|
Günümüzde başka bir dünyanın, içinde pek çok dünyayı
barındıran bambaşka bir dünyanın mümkünlüğü üzerine tartışmalar, mücadeleler,
deneyler gelişip serpiliyor. Egemenlerin dayatmak istedikleri tek bir dünya
anlayışının karşısında kişiler, gruplar, topluluklar düşledikleri ve
yaşamak istedikleri dünyalara dair öykülerini anlatıyorlar bizlere.William
Morris de kendi kişisel tercihini, kendi zihinsel yürüyüş öyküsünü anarşist
bir ütopya olan 'News From Nowhere' ile tam 112 yıl öncesi dile getirmişti
ve bugün bu öyküyü artık Türkçe okuyabiliyoruz. Hem bir değil iki yayınevi
farklı Türkçe başlıklar ve çeviriyle yayımladı kitabı. Önce
'Gelecekten Anılar' başlığıyla Ayrıntı Yayınlarından çıktı
Morris'in
yapıtı. Ardından Kaos Yayınları kitabı çok daha doğru bir başlık çevirisiyle
yayınladı: 'Hiçbiryer'den Haberler'.
Morris'in on parmağında on marifet. 1834 ile 1896 yılları
arasına sıkıştırdığı 62 yıllık ömründe neredeyse el atmadığı uğraş
kalmamış; Doktoruna göre ölüm nedeni on kişinin yapacağı işi tek başına
yapmasıydı. Mobilya, kumaş, vitray, duvar kağıdı tasarımlarıyla Sanatlar
ve Zanaatkarlar akımının başlamasına yol açmış bir endüstri tasarımcısı,
el sanatçısı, şair ve ilk sosyalistlerden. Sosyalistti ama dönemin devletçi
sosyalistleriyle yollarım ayırmıştı; kuruluşuna katıldığı ve etkin rol
oynadığı Sosyalist Birlik içinde ortaya çıkan görüş ayrılıkları
devletçi sosyalistler ile tabandan sosyalistler arasında gerçekleşiyordu. Morris ve çevresi tabandan yukarı doğru örgütlenen sosyalizme, bir halk
devriminin getireceği kökten değişime inanıyorlardı: Morris 'Aşağıdan
Yukarı Sosyalizm' başlıklı bir dizi makale de yazmıştı. Günümüzde küreselleşen
direniş hareketlerinin tabandan karakterinin önem kazandığı bir anda Morris'in yapıtı çok anlamlı duruyor.
Herkes kendisinin efendisi
'Hiçbiryer'den Haberler', Sosyalist Birlik içinde süren bir
tartışmayla açılıyor. William Guest birkaç yoldaşıyla birlikte devrimin
ertesi gününde nelerin olacağı üzerinde tartışarak akşamı geçirir;
huzur ve sükûnet günlerinin düşünü kurarak Londra, Hammersmith'teki evine
döner ve yatağına uzanıp uykuya dalar. Uyandığında ya da düşünde, bunu
tam olarak kestiremiyoruz, kendisini geleceğin Londra'sında bulur; yaklaşık
iki yüzyıl geçmiştir ve Thames nehri, güzel evleri ve çiçekli bahçeleriyle
Morris'in yaşadığı günlerde olduğundan çok farklıdır. Londra,
birbirinden koruluklar, düzlükler ve bahçelerle ayrılmış köy topluluklarına
dönüşmüştür; yüzleri dumandan kapkara olmuş çirkin evler gitmiş,
yerlerine güzel köy evleri ve yapılar gelmiştir.
William Morris'ten önce her şeyi bilen, her yere sızan
devletin çalıştırdığı karmaşık bürokratik makineleriyle Cabet'in ve
Bellamy'nin sıkıcı, bunaltıcı ütopyalarının ağırlığı kaplamıştı
ortalığı. Böyle bir ortamda Morris'in ütopyasını sonsuza kadar olmasa da
en azından uzun bir zaman kalmayı isteyeceğimiz bir tür 'vaha' olarak tanımlayabiliriz.
Başımızda ustabaşı olmadan çalışabileceğimiz, çalar saati kurmadan
uykuya dalacağımız, istediğimizi yiyebileceğimiz, zorba yasalar ya da bu
yasalardan aşağı kalmayan zorba kamu oyunu hesaba katmaksızın (hesapsız)
sevebileceğimiz, istediğimizi giyebileceğimiz, istediğimizi okuyabileceğimiz,
üstelik istediğimiz gibi düşünebileceğimiz bir ütopyadır Monis'inkisi.
Burada sözün gerçek anlamıyla yaşayabiliriz, fişlenmeksizin,
katologlanmaksızın, yönlendirilmeksizin... Uygun gördüğümüz, istediğimiz
biçimde yaşamlarımızı düzenleyebileceğimiz bir yokülke.
'Hiçbiryerden Haberler' ilk kez, 1890 yılı boyunca
Sosyalist Birlik'in yayın organı olan Commonweal'de tefrika halinde yayımlanmıştı.
Bu gazeteyi Morris kurmuştu ve aynı zamanda editörlüğünü de yapıyordu.
'Hiçbiryer'den Haberler'i yazmasının en büyük nedeni,
birkaç yıl önce İngiltere'de
yayınlanan Bellamy'nin Looking Backward'ını okumasıydı; hiç hoşuna
gitmemişti okudukları. Kendi yapıtı da tıpkı Bellamy'ninki gibi geleceğe
dair bir öyküydü; ancak Bellamy ütopyasında merkezi bir yönetime dayalı
ideal toplumu anlatıyordu. Morris ise zorbalık makinesinden başka birşey
olmayan merkezi yönetimin gereksiz hale geldiği bir toplumu anlatır ütopyasında.
Bellamy'nin ütopyasındaki merkezi endüstriyel örgütlenmenin, askeri çalışma
disiplininin karşısına Moris, otonom olarak işleyen tarımsanayi topluluklarından
oluşan federasyonu, bireylerin istedikleri gibi ve istedikleri zaman çalışma
hakkını çıkarır. Pekçok ütopya yazan teknik ilerlemenin insanlığa
mutluluk getireceğini, çünkü artan ihtiyaçların doyurulacağım söylemektedir.
Oysa Morris'e göre mutluluğun üretim artışıyla hiçbir ilgisi yoktur;
aksine yeni toplum ortaya çıktığında üretim alanında yapılan
ilerlemelerin çoğu ıskartaya atılacaktır, özgür, adil ve mutlu bir dünya
sadece insanlar, kendi güçlerinin farkına varıp eski sistemi alaşağı
ettiklerinde gerçekleşebilir. 'Hiçbiryer'den Haberler'de herkes kendisinin
efendisidir; kişiler kendi erklerini, yasaları yapan ve bunlara uyulmadığı
takdirde ceza uygulayan bir üst kurula devretmez. Kimse kimsenin üzerinde
otoriteye, hiyerarşiye sahip değildir, herkes eşittir bu anlamda.
Ütopya ne işe yarar?
Morris insandaki yaratıcı itkiyi gerçekleştirecek bir araç
olarak çalışmayı öne çıkarır; ideal toplumda çalışma bir tür
sanatsal faaliyettir. Çalışmanın hazza, bir tür sanatsal etkinliğe dönüşmesiyle
birlikte yeni toplumda sadece kurumlar değil, insanlığın tüm bakışı da
değişecektir. Morris'e göre 'insan doğası' büyük ölçüde toplumun yapısına
doğasına bağlıdır: "Yoksulların, kölelerin, köle sahiplerinin ve
varlıklı özgür insanların insan doğası vardır", bu yüzden Morris,
özgür toplumunu artık köle zihniyeti taşımayan insanlarla doldurur ve yeni
topluma ait mekanizmaların tam bir resmini sunmak yerine bu insanların davranışlarının
nasıl olacağını göstermeye çalışır bizlere. Kendilerini, bebek bakıcılığından,
kent planlamaya, ev işlerinden endüstriyel üretime dek her şeyi bilen
kahinler olarak gösteren ütopya yazarlarıyla yollarını ayırır Morris.
Ancak mimarlık, resim, oyma ya da çömlekçilik gibi sadece yakından bildiği,
tutkuyla bağlandığı konulan ayrıntılarıyla tartışır kitabında.
Eduardo Galeno ütopyayı kısaca şöyle anlatıyordu:
"Ufukta duruyor, iki adım atıyorum, o da iki adım uzaklaşıyor. On adım
yürüyorum, ufuk on adım öteye kaçıyor. Ne kadar yürürsem yürüyeyim,
ona asla yetişemeyeceğim. Ütopya ne işe yarıyor? Şuna: Yürümeye yarıyor."
Durmadan kaçan ufuk çizgisinin peşinden biz de gidiyoruz. Bu yürüyüş daha
ötelere gitmemizi, farklı birşeylerin düşünü kurmamızı sağlıyor.
Bedenlerimiz kadar zihinlerimizin de uzun yürüyüşlere ihtiyaçları var; işte
karşımızda bir uzun yol yürüyücüsü, William Morris...
|