|
'Ona, birinin varlığını sürdürmesinin belki de evrendeki
en zor görev olduğunu söyledim." "En büyük eyaletin kontu da, en
düşük ücretli serf de aynı sorunu paylaşır. Bu sorunu çözmesi için ne
bir mentat kiralayabilirsin ne de başka bir akıl hocası. Yanıtları elde
etmek için ne soruşturma emri çıkarabilirsin ne de şahitleri çağırabilirsin.
Hiçbir hizmetkar ya da mürit yarayı saramaz. Ya yarayı kendin sararsın ya
da herkes kanadığını görsün diye öylece bırakırsın."
Kuşkusuz sadece bilimkurgu okurları değil, birçok okuyucu
Frank Herbert'in Dune serisini bilir: 'Çöl Gezegeni Dune', 'Dune Mesihi',
'Dune'un Çocukları', 'Dune'un İmparator Tanrısı', 'Dune'un Kafirleri' ve
'Rahibeler Meclisi: Dune' olarak altı kitaptan oluşan bu seri, bilimkurgu türünün
temel eserlerinden biri olmasının yanı sıra dünya edebiyatının önemli
eserleri arasında yer alıyor. Yukarıdaki alıntı Dune serisinin ikinci kitabı
olan 'Dune Mesihi'nden ve aslında tüm kitapların özünü açıklaması bakımından
önemli.

Frank Herbert, Dune serisini oluştururken insan yaşamını
devam ettirmenin zorluğu ve gerekliliği sorunsalına odaklanmıştır. İnsanın
evrimleşme sürecine gözlerini diken ve doğal ayıklanma sonucu daha az başarılı
ve zayıf örneklerin elenmesi ve güçlülerin hayatta kalarak daha da güçlenmesi
teorisini kitaplarının özüne oturtan Herbert, bu teoriden yola çıkarak
insan varoluşunu ve bu varoluşta Mesih olgusunun yerini sorgular.
Acımasız çöl gezegeni
İlk kitap olan 'Çöl Gezegeni Dune'; acımasız doğa koşullarında
hayatta kalmaya çalışan bir halk olan Fremenlerin ve yine düşmanlarının
onları yok etmeye yönelik eylemlerine karşı ayakta kalmaya çalışan
Atreides Hanedanı'nın öyküsüyle başlar. Tutsak bir halk olarak Fremenler
ve onların Mesih ve özgürlük umudu olarak Paul Atreides, bu umutların gerçekleştirileceği,
acımasız bir çöl gezeni olmasının yanı sıra ömrü uzatan ve kişiye öngörü
yeteneği veren kutsal melanjın (baharın baharatın) evrendeki tek kaynağı
olan Dune'a yerleştirilir. Dune'da hayatta kalan bir kişi ya da ırk, diğer tüm
gezegenlerde yasayan insanlardan çok daha başarılı ve güçlü olacaktır.
Bu seçilmiş halk ve onların Mesih'i olarak seçilmiş Paul Atreides, insan ırkının
devamı için din ve cihat yoluyla tüm evreni kaosa sürükler. Bu evrensel
savaş, milyarlarca insanın ölümü tek bir ahlaki nedene dayanır. İlerde
gerçekleşecek olan çok daha büyük bir yıkım için insan türünün güçlenmesi.

Mesih kavramı bu aşamada 'yolu gösteren'; insanlara nasıl
hayatta kalacaklarım ve nasıl özgür olacaklarını gösteren kişi olarak
ortaya çıkar. Paul Atreides'in bir kahine ve tutsak bir halkın Mesih'ine dönüşme
süreci bildik Mesih seyrim izler. Kehanetler ve mucizelerle sarmalanmış üstün
bir insan söz konusudur. Ve bu üstün insan, bir Mesih hatta bir Tamı olarak
kabul edileceği muhafazakar, acımasız doğa koşullan nedeniyle birbirine sıkıca
kenetlenmiş bir topluma yerleştirilir. Frank Herbert'ın oluşturduğu bu
Mesih seyri büyük oranda üç büyük dinin tarihiyle uyuşmaktadır aslında.
Ama her şeyden önce söz konusu olan, güç ve gücün kullanımıdır. Çünkü
Paul, Fremenlerin Mesih'i olmadan önce Bene Gesseritlerin kendileri adına güç
isteminin bir sonucudur; doksan kuşak süren genetik bir planlamanın ürünü,
genetik bir mucizedir o. Melanj yoluyla geçmişe bakabilen Bene Gesseritler,
kendilerinden biri olacak, bilişimsel beyniyle geçmişe ve geleceğe
uzanabilecek erkek bir Bene Gesserit yaratmak isterler. Bu sayede insanlığın
gelişimini yönlendirebileceklerdir. Frank Herbert, daha ilk kitabın başında
bir silah olarak insanları geliştirmekten bahsederken tam da bu noktanın altını
çizer. Geleceğin toplumunu genetiğin mucizesi yönlendirecektir ona göre. Böyle
düşünüldüğünde, gerek bir kahin ve Mesih olarak Paul Atreides, gerek
kendini bir kum solucanına dönüştürerek binlerce yıl yaşayacak olan oğlu
İmparator Tanrı Leto, hatta öldükten sonra sürekli kopyalanarak bir tür ölümsüzlüğe
ulaşan Duncan Idaho, Frank Herbert'ın insan toplumunun geleceğine, genetik
araştırmaların seyrine cevabıdır.
Cesur bir girişim
Ama sadece bunlar yoktur Dune'da. Din ve politika, güç ve
enerji, iktidar ve iktidarın kullanımı ve doğası, çevre bilinci gibi
konular tüm altı kitap boyunca hep ön plandadır. Herbert, bilimkurgunun
olanaksızı olağan kılan atmosferinde dolanırken aslında insanlığın
tarihini ve gelişimini masaya yatırır. Dune serisi, tüm insanlık tarihini
ele alan bir destandır. Ve bu destan, ne yazık ki Frank Herbert'ın 1986 yılındaki
ölümüyle yarım kalmış görünmektedir. Dune serisinin son iki kitabı,
daha sonra gelecek başka kitapları çağrıştırır nitelikte yeni şifrelerle
doludur. Ve Herbert'ın başka bir Dune kitabı tasarlamakta olduğu da zaten
bilinmektedir. Ancak Herbert, 'Dune 7' adlı bu kitabı yazamadan vefat etmiş
olsa da, onun mirasını devralan ve kendisi de bir yazar olan oğlu Brian
Herbert, orijinal Dune serisine bağlı kalarak bir 'Dune Dizini' oluşturma çabasına
girişmiştir. Bu çabanın ilk ürünü ise, yazar Kevin J. Anderson ile
birlikte kaleme aldıkları 'Dune Atreides Hanedanı'dır.

'Dune Atreides Hanedanı', Frank Herbert'ın tasarladığı
ilk kitap olan 'Çöl Gezegeni Dune'dan yaklaşık kırk yıl öncesine gidiyor.
Ve aslında kitabın amacı, sonraki kitaplara konu olacak kişileri ve olayları
açıklamakmış gibi görünüyor. Özellikle Atreides Hanedanı'nın tarihi,
Atreidesler'in Baron Harkonnen ve İmparator Padişah 4. Şaddam'la aralarındaki
düşmanlıkların kaynağı, Gezegenbilimci Kynes'in Dune tarihindeki yeri ve
Fremenlerin kültürüne açıklık getirmesi bakımından kitap hayli ilgi çekici.
Brian Herbert ve Kevin J. Anderson kitabı yazabilmek için Dune araştırmacılarından
yardım almış, Frank Herbert'ın binlerce sayfa tutan notlarını defalarca gözden
geçirmiş ve özellikle serinin ilk kitabının sonundaki 'Ek'ten yararlanarak
Frank Herbert'ın yarattığı Dune evrenine ve olabildiği ölçüde de diline
bağlı kalmış. Hatta Frank Herbert'in, kurgulama yöntemine. Çünkü onun
Dune serisi, felsefi söylemleri bir yana her bakımdan yetkin bir kitap: Gerek
dili gerek, öyküsü, gerek kurgusu Dune'u dört dörtlük bir yaratım yapıyor.
Elbette böyle çok katmanlı, mükemmel bir yapıtın devamını yazma çabası
hayli cesur bir girişim. Ve her ne kadar orijinal yapıta bağlı kalınmak
istense de kitapta kimi eksiklikler de göze çarpıyor: Özellikle Frank
Herbert'ın açık uçlu anlatımının ve felsefi söylemlerinin eksikliğini
hissetmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ama dediğimiz gibi, Brian Herbert ve
Kevin J. Anderson'ın bu cesur girişimi oldukça tatmin edici ve Dune hayranları
kesinlikle hayal kırıklığına uğramayacaklar.
Brian Herbert ve Kevin J. Anderson kitaba ekledikleri sonsözde,
Frank Herbert'ın yaratımına bağlı kalarak Dune evrenini tamamlamayı düşündüklerini
açıklıyorlar. Aslında Brian Herbert'ın yapmak istediği, Dune'dan on bin yıl
geriye gidip Butleryen Cihadı zamanını anlatan bir roman yazmakmış, ancak
daha sonra Dune evrenine giriş olacak bu kitabı yazmaya karar vermişler. Böyle
bir karar almak oldukça uzun sürmüş. Çünkü, Frank Herbert'ın ölümünden
sonra 'Dune 7'ye, dolayısıyla onun tasarımının yöneldiği çizgiye dair
bir ipucu, herhangi bir not bir süre bulunamamış, ta ki bir banka kasası
ortaya çıkana kadar. Bu banka kasası bulunduğunda ise, 'Dune 7'ye ait birtakım
notlar da ortaya çıkmış. Bu notlar sayesinde babasının nereye gittiğini görebilen
Brian Herbert, Dune'a giriş olacak kitapları ve devam kitaplarını yazmaya
karar vermiş. Bu kararın ilk ürünü de 'Dune Atreides Hanedanı'.
Kabalcı Yayınevi tarafından Türkiye'deki Dune hayranlarına
da ulaştırılan bu kitabın ne yazık ki bir kusuru var. Nil Alt'ın yaptığı
çeviri, Sarmal'dan çıkan diğer kitapları okuyanları hayal kırıklığına
uğratmayacak düzeyde olsa da, kitapta korkunç tashih hataları var. Kabalcı
yayınevinin, okuyucunun gözüne fazlasıyla batacak olan bu hataları sonraki
basımlarda düzelteceğini umuyoruz
|