Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Mars Yıllıkları ya da Ray Bradbury

Fred Hoyle (Astronomi Profesörü-Cambridge Üniversitesi)

Ray Bradbury bizi, aynaların yaşama biçimimizi merhametsizce yansıttığı, kendi içimizdeki ve uygarlığımızdaki hataların abartılarak altının çizildiği bir koridora sokar. Gizli okşayışlarla bizi önce bir memnuniyete sürükler, ardından da "Dünyanın çarpık, öğütücü, açgözlü düzeni"yle insafsızca yüzleştirir. Edebiyatın en düşük şeklinin bilimkurgu alanında görülebileceği iddiasına ciddi şekilde meydan okunamayacağını düşünüyorum. İnsanın aklına hemen o korkunç, ucuz dergiler geliveriyor. Benim burada dile getirmek istediğim ise tam karşıtı bir iddia, yani en yüksek edebiyat potansiyelinin de bilimkurguda yattığı iddiası. Dilin güzelliğini bir kenara bırakalım, çünkü bu, yazarın kullandığı biçime değil, duyarlılığına bağlıdır, iş kapsama gelip dayanıyor. Olaya dürüstçe yaklaşalım ve geçmişteki büyük yazarları ele alalım. Mesela, o şahane şiirleri bir kenara bırakırsak, Shakespeare'de ne buluruz? Bireyin duygusal karmaşasına dönük, çarpıcı biçimde karanlık duygulara meyilli bir içgörü. Ondan sonra İngilizceyi kullanan diğer yazarlar, parlak ve sezgili de olsalar, aslında bu kapsamın pek de dışına çıkmamışlardır.

Yükselen itirazları daha şimdiden duyar gibiyim. Duyguların permütasyon ve kombinasyonlarından ileriye ne gidebilir ki, diye soruyorlar. Ciddi edebiyatın kapsamını genişletmenin tek yolu yeni bir permütasyonun keşfi değil midir? Böyle görüşler bence edebiyat dünyasının kaprisleridir. Bana sorarsanız İngiliz dilindeki en büyük eserler bile, görüş açısından oldukça miyoptur. İster klasik olsun, ister çağdaş, ciddi edebiyat, sadece gelenekler içinde yüzmekte olduğumuz havuza koca bir okyanus muamelesi yapan gelenekler yerleşikleştiği için, muhtemelen içinde kalmaya devam edeceği bir kovuğa girmiştir.

İlk örnek olarak, insanın fiziksel çevresinin bir tutsağı olduğu inancı, gülünç derecede yanlıştır. Hemen hemen beş bin yıldır, insanoğlu sistemli olarak çevresini değiştirmiştir. Günümüzde dünyanın bitki örtüsü ve direyi, büyük oranda insan tarafından kontrol edilmektedir. Edebiyatta ise "insanın kaderin rüzgârları tarafından savrulduğu temasının süregeldiği görülür. Bana öyle geliyor ki, insanın çevresine karşı sorumluluğu gibi önemli bir kavram hiç ciddi olarak ele alınmamıştır, tabiî ki bilimkurgu dışında.

Dünyanın Çarpık Düzeni

Mars Yıllıkları, işte tam bu noktada devreye giriyor. Eserin yazarı, çevreyi ön plana çıkartmak amacıyla, Dünya yerine Mars'ı kullanmış, ama sorunlar Dünya'nın sorunları ve insanları. Ray Bradbury bizi, aynaların yaşama biçimimizi merhametsizce yansıttığı, kendi içimizdeki ve uygarlığımızdaki hataların abartılarak altının çizildiği bir koridora sokar. Gizli okşayışlarla bizi önce bir memnuniyete sürükler, ardından da "Dünya'nın çarpık, öğütücü, açgözlü düzeni"yle insafsızca yüzleştirir.

Mars gezegeni etrafında örülen fanteziler, o zarif betimlemelerin akılda yer eden gerçekliğiyle duyularımızı kendine çeker ve yazar bizi tüm sakarlığımız ve piknik çöplerimizle birlikte, bu büyülü, dönen cam küre dünyanın içine atıverir. Sadece bir avuç insan bu güzelliği takdir edebilir; sadece onlarda kavrama gücü vardır. İşte bu, şairdir, yeni bir ortamda konuşan şair.

Ray Bradbury'nin Mars üzerindeki egzotik dünyası, rasyonel bir açıklama olmaksızın tatmin edicidir. Uygulamalı bir çözümleme, inancı sarsıp, kristal duvarları tuzla buz edecektir. Bradbury yeni fikirleri ifade etmek ve belki de bizim hayallerimizdeki gibi bir dünyayı sembolik bir mükemmellik içinde sunmak için, kendi gezegenimiz dışındaki evrenden yararlanır. Bu göksel arka perdenin önüne basit Dünya karakterlerini yerleştirir, tıpkı Shakespeare'in bir yaz gecesinde, sihirli bir ormana Bottom ile onun zanaatkâr dostlarını yerleştirdiği gibi.

Bilimkurgunun, salt saygı duyulur olma düzeyinden çok daha yükseklerde ataları vardır. Örneğin Homeros'un Odysseia'sı, bilimkurgu değil de nedir? Çok az insanın seyahat şansı olduğu günlerde, egzotik, gizemli ve heyecanlı öyküler için gerek duyulan ortamı Dünya'daki uzak ülkeler sağlıyordu. Şimdilerde yaşantılarımız, belki de fazlasıyla birbirine benziyor. O uzak mesafeler küçüldü ve toplumun yarattığı yapay eşitsizlikler azaldı. İnsan, maddi anlamda hiç bu kadar iyi durumda olmamıştı. Yine de bizi zengin kılan teknoloji dünyası, aynı zamanda kendine esir de ediyor bizi. Varlığımız, tiktaklarıyla günü donuk bir monotonluğa bölen saat tarafından kontrol ediliyor.

Günümüz Eğilimleri

Bu tür bir varoluş modeline başkaldırırız. Öykücü burada devreye girer ve onu dinleyenler, yeni ufuklara yelken açarlar. Vizyonu olan yazar, bilinmeyenin meydan okumasını kabul ederek, yol gösterebilir. Bilinen miktar gerçekliktir, Ay ve Mars ya da Homeros'un Akdeniz adaları, ama gerçekliğin ötesinde sadece ağır ağır şekillenen düşünceler vardır. Yazar, bu düşünceleri kendi içinde şekillendirmesi için okuyucuya hitap etmeli, sonunda imgelemin ilk kıpırdanışlarını cisimlendirmelidir.

Ama kapsam ve daha dünyevi meseleler sorununa gelelim. Dünyanın hızlı gelişiminin itici gücünün, bilgi edinmekten geldiğine inanıyorum. "Ciddi" bilim, işte buradadır. Günümüz eğilimlerinin kavranması, bizim gelecekte kabul edilebilir tahminler yapmamıza izin verir. Yine de bu, profesyonel bilim adamının normalde pek yapmadığı şeydir. Bilim adamının eğitimi, gayet haklı olarak, onun tüm enerjisini o anki problem üzerinde yoğunlaştırmasını sağlar. Oysa son elli yıldaki büyük teknolojik gelişmelerin hemen hemen hepsi bilimkurgu yazarlar tarafından önceden tahminr edilmiştir. Eski hikâyelere dönüp bakıldığında, aşağılayıcı gibi görülen "kurgu" sözcüğünün en azından bir ironi seviyesine yükseltilmesi gerekirmiş gibi gözüküyor.

Bilimkurgunun Zor Yanı

Alet edevat konusuna gelir gelmez, "ucuz" edebiyatın sınırında dolanıyoruz. Ciddi oranla gülünç olan arasındaki sınır incedir ve bu sınırda belki de en emin adımlarla yürüyen kimse, kabul olunabilir derecede kendi uzmanlık alanına yakın duran, profesyonel bilim adamıdır. Ne Verne'in, ne de Wells'in profesyonel olmadıkları doğrudur, ama bu sınır onların zamanında daha genişti. İlginç bir anomali ise bu ince buz üstündeki bölgenin bugün, en zayıf yazarların, dolayısıyla da "ucuz" edebiyatın ilgisini çekmesidir. Bilimkurgunun teknik yanı zordur, çünkü üstünde çalışmaya değer her öykü radikal bir yeni fikir sunmalıdır, sadece eski fikirlerin yeni bir çeşitlemesini değil (ki bunlar dedektif öyküsü, gerilim romanı ve hatta durum romanı için yeterlidir.)

Jane Austen bize zamanının papazlarından, onların konuşmaları, davranışları ve hırslarından bahseder durur. Ama bize din hakkında neredeyse hiçbir şey söylemez. Shakespeare bile insanın dini itkilerini hangi derinlikte araştırmıştır? Neredeyse hiç. Yeni dini görüşler, sadece ufukların genişlemesiyle açığa çıkabilir. Genel olarak, çevreye karşı sorumluluk kavramı dini bir görüştür. O zarif "Ateş Balonları" öyküsünde Ray Bradbury, bizim Peder Peregrine'i izlememizi, at gözlüklerinden kurtulmamızı ve cesaret toplayıp daha engin bir vizyon aramamızı istemektedir.

Şu anda değindiğim, dinin biçimsel olmayan yönleridir. Bana göre biçimsel olmayan bağlamda din, bir insanın gökyüzüne huşu içinde bakması, eğer aklı varsa kainatın görkemli oyununun bir amacı olduğunu ve insanın kendi küçük rolünün de bir anlamı olduğunu hissetmesidir. Din ve bilim arasındaki çatışma, din ile biçimsel din arasındaki bir çatışmadır ve bunun da açık bir nedeni vardır. Tüm biçimsel dinler, fiziksel dünya anlayışımızın bugünküne göre çok daha az gelişmiş olduğu, eski zamanlarda ortaya çıkmıştır.

Bir bilim adamı, en azından tutarlı bir evren görüşü girişimine hazır olmalıdır. Bana sorarsanız, kaçınılmaz bir görüş ayrılığı olmadığı sürece, din adamı da iki şekilde uzlaşmaya hazırlanmalıdır. Deneyimlerimizle tamamen çelişen ifadeleri reddedip, insanoğluna kainatta daha alçakgönüllü bir yer vererek -kainatın bu küçük Dünya ve insanlar çevresinde değil de, karşılaştırılamayacak denli büyük bir tuval üzerine resmedilmiş olması gerektiğini kabullenerek.

Bilimkurgu ve Kapsamı

Bu, beni doğrudan bilimkurgu ve kapsamı konusundaki son yorumlarıma getirdi. Ciddi bilim artık hayatın tüm evrende sıklıkla görülebilir olduğuna ikna olmuştur. Zaten teknik düşünceler göz önüne alındığında, değişik canlı türleri arasında iletişimin mümkün olabileceği ortadadır. Alın size ilk bakışta bilimkurguya mükemmel biçimde uygun bir konu. Yine de, en azından bir yönden, konu neredeyse el sürülmeden kalmıştır. Evet; insan ve diğer akıllı canlı türleri arasındaki teması konu ettiğini iddia eden bir sürü hikâye kaleme alınmıştır. Ama neredeyse dişe dokunur hiçbir şey başarılamamıştır. H.G. Wells'in yazdığı Gezegenler Savaşı, bu türde yazılmış hikâyelerin belki en ünlüsüdür, ama iletişim konusunda hiçbir şeyden bahsetmez. Marslılarla zihinsel iletişim sıfırdır. Bu türün en iyi hikâyeleri, uzaylılara basitçe kılık değiştirmiş insan muamelesi yaparlar. Bu, tabiî ki konudan kaçmaktır.

Zorluk, günümüzdeki düşünce kalıplarımızı ileriye götürmek ve kendimizin "dışında" düşünebilmek konusundaki yetersizliğimizde yatmaktadır. Bunu yapabilinceye kadar evrendeki yaratıkları sadece insan veya insanlık aşamasına ulaşamayanlar olarak gösterebiliriz. İnsan kendi dışında düşünebilmelidir -işte budur zor olan. Kendi dışında düşünebilme bakımından, her yüzyıl düşünce açısından bir öncekinden daha ileridedir; her büyük sanatçı ya da bilim adamı bir dereceye kadar kendi dışında düşünebilen kişidir. İnsan beyni şüphesiz şu ana kadar bir insanın başarabildiğinden çok daha geniş bir alanı kapsayabilir. Ne tür bir alan olabilir orada? Hangi yeni kavramlar, hangi yeni duygular bulunabilir orada? Diğer canlı türleriyle temas olasılığını düşünür düşünmez de aklımızdan bu sorular geçiyor. Benzerlik, işi çetrefilleştiriyor, cevapların var olduğuysa neredeyse kesin. Problem onları bulmakta. Yol apaçık önümüzde uzanıyor.

Cumhuriyet Kitap
Fred Hoyle (Astronomi Profesörü-Cambridge Üniversitesi)
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta