Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Pera'da yirmi altı kişilik bir simülasyon

Ceren Ünlü

Her şey bir anda olur. Cümbüşü, içkisi, kalabalığı, eylemi ve dehşetiyle Beyoğlu'nu saran, hayat aniden durur. Küçük ve san peltelere dönüşür insan yığınları, sadece yirmi altı kişi dışında... Aşılamayan şeffaf sınırlarla çevrili Beyoğlu'nun tek sahipleridir artık onlar. Bambaşka dinlerden, ırklardan, statülerden gelen yirmi altı insanın içine düştüğü şaşkınlığın, yalnızlığın; ardından bu inanılmaz ortamda yaşadıkları aşkların tanığı oluveririz 'Çözücü'de. Tam farklı bir gidişat umduğunuz ve işte şimdi başka bir hayat başlayacak dediğiniz anda aklınıza takılıveren bir soru peşinizi bırakmaz ne yazık ki, tıpkı roman kahramanlarının da peşini bırakmadığı gibi. Neler olup bittiğine ilişkin bu soruyla birlikte aynı gerçek hayatta olduğu gibi romanda da beliren gerçeklik arayışları, tanımlan, bu tanımlan içine alamayan katmanlı bellek oyunları çıkar karşımıza. 'Amsterdam'ın Gülü', 'Muska', 'Öte Yer', ve 'Metros' adlı romanlarından tanıdığımız Sadık Yemni'yle 'buralara dair' bir Matrix felsefesiyle bilimkurguyu harmanlayan ve okuyucuyu başarıyla şaşkınlığa uğratan romanı 'Çözücü' üzerine söyleştik.

Bir gün sabaha karşı elektrikler kesilir ve tuhaflıklar silsilesi başlar. Başlangıçta kahramanların alışılmış gerçeklik sınırlan içinde düşündüğü olaylar zamanla gerçeklik sorgulamalarına dönüşür. Nasıl bir değişim sürecidir bu?

Bu değişim iki yönlü bir değişim. Birincisi dışardan gelen ve birbirinden farklı çözüm önerileri sunan bir değişim. Örneğin olup bitenler bilimsel bir deneyim mi, üç boyutlu simülasyon mu, insanlar birer yazılım elemanları da biraz bilinçleri mi var, denek olarak mı mevcutlar ya da dünya dışı bir zekâ mı etkili ya da her şey Tanrının bir unutkanlığı mı? İkincisi ise kendi yarattıkları gerçekliğin deforme oluşundan kaynaklanıyor. Bu deformasyonunsa iyi ya da kötü olduğunu bilmiyoruz.

Romanı okumak okuyucuyu gerçekliğin ne olduğunu düşünmeye yönelten, bu yanıyla da oldukça heyecanlı bir deneyim. Siz yazarken neler hissettiniz?

Ben sezgi yazarıyım. Mantık roman yazarken kullandığım bir araç değil. Birinci düşüncem, ben de bir insanım ve her şeyden önce bir varlığım. Bütün bu gerçeklik sınırlarında gezinirken kalbime en sıcak gelen yeri bulmaktan korktuğum anlar oldu.

Ne gibi?

Mesela kahramanlardan ne tam Ayşe gibi olabildim ne Ahmet ne de Güven. Bunlar hiçbir şekilde benim düşüncemi temsil etmiyorlar. Bütün karakterleri bir uyum içerisinde görüyorum. Tek yönlü bir ok gibi yazmadım yani bir tek kahramanın üzerine eğilmedim. İnsanlara eşlik eden köpekler ve papağanlar bile aynı derecede önemliydi benim için. Eğer evren bir yazılmışa ben bir bilgi dalgası sörfçüsü olmalıyım. Kıyıda oturup dalgalar ne güzel diyen biri değil.

Günlük yaşama karşı bir eleştiri de barındırıyor roman...

Bir çeşit moral var. İsopera'da geçenleri okumanın insanların günlük sorunlarıyla başa çıkmalarında az da olsa bir etki yapmasını isterim. Omuzlarımda nihilizmin panzehiri gibi bir kitap yazmaya çalışmanın yükünü hissettiğimi söyleyebilirim.

Nedir İsopera?

İso, isomerden geliyor. İsomer aynı sayıda ve çeşitlilikte atomların meydana getirdiği farklı bileşiklere karşılık geliyor. İsoperaysa peraymış gibi yapan pera demek.

Karakterlerin psikolojik boyutuna bilimkurgu ve polisiye türlerinde rastladığımızdan çok daha ağırlıklı olarak yer veriyorsunuz. 'Çözücü'nün türlerarası bir yapısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Diyebiliriz tabii ki. Benim için insanmerkezlilik çok önemli. Çünkü ancak insan merkezlilikle ben sezgi yazarıyım diyebilirsiniz. Gül Ana ve Sam gibi daha küçük roldeki karakterler bile Ahmet ve Ayşe düzeyinde etkinliğe sahipler. Çünkü insanmerkezlilik her insana aynı mesafeden bakmak demek. Hiç kimse diğerinden daha güzel değil.

insanların silindiği, inanılmaz hüzünlü ve yıkık görünen bir mekânla, oraya sıkışan insanların psikolojisi arasında büyük bir zıtlık kuruyorsunuz. Kalanlar ilginç bir şekilde mutlular, hatta geçmişlerini bile özlemiyorlar?

Üç yüz yıllık bir Batı aydınlanması var ve onun ardından gelen insan düşmanı bir teknoloji. Birden tüm bunlar duruyor. Maruz kaldıkları imge bombardımanından dolayı bir yorgunluk ve bitkinlik halinde insanlar. Bir önceki yaşamın tüm realitesinden çözülüyorlar. Nefes almaya başlıyorlar. Şimdi bütün kitaplar okunabilir gibi bir his. Elli yıl sürmüş bir sağanaktan sonra güneş çıkmış gibi. Geçişin olmadığı sınır ötesindeki Pera'ya bakmaksa çok korkunç. Belki iki metre önünde patlayan bir yanardağı seyretmekten bile zor. Sana, her şey bitti diyor.

Bu kadar sanallığın ve bilinmezin olduğu bir hikâyede aşk, oldukça sahici ve merkezde bir rol oynuyor...

Aşk 365 elementi beliriyor romanda. Örneğin en ağır element 200 küsurdur. Buradaki aşk sadece cismani bir aşk değil. Orada sezgi gücüyle gördükleri bir gerçeklik içindeler. Sevgi ve anlayış bir iletişim düzlemi yaratıyor orda. Belki bu atmosferin yoğunlaşması yaratmıştır Aşk 365'i. O zaman İsopera cennetten kovulmuş insanların geçici de olsa cennete ulaşma teşebbüsü de olabilir. Aşk olunca tasavvuf olmadan olmaz değil mi? Bana sorarsanız bu kitabın tanrı tasavvufi bilimkurgudur. Bizim yerel Matrix'imiz tasavvuf olmadan varolabilir mi?

Matrix filminden etkilendiniz mi peki?

Tekniği ve oradaki dilema beni etkiledi. Hangisi esas gerçek yarışması gibi sanki. 'Çözücü'de ise 'bugünkü gerçek benim, dünkü gerçek değil' var.

Romandaki 26 kişiyi neye göre seçtiniz?

Temsiliyet meselesi. Pera'nın temsiliyetinin Pera'ya yakışır olması lazım. Ben çok kahraman seçmem, kahramanlar beni seçerler. Nasıl olmalılar sorusunu düşündükten sonra seçim yapmaya gerek kalmıyor, onlar kendiliğinden geliyor. Kendimi iş ve işçi bulma bürosu gibi hissettim. İlk başvuran 25 kişiyi işe aldım. Sanal kahramanımız Su'yu çamurdan yaptım. Ona kim ruh üfledi bilmiyorum.

Sizi bundan önceki romanlarınızdan İzmir'i anlatan yazar olarak biliyoruz. Bu sefer dükkanlarına, apartmanlarına varasıya kadar Beyoğlu'nu anlatıyorsunuz ayrıntılarıyla. Beyoğlu Sadık Yemni için ne ifade ediyor?

Amcam Osman Yemni cildiyeciydi. Galatasaray hamamının karşısında muayehanesi vardı. O yüzden İstiklâl Caddesi çocukluğumda iç içe olduğum ve beni çok etkileyen bir caddeydi. Sanırım seçimimde bu da bir rol oynuyor. Fakat esas neden bana Pera Bölgesi'nin sahte ve kandırıcı bir batı vahası gibi görünmesi. O yüzden önce orayı çözmek istedim. Romanda Güven'in de söylediği gibi Beyoğlu 'Ignes Faturi' yani 'yanıltıcı cazibe'. Gösterip de vermeyen.

Cevabını romanda bulamasak da şeffaf sınırların ardındaki Pera'da ne var sizce?

29 Ekim Çarşamba günü saat 17.40'da (söyleşinin yapıldığı an) Beyoğlu'nda neler oluyorsa o var sınır ötesinde bence.

'Çözücü'nün devamı gelebilir mi?

Şimdi sırada 'Ölümsüz' adlı bir roman var. İstanbul'da başlayıp evrenin en ücra köşesine kadar uzanan, aynı 'Çözücü' türünde bir kitap.

Radikal Kitap - Kasım 2003
Ceren Ünlü
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta