|
Fantezi ve bilimkurgu edebiyatının tatlı cadısı,
feminist, anarşist, iyi bir aile annesi, dört Hugo ve üç Nebula ödülü
verilen tek kişi olmayı başaran, ütopyalar yazan ve ütopyalarında hep
korkuyu barındıran, taocu zıtlıkları kullanmaya bayılan, bıkıp usanmadan
bireylerin nasıl büyüdüklerini anlatmaya çalışan bir yazar hakkında
bildiğim birkaç parça bilgiyi sizlere de aktarmak istiyorum; eğer izin
verirseniz.
Ursula Kroeber Le Guin
(ismin uzun okunuşu, özellikle de "Kroeber" sözcüğünün müzikalitesi
çok hoşuma gitmesine rağmen bütün bir yazı boyunca hanımefendinin isminin
mümkün olan en kısa halini okumak zorunda kalacaksınız; katlanacağınız
bu zorluk için en baştan teşekkür etmeliyim siz sayın okurlara)
1929 Berkeley Kaliforniya doğumlu. Babası, Kaliforniya Kızılderilileri
üzerine uzmanlaşmış ünlü bir antropolog olan Alfred Kroeber, annesi ise
yazdığı yok edilmis bir Kızılderili kabilesinden geriye kalan son bireyin
biografisi "Ishi in Two Worlds" ile ün kazanmış bir yazar psikolog
Teodora Kroeber'dir. Evde yoğun bir psikoloji, sosyoloji, antropoloji ortamı içinde
yaşayan okuyacak kütüphaneler dolusu kitap bulan UKG,
ilk fantazi hikayesini dokuz yaşında, ilk bilimkurgu hikayesini ise on yaşında
yazıyor. Hikayesini yayınlatmayı deneyip te başarılı olamayınca ondokuz
yaşına kadar bir daha yazdıklarını basılı olarak görme uğraşısı içine
girmiyor. Gençlik yıllarını bulduğu herşeyi okuyarak geçiriyor.
Bilimkurgunun fazlasıyla militarist olduğunu düşünmeye başlayınca onbeş
yıl boyunca bilimkurgu okumuyor.
Radcliffe Kolejinde Fransızca eğitimi gördükten sonra
Columbia Üniversitesinde Fransızca ve italyanca üzerine yüksek lisans çalışması
yapıyor. Fullbright Bursu ile Fransa'ya doktora yapmak için giderken gemide
tanıştığı tarihçi Charles ile evlenerek LeGuin
soyadını alıyor ve doktorasından vazgeçerek yazmaya başlıyor.
On yıl boyunca durmadan yazmasına rağmen ikisi Orsinia
isimli bir ülkede geçen beş romanından ve şiirlerinden hiçbirisi basılmıyor.
Bu arada Le Guin çifti hayatlarının geri kalan yıllarını geçirecekleri
Portland'a yerleşiyorlar.
 UKG, sonunda yazdıklarının
basılabilmesi için alışılmış bir form kullanması gerektiğini düşünerek
bilimkurgu yazmaya başlıyor. Yayınlanan ilk hikayesi "Paris'te
Nisan", "uzay elbiseleri içinde geçen bir peri masalı" kendi
deyimiyle. Bu hikayesi "Fantastic" dergisinde 1962 yılında yayınlıyor.
İlk bilimkurgu romanı "Rokannon'un Dünyası" (Metis, 1995) 1966'da
basılıyor (sonunda).
Başarı, Yerdeniz üçlemesinin dört (1) kitabından
birincisi olan "Yerdeniz Büyücüsü"
(Metis, 1994) ile geliyor. LeGuin, bu
fantastik romanıyla Globe-Hornbook Ödülünü kazanıyor. 1969 "Karanlığın
Sol Eli" (Ayrıntı, 1993) yayınlanıyor ve bk okuyucularının
verdikleri Hugo ile bk yazarlarının verdikleri Nebula ödüllerini kazandırıyor
yazarına. UKG, aynı başarıyı 1974
de "Mülksüzler" (Metis,
1990) ile gösteriyor.
UKG'nin yaşam öyküsü
kısaca böyle; bibliyografyasını bu yazının sonunda bulabilirsiniz. Artık
hayatını kronolojik sırada incelemeyi bırakıp, biraz daha farklı şeyler
anlatmanın zamanı geldi yazarımız hakkında.
Biraz da bazı önemli kitapları ve onların içinde
bulabileceğiniz, onları çekici kılan öğelerden bahsedelim. Öncelikle UKG'in
bir bilimkurgu yazarı olduğu kadar, belki daha da baskın olarak bir fantezi
yazarı olduğu söylenmeli. Yazdığı bk romanlarının hiçbirinin kurgulanmış
yoğun bir teknoloji temeli üzerine inşa edildikleri iddia edilemez. Ancak bir
romanın bk olarak nitelenmesini sağlayan şart da bu değildir. BK'un insanı
gelecekten yararlanarak sorgulayan tarafı UKG'in
romanlarında en üst düzeyde ifadesini bulur. Dünya dışı gezegenlerde yaşayan,
insan ırkından gelenleri anlatır genellikle. Onların aralarındaki ilişkilerdir
baskın olan konu. İç dünyaları açığa çıkartabilmek amacıyla dış dünyaları
kullanır.
Cinsiyet kavramının mıncıklandığı "Karanlığın
Sol Eli" Kış gezegeninde geçer. Gezegenin insanları androjen ve
mevsimleri sadece kıştır. Kitap; Kış'ın Ekumen Gezegenler Topluluğuna katılmasını
sağlamak için gönderilen elçi Ai ile önce başbakan,sonra sürgün olan
Estraven arasındaki dostluğun, dayanışmanın gelişmesini anlatır. İki
erkek arasında oluşacak cinsten bir dayanışmadır anlatılan; okuyucu
Estraven'i çoğu zaman bir erkek olarak düşünür, -aksi hatırlatılmadıkça-
Oysa Estraven ne erkektir, ne de kadın. "Kemmer" ismi verilen cinsel
aktivite dönemlerinde önceden bilinmeksizin kadın ya da erkek olabilir Kış
halkı, karşısındakinin hangi rolü üzerine aldığına bağlıdır hangi
cinsiyete sahip olacakları.
Kış gezegeninde savaş da yoktur. Bazı saldırganlıklar ve
şiddet eylemleri gözlenir ama savaş yoktur. Savaş, "kitlesel bir tecavüz,
(displaced) erkek egemen bir davranış" olarak tanımlanır kitapta.
Çok eleştiri gelir romana: Stanislaw
Lem romanda sadece erkeklerin olduğunu, UKG'in
her ne yaratmaya çalıştıysa başarılı olamadığını yazar. "Dahası",
der, "hangi cinsiyete sahip olacağını bilmemek Kış gezegeni halkını
büyük bir baskı altında tutacaktır. Bir kemmer döngüsünde erkek olan,
bir kadına aşık olursa ve diğer kemmerde her ikisi de kadın ya da erkek
olursa ne olur?" Korkunç bir durumdur bu ona göre.
Feministler de Lem'i desteklerler. Fazlasıyla erkek
hakimiyeti vardır romanda ve aile yapısı, çocuk yetiştirme prosedürü tümüyle
karanlıktadır. Ancak, herkes romanın örgüsünün güzelliği ve hayalgücünün
zenginliği konusunda hemfikirdir.
UKG şu şekilde
savunur kendisini bu eleştirilere karşı: "Romanda sadece bir erkeğin
yapabileceği hiç bir şey anlatılmamıştır. Sorun, okuyanların bazı şeyleri
sadece erkeklerin yapabileceklerini düşünmeleridir. Bazı noktaların eksik
kaldığını kabul eder "Is Gender Necessary?" adlı makalesinde.
Ancak 1987'de yazdığı revizyonda şunu da söyler: "Eğer erkek zamirin
yerine hem erkek hem dişi olan bir zamir kullansaydım, anlatmak istediğimi çok
daha rahat verirdim. "Nitekim, 1985'te romanın tiyatro için senaryosunu
yazarken bazı uydurma zamirler kullanır ve bu seyircinin büyük beğenisini
kazanır.
Her ne kadar, "Karanlığın
Sol Eli"nin yayınlanmasından itibaren feminist BK Yazarı olarak
nitelendirilse de, UKG romanlarında
feminizmi tam anlamıyla "Balıkçıl
Gözü - Eye of The Heron"da yakalar. Romanın erkek başkahramanı
kitabın ortasında oluverir. Bundan sonrasını şöyle anlatır UKG:
"Yazmayı durdurdum. Kitapta bir kadın vardı ama kadınlar hakkında nasıl
yazacağımı bilmiyordum. Bir süre oyalandıktan sonra feminizm teorisi bana
yol gösterdi. Feminist edebiyat eleştirisinin okumaktan zevk aldığım bir şey
olduğunu görünce heyecanlandım ve "The Norton Book of Literature by
Women"i kapaktan kapağa okudum. Benim için bir İncil'di. Artık bir
erkek gibi değil bir kadın gibi yazabileceğimi, bu konuda özgür olduğumu
öğretti bana.
UKG'nin çok uğraştığı
başka bir konu da büyümedir. "Yerdeniz Üçlemesi'nin 4 kitabı da büyüme
üzerinedir. Yerdenizde geçen birbirine bağlı fantastik öyküler dizisi olan
üçlemeyi (dörtleme) çocuklara yönelik olarak yazar UKG,
ama oyuncaklarını bulan büyükler okurlar kitapları. İlk 3 kitap 1972 de
tamamlanır. Dördüncü kitap "Tehanu"
ise üçlemeyi gerçekten tamamlayabilmek amacıyla 1990 da yazılır. Türkiye'de
yayınlanması ise Metis tarafından geçtiğimiz Ocak ayı içerisinde gerçekleştirilebilmiştir.
Ejderhalarla, büyülerle dolu fantastik yerdeniz dünyasında
geçer tüm hikayeler. Kitaplarını yayınlatmaya çalışırken, yayıncıların
kendisinden gerçek şeyler yazmasını istediklerini söyler UKG.
"Oysa, benim yarattığım dünyadan daha gerçek ne olabilir benim için?"
sorusuyla da cevap verir bu isteğe, kendisiyle yapılan bir röportajda.
Fantastik romanlarında, (aslında diğer romanlarında da) okuyucuyu romana en
çok bağlayan öğelerden birisi de yarattığı isimlerdir UKG'in.
Her zaman bana çok çekici gelen sesler kullanır: Tenar, Kargad, Aşağı Uçyöreler,
Atuan, Ai, şiftgretor...
"Mülksüzler"
romanında kimin yönettiğini, kimin yönetildiğini araştırır. Anarşist ütopik
bir toplum yapısı yaratır. UKG, bu
sefer aile ilişkileri, çocukların nasıl büyütüldükleri gibi detayları
da açıkça tanımlamıştır "Karanlığın
Sol Eli"ne yöneltilen eleştirilerden aldığı dersle.
Yarattığı toplum mükemmel değildir, hataları vardır. İnsan
hırsı hala geçerlidir, ama çok fazla güce sahip olamaz bu hırs (en azından
bugünkü güç miktarı ile karşılaştırılırsa). Toplumun sınırlarını
karşıtlıklardan yararlanarak ortaya koyar. İki dünyayı karşılaştırır.
İkisi de görünüşte birbirlerinden oldukça farklı görünmektedirler.
Tao'cu zıtlıklar kullanır istediğini anlatabilmek için UKG.
Başlangıçlar birer bitiş, sonlar birer başlangıçtır. Shevek; romanın baş
kahramanı, başladığı yere döndüğünde her şey daha yeni başlamaktadır.
1985'te yazdığı "Always
Coming Home"da kendine bir toplum yaratır UKG:
"Kesh" halkını anlatır bu kitabında; geleceğin Kaliforniya'sında
yaşayan bir halkı. Her zamanki gibi toplumları birbirleriyle karşılaştırır
söylemek istediğini anlatabilmek için. Kitabın en ilginç yönlerinden
birisi kitabın arkasındaki 100 sayfalık ek: UKG
burada, yarattığı halkın dilini, müziğini, akrabalık ilişkilerini,
geleneklerini vb... etnografik bir form içerisinde anlatıyor. Ancak bununla da
yetinilmemiş ve Kesh müziği Todd Barton tarafından bestelenerek, kaset
olarak kitapla birlikte satılmış. Kitap Türkiye'de yayınlanmadı.(2)
Orijinalini okumak isteyenler İstanbul Amerikan Kütüphanesinde bu kitabı
bulabilirler.
İnsanı anlatmaya çalışan bir yazarı ben de bir parça
sizlere anlatmaya çalıştım. Umarım hanımefendi hoşunuza gitmiştir ve
eserlerini okuma isteği doğmuştur içinizde. Belki zaten bir UKG
okurusunuzdur. Bazı şeyleri biraz daha iyi anlamanızı sağlayabildiysem
sevinirim.
|
Notlar
|
|
(1) Serinin beşinci
kitabı "Öteki
Rüzgar" 2004'de yayınlandı.
(2)
Kitap Şubat 2002'de "Hep
Yuvaya Dönmek"
adıyla Ayrıntı Yayınları tarafından
yayınlanmıştır.
|
|