Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Bireyin Parçalanmış Halleri

A.Ömer Türkeş

Onu kendi isminden çok yazdığı romanları ile hatırlarız. Sadece büyük korku klasiği 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın değil, en sevilen çocuk klasiklerinden 'Define Adası'nın da yaratıcısı olan Robert Louis Stevenson, 1850 yılında İskoçya'nın Edinburgh kentinde doğmuş, sağlık sorunları ile dolu bir çocukluk geçirmişti. Stevenson'un ilk eğitiminde dinsellik ağır basmış, günah ve cehennem korkulan ile kaplanmıştı çocukluk hayalleri.

Ailesinin isteği ile mühendislik eğitimine başladıysa da, bu işin kendisine göre olmadığının farkına vararak hukuk fakültesine geçmiş, ancak avukatlık mesleğiyle de ciddi olarak ilgilenmeyip yazar olmayı düşlemişti. Stevenson, denemeler yazarak başladı edebiyata. İlk kitabı 1878 yılında basılan 'An Inland Voyage' (Bir İç Gezi) oldu, bozuk sağlığına rağmen en önemli kitapları "Treasure Island' (Define Adası) ve 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ı 1883 - 1887 yılları arasında tamamlamayı bildi. l888'de bütün ailesini de yanına alarak bir daha dönmemek üzere Avrupa'dan ayrıldı. Amerika'daki kısa bir konaklamadan sonra Güney Pasifikler'e, Honolulu'ya ve nihayet son durağı olan Samoa adasına ulaştı. Tam bir kabile reisi havasında sürdü bundan sonraki yaşamı. Mutluydu, ama 1894 yılında aniden öldü. Yerli kabilelerin yaptığı büyük bir törenle gömüldü Stevenson...

İyi Jekyll, kötü Hyde

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde sinemada bir çok filmede konu olduRomanını okumayanlar bile -beyaz perdeye defalarca yansıyan görüntülerinden - 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın konusu hakkında bir fikir sahibidirler herhalde. Sessiz sinema günlerinden beri yönetmenlerin ilgisini çeken bu fantastik romanın kimi zaman komedi ya da parodileri tarzındaki uyarlamaları da yapılmış, ancak hikâye daima korku türü içerisinde düşünülmüştür. Sinemanın getirdiği bu popülerliğin etkisiyle, ne yazık ki haksızlığa uğrayan roman olmuş ve o da bir korku klasiğiymiş gibi algılanmıştır. Oysa metinde -fiziksel değişim şeklinde- karşımıza çıkan 'iyi' ve 'kötü' temsilleri bir kişilik bölünmesi metaforundan başka bir şey değildir. Korku öğesi ise hikâyenin kendisinden çok insan doğasındaki bastırılmış şiddeti farketmişliğimizden kaynaklanan dışsal bir özellik olarak okunabilir.

Çok bilinmesine rağmen yine de özetleyelim bu fantastik hikâyeyi; sisli bir Londra sabahında, garip ve ürkütücü görünüşlü bir adamın küçük bir çocuğa çarpması ile tanışıyoruz Mr. Hyde ile. Olaylar, noter Mr. Utterson'un ağzından aktarılırken, adamın kimliği hakkında yapılan araştırmalar, onun doktor Henry Jekyll'ın arkadaşı ve mirasçısı oluğu sonucuna ulaştırıyor bizi. Sonraki sayfalarda Londra'nın yüksek sınıfına mensup Jeykll ile her yönüyle aşağı tabakadan geldiği belli olan Hyde arasındaki ilişki, Jekyll'ın çevresindeki dostlarını hayrete düşürecek ve Hyde'ın işlediği cinayet sonrasında duruma müdahale etmek kaçınılmaz olacaktır. Sona geldiğinde, Jekyll'ın geride bıraktığı mektup aracılığıyla muammayı çözebiliyoruz. İnsan kişiliğinin iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrıldığım düşünen Dr. Jekyll, laboratuarında yaptığı bir iksirle bastırılmış diğer benliğini özgürlüğüne kavuşturmuştur. Böylelikle zaman zaman değişim geçirerek -kötü Hyde kimliğine bürünebilmekte, ancak her seferinde -ilacın etkisi geçtiğinde yeniden iyi yanı, yani Dr. Jekyll geri dönebilmektedir. Bu Hyde'ın Jekyll'dan nefret etmesine neden olur ve gönderilmeye/bastırılmaya karşı direnmeye başlar. Giderek Hyde'ın Jekyll'a üstün gelmeye başlaması ve Jekyll'ı yok etme aşamasına gelmesi, cinayetlerin vicdanı rahatsızlığını çeken Jekyll'ı intihara götürür. Kötülük yok edilmiştir, ama artık ne Jekyll ne de Hyde vardır...

'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde', 96 sayfalık kısa bir roman. Ama günümüze kadar tartışılan bir meseleyi, modern toplumun birey üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı bir alegoriye dönüştürmesiyle çok geniş bir tartışmanın alanına giriyor.

Bir modernizm eleştirisi

Goethe'nin Faust'u, Aydınlanma çağının getirilerine duyulan hayranlığın, bilimsel devrimlerin insanoğluna sağladığı faydaların, modern öznenin yaratıcılık tutkusunun dile getirilişiydi. Shelley'nin 'Frankenstein'ında ise bu ilerlemeler nedeniyle cennetini yitiren modern öznenin trajedisini okumuştuk. Bu yazarlar gibi fantastik bir hikâye tarzını seçen Stevenson ise modern öznenin parçalanmışlığını yansıtıyor 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'da. Belki de çok kısa hacimli olmasından, hemen anlatı öğesi kendi dışında bir çok şeyin simgesidir. Mesela; 'Büyük bir servetin sahibi, doğuştan endüstriye eğilimli, akıllı ve iyi kimselere karşı saygıyı seven' kamusal' insan Dr. Jekyll, bastırılmış istekleri ile kuru bir hayat içerisinde sunulur okuyucuya. Hyde belki kötüdür, ama Londra batakhanelerinde, Soho'da, hayatının çoğunu fazilet ve nefsi kontrolle geçiren Jekyll'ın bile tad aldığı, hatta vazgeçemediği bir hayat sürer. Bu karşıtlıkta, Stevenson, bireyin modern toplumun hapishanesinde yaşadığını ima etmektedir. Nitekim ilacı içince, iyi eğilimleri yavaşça gevşer ve Hyde kimliği ile geçireceği zevkli dakikaların hayali bile heyecanlandırır Jekyll'ı.

Stevenson, iyi ve kötü arasındaki karşıtlığı sadece değerler ve eylemler ekseninde kurmuyor; kötü, fiziksel anlamda da bir çirkinliğe dönüşüyor, "Kötülük, o vücuda şekil bozukluğu ve çöküntü damgası vurmuştu. Aynada o çirkin şekli seyrettiğim zaman, yerimden sıçrayarak, hoşlanacağım yerde nefret duydum" diyor Dr. Jekyll. En çarpıcı değişimlerden birisi ise onun ellerinde gerçekleşiyor; "Henry Jekyll'ın eli gerek içim, gerek büyüklük bakımından mesleğe uygundu; büyük, sağlam, beyaz ve güzeldi. Halbuki öğleye yakın sabah ışığında açık olarak gördüğüm el, yatak örtüsünün üzerinde yan kapalı, manasız, kırışık, mafsallı ve solgundu, üzeri de. siyah kıllarla iyice gölgelenmişti. Bu el, Edward Hyde'in eli idi"... Metne söylemediklerini söyletmek gibi bir niyetim olmamakla birlikte, bedenen çalışmayan burjuva insan ile çalışan kesimlerin fiziksel yapılan arasında bir karşılaştırmanın söz konusu olduğunu ve Stevenson'un -belki de niyetinden bağımsız olarak - o yıllar İngiltere'sinde sefalet koşullarında yaşayan büyük bir çalışan kesimi 'ötekileştirdiğini' söyleyebilirim.

Mekân çizimlerinde de karşılaşıyoruz aynı reflekslerle; mesela üst sınıf üyesi noterin gözüne Hyde'ın yaşadığı "Soho'nun bu gamlı mahallesi, bu değişen ışıklar altında, çamurlu yollan, şapşal yolcuları, ne kasvetli bir şekilde tekrar ortalığa çöken karanlıkla savaşmak için canlandırılan, ne de hiç bir zaman sönen loş sokak lambaları ile sanki kabus içindeki bir şehrin bir bölgesi gibi görünür". Burada bir hatırlatma yapmak istiyorum; başta Canon Doyle olmak üzere, pek çok İngiliz yazarın romanlarında Soho çevresi ve diğer yoksul mahalleleri kötülüğün mekânı biçiminde tasvir edilmiştir.

Geri plandaki bu ideolojik taraflılığı bir kenara bıraktığımızda, Stevenson'un modern topluma ilişkin karamsar bir yorumudur 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'; 'Define Adası' gibi serüven ve eğlence dolu bir romanın yazan için Londra yaşanabilecek bir kent olmaktan çıkmıştır artık. İki romanı da okuyanlar, 'Define Adası'nın her türlü tehlikeye rağmen pırıl pırıl parlayan güneşli atmosferi ile 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın sisli ve kasvetli manzarası arasındaki zıtlığı hemen farkederler; Stevenson'un metinlerine yansıyan bu zıtlık, 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'da işlediği kişilik bölünmesinin kendisine yansımış halidir sanki. Ve sonunda, Stevenson öteki benliğinin arzularına boyun eğerek çareyi modern toplumun uzağında yaşayan yerlilerin adasına sığınmakta bulur; belki de asıl roman bu terk edişte yazılmıştır...

Radikal Kitap - Haziran 2002
A.Ömer Türkeş
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta