|
Her şey bir anda olur. Cümbüşü, içkisi, kalabalığı,
eylemi ve dehşetiyle Beyoğlu'nu saran, hayat aniden durur. Küçük ve san
peltelere dönüşür insan yığınları, sadece yirmi altı kişi dışında...
Aşılamayan şeffaf sınırlarla çevrili Beyoğlu'nun tek sahipleridir artık
onlar. Bambaşka dinlerden, ırklardan, statülerden gelen yirmi altı insanın
içine düştüğü şaşkınlığın, yalnızlığın; ardından bu inanılmaz
ortamda yaşadıkları aşkların tanığı oluveririz 'Çözücü'de. Tam farklı
bir gidişat umduğunuz ve işte şimdi başka bir hayat başlayacak dediğiniz
anda aklınıza takılıveren bir soru peşinizi bırakmaz ne yazık ki, tıpkı
roman kahramanlarının da peşini bırakmadığı gibi. Neler olup bittiğine
ilişkin bu soruyla birlikte aynı gerçek hayatta olduğu gibi romanda da
beliren gerçeklik arayışları, tanımlan, bu tanımlan içine alamayan
katmanlı bellek oyunları çıkar karşımıza. 'Amsterdam'ın Gülü',
'Muska', 'Öte Yer', ve 'Metros' adlı romanlarından tanıdığımız
Sadık Yemni'yle 'buralara dair' bir Matrix felsefesiyle bilimkurguyu harmanlayan ve
okuyucuyu başarıyla şaşkınlığa uğratan romanı 'Çözücü' üzerine söyleştik.
Bir gün sabaha karşı elektrikler kesilir ve tuhaflıklar
silsilesi başlar. Başlangıçta kahramanların alışılmış gerçeklik sınırlan
içinde düşündüğü olaylar zamanla gerçeklik sorgulamalarına dönüşür.
Nasıl bir değişim sürecidir bu?
Bu değişim iki yönlü bir değişim. Birincisi dışardan
gelen ve birbirinden farklı çözüm önerileri sunan bir değişim. Örneğin
olup bitenler bilimsel bir deneyim mi, üç boyutlu simülasyon mu, insanlar
birer yazılım elemanları da biraz bilinçleri mi var, denek olarak mı
mevcutlar ya da dünya dışı bir zekâ mı etkili ya da her şey Tanrının
bir unutkanlığı mı? İkincisi ise kendi yarattıkları gerçekliğin deforme
oluşundan kaynaklanıyor. Bu deformasyonunsa iyi ya da kötü olduğunu
bilmiyoruz.
Romanı okumak okuyucuyu gerçekliğin ne olduğunu düşünmeye
yönelten, bu yanıyla da oldukça heyecanlı bir deneyim. Siz yazarken neler
hissettiniz?
Ben sezgi yazarıyım. Mantık roman yazarken kullandığım
bir araç değil. Birinci düşüncem, ben de bir insanım ve her şeyden önce
bir varlığım. Bütün bu gerçeklik sınırlarında gezinirken kalbime en sıcak
gelen yeri bulmaktan korktuğum anlar oldu.
Ne gibi?
Mesela kahramanlardan ne tam Ayşe gibi olabildim ne Ahmet ne
de Güven. Bunlar hiçbir şekilde benim düşüncemi temsil etmiyorlar. Bütün
karakterleri bir uyum içerisinde görüyorum. Tek yönlü bir ok gibi yazmadım
yani bir tek kahramanın üzerine eğilmedim. İnsanlara eşlik eden köpekler
ve papağanlar bile aynı derecede önemliydi benim için. Eğer evren bir yazılmışa
ben bir bilgi dalgası sörfçüsü olmalıyım. Kıyıda oturup dalgalar ne güzel
diyen biri değil.
Günlük yaşama karşı bir eleştiri de barındırıyor
roman...
Bir çeşit moral var. İsopera'da geçenleri okumanın
insanların günlük sorunlarıyla başa çıkmalarında az da olsa bir etki
yapmasını isterim. Omuzlarımda nihilizmin panzehiri gibi bir kitap yazmaya çalışmanın
yükünü hissettiğimi söyleyebilirim.
Nedir İsopera?
İso, isomerden geliyor. İsomer aynı sayıda ve çeşitlilikte
atomların meydana getirdiği farklı bileşiklere karşılık geliyor. İsoperaysa
peraymış gibi yapan pera demek.
Karakterlerin psikolojik boyutuna bilimkurgu ve polisiye
türlerinde rastladığımızdan çok daha ağırlıklı olarak yer
veriyorsunuz. 'Çözücü'nün türlerarası bir yapısı olduğunu söyleyebilir
miyiz?
Diyebiliriz tabii ki. Benim için insanmerkezlilik çok önemli.
Çünkü ancak insan merkezlilikle ben sezgi yazarıyım diyebilirsiniz. Gül
Ana ve Sam gibi daha küçük roldeki karakterler bile Ahmet ve Ayşe düzeyinde
etkinliğe sahipler. Çünkü insanmerkezlilik her insana aynı mesafeden bakmak
demek. Hiç kimse diğerinden daha güzel değil.
insanların silindiği, inanılmaz hüzünlü ve yıkık
görünen bir mekânla, oraya sıkışan insanların psikolojisi arasında büyük
bir zıtlık kuruyorsunuz. Kalanlar ilginç bir şekilde mutlular, hatta geçmişlerini
bile özlemiyorlar?
Üç yüz yıllık bir Batı aydınlanması var ve onun ardından
gelen insan düşmanı bir teknoloji. Birden tüm bunlar duruyor. Maruz kaldıkları
imge bombardımanından dolayı bir yorgunluk ve bitkinlik halinde insanlar. Bir
önceki yaşamın tüm realitesinden çözülüyorlar. Nefes almaya başlıyorlar.
Şimdi bütün kitaplar okunabilir gibi bir his. Elli yıl sürmüş bir sağanaktan
sonra güneş çıkmış gibi. Geçişin olmadığı sınır ötesindeki Pera'ya
bakmaksa çok korkunç. Belki iki metre önünde patlayan bir yanardağı
seyretmekten bile zor. Sana, her şey bitti diyor.
Bu kadar sanallığın ve bilinmezin olduğu bir hikâyede
aşk, oldukça sahici ve merkezde bir rol oynuyor...
Aşk 365 elementi beliriyor romanda. Örneğin en ağır
element 200 küsurdur. Buradaki aşk sadece cismani bir aşk değil. Orada sezgi
gücüyle gördükleri bir gerçeklik içindeler. Sevgi ve anlayış bir iletişim
düzlemi yaratıyor orda. Belki bu atmosferin yoğunlaşması yaratmıştır Aşk
365'i. O zaman İsopera cennetten kovulmuş insanların geçici de olsa cennete
ulaşma teşebbüsü de olabilir. Aşk olunca tasavvuf olmadan olmaz değil mi?
Bana sorarsanız bu kitabın tanrı tasavvufi bilimkurgudur. Bizim yerel
Matrix'imiz tasavvuf olmadan varolabilir mi?
Matrix filminden etkilendiniz mi peki?
Tekniği ve oradaki dilema beni etkiledi. Hangisi esas gerçek
yarışması gibi sanki. 'Çözücü'de ise 'bugünkü gerçek benim, dünkü
gerçek değil' var.
Romandaki 26 kişiyi neye göre seçtiniz?
Temsiliyet meselesi. Pera'nın temsiliyetinin Pera'ya yakışır
olması lazım. Ben çok kahraman seçmem, kahramanlar beni seçerler. Nasıl
olmalılar sorusunu düşündükten sonra seçim yapmaya gerek kalmıyor, onlar
kendiliğinden geliyor. Kendimi iş ve işçi bulma bürosu gibi hissettim. İlk
başvuran 25 kişiyi işe aldım. Sanal kahramanımız Su'yu çamurdan yaptım.
Ona kim ruh üfledi bilmiyorum.
Sizi bundan önceki romanlarınızdan İzmir'i anlatan
yazar olarak biliyoruz. Bu sefer dükkanlarına, apartmanlarına varasıya kadar
Beyoğlu'nu anlatıyorsunuz ayrıntılarıyla. Beyoğlu Sadık Yemni için ne
ifade ediyor?
Amcam Osman Yemni cildiyeciydi. Galatasaray hamamının karşısında
muayehanesi vardı. O yüzden İstiklâl Caddesi çocukluğumda iç içe olduğum
ve beni çok etkileyen bir caddeydi. Sanırım seçimimde bu da bir rol oynuyor.
Fakat esas neden bana Pera Bölgesi'nin sahte ve kandırıcı bir batı vahası
gibi görünmesi. O yüzden önce orayı çözmek istedim. Romanda Güven'in de
söylediği gibi Beyoğlu 'Ignes Faturi' yani 'yanıltıcı cazibe'. Gösterip
de vermeyen.
Cevabını romanda bulamasak da şeffaf sınırların
ardındaki Pera'da ne var sizce?
29 Ekim Çarşamba günü saat 17.40'da (söyleşinin yapıldığı
an) Beyoğlu'nda neler oluyorsa o var sınır ötesinde bence.
'Çözücü'nün devamı gelebilir mi?
Şimdi sırada 'Ölümsüz' adlı bir roman var. İstanbul'da
başlayıp evrenin en ücra köşesine kadar uzanan, aynı 'Çözücü' türünde
bir kitap.
|