|
'Matrix-Reloaded' filmine
esin veren, siperpunk kültürünün başyapıtı ise 'Neuromancer-Matrix Avcısı'.
William Gibson bu kült romanında teknolojinin insanlığın en büyük düşmanı
olduğu bir dünyayı anlatıyor
'Matrix Avcısı', yani orijinal adıyla 'Neuromancer' için
ne denilebilir ki?... Geleceği sadece öngörmekle
kalmayıp şekillendirdiğini mi? Çıkışıyla bir türün manifestosunu ilan
ettiğini mi? İlk basıldığı yıl olan 1984'te bilimkurgunun en saygın üç
ödülü olan Hugo,
Nebula ve Philiph K. Dick Memorial'ı alacak kadar güçlü
bir eser olduğunu mu?
Kitabı okuduğunuz zaman, bir edebiyat eseri olmasının ötesinde,
bilişim çağı olarak nitelendirilen internet ve bilgisayarlarla iç içe olan
günlük yaşantınıza da etkisini fark edeceksiniz. Bu açıdan herhangi bir
yazan kıskandıracak ölçüde, kitap sayfalarından fırlayan 'sanat', sadece
geleceği öngörmekle kalmamış, aynı zamanda onu şekillendirmiştir. Kısacası
William Gibson, 'Neuromancer" ile cyberspace'in vaftizcisi olmuştur. Bu
ifadenin abartı olmadığını belirtmek için zaten 'cyberspace-siberuzay'
teriminin isim babasının William Gibson olduğunu ve ilk kez 1982 yılında
yazdığı 'Burning Chrome' adlı öyküsünde kullanıldığım söylemek
yeterlidir sanırım.
'Neuromancer' bilimkurgu alanında, üzerinde en çok konuşulan
kitaplardan biridir. Sadece bilimkurgu yazarları ve eleştirmenlerinden değil,
edebiyatın diğer dallarındakilerden de sayısız olumlu, olumsuz eleştiri
almış, üzerinde uzun süre tartışılan bir eser haline gelmiştir. Özellikle
sosyoloji alanında birçok akademik çalışmaya da taban teşkil eden bu kitap
bilimkurgu dünyasının kült eserleri arasında kendine önemli bir yer edinmiştir.
Neuromancer'ın bir diğer önemli özelliği, genellikle yazarların
birbirinden oldukça fazla etkilendiği ve dönemsel akımların dışına çıkamadıkları
bilimkurgu edebiyatında yeni bir alt türü tek başına başlatabilmesidir.
Altın Çağ'ın önde gelen yazarları Isaac Asimov,
Arthur C.Clarke veya Yeni
Dalga akımının öncülerinden Ursula K. Le
Guin gibi ustaların hiçbir eseri
başlı başına içinde bulundukları akımı tanımlayacak 'öncü kitap' değilken,
'Neuromancer', siberpunk olarak adlandırılan bu türün bir nevi manifestosu
haline gelmiştir. 'Neuromancer'm yayınlanmasının ardından iki üç sene içerisinde
siberpunk sadece bir edebi akım olmaktan çıkmış, belli kesimler tarafından
benimsenen bir alt kültür, bir hareket halini almıştır.
Basit bir soygun öyküsü
Aslında bütün 'teknoloji terimleri ve anlatım cilasının'
altında hikaye basit bir soygun öyküsüdür. Eski paralı asker Armitage
(Corto), bilgisayar matrislerinin içinde at koşturan ama yanlış insanlara
kazık atan Case, Jilet Kız Molly ve diğer karakterler eninde sonunda bir yere
girip, bir şeyi çalmak için oluşturulmuş hırsız takımıdır. Yörüngedeki
bir üste halletmeleri gereken meseleye doğru ilerlerken gizemli patronlarının
kimliğini de farkederler. Onları kiralayan, sınırlarım yıkıp tamamen özgür
kalmak isteyen tüm bilgisayarların üst birimi Yapay Zeka'dır.
0100011010-siberpunk
Yeri gelmişken Siberpunk'ı biraz tanıtalım. Çoğunuzun
sinemaları kasıp kavuran 'Matrix' filmiyle aşinası olduğunuz siberpunk, The
Encyclopedia of Science and Finction'a (Bilimkurgu Ansiklopedisi) göre 1980'li
yıllarda doğmuş ve popüler olmuş bir yazın ekolü.
Terim ilk kez Bruce Bethke'nin 1983 yılında Amazing Stories'de yayınlanan
Siberpunk adlı kısa hikayesinde kullanılmış. Bethke'nin amacı yeni ve çarpıcı
bir terim bulmaktı. Bu sayede her zaman hatırlanmak istiyordu. Ve başardı
da. Sonrasında, yazar ve editör Gardner Dozois tarafından kullanılan terim,
William Gibson ve Different Engine'i birlikte yazdığı, öykülerinde de paslaşıp
birlikte çalıştığı Bruce Sterling'le birlikte yeni bir edebi akımın tanımı
oldu.
'Neuromancer' ilk yayımlandığında büyük bir sansasyon
yarattı. Bruce Sterling ve Gibson'u destekleyen diğer yazarlar 'Neuromancer'la
bildik bilimkurguya farklı bir boyut kazandıran yeni bir türün doğduğunu
ilan ettiler. Kimi akademisyenler de siberpunk'ı yeni bir trend olarak gördü.
Bununla birlikte siberpunk sık sık 1960'larm exparimentalist yeni akım
bilimkurgusuyla karşılaştırıldı; Bourroughs'un 1964'te yayınlanan Nova
Express'i Raymond Chandler'in 1939'da yayınlanan The Big Sleep'i gibi romanlara
göndermeler yapıldı. Bazıları da siberpunk'm içinde -barındırdığı birçok
karakteristik özelliğin J.G. Ballard, Philip K. Dick. Harlan Ellison veya
Samuel R. Delany (Bence George Orwell'ın da) gibi daha eski yazarların
eserlerinde mevcut olduğunu söylediler.
Siberpunk akımını diğer bilimkurgu veya edebiyat akımlarından
farklı kılan önemli bir özelliği ise sadece edebiyat dünyası içerisinde
kalmayıp günlük yaşama da sıçramasıdır. Neuromancer'ın ardından
siberpunk, belli kesimler tarafından benimsenen bir alt kültür, bir hareket
halini almıştır. Gibson'ın kitaplarında betimlediği doğduğu günden
itibaren bilgisayar ile iç içe büyüyen, bilgisayarın dilini konuşan
jenerasyon daha ortaya çıkmadan kendilerine Siberpunk diyerek gelecekte ortaya
çıkabilecek bir alt kültürü benimsemişlerdir. Siperpunklar, bilgiyi gerçek
güç olarak görürler. Bu nedenle bilginin, isteyen herkesin edinebileceği
bir özgürlüğü olması gerektiğine inanırlar.
Siberpunk, temel olarak bireyin geleceğin teknolojisiyle yaşadığı
sorunları, mücadeleyi konu edinir. Bilimkurgu eserlerinde teknoloji toplumla iç
içe ve onun hizmetindeyken, Siberpunk eserlerinde teknoloji birey için sorun
oluşturur. Diğer bilimkurgularda kahramanlarına problemleri çözmekte yardımcı
olan teknoloji, Siberpunk diyarında problemin kendisidir. Bu nedenle Siberpunk
yazarları daha çok teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar üzerinde
duran kişiler olarak tanınır.
Gibson'ın İstanbul'u
Türk okurları, Gibson'un Neuromancer'da anlattığı dünyaya
aşina. Ama ilginç olan bugün içinde yaşadığınız internet, siberuzay,
iletişim yaşamını anlatan kitabın 1984 yılında basılmış olmasıdır.
'Neuromancer'ın bir bölümü Türkiye'de, İstanbul'da geçmektedir. İstanbul
Gibson için siberpunk bir şehirdir. Doğu ile Batı'nın, Asya ile Avrupa'nın,
İslam ile Hıristiyanlığın, kültürlerin buluştuğu bir nokta; sokak
tezgahlarında korsan film ve yazılım cd'lerinin, hatta bilgisayarların satıldığı
bir siberpunk şehri.
Bütün bunların ötesinde özellikle William Gibson'un
eserlerini ön plana alarak, Siberpunk sanatında anlatılan Dünya'yı kültürüyle,
ekonomik sistemiyle (büyük birkaç mega şirket egemenliği) ve bireylerin yaşamları
açısından incelemek gerekir ki sanırım o da bir başka yazının konusudur.
|