Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Bilimkurguda Robotlar,Androidler ve Siborglar

Bülent Akkoç

Çağdaş bilimkurgu edebiyatı ve sineması, insanın ününde açılmış bulunan enginlik denizinde bilinmezliklere doğru yol almaya başlayan ve çalışan insanoğluna bu bilinmezliklerle dolu çağdaş odisselerde yol arkadaşlığı ve yardımcılığı yapacak yeni tipler yaratmak zorunda kalmış ve ortaya önce 'robot' daha sonraki yıllarda da 'android' ve 'siborg' kelimeleriyle tanımlanan yepyeni yardımcılar çıkmıştır.

Karel CapekÜnlü Çekoslovak tiyatro yazan Karel Capek'in 1920 de sahnelenen oyunu Rossum's Universal Robots da ise çekçe bir kelime olan robota ile karşılaşılmıştır. Çekçe sürekli çalışan anlamına gelen bu kelime daha sonra birçok dilde otomatik ve kendi kendine tekdüze işleri yapanlar için söylenmeye başlanmış, aynı zamanda bilim kurgu yazarları tarafından da yaratılan senaryolarda üzerlerine düşen görevleri almaya başlamışlardır.

İlk başlarda tamamen metalden olması düşünülen ve bazen insan formunda bazen da ilginç tasarımlar halinde görebildiğimiz bu yardımcı elemanlar robot olarak tanımlanmış, yazarın düşlemine uygun bir şekilde gereken ölçüde zekaya da sahip olmuştur.

Android DATAZamanla klasik robot tasarımları okuyucu ve izleyicileri tatmin etmemeye başlayınca devreye 'siborg' ve 'android'ler girmiştir. Bir bölümü melal ve elektronik sanayinin bir ürünü olan gelişmiş yaratıklar 'sibernetik organizma'dan kısaltılarak siborg adını alırken, çok daha farklı türde, tıpkı insana benzer bir yapısı olan ve 'türetilmiş insan' olan bu bilimkurgu kahramanları da 'android' adını almışlardır.

Zaman zaman ise bazı bilimkurgu eserleri yada filmlerinde 'siborg' ile 'android' kavramlarının karıştırıldığına şahit olabiliyoruz.Robotlarla ilgili ilk metinlere bakacak olursak karşımıza yunan söylencelerinde adı geçen TALOS adındaki metal adam çıkıyor. Bu devin görevi ise Girit adasını beklemek ve korumak imiş. Tüm vücudu tunçtan olan bu dev adaya yaklaşacak olan düşmanları görünce hemen korların arasına girip tüm vücudunu ısıtıp gelen düşmanları kucaklayarak diri diri yakarak öldürürdü.

16. Yüzyılda Yahudiler tarafından yaratılan bir söylenceye göre de onların koruyucusu GOLEM adında metal bir devden bahsedilir. Aslında Tevrat'ta sözü geçen 'cenin' ya da 'kusurlu varlık' anlamına gelen bu sözcük zamanla çeşitli söylencelere esin kaynağı olmuş ve büyülü kağıtlar yazan bilgelerin, bu kağıtları yaratığın ağzının içine ya da başına koymaları ile canlanması ve o çağlarda dini ve fiziki baskılara uğrayan yahudileri koruması anlatılır. Bu söylencelerden en ünlüsü 16. yüzyılda Prag'da yaşayan haham Yehuda Löw ben Bezuel'in yarattığı Golem adlı öyküdür. Bu öyküye göre yaratıcısı tarafından tanrının mistik ismi 'Shem' yazılı bir kağıdın ağzına yerleştirilmesiyle GOLEM uyanır ve Prag'da yaşayan Yahudileri düşmanlarına karşı korumaya başlar.

Söylencenin birçok değişik sonu vardır. Bunlardan biri. yaratılan varlığın yaratıcılarına karşı ayaklanıp dünyasal amaçlara yönelmesi tanrının hizmetinden çıkmasıdır. Bu tema bilimkurgu eserlerinde sık sık işlenir. Başka eserlere de kaynaklık eden bu söylence 1915 yılında Gustav Mcyrink'in der Golem adlı romanına kaynak olmuş ve 1920 yılında da sessiz film olarak Alman film yönetmenleri Paul Wegener ve Carl Böse tarafından sinemaya uyarlanmıştır.

Robotlar konusuna ilk yer veren film ise ünlü film yönetmeni, sinemanın babası George Melies'in 1897 yılında çevirdiği Gugusse et L'Automate filmidir, burada yer alan robot tasviri bir insan formunda olmayıp genellikle 18 ve 19. yüzyılda Avrupa da çok moda olan mekanik oyuncaklar benzeri bir otomattı.

Yazın alanında 1817 yılında bir Alman yazar E.T.A. Hoffmann'ı görüyoruz. Kendisi The Sandman adlı eserinde kendi kendine dans eden bir baletin öyküsüne yer verir. Bu şekilde bir başka eserde 1893 yılında Jerome K. tarafından verilmiştir. The Dancing Partner adlı eserinde de yine bir mekanik dans olayından söz etmiştir. Ünlü Amerikan yazar ve şair Nathaniel Hawthome ise mekanik bir kelebeğin dansını anlattığı The Artist of the Beatiful adlı eserini 1844 yılında verir.

İnsan formuna yakın metal adamlar, robotlar ise çok ilgi çeken bir konu olduğu için bu konunun ilk kez ne zaman ele alındığına bakarsak 1859 yılında Fritz-James O'Brien'i görürüz. The Wondersmilh adlı eserinde insana benzer bir tasvir yapar. Daha sonraki yıllara bir bakacak olursak hepimizin çok yakından tanıdığı sevimli bir küçük çocuk kahramanı ortaya çıkar. Collodi'nin ünlü çocuk klasiği 'Pinokyo'. Gerçi her ne kadar bilimkurgu klasikleri arasındaki modern robot tanımlamalarına uymuyorsa da, kendi kendine hareket edebilen bu sevimli kuklayı da unutmamak gerekir.

1830'lu yıllarda A.B.D.de yapılan ilk otomatik satranç oynama makinesinin etkisinde kalarak ünlü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'de 1836 yılında Maelzel's Chess Player adlı eserini verir. Yaklaşık bir yarım yüzyıl sonra da yine ünlü bir başka yazar Ambroce Bierce 1909 yılında Moxon's Monster adlı eserinde Mary Shelley'in ünlü eseri Frankenstein'de olduğu gibi yaratıcısını öldüren bir otomatik yaratıktan söz eder. Bu tema o zamanlar çok kullanılmıştır.

Karel Capek'in eserinde ise Rossum adındaki bilimadamının suni parçalar kullanarak insan eti ve kemiğine benzer parçalardan ürettiği yaratığa biyolojik ve elektriksel metotlar uygulayarak kendi kendine iş görebilir bir hale getirmesi ve daha sonra da yaptığı işi beğenen bilimadamının insanın dünyanın hakimi olabilmesi için bu robotlardan seri halde üretebilmesini sağlamak İçin bir fabrika kurmasını anlatır. Bu arada akli dengesi bozulan bilimadamı bazı değişiklikler öngörür ve robotlarını kusursuz birer savaşçı olarak imal eder. Robotlar ayaklanırlar. Dost düşman tanımazlar. Rossum robot üretim fabrikasını kapatmaya karar verir. Ama bu arada insanlık kaybetmiştir. Rossum yeni bir formül bularak hiç değilse robotların yine insana benzer bir hal almasını sağlar. Oyunun sonu birbirine aşık iki robot, Primus ile Helena'nin ellerinde ve başlarında defne yapraklarından oluşan çiçeklerle sahneden inmeleriyle son bulur.

Robot kelimesi ise bu oyunla birlikte tüm medeni ülkelerin kelime dağarcığına giriyor ve kullanılıyordu.

Güzel bir başka robot tiplemesini ise ünlü Alman yönetmen Fritz Lang'ın 1926 yılında çevirdiği Metropolis filminde görüyoruz. Bu film sınıflar arası çatışmanın, sanayi devriminin ve sömürülen işçi sınıfının haklan için mücadele etmesini ve onlara yardımcı olabilmek için çaba harcayan bir çılgın bilimadamı Rotwang'ın bir robot yapmasını ve başlarına onu geçirmek istemesiyle devam eden anlamlı bir filmdir. Bu filmde ilk kez bir dişi robot görülür. Maria adındaki bu robot filmin sonunda alevler arasında kaybolurken, yaratıcısı Rotwang'ta ölür.

1930 ve 1940'lı yıllarda Hollywood çocuklara hitap eden tüm filmlerinde vazgeçilmez kahraman olarak robotları kullanmıştır. Tüm film ve dizilerde örneğin Flash Gordon ve Denizaltı Krallığı filmlerinde robotlar kahramanların vazgeçilmez yardımcılarıydılar.

 1926 yılında ise Edmond Hamilton bugünkü tanımlara uygun elektronik bir beyni olan atom gücü ile çalışan ve uzaktan kumanda edilebilen bir robotun varlığından The Metal Giants adlı eserinde söz etti. Bir başka yazar ise David H. Keller'dir. 1928 yılında yayınlanan The Psychophonic Nursc adlı eserinde gelecekte doğan çocukların birer robot olan hemşireler tarafından büyütüleceğinden bahsetmiştir. Ama aslında bu konuda öncü olan kişi yine iyi bilinen bir başka ünlü bilimkurgu yazarı Herbert George Wells'tir. 1899 yılında yayınlanan When the Sleeper Wakes - Uyuyan Uyanıyor - adlı eserinde yine robot bir hemşireden sözetmiştir. David Keller 1929 yılında yine bir başka robotlu bilimkurgu romanı yazmıştır. The Threat of the Robot. Bu eser ise kapağında ilk kez 'robot' sözcüğüne yer veren eserdi. Bu öyküde ise robotlar birtakım özellikler kazanırlar ve sonunda amerikan futbolu oynamaya başlarlar.

İnsanlar gibi duyularının olmaması robotları bezen insanüstü doktor olarak kullanmamıza olanak sağlar. 1953 yılında yayınlanan F.L. Wallace'in Seasoned Traveller ile Ron Goulart tarafından 1965 yılında yayınlanan Calling Dr. Clockwork ve 1973 yılında yayınlanan Regarding Patient 724 bu tür eserlere iyi birer örnektir.

Bu arada sinemalarda da robotlar üzerine filmler devam ediyordu. 1954 yılında kızgın bir robot üzerine bir film yapıldı. GOG Herbert Strock filminde Gog ve Magog adlı iki robotu Novac adını verdiği bir bilgisayar yardımıyla kontrol ederek dünyanın ilk uzay istasyonunun çalışmasını sağlamayı sürdürmekledir. Bu arada düşman ajanları ışın saçan silahları ile New Mexico'daki üsse saldırıp Novac'ı parçalarlar. Her iki metal yardımcı bu kez bilimadamlarını öldürürler ama sonunda kendileri de parçalanırlar.

Target Earth - Hedef Dünya adlı filmden bir sahneÇok güçlü yok etme imkanlarına sahip robotlarla ilgili bir başka film ise Sherman A. Rose'nin Target Earth - Hedef Dünya adlı filmidir. Buradaki robotlar ışın saçan silahları ile Mars'tan gelip dünyalıları öldürürler. Yalnız bir çift aşık kalır.

Yine aynı yıllarda yapılan bir başka filmde de Ölen oğlunun beynini metalden yapılmış bîr gövdeye yerleştiren bir doktorun ortaya çıkan bu yaratığı ise New York'lu insanlara nasıl verişini anlatır. Colossus of New York adındaki bu filmde yine aynı konuyu kontrol altında tutulamayan robotları anlatır.

Robotlar konusunda ise en sevilen ve en beğenilen Öyküler ünlü bilimkurgu yazan Isaac Asimov'dan gelmiştir. Kendisi yazdığı öykülerin içine robotların sürekli insanlara hizmet etmelerini sağlayabilmek için gerekli emirleri içeren komutlar yerleştirmeyi düşünmüş ve bunlar tüm dünyaca ünlü robot kanunlarının oluşmasını sağlamıştır. İlk robot yasası üç maddeden oluşmakla birlikte zaman içersinde Isaac Asimov bunların yetmediğini görünce bir başka madde daha eklemiş ve yasayı dört maddeye çıkarmıştır.

Isaac Asimov 1939 yılı Mayıs ayında yazdığı bir öyküde çocukları seven ve onlara bakabilen bir robottan Robbie den söz etmiş ve robot yasasının birinci maddesinden ilk kez bu öyküde bahsetmiştir. Bu öykü 1940 yılı Eylül ayında 'Super Science Stories' dergisinde Strange Playfellow - Yeni oyun arkadaşı- adı ile yayınlanmıştır. Isaac Asimov daha sonra yazdığı Reason adlı öyküde ise robot kanunlarının diğer maddelerinden de kabataslak şöyle bir bahseder. Isaac Asimov bu robot kanunları hakkındaki fikirlerini ünlü bilimkurgu yayıncısı John V. Campbell'e açar. Onun da fikirlerini alır ve daha sonra yazdığı Öykülerde bu robot yasaları iyice belirginleşir ve artık yazdığı tüm eserlerindeki robotlar bu maddelere göre iş görmektedirler.

Robot yasaları John V. Campbell ile ortak olarak hazırlanmasına karşılık 'robotik' sözcüğü ise tamamen Isaac Asimov'un kendisine aittir.

Robot yasaları üç maddeden oluşup şu şekildedir:

  1. Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.

  2. Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler birinci yasayla çeliştiği zaman durum değişir.

  3. Bir robot, birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır.

Isaac Asimov yıllar sonra yazdığı eserlerde bazı zor problemlerle karşılaşınca bir yasa daha icat etmek zorunda kalmış ve bunu birinci yasanın da önüne koyma zorunluluğundan dolayı sıfır yasası - Zeroth Kuralı - demiştir. Bu kuralda şöyledir:

   - Bir robot insanoğluna zarar veremez, ya da hareketsizlik nedeniyle insanlığın zararına yol açamaz.

Isaac Asimov'un bu yeni yasası nedeniyle birinci ikinci ve üçüncü yasaları da biraz değişime uğruyorlar ki onlarda şöyle bir durum alıyorlar:

Birinci yasa 'Bir robot bir insana zarar veremez ya da hareketsizlik nedeniyle bir insanın zarar görmesine yol açamaz. Ancak bu kural Zeroth yasası ile çelişemez.

Tabiî buna uygun olarak ikinci ve üçüncü yasalarda Zeroth yasası İle çelişmediği sürece geçerliliklerini korumaktadırlar.

Isaac Asimov'un yazdığı romanların çoğu birbirine bağlı olup, ilerde insanın evrene açılması ve yeni sömürge dünyalar kurarak insanlığın oralara kadar yayılmasını anlatır. Zamanla genişleyen insan uygarlıklarının kurdukları imparatorluklar yıkılmış yerlerini daha değişik hükümranlıklar almışlardır. Evrene yayılan ve genişleyen insanın en büyük yardımcısı ise robotlardır. Isaac Asimov'un sözünü ettiği bu robotlar ilk olarak dünyada tek bir merkezden üretilip pozitronik beyinlerine bu robot kanunları yerleştirilmekteydi. Bazıları insan görünümünde olan bu robotlar zamanla evrendeki bazı gezegenlerde de üretilmeye başlandı. Bu robotlar evrenin fethinde insanoğluna çok yardımcı olmuşlardır.

1956 yılı yapımı bir başka ünlü bilimkurgu filmi ise Forbidden Planet - Yasak Gezegen- olup burada da insanoğlu evrende bir gezegene inmiş ve orda bulunan ölmüş bir uygarlıktan artakalanları araştırırken o uygarlıktakilerin yarattıkları robby adında bir robotla karşılaşırlar. Bu Robby o kadar çok tutulur ki daha sonraki yıllarda birçok filmde ve romanda tip olarak ona benzeyen birçok benzerleri görüldü.

R2D2Son yıllara gelecek olursak sinemanın günümüz altın çocuğu olarak adlandırılabilecek George Lucas'ın 1977 yılında çevirdiği Star Wars - Yıldız Savaşları - filminde yer alan iki robot seyircinin çok ilgisini çeker. Bunlardan biri C3PO adında olanı altın renginde metalik hatları belirgin ve insan formunda kibar bir protokol robotu olup, sayısız yabancı- dili rahatlıkla konuşabilmektedir. Yanında bulunan öbür arkadaşı R2D2 ise benzin varili tipinde olup, bir tamirat robotudur. Uzun kollan vardır. Uzay gemilerinin tamirinde ve kullanılmasında astronotlara çok yardımcı olmaktadır. George Lucas her iki sevimli tipi çocukluğunda okuduğu bilimkurgu romanlarından esinlenerek ve seyirciye iletebilmek için tasarladığını söylemektedir. Gerçekten de bu iki robot bilimkurgudaki robot kavramının nasıl algılanmasını gerektiğini çok iyi olarak ortaya koymaktadır.

Bilimkurgu yazını ve sineması android adı verilen kavramı da sık sık kullanmakta ve ekranda bize benzer yaratıklar görmekteyiz. Bunların da ortaya çıkış hikayesine bir göz atmak istersek, ortaçağa kadar uzanıp o zamanlar altın yaratmaya çalışan alşimistlere kadar uzanmamız gerekecektir. Bugünkü modern kimyanın temelini farkında olmadan atan alşimistler bu arada Homunkulus adlı bir eserde geçen yaratığa benzer bir varlık yaratabilmek istemiş ve bunun için çaba harcamışlardır. Bu nedenle ortaya çıkması ve insana benzemesi düşünülen yaratığa android adını vermeyi düşünmüşlerdir. Nitekim 1913 yılında yayınlanan webster sözlüğüne bakacak olursak, android kelimesi için insan formunda otomat tanımının kullanıldığı görülmüştür.

Bilimkurgu yazınında android kelimesinden söz eden ilk eser William Douglas O'Connor'un The Brazen Android adlı yapıtıdır. Daha sonraki yıllarda buna benzer birçok yapıt gelmiş ve benzer temalar hep işlenmiştir. Bunlardan bazıları arasında Edmond Hamilton'un romanlarında yer alan Kaptan Future'ın android yardımcıları, Alfred Elton van Vogt'un romanı Ali the Loving Androids sayılabilir. Philip K. Dick ise ünlü bir Amerikalı bilimkurgu yazarı olup 1953 yılında yazdığı Imposter ve 1969 yılında yayınlanan We Can Build You adlı eserleri bulunmaktadır. Özellikle son romanında tarihi bir kişiliği Abraham Lincoln'un benzerinin yapılmasından söz eder. Philip K. Dick'in bir başka eseri ise 1968 yılında yayınlanan Do Androids Dream of Electric Sheep? adlı romanıdır. Bu romanda ise uzay araştırmaları için üretilen 6 adet androidin insanlar arasına karışıp olay çıkarmaları ve onları arayan bir dedektifin öyküsü anlatılmakta. Nitekim bu çok önemli bilimkurgu klasiği filme de alınmış ve 1982 yılında Ridley Scott tarafından Blade Runner adıyla piyasaya sunulmuştur. Birçok ünlü artistin de rol aldığı bu film geçtiğimiz aylarda TV kanallarında da yeniden gösterilmiştir.

Westworld filminde ünlü aktor Yul Brynner bir adroidi canlandırmıştıBir başka bilimkurgu filmi ise yine kendisi de bilimkurgu yazarı olan Michael Crichton tarafından 1974 yılında filme alınan Westworld filmidir. Bu filmde de eğlence amacıyla kurulan Delos tatil köyüne giden insanlar eski batıyı karşılarında görmekte, sokaklarda silahşor androidlerle düello edebilmekte, barlarda sex için programlanmış bar kızları ile evlenebilmektedirler. Ama bir gün silahşor androidlerden biri program dışına çıkar ve eğlenmeye gelen bir misafiri öldürür. Tabii bundan sonra olaylar karışır ve sonunda Delos tatil köyü kapatılır. Filmin iş yapmasının ardından bir yenisi 1976 yılında Futureworld adı ile çevrilmiş ve gösterilmiştir. Bu filmde ise Delos tatil köyü daha da büyümüş ve gelişmiştir. Artık tek bir batı kasabasının yanısıra uzay kenti, ortaçağ imkanları, mars'ta kayak, roma çağı gibi bölümlerde ilave edilmiş ve birçok android bu tatil köyünde görev almıştır. Bu kez yine bir aksaklık çıkar. Tatil köyünü idare eden çılgın bilimadamı arlık yalnızca emri altındaki androidlerle ilgilenmeyip oraya gelen ünlü kişilerin tıpatıp benzerlerini - klonlarını - yapmakadır.

Android'lerinde bilimkurgu film ve yazınında epey Örnekleri olunca ortaya 1970'li yıllarda yeni bir terim daha çıkmıştır Siborg. Günümüz bilim ve teknolojik düzeyinin varmış olduğu nokta bazen ağır kazalara uğramış kişilere yapılan operasyonlar ilerde insanın ne ölçüde ileri gidebileceğinin bir göstergesi olup, bilimkurgu yazarlarını bu yönde güzel yapıtlar vermeye zorlamaktadırlar. Nitekim bu nedenle Siborg'un kelime anlamının nasıl tanımlandığına bakmak istersek, Webster's New World sözlüğü bize şu tanımı vermektedir: Dünyadışı ortamlarda yaşamı sürdürebilmek için suni organ ve diğer vücut parçalan ile teçhiz edilmiş insan. Bu da robotlarda göremediğimiz daha başka birçok üstünlüğü ihtiva eden bir güç anlamına gelmektedir. Aynı zamanda duygulan ve sinir sistemi nedeniyle bazı konularda hataya düşen insanın bu eksikliğini de ortadan kaldırmak için tasarlanmıştır.

Siborglar ile ilgili örneklere de bakacak olursak, yakın zamanda yine TV'de izlediğimiz ROBOCOP çıkıyor. 1987 yılında Paul Verhoeven'in bu filminde kaçakçıları lakip ederken vurulup Ölme aşamasına gelen bir polis memuruna suni ilaveler yapılıp yaşatılması ve geçmişini hatırlayamayan bu siborgun gittikçe zorlaşan bir şehir güvenliği için ne derece önemli oluşunu sergiliyor. Filmde Robocop gelişmiş bir güvenlik robotu ile de karşı karşıya geliyor ve üstünlüğü neticesinde bu olaydan sağlam kurtulabiliyor. Bu film tutulunca hemen benzerleri dünyanın dört bir yanında benzer adlarla yapılmıştır.

Bir başka ünlü bilimkurgu da TV dizisi ise 1978'Ii yıllarda oynayan Altı Milyon Dolarlık Adam idi. Bu filmde de bir uçak kazası sonucunda ölüm derecesine varan pilot Steve Austin gelişmiş bir siborg haline gelir ve üstün özellikleri ile birlikte çalıştıkları Oscar Goldman'a yardımcı olur. Bu dizi de çok tutulduğu için hemen bir benzeri Biyonik Kadın olarak dizi haline getirilmiştir.

Bilimkurguda ki temaların en bilinenlerinden olan bu bölümde sözü geçen robotlar bugün sanayide kullanılanlara öncülük etmekle birlikte günümüz bilim ve teknolojisi gelişkin robotları imal edecek düzeye henüz ulaşamamıştır.

Yine de bilimkurgu'nun bilime katkısı bu örnekte iyice belirgin olup, bugün ülkemizde dahil bir çok üniversitelerde robotik adı altında bölümler açılmış ve robot kolları ve sanayide kullanımlarıyla ilgili çalışmalar yapılmakta, bilgisayar yazılımları geliştirilmektedir. Bazı sektörlerde ise artık robot işçiler insanın yerini alarak ortaya birtakım güç sorularda çıkarmaktadırlar.

Ama günümüzün gelişen robot teknolojisinin insanın ilerlemesine ve gelişmesine sağlayacağı yararlar ise umulanda ötedir.

Nitekim bugünlerde bazı insana zararlı yerlerde robotların kullanılır olması bize en iyi bir örnek olarak Önümüzde durmaktadır.

Ülkemizde yayınlanan bilimkurgu romanlarında da robotlardan sözeden birçok roman vardır. Bunlardan bazılarını saymak istersek, Okat yayınlarından 1971 yılında yayınlanan Robot X-81 ile başlayabiliriz. A. R. Moore'un bu eserinde Plutona kadar gelebilmiş olan insanoğlunun evrene açılması esnasında ona yardımcı olan bir robotun hikayesinden ,sözedilir. 1976 yılında ise Isaac Asimov'un ünlü kitabı Ben, Robot yayınlanır. Bu kitapta da robot psikologu Susan Kalvin'in çeşitli robotlarla yaptıkları anlatılmaktadır. Yine 1976 yılında Selma Mine'nin Renkli Ülkeler adlı bir çocuk bilimkurgu romanı yayınlanır. Yine bu eserde de birçok robottan söz edilmektedir. Selma Mine'nin bir başka romanı ise OBİ olup. 1980 yılında yayınlanmıştır. Burada Obi adlı robot - bilgisayar birçok maceralarla karşılaşmaktadır evrende.

Bütün bunların dışında Isaac Asimov'un Türkçe olarak yayınlanan yaklaşık 18 romanında da robotlardan sözedilmektedir.   

 Kaynakça

KAYNAKÇA:
1 - The Visual Encyclopedia of Science Fiction, Pan Books 1977.
2 - Science Fiction Filme, Cinema Yay. 1991.
3 - ÖNCÜ bilimkurgu dergileri 1989 yılı.
4 - Çağdaş Fantazya, Ünsal Oskay, 1982.

Atılgan Dergisi, Sayı 3
Bülent Akkoç
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta