|
Yerli bir yazarın kitabını anlatmaya, dünyaca ünlü iki
esere atıfta bulunarak başlamaya mecbur kalmak ilginç bir durum. Normal şartlarda
böyle başlayan bir eleştiri oldukça olumsuz devam eder. Bu yeni romanın o
ünlü eserlerle hangi açılardan benzeştiğini anlatmak, "Bu kitap özgün
falan değil, basbayağı çalıntı," demek anlamına da gelebilir
kimilerinin dilinde. Aramızda kalsın, çoğunlukla da öyledir ne yazık ki.
Ama eğer yazar zaten bu çağrışımları yapabilmek için yazdıysa eserini,
o zaman daha da ilginç bir durumla karşı karşıyayız demektir.
Sadık Yemni, 'Muska' isimli 'çoksatan' fantastik romanı ile
hatırladığımız, yurtdışında yaşadığı halde Türkçe'sine halel
getirmediği için saygı duyduğumuz bir üstadımız. Türkiye'nin Matrix'ini
yazmak için kollan sıvamış ve uzun bir çalışmanın sonucunda 'Çözücü'yü
kaleme almış. Kitabın çıkışı da belki planlı belki de tesadüfi olarak
son Matrix'in gösterime girdiği tarihe denk gelmiş. Matrix nasıl pek çok ünlü
romana, filme ve masala göndermelerle doluysa, Sadık Yemni de eserinde aynı
yolu izlemiş. Öykümüz, farklı karakterlere ve tutkulara sahip kadınlı
erkekli bir grubun, İstanbul'un Pera'sında, gizemli bir duvar tarafından
hapsedilmesini anlatıyor. Kahramanlarımız haricinde duvarın içinde kalan tüm
diğer insanlar bir tas muhallebi ölçüsünde peltelere dönüşüveriyor bir
an içinde. İçlerinde farklı milletlerden kişiler de bulunan karakterlerin
bu olağan dışı duruma alışma çabalarına tanık oluyoruz her şeyden önce.
Bu sahneler, hemen hemen aynı olaylar ve benzer korkular yaşandığı için
bir miktar 'gereğinden uzun sürmüş' havası verse bile, karakterleri tanıyıp
ileride neyi neden yaptıklarını anlamak için önemli aslında. Sonradan
karakterler birbirlerini buluyor ve şeffaf duvarı aşmanın yollarını
aramaya başlıyorlar. Dışarı çıkmanın kolay olmayacağını fark edince
de, 26 kişiden ibaret yeni dünyalarında olabildiğince mutlu ve güvende yaşamak
için bir düzen kurmaya çabalıyorlar. Elbette umudunu daha geç kaybedip son
ana kadar dışarı çıkmanın yeni yollarını araştıranlar olmuyor değil.
Ve 'yine elbette', bu yeni düzeni çıkarları doğrultusunda sömürmek, küçücük
bir grup üzerinde bile olsa hakimiyet kurmak isteyen zorbalar da çıkıyor
aralarından. Bu da doğal olarak şiddete ve kan dökülmesine neden oluyor.
Zaman geçtikçe kahramanlarımız yaşananların insanların pelteleşmesinden
veya etraflarının gizemli bir duvarla çevrilmesinden daha karmaşık olduğunu
fark etmeye başlıyorlar. İnsan olup olmadığı belirsiz yeni karakterler katılıyor
aralarına, mantık kurallarına aykırı olaylar yaşanıyor, 'orada olmaması
gereken' nesneler birdenbire tam da olmaları istendiği yerde bitiveriyorlar.
Üstelik bu yeni düzende her şey, hatta günün kaç saat olacağı bile belli
sayılara ve kadarına bağlanmış durumda. Ve kahramanlarımız ya olayları
ne pahasına olursa olsun çözmek ya da sınırsız bir özgürlük sunan,
hastalıklarının birdenbire geçtiği, hemen hepsinin gerçek aşkı bulduğu
bu 'yapma cennette' gününü gün edip gerisini düşünmemek ikileminde kalıyorlar.
Romanın sonunda ise... Durun bir dakika! Biraz soluklanalım. Kendimi kaptırıp
size romanın sonunu da söylersem herhalde mutlu olmazsınız!
Entrikanın çözümü
Şaka bir yana, size öykünün sonunda ne olduğunu söylesem
de sanırım bana inanmazsınız. Zaten Sadık Yemni'ye en ciddi eleştirim de
bu yönde olacak. Öykünün anlatımı, duyguların işlenişi, hayal gücünün
zenginliği hayranlık uyandıracak düzeyde olsa bile, 400 sayfayı aşkın bir
hacimde kurulan entrikanın çözümü son on beş sayfaya bırakılınca, orada
bile hep kapalı ifadeler kullanılınca romanın sonu havada kalmış. Kitabın
herhangi bir yerinde belirtilmemişse de, Sadık Yemni'nin ilham kaynağı
Matrix gibi devamı olan bir öykü tasarladığını, önemli soruların
cevaplarını o devam kitaplarına sakladığını umalım bari. Yoksa bunca özenilmiş
bir öykünün açık uçlu bırakılmış olması hiç içime sinmeyecek. Çoğunluğun
da benimle aynı şekilde hissedeceğini zannediyorum.
Şimdi biraz da kitaptaki göndermelerden bahsedelim
isterseniz. Matrix üçlemesine yapılan göndermeler zaten kitabın pek çok bölümünde
mevcut Neo karizmasına sahip olmasa da 'seçilmiş kişi' kavramı bile var öykünün
içinde. Bunun dışında kahramanların en çok arzu ettikleri şeyleri, özellikle
de hayallerindeki kadınları karşılarında bulmaları hem Stanislaw Lem'in başyapıtı
'Solaris'i hem de Dustin Hoffman'ın 'Küre' filmini akla getiriyor. Kanunları
kendi kendilerine belirlemeleri gereken bir ortamda mahsur kalan küçük bir
grupta diktatörlük kurma eğilimlerinin açığa çıkması, William
Golding'in ünlü 'Sineklerin Tanrısı'nı anımsatıyor az da olsa.
Karakterlerin dışarı çıkmanın pek bir yolu olmadığım fark ettikten
sonra bu 'ıssız ada'da yaşanılası bir düzen kurmaya çalıştıkları
sahneler, Robinson Crusoe (belki daha çok İsviçreli Robinson Ailesi) tadını
taşıyor. Detaylarda daha pek çok gönderme ya da benzeşme var, ama romandan
alacağınız keyfi bozmamak için bunları açık etmeyelim henüz. Kitap çıkalı
fazla olmadı ve pek çok kişinin okuma fırsatı olmamıştır diye tahmin
ediyorum. Belki bu konuya ileride yine döneriz.
Sadık Yemni, sadece göndermelerle dolu bir kitap yazmakla
kalmamış bu arada. İnanç ve inancın gücü konusunda fikir yürütmeler,
devasa yeşil minare benzeri kültürel detaylar, bu olağan dışı durumda başını
açıp açmamayı sorgulayan Ayşe ya da fazlasıyla sempatik transseksüel Sam
gibi 'bizim gündemden' karakterler romanın özgün yanlarını oluşturuyor.
Karakterlerin iç dünyası, duyguların işlenişi, dilin kullanımı gibi
konularda, yani romanın edebi boyutunda gayet başarılı bir eserle karşı
karşıyayız aynı zamanda. Kadın-erkek ilişkilerine derinlemesine iniliyor,
öyküyü zenginleştirmekte oldukça çarpıcı ve çoğunluğu rahatsız
etmeyecek incelikte bir erotizm kullanılıyor. Kurguda içime sinmeyen tek
konu, yönetimi ele almak ve 'yeni düzen'de diktatör olmak isteyen kötü
karakterlerin çok kısa sürede bertaraf edilmesi oldu. Gerilimi uzun süre
ayakta tutabilecek bu konudan yeterince faydalanılmamış ne yazık ki. Halbuki
Sadık Yemni hareketli sahnelerde belki de farkında olmadığı kadar başarılı.
Bir bütün olarak ele alırsam, 'Çözücü'nün uzun zamandır
okuduğum en iyi yerli fantastik roman olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sadık Yemni Türk fantastik edebiyatının ustalarından olduğunu bir kez daha
göstermiş ve önceki romanı 'Metros'u epey aşmış. Evet, özellikle
bilimkurgu değil, fantastik diyorum, çünkü kitabın bu yönü bilimselliğinden
çok daha sağlam. Son iki bölüm dışında karşımızda bilimsel açıklamalardan
çok hayal gücüne dayanan bir kurgu var. Keşke olayın çözüm aşaması da
göndermelere bırakılmasa, bu roman özgün bir felsefe ya da açıklama ile
tamamlansaydı. Kitap boyunca merakı ayakta tutabilen gizemler bu kadar kapalı
kalmasaydı. O zaman 'Çözücü', Türk yazarların hayal gücünü yurtdışında
da temsil edebilirdi belki. Röportajlarda ifade edildiği gibi bu kitabın
yerli Matrix olması ile yetinilecekse bence epey yazık olur. Olası bir devam
romanında Sadık Yemni bize yeni perspektifler sunarsa, ileride Matrix
felsefesiyle birlikte Çözücü felsefesini de keyifle tartışabiliriz, neden
olmasın?
|