|
Onu kendi isminden
çok yazdığı romanları ile hatırlarız. Sadece büyük korku klasiği
'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın
değil, en sevilen çocuk klasiklerinden 'Define Adası'nın da
yaratıcısı olan Robert Louis
Stevenson, 1850 yılında İskoçya'nın Edinburgh kentinde doğmuş,
sağlık sorunları ile dolu bir çocukluk geçirmişti.
Stevenson'un ilk eğitiminde
dinsellik ağır basmış, günah ve cehennem korkulan ile kaplanmıştı
çocukluk hayalleri.
Ailesinin isteği ile
mühendislik eğitimine başladıysa da, bu işin kendisine göre
olmadığının farkına vararak hukuk fakültesine geçmiş, ancak
avukatlık mesleğiyle de ciddi olarak ilgilenmeyip yazar olmayı
düşlemişti. Stevenson,
denemeler yazarak başladı edebiyata. İlk kitabı 1878 yılında
basılan 'An Inland Voyage' (Bir İç Gezi) oldu, bozuk sağlığına
rağmen en önemli kitapları "Treasure Island' (Define Adası)
ve 'Dr. Jekyll ve Mr.
Hyde'ı 1883 - 1887 yılları arasında tamamlamayı bildi. l888'de
bütün ailesini de yanına alarak bir daha dönmemek üzere Avrupa'dan
ayrıldı. Amerika'daki kısa bir konaklamadan sonra Güney Pasifikler'e,
Honolulu'ya ve nihayet son durağı olan Samoa adasına ulaştı.
Tam bir kabile reisi havasında sürdü bundan sonraki yaşamı.
Mutluydu, ama 1894 yılında aniden öldü. Yerli kabilelerin yaptığı
büyük bir törenle gömüldü
Stevenson...
İyi Jekyll, kötü Hyde
Romanını okumayanlar
bile -beyaz perdeye defalarca yansıyan görüntülerinden - 'Dr.
Jekyll ve Mr. Hyde'ın konusu hakkında bir fikir sahibidirler
herhalde. Sessiz sinema günlerinden beri yönetmenlerin ilgisini
çeken bu fantastik romanın kimi zaman komedi ya da parodileri
tarzındaki uyarlamaları da yapılmış, ancak hikâye daima korku
türü içerisinde düşünülmüştür. Sinemanın getirdiği bu popülerliğin
etkisiyle, ne yazık ki haksızlığa uğrayan roman olmuş ve o da
bir korku klasiğiymiş gibi algılanmıştır. Oysa metinde -fiziksel
değişim şeklinde- karşımıza çıkan 'iyi' ve 'kötü' temsilleri
bir kişilik bölünmesi metaforundan başka bir şey değildir. Korku
öğesi ise hikâyenin kendisinden çok insan doğasındaki bastırılmış
şiddeti farketmişliğimizden kaynaklanan dışsal bir özellik olarak
okunabilir.
Çok bilinmesine rağmen
yine de özetleyelim bu fantastik hikâyeyi; sisli bir Londra
sabahında, garip ve ürkütücü görünüşlü bir adamın küçük bir
çocuğa çarpması ile tanışıyoruz Mr. Hyde ile. Olaylar, noter
Mr. Utterson'un ağzından aktarılırken, adamın kimliği hakkında
yapılan araştırmalar, onun doktor Henry Jekyll'ın arkadaşı ve
mirasçısı oluğu sonucuna ulaştırıyor bizi. Sonraki sayfalarda
Londra'nın yüksek sınıfına mensup Jeykll ile her yönüyle aşağı
tabakadan geldiği belli olan Hyde arasındaki ilişki, Jekyll'ın
çevresindeki dostlarını hayrete düşürecek ve Hyde'ın işlediği
cinayet sonrasında duruma müdahale etmek kaçınılmaz olacaktır.
Sona geldiğinde, Jekyll'ın geride bıraktığı mektup aracılığıyla
muammayı çözebiliyoruz. İnsan kişiliğinin iyi ve kötü olmak
üzere ikiye ayrıldığım düşünen Dr. Jekyll, laboratuarında yaptığı
bir iksirle bastırılmış diğer benliğini özgürlüğüne kavuşturmuştur.
Böylelikle zaman zaman değişim geçirerek -kötü Hyde kimliğine
bürünebilmekte, ancak her seferinde -ilacın etkisi geçtiğinde
yeniden iyi yanı, yani Dr. Jekyll geri dönebilmektedir. Bu Hyde'ın
Jekyll'dan nefret etmesine neden olur ve gönderilmeye/bastırılmaya
karşı direnmeye başlar. Giderek Hyde'ın Jekyll'a üstün gelmeye
başlaması ve Jekyll'ı yok etme aşamasına gelmesi, cinayetlerin
vicdanı rahatsızlığını çeken Jekyll'ı intihara götürür. Kötülük
yok edilmiştir, ama artık ne Jekyll ne de Hyde vardır...
'Dr.
Jekyll ve Mr. Hyde', 96 sayfalık kısa bir roman. Ama günümüze
kadar tartışılan bir meseleyi, modern toplumun birey üzerindeki
yıkıcı etkilerini çarpıcı bir alegoriye dönüştürmesiyle çok
geniş bir tartışmanın alanına giriyor.
Bir modernizm eleştirisi
Goethe'nin Faust'u,
Aydınlanma çağının getirilerine duyulan hayranlığın, bilimsel
devrimlerin insanoğluna sağladığı faydaların, modern öznenin
yaratıcılık tutkusunun dile getirilişiydi.
Shelley'nin 'Frankenstein'ında
ise bu ilerlemeler nedeniyle cennetini yitiren modern öznenin
trajedisini okumuştuk. Bu yazarlar gibi fantastik bir hikâye
tarzını seçen Stevenson
ise modern öznenin parçalanmışlığını yansıtıyor 'Dr.
Jekyll ve Mr. Hyde'da. Belki de çok kısa hacimli olmasından,
hemen anlatı öğesi kendi dışında bir çok şeyin simgesidir. Mesela;
'Büyük bir servetin sahibi, doğuştan endüstriye eğilimli, akıllı
ve iyi kimselere karşı saygıyı seven' kamusal' insan Dr. Jekyll,
bastırılmış istekleri ile kuru bir hayat içerisinde sunulur
okuyucuya. Hyde belki kötüdür, ama Londra batakhanelerinde,
Soho'da, hayatının çoğunu fazilet ve nefsi kontrolle geçiren
Jekyll'ın bile tad aldığı, hatta vazgeçemediği bir hayat sürer.
Bu karşıtlıkta, Stevenson,
bireyin modern toplumun hapishanesinde yaşadığını ima etmektedir.
Nitekim ilacı içince, iyi eğilimleri yavaşça gevşer ve Hyde
kimliği ile geçireceği zevkli dakikaların hayali bile heyecanlandırır
Jekyll'ı.
Stevenson, iyi ve kötü
arasındaki karşıtlığı sadece değerler ve eylemler ekseninde
kurmuyor; kötü, fiziksel anlamda da bir çirkinliğe dönüşüyor,
"Kötülük, o vücuda şekil bozukluğu ve çöküntü damgası vurmuştu.
Aynada o çirkin şekli seyrettiğim zaman, yerimden sıçrayarak,
hoşlanacağım yerde nefret duydum" diyor Dr. Jekyll. En çarpıcı
değişimlerden birisi ise onun ellerinde gerçekleşiyor; "Henry
Jekyll'ın eli gerek içim, gerek büyüklük bakımından mesleğe
uygundu; büyük, sağlam, beyaz ve güzeldi. Halbuki öğleye yakın
sabah ışığında açık olarak gördüğüm el, yatak örtüsünün üzerinde
yan kapalı, manasız, kırışık, mafsallı ve solgundu, üzeri de.
siyah kıllarla iyice gölgelenmişti. Bu el, Edward Hyde'in eli
idi"... Metne söylemediklerini söyletmek gibi bir niyetim olmamakla
birlikte, bedenen çalışmayan burjuva insan ile çalışan kesimlerin
fiziksel yapılan arasında bir karşılaştırmanın söz konusu olduğunu
ve Stevenson'un -belki
de niyetinden bağımsız olarak - o yıllar İngiltere'sinde sefalet
koşullarında yaşayan büyük bir çalışan kesimi 'ötekileştirdiğini'
söyleyebilirim.
Mekân çizimlerinde
de karşılaşıyoruz aynı reflekslerle; mesela üst sınıf üyesi
noterin gözüne Hyde'ın yaşadığı "Soho'nun bu gamlı mahallesi,
bu değişen ışıklar altında, çamurlu yollan, şapşal yolcuları,
ne kasvetli bir şekilde tekrar ortalığa çöken karanlıkla savaşmak
için canlandırılan, ne de hiç bir zaman sönen loş sokak lambaları
ile sanki kabus içindeki bir şehrin bir bölgesi gibi görünür".
Burada bir hatırlatma yapmak istiyorum; başta
Canon Doyle olmak üzere,
pek çok İngiliz yazarın romanlarında Soho çevresi ve diğer yoksul
mahalleleri kötülüğün mekânı biçiminde tasvir edilmiştir.
Geri plandaki bu ideolojik
taraflılığı bir kenara bıraktığımızda,
Stevenson'un modern
topluma ilişkin karamsar bir yorumudur 'Dr.
Jekyll ve Mr. Hyde'; 'Define Adası' gibi serüven ve eğlence
dolu bir romanın yazan için Londra yaşanabilecek bir kent olmaktan
çıkmıştır artık. İki romanı da okuyanlar, 'Define Adası'nın
her türlü tehlikeye rağmen pırıl pırıl parlayan güneşli atmosferi
ile 'Dr. Jekyll ve Mr.
Hyde'ın sisli ve kasvetli manzarası arasındaki zıtlığı hemen
farkederler; Stevenson'un
metinlerine yansıyan bu zıtlık, 'Dr.
Jekyll ve Mr. Hyde'da işlediği kişilik bölünmesinin kendisine
yansımış halidir sanki. Ve sonunda,
Stevenson öteki benliğinin
arzularına boyun eğerek çareyi modern toplumun uzağında yaşayan
yerlilerin adasına sığınmakta bulur; belki de asıl roman bu
terk edişte yazılmıştır...
|