Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Roger Zelazny ve 'Işık Tanrısı'

Sönmez Güven

Bilimkurgunun büyük ustası Roger Zelazny (1937-1995), 1960'lı yılların başlarında, şaşırtıcı ve çığır açıcı bir dizi öyküyle edebiyat sahnesine çıktı. Özellikle altmışlı ve yetmişli yılların bilimkurgu edebiyatı bu büyük ustanın damgasını taşır. İlk öyküsünün yayımlandığı 1962 yılı, aynı zamanda, Samuel R. Delany, Thomas M. Disch ve Ursula K. LeGuin'in de ilk öykülerinin piyasaya çıktığı yıldır. Ama bu yazarlar şöhret basamaklarını ağır ağır tırmanmak zorunda kaldıkları halde, Zelazny başından itibaret tüm bilimkurgu dünyasını sarsmayı başarmıştı. Bu ilk öyküyü 150'den çok kısa öykü ve 50 kitap izledi. En önemli yapıtları arasında halen İthaki Yayınevi tarafından yayımlanmakta olan Lord of Light (Işık Tanrısı) (1967), yakında Metis Yayınevi tarafından yayımlanacak olan This Immortal, "Bu Ölümsüz" (1966), ayrıca Creatures of Light and Darkness, "Işığın ve Karanlığın Yaratıkları" (1969), The Dream Master, "Düş Ustası" (1966) ve fantazya ağırlıklı "Amber" romanları dizisi sayılabilir.

Roger Zelazny yazın hayatı boyunca toplam altı Hugo ve üç Nebula ödülü kazanmıştır. Fantazya Büyük Ustası da kabul edilerek 1979 yılında Gandalf ödülüne aday gösterilmiştir. 1994 yılında, ICTA- Uluslararası Fantastik Sanatlar Konferansında şeref konuğu olarak bulunmuştur.

Okur oylarıyla belirlenen, bilimkurgunun en önemli iki ödülünden biri ve en eskisi olan Hugo ödülüne, yazarlığa başlamısından bir yıl sonra, A Rose For Eclesiastes, "Eclesiastes İçin Bir Gül" adlı yapıtıyla ilk kez aday gösterildi. Bu ödülü en iyi roman dalında, 1966 yılında This Immortal ve 1968 yılında Lord of Light adlı kitaplarıyla iki kez kazandı. Amerikan Bilimkurgu Yazarları Birliği üyelerinin oylarıyla belirlenen Nebula ödülünü de 1965 yılında kısa roman dalında He Who Shapes ya da diğer adıyla The Dream Master, "Düş ustası" ve uzun öykü dalında The Doors of His Face, The Lamps of His Mouth , "Yüzünün Kapıları, Ağzının Lambaları" adlı yapıtlarıyla aldı. 1969 yılından itibaren tüm vaktini yazmaya ayrıdı. 1975 yılında Home is The Hangman, "Cellat Eve Döndü" adlı kısa romanı hem Hugo hem de Nebula ödülüne layık görüldü. 1993 yılında Unicorn Variations, "Tekboynuz Çeşitlemeleri" adlı uzun öyküsüyle, 1986'da Twenty-Four Views of Mount Fuji by Hokusai, "Hokusai Tarafından Fuji Dağının Yirmi Dört Görünümü" adlı kısa romanıyla ve 1987 yılında da Permafrost, "Kutup Toprağı" adlı uzun öyküsüyle üç Hugo ödülü daha kazandı. Ayrıca, 1972 yılında Isle of The Dead, "Ölüler Adası" adlı yapıtının Fransızca çevirisi için almış olduğu Prix Apollo gibi yurtdışı ödüllerinin de sahibidir. Ölümüyle birlikte yarım kalan iki kitap projesi arkadaşı Jane M. Lindskold tarafından tamamlanmıştır.

Zelazny'nin yazın dünyasına bir göktaşı gibi düştüğü altmışlı yıllar, aynı zamanda, ABD'de Philip K. Dick, Norman Spinrad, Avram Davidson, John Brunner, İngiltere'de ise Brian Aldiss ve J.G. Ballard gibi yazarların öne çıktıkları Yeni Dalga akımına denk düşer. Bu nedenle birçok okur ve eleştirmen Roger Zelazny'yi bu akımla özdeşleştirmiş, hatta onu bu akımın önderi kabul etmiştir. Bu kısmen doğru, ama eksik bir varsayımdır. Çünkü Zelazny'nın kariyeri Yeni Dalga akımının dinmesinden sonra da aynı parlaklıkla devam etmiştir.

Her ne kadar Yeni Dalga akımı örgütlü bir edebiyat hareketi değildiyse de, Zelazny ve onun çizgisindeki diğer yazarların yapıtları, bilimkurgunun ana kütlesinden ayrılıklarının vurgulanabilmesi amacıyla, eleştirmen ve yayın yönetmeni Judith Merril tarafından böyle bir başlık altında toplandı. Zelazny'nin de 1973 yılında yapılan bir söyleşide belirttiği gibi, kırklı ve ellili yılların bilimkurgu yapıtları daha çok belirli bir fikir temel alınarak yapılandırılıyordu. Yazarlar bilimsel ve teknolojik bir yeniliği ya da soyut bir kavramı ele alır ve genellikle bunu geleceğe yansıtarak tartışırlardı.

Buna karşılık, biçim denemeleri Yeni Dalga yazarlarının ayırt edici belli başlı özelliklerinden olmuştur. Onlar edebiyatın genel yöntemlerini ödünç almış ve kendi alanlarına uygulamışlardır. Buna koşut olarak, işlenen temalarda da daha 'yumuşak' bilimlere, örneğin psikoloji ve antropolojiye doğru bir kayma olmuştur. Yeni Dalganın temsilcileri teolojik, toplumsal ve cinsel sorunları irdelemişler, ayrıca kahramanlarına daha incelikli kişilikler yüklemişlerdir.

Zelazny,Işık Tanrısı adlı yapıtı üzerine söyleşirken "bu kitap en çok sevdiğim şeylerin tümünü içeriyor: Kan, aşk, ateş, nefret ve şu ya da bu ülkü" demişti. Gerçekten de, Zelazny ve bir oranda da çağdaşları, kahramanlarının çoklukla kâbusu andıran ortamlardaki ruhsal durumlarını incelemeye önem verdiler. Kahramanlarının kişiliklerini zenginleştirirken, psikolojik olgunluğa ancak deneyimlerle, herkesin yüreğinde ve her şeyde varolan yıkıcı ve yapıcı güçler arasında bir denge kurularak ulaşılabileceğine inandılar.

Zelazny'nin romanları ve öyküleri mitolojiyle, efsanelerle ve folklorla dopduludur. This Immortal adlı yapıtında Yunan mitolojisinden ve Vudu dininden motifler yer alır. Eye of Cat, "Kedinin Gözü" adlı romanı Navajo kızılderililerinin din ve folklorundan çizgiler taşır.Işık Tanrısı adlı yapıtının kişileri çoğunlukla Hindu panteonunun tanrılarıdır, ayrıca Budizmden ve Hıristiyanlıktan izler vardır. Işığın ve Karanlığın Yaratıkları adlı romanının kahramanları ise Eski Mısır kaynaklıdır. Yapıtlarında edebiyat klasiklerine, şiire, caza, halk müziğine göndermeler yapar. Ölümsüzlük, aşk, özgür irade, varoluşçuluk, intikam ve din çokca işlediği konular arasındadır ve bütün bunlar haklı olarak dâhi sayılmasını sağlayan şiirsel bir anlatımla ele alınmıştır.

Roger Zelazny ve yapıtları üzerine bir araştırma yazan Carl Yoke, onun karakterlerindeki başarıyı, "evrenin temel yasasıyla olan ilişkilerinin doğrudan bir sonucu" olarak görür. Bu temel yasa ise, Zelazny'nin düşüncesinde, "biçim ve kaos" olarak özetlenebilir. Yoke bunu şöyle tarif ediyor:

Onun düşüncesi, özetle evrende iki zıt kuvvetin sonsuza dek birbiriyle karşılıklı etkileşime girmiş halde iş başında olduğu ve bu durumun yaşamın tüm biçimlerine yansıdığı şeklindedir. Biçim, en iyi açıklamasıyla, yaratma arzusu ve sentezleme dürtüsüdür. Kaos ise analiz etme, yıkma, en basit parçasına dek ayırma dürtüsüdür. Bu iki kuvvetin çatışmasından değişim doğar ve değişim tüm evren için esastır. Onların etkileşiminin nabzı ritmi yaratır. İnsanlar dünyasal şeylere ve zevklere o kadar saplanırlar ki kendilerine psikolojik kompleksler yaratırlar. Bu kompleksler çevremizde akıp gitmekte olan ritmi algılamamızı engeller. Ancak, Zelazny, eğer deneyimlerimiz sayesinde bu kompleksleri aşabilirsek, insanların daha üst ve sağlıklı bir bilinç düzeyine çıkabileceklerine inanmaktadır. İşte çevresinden akıp gitmekte olan bu ritme olan duyarlılığını insanoğlu içgüdü ya da esin olarak adlandırır.

Demek ki, Zelazny'ye göre, bizi bu en son noktaya taşıyan esin ve deneyimlerimiz aracılığıyla daha üst psikolojik düzeylere erişebilmek insan olmanın anlamıdır. Yazar çoğu yapıtında bu felsefeyi, ya da onun getirdiği kişisel gelişimi baz almıştır.

Işık Tanrısı belirsiz bir çağda, uzak bir yıldızda geçiyor. Artık çok eskilerde kalmış bir tarihte yeryüzünden "Hint Yıldızı" adlı uzay gemisiyle yeni gezegenlerine gelmiş olan bir grup insan, ("İlkler") ultrateknoloji yardımıyla gezegenin yerli canlılarını ya yok etmiş ya da sindirmiş, aynı teknolojik üstünlük sayesinde kendilerini Hindu tanrılarının güçleriyle donatarak yine kendi çocukları olan halk üzerinde tam bir totaliter yönetim kurmuştur. Zelazny'nin taktığı adla bu "deikratlar" yüzyıllar süren ölümsüzlüklerinin ve tam egemenliklerinin getirdiği yozlaşmaya boğazlarına dek batmış haldedirler ve bunlara yine en az onlar kadar kuvvetli ilklerden biri karşı çıkabilecektir. O bir kahramandır: Çağlar boyunca Mahasamatman, Kalkin, Manjusri, Siddharta, Tathagatha, İblis Tutan, Maitreya, Aydınlanmış Olan, Buddha ve nihayet Sam adıyla tanınan asidir. Sam, Hindu tanrılarına karşı çıkabilmenin en iyi yolunu arar ve bunu Buda'nın kişiliğine bürünerek adına "İvmecilik" denen reformizmi ve aydınlanmayı vaaz etmekte bulur. Ancak, egemenler bunun barışçı yollardan olmasına izin vermeyecek ve her şey kanlı bir hesaplaşmayla çözüme ulaşacaktır.

Işık Tanrısı bilimkurgudan çok sanki bir fantazyaymış gibi başlıyor. Zaten Zelazny hiçbir zaman saltık bilimkurgunun (deyim Zühtü Bayar'a aittir ve hard-core bilimkurgunun karşılığıdır) izleyicisi olmamıştır. Ancak roman ilerledikçe fantazya gibi görülmesinin aslında bir yanılsama olduğunu ve tüm olup bitenin özünde bilimsel açıklamalar bulunduğunu anlıyoruz. Tanrılar, iklimi bile denetim altına aldıkları ultrateknolojik bir kentte, Gökyüzü'nde oturmaktadırlar. Ulaşımlarını jet uçaklarıyla sağlarlar. Silahları lazer benzeri elektronik sistemlerle işler. Tanrıların içinde en tehlikeli olanı dehası nedeniyle çocukluğunu yaşayamayan ve sürekli yeni şeyler keşfetmeye bayılan Yıkım Tanrısı Yama'dır. Ölümsüzlük, ileri teknoloji gerektiren bir beden naklinden ibarettir.

Tanrılar ellerinde bulundurdukları ve kendilerine sağlıklı bir ölümsüzlük sağlayan bu bilgi birikimini, kendine bakmaktan âciz bir sürü olarak gördükleri ve sömürdükleri kitlelerden kıskançlıkla saklarlar. Çünkü bilginin halk tarafından ele geçirilmesi tüm tiranlar gibi onları da korkutmaktadır. Matbaa makinesi tekrar tekrar keşfedildiği halde her defasında baskıyla unutturulmaktadır.

Bu arada feodal ilişkiler içindeki halk festivallerle, göstermelik sınır savaşlarıyla, yoz bir din ve tarikatlarla uyutulmaktadır.

Işık Tanrısı, Zelazny'nin teoloji ve mitoloji alanlarındaki yetkinliğinin bir belgesi gibi. Budizm ile Hinduizm arasındaki tarihsel çatışmaların romana nasıl yansıdığı açıkça görülüyor. Buda, Hinduizmin kendi anlamsız ayinleri altında nasıl ezildiğini, sıradan insana karşı nasıl duyarsız ve onun anlayamayacağı kadar karmaşık olduğunu görmüş ve bu dini durağan, yozlaşmaya eğilimli bulmuştu. Sam da o uzak gezegendeki düzenin aynı biçimde bozuk olduğunu gözlemlemiştir. Buda'nın dünyadaki misyonu yeni bir din başlatmak değil, eskisini reforme etmekti. Sam da aynı şeyi İvmecilik aracılığıyla gerçekleştirmek üzere yola çıkmıştır. Her iki insan da değişimin hizmetindedir.

Ancak, süreç içinde Sam, değişimi ancak şiddet yoluyla sağlayabileceğine karar verir. Öyle ki, yıllar boyunca Buda rolü oynayıp insanlara aydınlanma yolunda öğüt verdiği halde, söylediklerine kendi de inanmamış, Brahma'yla Shiva'ya gökyüzündeki kentlerinde suikast düzenleyip cellatlıklarını bizzat yapmış, Hinduizmden bile daha karanlık bir çağa yol açmasından korktuğu Hıristiyan Kara Tanrı Nirriti'yi yok etmekten çekinmemiş ve hedefine ulaşabilmek için binlerce insanı ve yaratığı savaşın ateşine atmıştır. Ancak kitabın sonlarına doğru insanların ona yakıştırdığı tanrı-adam kişiliğini özümseyebilecektir.

Zelazny'nin kitabı her okuyuşta farklı tatlar veren ender yapıtlardan. Örgüsünün zenginliği, kişiliklerin gelişkinliği farklı okumalarla daha iyi anlaşılıyor. Işık Tanrısı'na sadece bilimkurgudur demek, Hamlet'e tarihî romandır demekle aynı şey. Roman aynı zamanda hem siyaset, hem felsefe, hem komedi, hem trajedi, hem de en sıkısından bir bilimkurgu ve kahramanlık destanı.

Büyük usta Roger Zelazny, bir süre mücadele ettiği kanser hastalığı sonucunda ortaya çıkan böbrek yetmezliği nedeniyle, 14 Haziran 1995 tarihinde vefat etmiştir...

Virgül Dergisi - Mayıs 2000
Sönmez Güven
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta