Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Biraz Matrix, biraz Solaris

Barış Müstecaplıoğlu

Yerli bir yazarın kitabını anlatmaya, dünyaca ünlü iki esere atıfta bulunarak başlamaya mecbur kalmak ilginç bir durum. Normal şartlarda böyle başlayan bir eleştiri oldukça olumsuz devam eder. Bu yeni romanın o ünlü eserlerle hangi açılardan benzeştiğini anlatmak, "Bu kitap özgün falan değil, basbayağı çalıntı," demek anlamına da gelebilir kimilerinin dilinde. Aramızda kalsın, çoğunlukla da öyledir ne yazık ki. Ama eğer yazar zaten bu çağrışımları yapabilmek için yazdıysa eserini, o zaman daha da ilginç bir durumla karşı karşıyayız demektir.

Sadık Yemni, 'Muska' isimli 'çoksatan' fantastik romanı ile hatırladığımız, yurtdışında yaşadığı halde Türkçe'sine halel getirmediği için saygı duyduğumuz bir üstadımız. Türkiye'nin Matrix'ini yazmak için kollan sıvamış ve uzun bir çalışmanın sonucunda 'Çözücü'yü kaleme almış. Kitabın çıkışı da belki planlı belki de tesadüfi olarak son Matrix'in gösterime girdiği tarihe denk gelmiş. Matrix nasıl pek çok ünlü romana, filme ve masala göndermelerle doluysa, Sadık Yemni de eserinde aynı yolu izlemiş. Öykümüz, farklı karakterlere ve tutkulara sahip kadınlı erkekli bir grubun, İstanbul'un Pera'sında, gizemli bir duvar tarafından hapsedilmesini anlatıyor. Kahramanlarımız haricinde duvarın içinde kalan tüm diğer insanlar bir tas muhallebi ölçüsünde peltelere dönüşüveriyor bir an içinde. İçlerinde farklı milletlerden kişiler de bulunan karakterlerin bu olağan dışı duruma alışma çabalarına tanık oluyoruz her şeyden önce. Bu sahneler, hemen hemen aynı olaylar ve benzer korkular yaşandığı için bir miktar 'gereğinden uzun sürmüş' havası verse bile, karakterleri tanıyıp ileride neyi neden yaptıklarını anlamak için önemli aslında. Sonradan karakterler birbirlerini buluyor ve şeffaf duvarı aşmanın yollarını aramaya başlıyorlar. Dışarı çıkmanın kolay olmayacağını fark edince de, 26 kişiden ibaret yeni dünyalarında olabildiğince mutlu ve güvende yaşamak için bir düzen kurmaya çabalıyorlar. Elbette umudunu daha geç kaybedip son ana kadar dışarı çıkmanın yeni yollarını araştıranlar olmuyor değil. Ve 'yine elbette', bu yeni düzeni çıkarları doğrultusunda sömürmek, küçücük bir grup üzerinde bile olsa hakimiyet kurmak isteyen zorbalar da çıkıyor aralarından. Bu da doğal olarak şiddete ve kan dökülmesine neden oluyor. Zaman geçtikçe kahramanlarımız yaşananların insanların pelteleşmesinden veya etraflarının gizemli bir duvarla çevrilmesinden daha karmaşık olduğunu fark etmeye başlıyorlar. İnsan olup olmadığı belirsiz yeni karakterler katılıyor aralarına, mantık kurallarına aykırı olaylar yaşanıyor, 'orada olmaması gereken' nesneler birdenbire tam da olmaları istendiği yerde bitiveriyorlar. Üstelik bu yeni düzende her şey, hatta günün kaç saat olacağı bile belli sayılara ve kadarına bağlanmış durumda. Ve kahramanlarımız ya olayları ne pahasına olursa olsun çözmek ya da sınırsız bir özgürlük sunan, hastalıklarının birdenbire geçtiği, hemen hepsinin gerçek aşkı bulduğu bu 'yapma cennette' gününü gün edip gerisini düşünmemek ikileminde kalıyorlar. Romanın sonunda ise... Durun bir dakika! Biraz soluklanalım. Kendimi kaptırıp size romanın sonunu da söylersem herhalde mutlu olmazsınız!

