Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Cesur Yeni Dünya ya da Kısır Yeni Hülya (Kara Ütopya)

Ümit Tosun

Aldous Huxley'in 'Cesur Yeni Dünya'sı milat olarak kendine seri üretimin başladığı, Henry Ford'un T-modeli otomobilini ürettiği yılı seçiyor. Öyle bir milat ki insanları tüketmeye zorlamanın, doğadan uzaklaştırmanın ve bu yolda tarihi, dini, geleneği, aileyi, kültürü ve sanatı yok etmenin tohumları bu tarihte atılıyor. Ford'un yaşadığı toprakların seçiminde, o yıllarda Huxley'nin Amerika'yı ziyaret etmiş olmasının payı da var elbette. Çünkü alternatif olabilecek bir sentetik ütopya olan Amerika ile o toprakların gerçek sahibi Kızılderililerin oluşturduğu çelişki kitabın oturduğu sağlam zemini hazırlamış.

Gelecekle ilgili bir kitap bizi gelecek üzerine kehanetlerinin gerçekleştiği kadarıyla ilgilendirir. Böyleyken, belki de George Orwell'ın 1984'üne olan ilgimizi şimdilerde sabun köpüğü misali yitirmiş olmamızı kehanetlerinin fazla karanlık, iç karartıcı ve hatta belki de biraz abartılı olmasıyla açıklayabiliriz. Elbette dikkatli gözlemciler bunun biraz da her şeyi çabucak tüketmemizden kaynaklandığını söyleyeceklerdir; katılmamak mümkün değil. Üret ve tüken son hızla... çünkü üretmek için tüketmek gerekiyor. Akıllı ve verimli üret, aptalca ve hızla tüket. Post-modernizm, evet.

Hızlı değişim ve teknoloji korkusu bilimkurgu yazınını doğal olarak besleyen ve güdüleyen bir olgudur. Ancak böylesi korkuların yersiz olduğunu iddia etmek en hafifinden safdillik olacaktır. Değişimde bizi korkutan, geçmişe ve olagelene olan bağlarımızın sorgulanması, zorlanması ve hatta kopmak zorunda bırakılması/koparılmasıdır. Dişçi koltuğu korkusu gibi, beden nasıl kolay bırakmıyorsa yıllanmış dişleri, akıl da en azından o denli zorlanıyor. Bir de bu değişimlerin toplumsal boyutlarda gerçekleştiğini düşünecek olursak olayın dehşetini kavramamız daha kolay olacaktır.

İşte bu dehşetin kendini savaş, belirsizlik ve umutsuzluk olarak gösterdiği bir dönemde, iki dünya savaşı arasındaki yıllarda yazılmış olan Cesur Yeni Dünya bir bilimkurgu klasiği olarak önemini, bilim ve teknolojinin, daha geniş anlamda gelişmenin, insanı amaç değil araç olarak alma olasılığı/gerçeğini öngörüşü, tüm yalınlığıyla ortaya koyuşu ve buna karşı çıkışıyla gösterir.

Bir Sentetik Ütopya

Huxley'nin Cesur Yeni Dünyası milat olarak kendine seri üretimin başladığı Henry Ford'un T-modeli otomobilini ürettiği yılı seçiyor. Öyle bir milat ki insanları tüketmeye zorlamanın, doğadan uzaklaştırmanın ve bu yolda tarihi, dini, geleneği, aileyi, kültürü ve sanatı yok etmenin tohumları bu tarihte atılıyor. Ford'un yaşadığı toprakların seçiminde, o yıllarda Huxley'nin Amerika'yı ziyaret etmiş olmasının payı da var elbette. Çünkü alternatif olabilecek bir sentetik Ütopya olan Amerika ile o toprakların gerçek sabihi Kızılderililerin oluşturduğu çelişki kitabın oturduğu sağlam zemini hazırlamış.

Dünya Denetçileri'nin bir fabrika gibi yönettiği Cesur Yeni Dünya'da anneden doğum yüzlerce yıl geride kalmış, embriyolar şişelerde yetiştirilip Sosyal Yazgılamacılar tarafından gelecekteki mesleklerine yine şişelerinde hazırlanmaktadırlar. Böylesi bir sosyal yönlendirme şüphesiz günümüzdeki eşdeğerlerinden daha başarılı olurdu. Bu yönüyle aslında, bugünün sanayicilerinin ıslak rüyalarını yansıtır gibi görünmektedir. Hiç itiraz etmeden yapması gerekeni yapan, son derece emre-uyan ve toplusözleşme yakarışları ve grevler yerine "toplu seks-poplu seks" ilahileriyle gününü gün eden, özgürce ve pervasızca önüne gelenle düzüşen, herhangi bir sorun yaşadığında somasına sarılıp bebekler misali uyuyan bir işçiler ordusu. Sorunsuz üretim, sınırsız tüketim Liberal kapitalizm. Post-modernizm. Puşt-modernizm.Bir akşamüstü Kadıköy'de karşılaştığım bir arkadaşımın iş arkadaşı olan bir kızla aynı minibüsü paylaşmıştım. Konuşma olsun diye ne yaptığını sormuştum. Kısa bir ifadeyle ofis çalışanı olduğunu söylediğinde biraz merak biraz da hinlikle boş zamanlarında neler yaptığını sormuştum. Açıkçası biraz tedirgindim, çünkü duymayı umduğum şeyin duyacağım olmadığından neredeyse emindim. "Alışveriş ediyorum" demişti. (Bir an durup bir insanın hafta sonundaki (ve yaşamındaki) tek hobisinin nasıl olup da sadece alışverişle sınırlı olabileceğini düşünmeye davet ediyorum herkesi.) Bir ara para çıkarmak için açtığı cüzdanındaki kredi ve çeşitli mağaza kartlarından oluşan gökdelen, yanıtını pekiştirir nitelikteydi. 'Tüketiyorum, öyleyse varım." İşte Cesur Yeni Dünya'nın sloganı.

Hormon Devrimi

İşte tam da burada tüketmeden varolabildiğimiz ya da en azından bu denli tüketmeye şartlandırılmadığımız yetmişli yıllara dönmekte fayda görüyorum. O dönemin daha insanca olduğunu, hormon devriminden önce domateslerin nasıl domates gibi koktuğunu yaşayanlar anımsayacaklardır (anımsayanların bilmeyenlere anlatmasında fayda var). Sonrasında malumunuz olduğu üzere On iki Eylül ve Özal mucizesi. Özal sanayi patronlarının imdadına Hızır Peygamber misali yetişerek yastık altındaki liraların günışığına çıkmasına önayak oldu. Laissez-faire'in alaturka, "Bırakın içine etsinler" olarak yorumlanacağını öngören aydınlarımız olmadı değil, ancak kuru gürültüyle bastırıldı sesleri. Düşünme ve hayal kurma, çözüm önerileri üretme ya da bunlara kapılma gibi son derece sakıncalı eğilimlerden biraz da abanın altındaki sopayla soğutulan insanlar artık kırlardan ve kuş cıvıltılarından uzaklaştırılmalıydı. Yabancı sermaye ve yerli ortakları canla başla soyundukları bu görevin meyvelerini artık topluyorlar. İnsanlar bilinçsizce, delice tüketmekle iştigalden memnunlar. "Kölelerin köleliklerini sevdikleri bir sistem ideal sistemdir" diyor Huxley. Huzur içinde uyu Özal.

Yaşamının yolu artık tüketmekten geçiyor. Ancak ve ancak cep telefonuyla kanatlanabilir, lüks otomobillerle uçabilirsiniz. Varlığınızın yegâne temeli cebinizdeki kredi kartıdır, yoksa adam yerine bile konmayacaksınız. Günahsız bebelere kapalıdır cennetin kapıları. Oynayan oynar, oynamayan kara koyundur.

Susuyor ve ağlıyorum.

Çocuk yuvalarındaki şartlandırma seanslarındaki elektrikle telkin bölümü son derece dehşet verici ama biliyorum ki çocuklarınızın hamburger alışkanlığının böyle kazandırılmamış olmasından memnunsunuz. Elbette Cesur Yeni Dünya yazılalı elli yılı geçiyor. Tüketimi pompalayanlar da evrim geçirdiler; plastik makaslarla ve bilgisayarlarıyla çalışan reklamcılar sayesinde aştılar Vulgarlık Çağı'nı. Artık post moderniz. İletişim ve bilişim devriminin ortasındayız Dante gibi. Dünya parmaklarımızın ucunda. Kimsenin yemyeşil çayırlara ihtiyacı kalmadı. Onun yerine cicili bicili oyuncaklarımız, değiş tokuş kapaklı telefonlarımız, kutu kutu pense evlerimiz var. Düşleri unuttuk, insan gerçeğinden uzaklaştık. Yalnızlaştık, İnternet sohbetlerinde şuursuzca yoldaş arıyoruz. Doğadan koptuk. Koparıldık. Kaç çocuğun parmaklarında kuruyor toprak? Orman kesif fabrika kuran otomobil üreticileri çevre dostu projelere sponsorluk yapıyorlar. Frikiklerle ve televolelerde otuz iki dişiyle sırıtan futbolcularla, lahmacun destekli türkücülerimizle somalanıyoruz. Acıya ve adaletsizliğe kapalı gözlerimiz. Gaziantepli çocuklarımız onyıllarca cezaya mahkûm edileli beri kaçımızın boğazına diziliyor, yediği baklavalar?

Başım ellerimin arasında ağlıyorum. Dışarıda fırtına kopuyor. Seller götürüyor dünyayı. Yağmurda gözyaşlarımı gören yok.

Delicesine Tüketim

Lenina ve onun gibi kadınların uyuşturulmuş ve şartlandırılmış varlıkları, zevksizlikleri, pervasızca düzüşmeleri sanki aynılıkta farklılığa olan düşkünlüğümüzü anlatır gibi. Erkeklerin ve kadınların insanca algılanabilmesi dururken onları hükmedilebilir ve yönlendirilebilir cinsel nesneler gibi gösteren ve tüketime yönelterek ürün pazarlayan kadın ve erkek dergilerimizin, Ford ayinlerinin matbuat versiyonlarına dönüştüğünü belirtmeden geçemeyeceğim.

Renkli, cicili bicili çingene çadırı misali yeni eğlence anlayışımız ne kadar da Cesur Yeni Dünya'nın duyusal eğlence anlayışını hatırlatıyor. Aklın tamamen ekarte edildiği, tensel duyuların hükmettiği bir eğlence anlayışı bu ve bir yönüyle de "surround sound" sistemleriyle kulaklarımızın Coşkun'ca bir muameleye tabi tutulduğu yeni sinema salonları böyle bir geleceğin sinsi haberci ve hazırlayıcıları sanki. Müzik zevklerimizin kısırlaştığı ve pop denen içi boşaltılmış vızıltıyla salt fiziksel duyu boşalmalarına dönüştürüldüğü bu günlerde çekilen müzik klipleri ancak Cesur Yeni Dünya'nın sığ ve cinsellik güdümlü filmleri denli duygusal ve hümanistler.

"Siyasi, ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük, dengelercesine artma eğilimi gösterir."

İşte tarihin bu anında iki bin yılının ilk günlerinde ulaştığımız nokta tam olarak budur. Üretip delicesine tükettiğimiz sürece istediğimiz kadar düzüşebiliriz. Yöneticilerimiz de bu özgürlüğü teşvik edercesine kimin kiminle düzüşmekte olduğunun her hafta çeşitli programlarla yemek sofralarımıza kadar getirilmesine yeşil ışık yakıyorlar. Belden aşağı dedikodu programlarıyla somalanıyoruz ve görebildiğim kadarıyla, kimsenin bir itirazı yok.

Huxley'nin Öngörüleri

İşte bütün bu tespitlerle göstermeye çalıştığım gerçekler, eksiksiz bir biçimde toplumsal ölçeklerde Huxley'nin öngörüleriyle örtüşüyor. Yazının başında Huxley'den alıntıyla belirttiğim gibi, gelecekle ilgili bir kitap bizi geleceğe yönelik kehanetlerinin gerçekleştiği kadarıyla ilgilendirir. Bu kitabı çevirirken ve sonrasında okurken kehanetlerin böylesine gerçekleşiyor olduğunu görmek beni derinden sarsmıştı. Elbette bugün Ütopyalar, her zamankinden daha olası görünüyorlar. Ancak bu ütopyaların insanca olmaları sine qua non bir gerekliliktir. Bu nedenle de ne kadar insan merkezli olduklarını iyi düşünüp tartışmamız, ne kadarını istediğimize bizlerin karar vermesi gerekiyor. Yoksa işi merkezi yöneticilerimize ve sanayi patronlarımıza bırakacak olursak ütopyalarımızın son derece karanlık kara ütopyalara dönüşmesi işten bile olmayacaktır.

dixi et salivavi animam meam.( Söyledim, ruhum hafifledi.)

 

Cumhuriyet Kitap - No:26,Ocak 2000
Ümit Tosun
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta