|
1999'da, 150. ölüm yıldönümünde dünyanın her yanında
çeşidi etkinliklerle anılan Edgar Allan Poe, sınırsız düş gücünün
kaynaklarından çıkmış özgün öyküleriyle, yüz elli yılı aşkın bir
zamandan beri yalnızca okurların kurmaca dünyalarını renklendirmekle kalmamış,
yapıtlarının çoğuna biçim veren kısa öykü türünün yerleşip gelişmesine
de büyük katkı sağlamıştır. Poe'nun öykücülüğünü tanımlama girişimleri
çoğu zaman, düş gücümüzün doğaötesine uzanan sınırlarını zorlamayı
gerektirir. Poe'nun düş gücünü, imgelem zenginliğini, yaratıcılığını
sunan ve hareketli kurmaca dünyalar kuran öykülerinin bir başka önemi de, kısa
öykü türünü, bir daha hiç silinmemecesine yazın dünyasına yerleştirmesidir.
Kadın, suç, ölüm ve sanat gibi, neredeyse saplantı derecesine varan konulan
irdelediği öyküleri, Poe'nun birçok eleştirmen tarafından kısa öykünün
öncüleri arasında anılmasına neden olmuştur. Başka bir deyişle, öykülerinde
usanmadan ölüm temasını irdeleyen Edgar Allan Poe, yazını ve kurmaca dünyaları ölümle
yüzleştirerek, 'kısa öykü' adında yeni bir yazınsal tür doğurmuştur.
Peki Poe'nun öyküleri, yazınsal dünyanın neresine yerleştirilebilir?
Amerikalı eleştirmen Arthur Ransome, Poe'nun yazınsal konumunu, yaratı dünyasını
ve öykülerinin esin kaynağım, son derece renkli bir imgelemle
betimliyor.'... Balzac'ın geniş ve çok renkli açık arazisi değil, fakat çevresi
uzun ağaçlarla kapanmış ve sürekli karanlığın egemen olduğu küçük
bir koruluktur. Burada dolaşan hayaletlerin yüzleri, acı ya da korku ile
doludur. Poe bu küçük koruluktan, kendisini ölümsüzleştiren tuhaf öyküler
getirmiştir ve ruhu, sıradan dünyada dolaşmadığı zamanlarda, burada
dinlenmektedir.' Poe'nun ölüm konusunda haklı gerekçeleri vardı tabii ki.
Ünlü yazarın yaşam çizgisi, bir anlamda, ölümle çizilmişti. Küçük yaşta
anne ve babasını, on sekiz yaşındayken üvey babasını ve sevgili genç eşini
kaybetmişti.
Ölümü farklı ele aldı
'Bay Valdemar Yakasındaki Gerçekler' adını taşıyan öyküsünde,
tam ölmek üzereyken hipnoz altına alınan bir adamın yaşadıkları anlatılır.
Bu öyküde Poe, askıya alınmış bir ölüm sürecim betimlemiştir. 'Askıya
alınmış bir ölüm süreci' deyişi bile, Poe'nun bu öyküyü yazarken, düş
gücünün sınırlarını ne denli zorladığını gözler önüne sermektedir.
Ölüm, yaşamın vazgeçilmez bir boyutudur ve canlıların tutunmak için uğraştığı
"yaşam' adı verilen süreci vurgulayan, ön plana çıkartan ve ona vazgeçilmezlik
katan da, ölümden başka bir şey değildir. Bu nedenle, bu doğal tema birçok
yazar tarafından işlenmiştir ve işlenecektir. Peki Poe'nun ölümü ele alışı,
öteki yazarlardan hangi açılardan farklıydı? Öteki yazarlara oranla,
Poe'nun adının ölümle daha çok anılmasının nedeni,
Poe'nun ölümü ele
alış biçimindeki farklılık mıydı?
Yukarıdaki soruların yanıtı, büyük ölçüde, Poe'nun en
çok kullandığı türün özelliklerinde, yani kısa öykünün tanımında
yatmaktadır. Kısa öykü, kesin ve genel bir tanım kabul etmeyen bir tür.
Belki tıpkı şiir gibi zor tanımlanması, onun yazınsal bir tür olarak sağlamlığını,
kurmaca dünyaları ve duygulan yansıtma aracı olarak vazgeçilmezliğini kanıtlamaktadır.
Bu türe ilişkin ortaya konulan farklı tanımlar ne olursa olsun, kısa öykü,
çok sesliliği, kapsayıcılığı, az sözle çok şey söyleyebilmesi,görünürdeki
yalınlığı altında barındırdığı engin kurmaca dünyaları ve dinamizmi
ile, usta yazarların elinde gerçek birer yazınsal ziyafete dönüşebilmekteler.
Poe da, ele aldığı az sayıda temayı işleyerek, onlarca farklı öykü yazmış
ve her birinde, işlediği tema aynı olsa bile, farklı kurmaca dünyalar
kurmayı başarmıştır.
'Bay Valdemar Yakasındaki Gerçekler' adlı öyküsünde Poe,
ölüm teması çevresinde, insanın kanını donduran bir kurgu sunuyor. Bu öykünün
geniş kitleler tarafından severek okunması ise, yalnızca ölüm temasının
karşıtlamsal çekiciliğine bağlanamaz. Poe'nun yaşadığı dönemde, yazınsal
dünya bir romantizme doğru sürükleniyordu. On dokuzuncu yüzyılın ortalan,
hızlı bir gelişimin yaşandığı renkli bir dönemdi. İnsanların sabırsız
bir gelişme güdüsü beslediği bu dönemde, Amerikan ulusu düşlerini gerçekleştirme
umudu içindeydi. Yaşanan birçok gelişme sonucu, Amerika ayağa kalkmış ve
kendi ayaklan üzerinde durabildiğini herkese göstermişti. Britanya'nın üzerlerine
saldığı Püritenlik'in katı ve her türlü yeniliklere kapalı dünyası,
yerini gelişmeye, olasılıkların sınırsızlığına ve düş gücünün
renkli bahçelerine bırakmıştı. Poe, işte böyle bir dönemde, toplumun içinden
çıkan başarılı bir yazardı. Yazdıklarının ölümsüzleşmesinin sırrı,
yazann bakışını toplumun üzerinden hiç ayırmamasında gizlidir. Ünlü İngiliz
eleştirmen H. E. Bates, Poe'nun başarısının ardında yatan toplumsal
nedenleri açıklarken şunları söyler:
'... 19. yüzyıl Poe için uygun bir zamandı. Bilimsel
buluşlar, spiritüalizme duyulan inanılmaz ilgi, eğitimin dokunuşuyla yıkılan
eski batıl inançlar, melodramaya ve doğaüstü olaylara susamış bir toplum,
kitap okuyanların sayısında hızlı bir artış ve bu insanların, loş
ışık altında hayalet öyküleri okuma sevgisi, bilinmeyenin çekiciliğini içine
alan toplumsal tutku... Sözünü ettiğimiz çağ, Poe virüsünün yayılması
için çok uygundu.'
Toplumun nabzını tutabildi
1900'lü yılların ortalan, Amerika'nın kendi gerçeğini
aradığı bir dönemdi ve bu gerçek yalnızca doğada değil, doğaüstünde
de aranıyordu. Geniş halk kitleleri, bilinmeye, doğanın ötesi olarak tanımlanarak,
insan düşüncesi tarafından işlenmeye kapatılmış doğaüstü olaylara karşı
büyük bir ilgi ve merak beslemeye başlamıştı. Tüm bu yargılara günümüzde
varmak çok kolaydır, fakat o dönemde, tüm bu sürecin içinde yaşayan, çevresinde
olup bitenlere tanıklık eden birinin, yaşadığı dönemi böylesi bir yalınlıkla
betimleyebilmesi, kendisinin, içinde yaşadığı toplumun, kendi toplumunun dünya
üzerindeki konumunun ve işlevinin ayırdında olması, sık rastlanılan bir
durum değildir. Poe, işte tam da bu nitelikleriyle, yani yaşadığı toplumun
nabzını tutmayı başarmış olması sayesinde adını ölümsüzleştirebilmiştir.
'Bay Valdemar Yakasındaki Gerçekler' adlı öyküde işlenen ölüm teması,
okurlara yalnızca ölümün soğuk yüzünü ortaya koymak adına gündeme
getirilmemiştir. Poe, ölümü herkesin çok iyi tanıdığını bilmektedir.
Poe'nun öyküsünü ve ölüm temasım ele alışını farklı kılan,
Poe'nun
tüm bu sıra dışı, doğaüstü ya da gotik unsurları, geniş kitlelerin
dikkatini çekebilen popüler bir çerçeve içine yerleştirebilmesidir. Öykülerindeki
insanların çoğu, genelde yazıldıkları dönemde yaşayan orta sınıfın
insanlarıdır. 'Bay Valdemar Yakasındaki Gerçekler' adlı öyküde, ölüm anında
hipnoz edilen yaşlı ve hasta adam ile onu hipnoz eden doktor, okurların gözlerinde
canlandırmakta zorluk çekmeyecekleri tiplemelerdir. İşte bu gerçek yaşamın
içindelik ve dışındalık, yani gerçek ve kurmaca okurlara aynı anda
sunulduğunda, ortaya kısa öykü türünün tanımına da çok uyan bir
dinamizm çıkmaktadır. Bu dinamizm, Poe'nun başka öykülerinde de görülmektedir.
Yazınsal yeniliklerin habercisi
'Usher Evi'nin Çöküşü' adlı ünlü öyküsünde, Poe
yine ölüm temasını işler. Ölüm temasını en başarısı biçimde bu öyküde
işlediği bile söylenilebilir. 'Usher Evi'nin Çöküşü'nde Poe, okurlara ölümün
farklı yüzlerini gösterir. Valdemar öyküsünün tersine, bu öyküye
dinamizm katan, yine ölümün kendisidir. Kısa öykünün taşıması gerektiği
düşünülen yazınsal dinamizm açısından, 'Usher Evi'nin Çöküşü' çok
daha başarılı bir öyküdür. Öykünün karakterleri, gerçek yaşamdan görece
daha uzaktır. Öykünün geçtiği yer de, 'gotik' nitelemesinin göndermelerine
çok uygun olan, ıssız, görkemli ve ürkütücü bir malikanedir. Öyküdeki
üç karakterin hepsi, Roderick Usher, Lady Madeline ve adını bilmediğimiz
anlatıcı, farkı biçimlerde ölümle yüzleşirler. Öyküde göndermelerde
bulunulan resimler, kitaplar ve başka yazınsal yapıtlar incelendiğinde,
bunların da bir biçimde ölümle ya da doğaüstü unsurlarla ilgili olduğu görülür.
Sanatın farklı dallarından alınmış bu anlatı düzenekleri, Poe'nun öyküsünde
yaratmak istediği izlenimi güçlendirme işlevi görürler. Poe, bu yollarla,
ulaşmak istediği dramatik etkiye ulaşır ve bunun da ötesinde, kendisinden yüz
elli yıl sonrasının yazınsal yeniliklerinin habercisi ve öncüsü olur.
Usher öyküsüne katıştırdığı farklı anlatı düzenekleri, farklı sanat
dallarının imgelem dünyaları ve farklı yazın türlerinin kurmaca dünyaları,
postmodernist yazının metinlerarası etkileşim boyutuna girmektedir.
Poe'nun öykülerinde ölüm temasının önemli bir yeri vardır.
Yazarın düşsel, gotik dünyalarda geçen öykülerinde, bazen bir hayalet,
bazen de bir dedektif öyküsünün tadını duyumsarız. Öte yandan Poe'nun öykülerinde
hiç eksik olmayan başka bir unsur daha vardır: Kurmaca ve gerçekliğin başarılı
iç içeliği. Poe bunu, gerçeklik izlenimi veren ince ayrıntılarla sağlamaktadır.
Poe'nun Öykülerindeki bu özellik, yine toplumsal kökenlerde aranabilir. Yaşadığı
dönemdeki gerçeğe ve düşünselliğe duyulan eş zamanlı istek ve tutkunun
mantıksallaştırılma çabası, yazarın öykülerini de popüler kılmıştır.
İnsan yaşamı, tutku ve sağduyu arasında süren sonu gelmez bir savaşsa eğer,
Poe, yazdığı kısa öykülerde bu savaşı hem bir konu hem de bir yapı
malzemesi olarak kullanmakla, yalnızca kendi adını değil, yazınsal bir tür
olarak kısa öykünün da yazınsal dizge içinde yerleşiklik kazanmasını sağlamıştır.
|