|
'Hesaplaşma' bizi Philip K. Dick dünyasında tekinsiz bir yolculuğa çıkarıyor.
Zaman yolculukları, tehlikeli robotlar, savaşlar... En önemlisi de kendi
beyninde bile güvende olmayan insanoğlu!
Hemen belirtelim bir yanlış anlaşılma olmasın: 'Hesaplaşma' bir roman değil,
öykü kitabı... Philip K. Dick'in stilini belirleyen, rahatsız edici ve karamsar
gelecek motifleriyle süslü. Kitaba ismini veren Pay Check'in filminin yakında
vizyona girmesi ve arka kapaktaki tanıtım yazısı sizi yanıltmasın diye bu
uyarıyı yapalım dedim.
Kitabın içindeki on iki öykü, yaşamayı pek istemeyeceğiniz gelecek dünyası,
zaman yolculuğu, robotların tehlikesi ve savaşları konu ediyor.
İşin ilginç yanı 'Hesaplaşma' tam olarak da bir roman kokusuna sahip ve yazarı
tarafından sıkılıp bir anda öyküleştirilmiş gibi. Kitaptan benim sevdiğim iki
öykü 'Baba-Benzeri Şey' ve 'Otomatik Fabrika' oldu.
Kitapla ilgili son olarak Philip K. Dick'in yaratıcı dünyasının çerçevesini
belirleyen öykülerle dolu olduğunu belirtelim ve bu fırsatı değerlendirip yazarı
tanıtalım.
Philip K. Dick kitapları bir sirkteki komik aynalar koridoruna girmeye benzer;
yaşamı boyunca psikolojik sorunlar içinde uğraşan bu nev-i şahsına münhasır
insan gerçek sorunun insanın çevresini algılaması olduğunu hatırlatır durur.
Okura sürekli olarak bulanık bir görüş sahası ve kaygan bir zemin sunar... Tıpkı
kahramanlarına yaptığı gibi...
Benim gibi 'iç çatışmasız ve beynini güvenli kalesi' olarak gören kişiler için
Philip K. Dick kitapları okumak, derinizi kaşındıran bir giysinin içine girmeye
benzer.
Kahramanları çoğunlukla depresif, şizofren, bazen de paranoyaktır. Bırakın
çevresindeki olayları kontrol etmek, kendi psikolojisinde bile dengeli değildir.
Önünde tehlikeli, tehditkâr, belirsiz ve bulanık bir macera uzanır.
Hollywood'un sevdiği kaynak
Birçok insan onu eserlerinden yola çıkılarak çekilen filmlerinden tanır. Gerçi
filmler, yola çıktıkları eserlerden çok farklı hedeflere isabet etmişse de
kaliteleri yazarına olan ilgiye de yansımıştır.
Örneğin çoklarınca gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filmi kabul edilen 'Blade
Runner', Arnold Schwarzenneger'in kas gösterdiği 'Total Recall', modern bir
Delphi Kahinleri öyküsü 'Minority Report', küçük bütçeli ama türü sevenler için
etkileyici 'Screamers' (şans eseri birkaç kere televizyonda seyredebildiğimiz,
karizmatik oyuncu Peter Weller'ın oynadığı güzel bir film) ve 'Impostor'...
Philip K. Dick yaratıcılığının en iyi eserleriyle bile yakalayamadığı çıkışı 'Blade
Runner'ın gösterime girmesiyle yapmıştı. Ama işin trajik yanı bu film gösterime
girmeden bir hafta önce (2 Mart 1982) Kaliforniya'daki evinde kalp krizi
tanısıyla ölü bulundu. Sadece 53 yaşındaydı...
Ölümünün ardından 'Blade Runner'ın gösterime girip, kült bir filme dönüşmesiyle
40'a aşkın romanı (Ubik, Yaratılan Dünya, Mars'ta Zaman Kayması,
Karanlığı
Taramak, Bıçak Sırtı gibi) ve 200'ü aşkın öyküsü tekrar basıldı. Postmodern
kuramcıların idolü, cyberpunk türünün babası ilan edildi.
Dick, ölümünden iki yıl önce genel olarak edebiyata tutkunken neden bilimkurguyu
tercih ettiğini ise şöyle açıklamıştı: "İnsanlara aşk ve sahip olduğumuz gerçek
dünya hakkında yazmak isterim ancak bu benim kafamdaki standartlara oturmaz.
Tamam, gerçekliği kabullenmek zorunda kalacağım. Fakat asla gerçekliği
kabullenemem. İşte bu bilimkurgunun ne olduğunu açıklıyor. Histeri ve belki
delilik yüzünden bilimkurgudaki olasılıklar vahşice, çılgıncadır. Bu yüzden
bilimkurguyu hep sevdim. Hem okumayı hem yazmayı."
Yaşamı boyunca maddi, manevi sorunlar, hastalıklar, uyuşturucu bağımlılığıyla
boğuşan biri olarak Philip K. Dick'in bu göz kamaştıran üretiminin açıklaması
çok zordur. Oysa Philip K. Dick yazarlığa bir zanaat gözüyle bakmış ve yazar
disiplinini kaybetmemiştir.
Genellikle roman kahramanlarını kendisi ve çevresinden kişilerden seçerdi.
Kullandığı formülleri açık açık ilan etmiştir: Her romanına 60 bin kelime
sınırıyla başlar, kahramanlarının soyadları genellikle iki hecelidir ve bir
kitabın kahramanı genellikle ikinci veya üçüncü bölümde ortaya çıkar...
Bir bilimkurgu yazarı olarak Asimov, Heinlein veya
Arthur C.Clark gibi bilimi
önde tutan; konu, eylem merkezli yazarların karşı kampında yer alır. Onun
kitaplarındaki merkez insandır. Bu açıdan kitaplarında okuru yakalayan bir
empati olduğunu söylemek gerek. (Gerçi bu kahramanların kişilik kaosları okuru
sürekli rahatsız hissettirir).
Kitaplarındaki vahşi kapitalizmi eleştirici ve muhalif tavra rağmen komünist
olduğu kanısı yanlıştır. Bir açıklamasında, "Zamanında sosyalist ve komünist
parti toplantılarına katılır fakat parti doktrinlerine karşı çıktığım için
sürekli toplantılardan atılırdım... Ve ardından dine döndüm... Ama bu kez
inanılmaz bir darkafalılık gördüm... 2000 yıllık tarih ve sadece isimler
değişiyor; olaylar hep aynı... Birisi bir başkasını inançlarından dolayı hapse
atıyor ya da yakıyor," demiştir.
'Gökteki Göz' adlı romanında Mc Carthy döneminin kokusunu almıştır sanki. O
dönemdeki çoğu entelektüel Amerikalı gibi kapısını FBI çalar. Ama o bir yere
bağlı olmayacak kadar otorite karşıtı, bireysel ve kuşkucu bir Amerikalıdır.
Başarısız bir ekonomi yönetimi onu yaşamının son dönemine dek sürekli para
ihtiyacı içinde tutmuştur. Bu belki de iyi olmuştur çünkü sürekli üretmek
zorunda kalmıştır. Blade Runner filmi için aldığı telif ücreti onu rahata
erdirmişken ölmüştür. Kitaplarındaki kahramanlar da kendisi gibi sefalet içinde,
kıt kanaat geçinen tiplerdir.
Bir başka ilginç bilgi de, psikolojik rahatsızlıklarının arttığı yaşamının son
döneminde Polonyalı ünlü bilimkurgu yazarı Stanislav
Lem'i; "Gerçek bir insan
olmayıp, Amerikan bilimkurgusuna zarar vermek için kurulmuş bir komünist örgütün
ismi" olmakla suçladığı FBI'a bir ihbar mektubu yazmasıdır.
En iyi mi, şarlatan mı
Philip K. Dick'in yaşamındaki belki de en büyük sır bunca çevresel ve kendi
içindeki kaosa rağmen yaptığı bu inanılmaz üretimdir. Bu üretimin bir açıklaması
da agorafobisi olabilir. Zira açıklık alan korkusu genç yaşından beri yaşamını
etkilemiştir. Bazen aylarca evden çıkmadan yazarmış.
1989 yılında çıkan ve hayatını anlatan 'A Life Of Philip K. Dick' bir bilimkurgu
roman tadında okunabilir.
Tüm romanlarında kuşkuculuk, bilinmezlik ve arayış kendini gösterir.
Bazı bilimkurgu severler onu, eserlerinin bilimsel yanının olmaması ve içine
sızdırdığı mistik doneler yüzünden şarlatanlıkla suçlar. Yine Philip K. Dick
kendine özgü ve birçok otoriteye göre bilimkurgunun en iyi 10 yazarı
arasındadır.
Onun derdi insanı ve gerçeği anlamaktır. Robotları konu ettiği romanlarında bile
bu çabayı gözleriz.
Yaşamı boyunca aşkı aramıştır belki de onun aşkı doğumundan kısa süre sonra
kaybettiği yarısı, ikiz kız kardeşi Jane'dir... Ve onu yaşamı boyunca rahat
bırakmayan hayaleti.
Philip K. Dick: "Hikâyeci değil, kurgusal bir filozofum ben. Formalite icabı
hikâye ve roman yazarlığı gücümü ön plana çıkarıyor ve bunları pazarlıyorum.
Konuştuklarımdan ne çeşit duygusal karmaşalar içerisinde bir insan olduğumu
gözlemleyebilirsiniz."
|