Entrikanın çözümü

Şaka bir yana, size öykünün sonunda ne olduğunu söylesem de sanırım bana inanmazsınız. Zaten Sadık Yemni'ye en ciddi eleştirim de bu yönde olacak. Öykünün anlatımı, duyguların işlenişi, hayal gücünün zenginliği hayranlık uyandıracak düzeyde olsa bile, 400 sayfayı aşkın bir hacimde kurulan entrikanın çözümü son on beş sayfaya bırakılınca, orada bile hep kapalı ifadeler kullanılınca romanın sonu havada kalmış. Kitabın herhangi bir yerinde belirtilmemişse de, Sadık Yemni'nin ilham kaynağı Matrix gibi devamı olan bir öykü tasarladığını, önemli soruların cevaplarını o devam kitaplarına sakladığını umalım bari. Yoksa bunca özenilmiş bir öykünün açık uçlu bırakılmış olması hiç içime sinmeyecek. Çoğunluğun da benimle aynı şekilde hissedeceğini zannediyorum.

Şimdi biraz da kitaptaki göndermelerden bahsedelim isterseniz. Matrix üçlemesine yapılan göndermeler zaten kitabın pek çok bölümünde mevcut Neo karizmasına sahip olmasa da 'seçilmiş kişi' kavramı bile var öykünün içinde. Bunun dışında kahramanların en çok arzu ettikleri şeyleri, özellikle de hayallerindeki kadınları karşılarında bulmaları hem Stanislaw Lem'in başyapıtı 'Solaris'i hem de Dustin Hoffman'ın 'Küre' filmini akla getiriyor. Kanunları kendi kendilerine belirlemeleri gereken bir ortamda mahsur kalan küçük bir grupta diktatörlük kurma eğilimlerinin açığa çıkması, William Golding'in ünlü 'Sineklerin Tanrısı'nı anımsatıyor az da olsa. Karakterlerin dışarı çıkmanın pek bir yolu olmadığım fark ettikten sonra bu 'ıssız ada'da yaşanılası bir düzen kurmaya çalıştıkları sahneler, Robinson Crusoe (belki daha çok İsviçreli Robinson Ailesi) tadını taşıyor. Detaylarda daha pek çok gönderme ya da benzeşme var, ama romandan alacağınız keyfi bozmamak için bunları açık etmeyelim henüz. Kitap çıkalı fazla olmadı ve pek çok kişinin okuma fırsatı olmamıştır diye tahmin ediyorum. Belki bu konuya ileride yine döneriz.

Sadık Yemni, sadece göndermelerle dolu bir kitap yazmakla kalmamış bu arada. İnanç ve inancın gücü konusunda fikir yürütmeler, devasa yeşil minare benzeri kültürel detaylar, bu olağan dışı durumda başını açıp açmamayı sorgulayan Ayşe ya da fazlasıyla sempatik transseksüel Sam gibi 'bizim gündemden' karakterler romanın özgün yanlarını oluşturuyor. Karakterlerin iç dünyası, duyguların işlenişi, dilin kullanımı gibi konularda, yani romanın edebi boyutunda gayet başarılı bir eserle karşı karşıyayız aynı zamanda. Kadın-erkek ilişkilerine derinlemesine iniliyor, öyküyü zenginleştirmekte oldukça çarpıcı ve çoğunluğu rahatsız etmeyecek incelikte bir erotizm kullanılıyor. Kurguda içime sinmeyen tek konu, yönetimi ele almak ve 'yeni düzen'de diktatör olmak isteyen kötü karakterlerin çok kısa sürede bertaraf edilmesi oldu. Gerilimi uzun süre ayakta tutabilecek bu konudan yeterince faydalanılmamış ne yazık ki. Halbuki Sadık Yemni hareketli sahnelerde belki de farkında olmadığı kadar başarılı.

Bir bütün olarak ele alırsam, 'Çözücü'nün uzun zamandır okuduğum en iyi yerli fantastik roman olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sadık Yemni Türk fantastik edebiyatının ustalarından olduğunu bir kez daha göstermiş ve önceki romanı 'Metros'u epey aşmış. Evet, özellikle bilimkurgu değil, fantastik diyorum, çünkü kitabın bu yönü bilimselliğinden çok daha sağlam. Son iki bölüm dışında karşımızda bilimsel açıklamalardan çok hayal gücüne dayanan bir kurgu var. Keşke olayın çözüm aşaması da göndermelere bırakılmasa, bu roman özgün bir felsefe ya da açıklama ile tamamlansaydı. Kitap boyunca merakı ayakta tutabilen gizemler bu kadar kapalı kalmasaydı. O zaman 'Çözücü', Türk yazarların hayal gücünü yurtdışında da temsil edebilirdi belki. Röportajlarda ifade edildiği gibi bu kitabın yerli Matrix olması ile yetinilecekse bence epey yazık olur. Olası bir devam romanında Sadık Yemni bize yeni perspektifler sunarsa, ileride Matrix felsefesiyle birlikte Çözücü felsefesini de keyifle tartışabiliriz, neden olmasın?

Radikal Kitap - Kasım 2003
Barış Müstecaplıoğlu
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta