanılmaz bir darkafalılık gördüm... 2000 yıllık tarih ve sadece isimler değişiyor; olaylar hep aynı... Birisi bir başkasını inançlarından dolayı hapse atıyor ya da yakıyor," demiştir.

'Gökteki Göz' adlı romanında Mc Carthy döneminin kokusunu almıştır sanki. O dönemdeki çoğu entelektüel Amerikalı gibi kapısını FBI çalar. Ama o bir yere bağlı olmayacak kadar otorite karşıtı, bireysel ve kuşkucu bir Amerikalıdır.

Başarısız bir ekonomi yönetimi onu yaşamının son dönemine dek sürekli para ihtiyacı içinde tutmuştur. Bu belki de iyi olmuştur çünkü sürekli üretmek zorunda kalmıştır. Blade Runner filmi için aldığı telif ücreti onu rahata erdirmişken ölmüştür. Kitaplarındaki kahramanlar da kendisi gibi sefalet içinde, kıt kanaat geçinen tiplerdir.

Bir başka ilginç bilgi de, psikolojik rahatsızlıklarının arttığı yaşamının son döneminde Polonyalı ünlü bilimkurgu yazarı Stanislav Lem'i; "Gerçek bir insan olmayıp, Amerikan bilimkurgusuna zarar vermek için kurulmuş bir komünist örgütün ismi" olmakla suçladığı FBI'a bir ihbar mektubu yazmasıdır.

En iyi mi, şarlatan mı

Philip K. Dick'in yaşamındaki belki de en büyük sır bunca çevresel ve kendi içindeki kaosa rağmen yaptığı bu inanılmaz üretimdir. Bu üretimin bir açıklaması da agorafobisi olabilir. Zira açıklık alan korkusu genç yaşından beri yaşamını etkilemiştir. Bazen aylarca evden çıkmadan yazarmış.

1989 yılında çıkan ve hayatını anlatan 'A Life Of Philip K. Dick' bir bilimkurgu roman tadında okunabilir.

Tüm romanlarında kuşkuculuk, bilinmezlik ve arayış kendini gösterir.

Bazı bilimkurgu severler onu, eserlerinin bilimsel yanının olmaması ve içine sızdırdığı mistik doneler yüzünden şarlatanlıkla suçlar. Yine Philip K. Dick kendine özgü ve birçok otoriteye göre bilimkurgunun en iyi 10 yazarı arasındadır.

Onun derdi insanı ve gerçeği anlamaktır. Robotları konu ettiği romanlarında bile bu çabayı gözleriz.

Yaşamı boyunca aşkı aramıştır belki de onun aşkı doğumundan kısa süre sonra kaybettiği yarısı, ikiz kız kardeşi Jane'dir... Ve onu yaşamı boyunca rahat bırakmayan hayaleti.

Philip K. Dick: "Hikâyeci değil, kurgusal bir filozofum ben. Formalite icabı hikâye ve roman yazarlığı gücümü ön plana çıkarıyor ve bunları pazarlıyorum. Konuştuklarımdan ne çeşit duygusal karmaşalar içerisinde bir insan olduğumu gözlemleyebilirsiniz."

Radikal Kitap - 8 Ekim 2004
Orkun Uçar
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta