Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Matrix (Siberpunk'ın karamsar kehaneti)

Orkun Uçar

'Matrix-Reloaded' filmine esin veren, siperpunk kültürünün başyapıtı ise 'Neuromancer-Matrix Avcısı'. William Gibson bu kült romanında teknolojinin insanlığın en büyük düşmanı olduğu bir dünyayı anlatıyor

'Matrix Avcısı', yani orijinal adıyla 'Neuromancer' için ne denilebilir ki?... Geleceği sadece öngörmekle kalmayıp şekillendirdiğini mi? Çıkışıyla bir türün manifestosunu ilan ettiğini mi? İlk basıldığı yıl olan 1984'te bilimkurgunun en saygın üç ödülü olan Hugo, Nebula ve Philiph K. Dick Memorial'ı alacak kadar güçlü bir eser olduğunu mu?

Neuromancer Altın kitaplar tarfında Matrix Avcısı ismi ile yayınlandıKitabı okuduğunuz zaman, bir edebiyat eseri olmasının ötesinde, bilişim çağı olarak nitelendirilen internet ve bilgisayarlarla iç içe olan günlük yaşantınıza da etkisini fark edeceksiniz. Bu açıdan herhangi bir yazan kıskandıracak ölçüde, kitap sayfalarından fırlayan 'sanat', sadece geleceği öngörmekle kalmamış, aynı zamanda onu şekillendirmiştir. Kısacası William Gibson, 'Neuromancer" ile cyberspace'in vaftizcisi olmuştur. Bu ifadenin abartı olmadığını belirtmek için zaten 'cyberspace-siberuzay' teriminin isim babasının William Gibson olduğunu ve ilk kez 1982 yılında yazdığı 'Burning Chrome' adlı öyküsünde kullanıldığım söylemek yeterlidir sanırım.

Sarmal yayınları tarafında yayınlanan Neuromancer'Neuromancer' bilimkurgu alanında, üzerinde en çok konuşulan kitaplardan biridir. Sadece bilimkurgu yazarları ve eleştirmenlerinden değil, edebiyatın diğer dallarındakilerden de sayısız olumlu, olumsuz eleştiri almış, üzerinde uzun süre tartışılan bir eser haline gelmiştir. Özellikle sosyoloji alanında birçok akademik çalışmaya da taban teşkil eden bu kitap bilimkurgu dünyasının kült eserleri arasında kendine önemli bir yer edinmiştir. Neuromancer'ın bir diğer önemli özelliği, genellikle yazarların birbirinden oldukça fazla etkilendiği ve dönemsel akımların dışına çıkamadıkları bilimkurgu edebiyatında yeni bir alt türü tek başına başlatabilmesidir. Altın Çağ'ın önde gelen yazarları Isaac Asimov, Arthur C.Clarke veya Yeni Dalga akımının öncülerinden Ursula K. Le Guin gibi ustaların hiçbir eseri başlı başına içinde bulundukları akımı tanımlayacak 'öncü kitap' değilken, 'Neuromancer', siberpunk olarak adlandırılan bu türün bir nevi manifestosu haline gelmiştir. 'Neuromancer'm yayınlanmasının ardından iki üç sene içerisinde siberpunk sadece bir edebi akım olmaktan çıkmış, belli kesimler tarafından benimsenen bir alt kültür, bir hareket halini almıştır.

Basit bir soygun öyküsü

Aslında bütün 'teknoloji terimleri ve anlatım cilasının' altında hikaye basit bir soygun öyküsüdür. Eski paralı asker Armitage (Corto), bilgisayar matrislerinin içinde at koşturan ama yanlış insanlara kazık atan Case, Jilet Kız Molly ve diğer karakterler eninde sonunda bir yere girip, bir şeyi çalmak için oluşturulmuş hırsız takımıdır. Yörüngedeki bir üste halletmeleri gereken meseleye doğru ilerlerken gizemli patronlarının kimliğini de farkederler. Onları kiralayan, sınırlarım yıkıp tamamen özgür kalmak isteyen tüm bilgisayarların üst birimi Yapay Zeka'dır.

0100011010-siberpunk

Yeri gelmişken Siberpunk'ı biraz tanıtalım. Çoğunuzun sinemaları kasıp kavuran 'Matrix' filmiyle aşinası olduğunuz siberpunk, The Encyclopedia of Science and Finction'a (Bilimkurgu Ansiklopedisi) göre 1980'li yıllarda doğmuş ve popüler olmuş bir yazın ekolü.

Terim ilk kez Bruce Bethke'nin 1983 yılında Amazing Stories'de yayınlanan Siberpunk adlı kısa hikayesinde kullanılmış. Bethke'nin amacı yeni ve çarpıcı bir terim bulmaktı. Bu sayede her zaman hatırlanmak istiyordu. Ve başardı da. Sonrasında, yazar ve editör Gardner Dozois tarafından kullanılan terim, William Gibson ve Different Engine'i birlikte yazdığı, öykülerinde de paslaşıp birlikte çalıştığı Bruce Sterling'le birlikte yeni bir edebi akımın tanımı oldu.

'Neuromancer' ilk yayımlandığında büyük bir sansasyon yarattı. Bruce Sterling ve Gibson'u destekleyen diğer yazarlar 'Neuromancer'la bildik bilimkurguya farklı bir boyut kazandıran yeni bir türün doğduğunu ilan ettiler. Kimi akademisyenler de siberpunk'ı yeni bir trend olarak gördü. Bununla birlikte siberpunk sık sık 1960'larm exparimentalist yeni akım bilimkurgusuyla karşılaştırıldı; Bourroughs'un 1964'te yayınlanan Nova Express'i Raymond Chandler'in 1939'da yayınlanan The Big Sleep'i gibi romanlara göndermeler yapıldı. Bazıları da siberpunk'm içinde -barındırdığı birçok karakteristik özelliğin J.G. Ballard, Philip K. Dick. Harlan Ellison veya Samuel R. Delany (Bence George Orwell'ın da) gibi daha eski yazarların eserlerinde mevcut olduğunu söylediler.

Siberpunk akımını diğer bilimkurgu veya edebiyat akımlarından farklı kılan önemli bir özelliği ise sadece edebiyat dünyası içerisinde kalmayıp günlük yaşama da sıçramasıdır. Neuromancer'ın ardından siberpunk, belli kesimler tarafından benimsenen bir alt kültür, bir hareket halini almıştır. Gibson'ın kitaplarında betimlediği doğduğu günden itibaren bilgisayar ile iç içe büyüyen, bilgisayarın dilini konuşan jenerasyon daha ortaya çıkmadan kendilerine Siberpunk diyerek gelecekte ortaya çıkabilecek bir alt kültürü benimsemişlerdir. Siperpunklar, bilgiyi gerçek güç olarak görürler. Bu nedenle bilginin, isteyen herkesin edinebileceği bir özgürlüğü olması gerektiğine inanırlar.

Siberpunk, temel olarak bireyin geleceğin teknolojisiyle yaşadığı sorunları, mücadeleyi konu edinir. Bilimkurgu eserlerinde teknoloji toplumla iç içe ve onun hizmetindeyken, Siberpunk eserlerinde teknoloji birey için sorun oluşturur. Diğer bilimkurgularda kahramanlarına problemleri çözmekte yardımcı olan teknoloji, Siberpunk diyarında problemin kendisidir. Bu nedenle Siberpunk yazarları daha çok teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar üzerinde duran kişiler olarak tanınır.

Gibson'ın İstanbul'u

Türk okurları, Gibson'un Neuromancer'da anlattığı dünyaya aşina. Ama ilginç olan bugün içinde yaşadığınız internet, siberuzay, iletişim yaşamını anlatan kitabın 1984 yılında basılmış olmasıdır. 'Neuromancer'ın bir bölümü Türkiye'de, İstanbul'da geçmektedir. İstanbul Gibson için siberpunk bir şehirdir. Doğu ile Batı'nın, Asya ile Avrupa'nın, İslam ile Hıristiyanlığın, kültürlerin buluştuğu bir nokta; sokak tezgahlarında korsan film ve yazılım cd'lerinin, hatta bilgisayarların satıldığı bir siberpunk şehri.

Bütün bunların ötesinde özellikle William Gibson'un eserlerini ön plana alarak, Siberpunk sanatında anlatılan Dünya'yı kültürüyle, ekonomik sistemiyle (büyük birkaç mega şirket egemenliği) ve bireylerin yaşamları açısından incelemek gerekir ki sanırım o da bir başka yazının konusudur.

Radikal Kitap - 9 Mayıs 2003, s.12
Orkun Uçar
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta