|
Çağdaş bilimkurgu edebiyatı ve sineması, insanın ününde açılmış
bulunan enginlik denizinde bilinmezliklere doğru yol almaya başlayan ve çalışan
insanoğluna bu bilinmezliklerle dolu çağdaş odisselerde yol
arkadaşlığı ve yardımcılığı yapacak yeni tipler yaratmak zorunda kalmış
ve ortaya önce 'robot' daha sonraki yıllarda da 'android' ve 'siborg'
kelimeleriyle tanımlanan yepyeni yardımcılar çıkmıştır.
Ünlü Çekoslovak tiyatro yazan Karel
Capek'in 1920 de sahnelenen oyunu
Rossum's Universal Robots da ise çekçe bir kelime olan
robota ile karşılaşılmıştır. Çekçe sürekli çalışan
anlamına gelen bu kelime daha sonra birçok dilde otomatik ve kendi kendine
tekdüze işleri yapanlar için söylenmeye başlanmış, aynı zamanda bilim
kurgu yazarları tarafından da yaratılan senaryolarda üzerlerine düşen görevleri
almaya başlamışlardır.
İlk başlarda tamamen metalden olması düşünülen ve bazen insan formunda
bazen da ilginç tasarımlar halinde görebildiğimiz bu yardımcı elemanlar
robot olarak tanımlanmış, yazarın düşlemine uygun bir şekilde gereken ölçüde
zekaya da sahip olmuştur.
Zamanla klasik robot tasarımları okuyucu ve izleyicileri tatmin etmemeye başlayınca
devreye 'siborg' ve 'android'ler girmiştir. Bir bölümü melal ve elektronik
sanayinin bir ürünü olan gelişmiş yaratıklar 'sibernetik organizma'dan kısaltılarak
siborg adını alırken, çok daha farklı türde, tıpkı insana
benzer bir yapısı olan ve 'türetilmiş insan' olan bu bilimkurgu kahramanları
da 'android' adını almışlardır.
Zaman zaman ise bazı bilimkurgu eserleri yada filmlerinde 'siborg' ile 'android'
kavramlarının karıştırıldığına şahit olabiliyoruz.Robotlarla ilgili ilk metinlere bakacak olursak karşımıza yunan söylencelerinde
adı geçen TALOS adındaki metal adam çıkıyor. Bu devin görevi ise Girit
adasını beklemek ve korumak imiş. Tüm vücudu tunçtan olan bu dev adaya
yaklaşacak olan düşmanları görünce hemen korların arasına girip tüm vücudunu
ısıtıp gelen düşmanları kucaklayarak diri diri yakarak öldürürdü.
16. Yüzyılda Yahudiler tarafından yaratılan bir söylenceye göre de
onların koruyucusu GOLEM adında metal bir devden bahsedilir. Aslında
Tevrat'ta sözü geçen 'cenin' ya da 'kusurlu varlık' anlamına gelen bu sözcük
zamanla çeşitli söylencelere esin kaynağı olmuş ve büyülü kağıtlar
yazan bilgelerin, bu kağıtları yaratığın ağzının içine ya da başına
koymaları ile canlanması ve o çağlarda dini ve fiziki baskılara uğrayan
yahudileri koruması anlatılır. Bu söylencelerden en ünlüsü 16. yüzyılda
Prag'da yaşayan haham Yehuda Löw ben Bezuel'in yarattığı Golem adlı öyküdür.
Bu öyküye göre yaratıcısı tarafından tanrının mistik ismi 'Shem' yazılı
bir kağıdın ağzına yerleştirilmesiyle GOLEM uyanır ve Prag'da yaşayan
Yahudileri düşmanlarına karşı korumaya başlar.
Söylencenin birçok değişik sonu vardır. Bunlardan biri. yaratılan varlığın
yaratıcılarına karşı ayaklanıp dünyasal amaçlara yönelmesi tanrının
hizmetinden çıkmasıdır. Bu tema bilimkurgu eserlerinde sık sık işlenir.
Başka eserlere de kaynaklık eden bu söylence 1915 yılında Gustav Mcyrink'in
der Golem adlı romanına kaynak olmuş ve 1920 yılında da sessiz
film olarak Alman film yönetmenleri Paul Wegener ve Carl Böse tarafından
sinemaya uyarlanmıştır.
Robotlar konusuna ilk yer veren film ise ünlü film yönetmeni, sinemanın
babası George Melies'in 1897 yılında çevirdiği Gugusse et L'Automate
filmidir, burada yer alan robot tasviri bir insan formunda olmayıp genellikle
18 ve 19. yüzyılda Avrupa da çok moda olan mekanik oyuncaklar benzeri bir
otomattı.
Yazın alanında 1817 yılında bir Alman yazar E.T.A. Hoffmann'ı görüyoruz.
Kendisi The Sandman adlı eserinde kendi kendine dans eden bir
baletin öyküsüne yer verir. Bu şekilde bir başka eserde 1893 yılında
Jerome K. tarafından verilmiştir. The Dancing Partner adlı
eserinde de yine bir mekanik dans olayından söz etmiştir. Ünlü Amerikan
yazar ve şair Nathaniel Hawthome ise mekanik bir kelebeğin dansını anlattığı
The Artist of the Beatiful adlı eserini 1844 yılında verir.
İnsan formuna yakın metal adamlar, robotlar ise çok ilgi çeken bir konu
olduğu için bu konunun ilk kez ne zaman ele alındığına bakarsak 1859 yılında Fritz-James O'Brien'i görürüz. The Wondersmilh adlı eserinde
insana benzer bir tasvir yapar. Daha sonraki yıllara bir bakacak olursak
hepimizin çok yakından tanıdığı sevimli bir küçük çocuk kahramanı
ortaya çıkar. Collodi'nin ünlü çocuk klasiği 'Pinokyo'. Gerçi her ne
kadar bilimkurgu klasikleri arasındaki modern robot tanımlamalarına uymuyorsa
da, kendi kendine hareket edebilen bu sevimli kuklayı da unutmamak gerekir.
1830'lu yıllarda A.B.D.de yapılan ilk otomatik satranç oynama makinesinin
etkisinde kalarak ünlü Amerikalı yazar
Edgar Allan Poe'de 1836 yılında
Maelzel's Chess Player adlı eserini verir. Yaklaşık bir yarım yüzyıl
sonra da yine ünlü bir başka yazar Ambroce Bierce 1909 yılında Moxon's
Monster adlı eserinde Mary Shelley'in ünlü eseri
Frankenstein'de olduğu
gibi yaratıcısını öldüren bir otomatik yaratıktan söz eder. Bu tema o
zamanlar çok kullanılmıştır.
Karel Capek'in eserinde ise Rossum adındaki bilimadamının suni parçalar
kullanarak insan eti ve kemiğine benzer parçalardan ürettiği yaratığa
biyolojik ve elektriksel metotlar uygulayarak kendi kendine iş görebilir bir
hale getirmesi ve daha sonra da yaptığı işi beğenen bilimadamının insanın
dünyanın hakimi olabilmesi için bu robotlardan seri halde üretebilmesini sağlamak
İçin bir fabrika kurmasını anlatır. Bu arada akli dengesi bozulan bilimadamı
bazı değişiklikler öngörür ve robotlarını kusursuz birer savaşçı
olarak imal eder. Robotlar ayaklanırlar. Dost düşman tanımazlar. Rossum
robot üretim fabrikasını kapatmaya karar verir. Ama bu arada insanlık
kaybetmiştir. Rossum yeni bir formül bularak hiç değilse robotların yine
insana benzer bir hal almasını sağlar. Oyunun sonu birbirine aşık iki
robot, Primus ile Helena'nin ellerinde ve başlarında defne yapraklarından oluşan
çiçeklerle sahneden inmeleriyle son bulur.
Robot kelimesi ise bu oyunla birlikte tüm medeni ülkelerin kelime dağarcığına
giriyor ve kullanılıyordu.
Güzel bir başka robot tiplemesini ise ünlü Alman yönetmen Fritz Lang'ın
1926 yılında çevirdiği Metropolis filminde görüyoruz. Bu film
sınıflar arası çatışmanın, sanayi devriminin ve sömürülen işçi sınıfının
haklan için mücadele etmesini ve onlara yardımcı olabilmek için çaba
harcayan bir çılgın bilimadamı Rotwang'ın bir robot yapmasını ve başlarına
onu geçirmek istemesiyle devam eden anlamlı bir filmdir. Bu filmde ilk kez bir
dişi robot görülür. Maria adındaki bu robot filmin sonunda alevler arasında
kaybolurken, yaratıcısı Rotwang'ta ölür.
1930 ve 1940'lı yıllarda Hollywood çocuklara hitap eden tüm filmlerinde
vazgeçilmez kahraman olarak robotları kullanmıştır. Tüm film ve dizilerde
örneğin Flash Gordon ve Denizaltı Krallığı
filmlerinde robotlar kahramanların vazgeçilmez yardımcılarıydılar.
1926 yılında ise
Edmond Hamilton bugünkü tanımlara uygun elektronik bir
beyni olan atom gücü ile çalışan ve uzaktan kumanda edilebilen bir robotun
varlığından The Metal Giants adlı eserinde söz etti. Bir başka
yazar ise David H. Keller'dir. 1928 yılında yayınlanan The Psychophonic
Nursc adlı eserinde gelecekte doğan çocukların birer robot olan hemşireler
tarafından büyütüleceğinden bahsetmiştir. Ama aslında bu konuda öncü
olan kişi yine iyi bilinen bir başka ünlü bilimkurgu
yazarı Herbert George
Wells'tir. 1899 yılında yayınlanan When the Sleeper Wakes - Uyuyan Uyanıyor
- adlı eserinde yine robot bir hemşireden sözetmiştir. David Keller
1929 yılında yine bir başka robotlu bilimkurgu romanı yazmıştır. The
Threat of the Robot. Bu eser ise kapağında ilk kez 'robot' sözcüğüne
yer veren eserdi. Bu öyküde ise robotlar birtakım özellikler kazanırlar ve
sonunda amerikan futbolu oynamaya başlarlar.
İnsanlar gibi duyularının olmaması robotları bezen insanüstü doktor
olarak kullanmamıza olanak sağlar. 1953 yılında yayınlanan F.L. Wallace'in
Seasoned Traveller ile
Ron Goulart tarafından 1965 yılında yayınlanan
Calling Dr. Clockwork ve 1973 yılında yayınlanan Regarding
Patient 724 bu tür eserlere iyi birer örnektir.
Bu arada sinemalarda da robotlar üzerine filmler devam ediyordu. 1954 yılında
kızgın bir robot üzerine bir film yapıldı. GOG Herbert Strock
filminde Gog ve Magog adlı iki robotu Novac adını verdiği bir bilgisayar
yardımıyla kontrol ederek dünyanın ilk uzay istasyonunun çalışmasını sağlamayı
sürdürmekledir. Bu arada düşman ajanları ışın saçan silahları ile New
Mexico'daki üsse saldırıp Novac'ı parçalarlar. Her iki metal yardımcı bu
kez bilimadamlarını öldürürler ama sonunda kendileri de parçalanırlar.
Çok güçlü yok etme imkanlarına sahip robotlarla ilgili bir başka film
ise Sherman A. Rose'nin Target Earth - Hedef Dünya adlı filmidir.
Buradaki robotlar ışın saçan silahları ile Mars'tan gelip dünyalıları öldürürler.
Yalnız bir çift aşık kalır.
Yine aynı yıllarda yapılan bir başka filmde de Ölen oğlunun beynini
metalden yapılmış bîr gövdeye yerleştiren bir doktorun ortaya çıkan bu
yaratığı ise New York'lu insanlara nasıl verişini anlatır. Colossus
of New York adındaki bu filmde yine aynı konuyu kontrol altında
tutulamayan robotları anlatır.
Robotlar konusunda ise en sevilen ve en beğenilen Öyküler ünlü
bilimkurgu yazan Isaac Asimov'dan
gelmiştir. Kendisi yazdığı öykülerin içine
robotların sürekli insanlara hizmet etmelerini sağlayabilmek için gerekli
emirleri içeren komutlar yerleştirmeyi düşünmüş ve bunlar tüm dünyaca
ünlü robot kanunlarının oluşmasını sağlamıştır. İlk robot yasası
üç maddeden oluşmakla birlikte zaman içersinde
Isaac Asimov bunların
yetmediğini görünce bir başka madde daha eklemiş ve yasayı dört maddeye
çıkarmıştır.
Isaac Asimov
1939 yılı Mayıs ayında yazdığı bir öyküde çocukları
seven ve onlara bakabilen bir robottan Robbie den söz etmiş ve
robot yasasının birinci maddesinden ilk kez bu öyküde bahsetmiştir. Bu öykü
1940 yılı Eylül ayında 'Super Science Stories' dergisinde Strange
Playfellow - Yeni oyun arkadaşı- adı ile yayınlanmıştır. Isaac
Asimov daha sonra yazdığı Reason adlı öyküde ise robot
kanunlarının diğer maddelerinden de kabataslak şöyle bir bahseder. Isaac
Asimov bu robot kanunları hakkındaki fikirlerini ünlü bilimkurgu yayıncısı
John V. Campbell'e açar. Onun da fikirlerini alır ve daha sonra yazdığı Öykülerde
bu robot yasaları iyice belirginleşir ve artık yazdığı tüm eserlerindeki
robotlar bu maddelere göre iş görmektedirler.
Robot yasaları John V. Campbell ile ortak olarak hazırlanmasına karşılık
'robotik' sözcüğü ise tamamen
Isaac Asimov'un kendisine aittir.
Robot yasaları üç maddeden oluşup şu şekildedir:
-
Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın
zarar görmesine neden olamaz.
-
Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür
emirler birinci yasayla çeliştiği zaman durum değişir.
-
Bir robot, birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece varlığını korumak
zorundadır.
Isaac Asimov
yıllar sonra yazdığı eserlerde bazı zor problemlerle karşılaşınca
bir yasa daha icat etmek zorunda kalmış ve bunu birinci yasanın da önüne
koyma zorunluluğundan dolayı sıfır yasası - Zeroth Kuralı -
demiştir. Bu kuralda şöyledir:
- Bir robot insanoğluna zarar veremez, ya da hareketsizlik nedeniyle
insanlığın zararına yol açamaz.
Isaac Asimov'un bu
yeni yasası nedeniyle birinci ikinci ve üçüncü
yasaları da biraz değişime uğruyorlar ki onlarda şöyle bir durum alıyorlar:
Birinci yasa 'Bir robot bir insana zarar veremez ya da hareketsizlik
nedeniyle bir insanın zarar görmesine yol açamaz. Ancak bu kural Zeroth yasası
ile çelişemez.
Tabiî buna uygun olarak ikinci ve üçüncü yasalarda Zeroth yasası İle
çelişmediği sürece geçerliliklerini korumaktadırlar.
Isaac Asimov'un yazdığı
romanların çoğu birbirine bağlı olup, ilerde
insanın evrene açılması ve yeni sömürge dünyalar kurarak insanlığın
oralara kadar yayılmasını anlatır. Zamanla genişleyen insan uygarlıklarının
kurdukları imparatorluklar yıkılmış yerlerini daha değişik hükümranlıklar
almışlardır. Evrene yayılan ve genişleyen insanın en büyük yardımcısı
ise robotlardır. Isaac Asimov'un
sözünü ettiği bu robotlar ilk olarak dünyada
tek bir merkezden üretilip pozitronik beyinlerine bu robot kanunları yerleştirilmekteydi.
Bazıları insan görünümünde olan bu robotlar zamanla evrendeki bazı
gezegenlerde de üretilmeye başlandı. Bu robotlar evrenin fethinde insanoğluna
çok yardımcı olmuşlardır.
1956 yılı yapımı bir başka ünlü bilimkurgu filmi ise Forbidden
Planet - Yasak Gezegen- olup burada da insanoğlu evrende bir gezegene
inmiş ve orda bulunan ölmüş bir uygarlıktan artakalanları araştırırken
o uygarlıktakilerin yarattıkları robby adında bir robotla karşılaşırlar.
Bu Robby o kadar çok tutulur ki daha sonraki yıllarda birçok
filmde ve romanda tip olarak ona benzeyen birçok benzerleri görüldü.
Son yıllara gelecek olursak sinemanın günümüz altın çocuğu olarak
adlandırılabilecek George Lucas'ın
1977 yılında çevirdiği Star Wars
- Yıldız Savaşları - filminde yer alan iki robot seyircinin çok
ilgisini çeker. Bunlardan biri C3PO adında olanı altın renginde metalik
hatları belirgin ve insan formunda kibar bir protokol robotu olup, sayısız
yabancı- dili rahatlıkla konuşabilmektedir. Yanında bulunan öbür arkadaşı
R2D2 ise benzin varili tipinde olup, bir tamirat robotudur. Uzun kollan vardır.
Uzay gemilerinin tamirinde ve kullanılmasında astronotlara çok yardımcı
olmaktadır. George Lucas her iki sevimli
tipi çocukluğunda okuduğu
bilimkurgu romanlarından esinlenerek ve seyirciye iletebilmek için tasarladığını
söylemektedir. Gerçekten de bu iki robot bilimkurgudaki robot kavramının nasıl
algılanmasını gerektiğini çok iyi olarak ortaya koymaktadır.
Bilimkurgu yazını ve sineması android adı verilen kavramı da sık sık
kullanmakta ve ekranda bize benzer yaratıklar görmekteyiz. Bunların da ortaya
çıkış hikayesine bir göz atmak istersek, ortaçağa kadar uzanıp o
zamanlar altın yaratmaya çalışan alşimistlere kadar uzanmamız
gerekecektir. Bugünkü modern kimyanın temelini farkında olmadan atan alşimistler
bu arada Homunkulus adlı bir eserde geçen yaratığa benzer bir
varlık yaratabilmek istemiş ve bunun için çaba harcamışlardır. Bu nedenle
ortaya çıkması ve insana benzemesi düşünülen yaratığa android adını
vermeyi düşünmüşlerdir. Nitekim 1913 yılında yayınlanan webster sözlüğüne
bakacak olursak, android kelimesi için insan formunda otomat tanımının
kullanıldığı görülmüştür.
Bilimkurgu yazınında android kelimesinden söz eden ilk eser William
Douglas O'Connor'un The Brazen Android adlı yapıtıdır. Daha
sonraki yıllarda buna benzer birçok yapıt gelmiş ve benzer temalar hep işlenmiştir.
Bunlardan bazıları arasında Edmond Hamilton'un
romanlarında yer alan Kaptan
Future'ın android yardımcıları, Alfred Elton van Vogt'un
romanı Ali
the Loving Androids sayılabilir. Philip K. Dick ise
ünlü bir Amerikalı
bilimkurgu yazarı olup 1953 yılında yazdığı Imposter ve 1969 yılında
yayınlanan We Can Build You adlı eserleri
bulunmaktadır. Özellikle
son romanında tarihi bir kişiliği Abraham Lincoln'un benzerinin yapılmasından
söz eder. Philip K. Dick'in bir başka eseri ise 1968
yılında yayınlanan
Do Androids Dream of Electric Sheep? adlı romanıdır. Bu romanda
ise uzay araştırmaları için üretilen 6 adet androidin insanlar arasına karışıp
olay çıkarmaları ve onları arayan bir dedektifin öyküsü anlatılmakta.
Nitekim bu çok önemli bilimkurgu klasiği filme de alınmış ve 1982 yılında
Ridley Scott tarafından Blade Runner adıyla piyasaya sunulmuştur.
Birçok ünlü artistin de rol aldığı bu film geçtiğimiz aylarda TV
kanallarında da yeniden gösterilmiştir.
Bir başka bilimkurgu filmi ise yine kendisi de bilimkurgu yazarı olan
Michael Crichton tarafından 1974 yılında
filme alınan Westworld
filmidir. Bu filmde de eğlence amacıyla kurulan Delos tatil köyüne giden
insanlar eski batıyı karşılarında görmekte, sokaklarda silahşor
androidlerle düello edebilmekte, barlarda sex için programlanmış bar kızları
ile evlenebilmektedirler. Ama bir gün silahşor androidlerden biri program dışına
çıkar ve eğlenmeye gelen bir misafiri öldürür. Tabii bundan sonra olaylar
karışır ve sonunda Delos tatil köyü kapatılır. Filmin iş yapmasının
ardından bir yenisi 1976 yılında Futureworld adı ile çevrilmiş
ve gösterilmiştir. Bu filmde ise Delos tatil köyü daha da büyümüş ve
gelişmiştir. Artık tek bir batı kasabasının yanısıra uzay kenti, ortaçağ
imkanları, mars'ta kayak, roma çağı gibi bölümlerde ilave edilmiş ve birçok
android bu tatil köyünde görev almıştır. Bu kez yine bir aksaklık çıkar.
Tatil köyünü idare eden çılgın bilimadamı arlık yalnızca emri altındaki
androidlerle ilgilenmeyip oraya gelen ünlü kişilerin tıpatıp benzerlerini -
klonlarını - yapmakadır.
Android'lerinde bilimkurgu film ve yazınında epey Örnekleri olunca ortaya
1970'li yıllarda yeni bir terim daha çıkmıştır Siborg. Günümüz
bilim ve teknolojik düzeyinin varmış olduğu nokta bazen ağır kazalara uğramış
kişilere yapılan operasyonlar ilerde insanın ne ölçüde ileri gidebileceğinin
bir göstergesi olup, bilimkurgu yazarlarını bu yönde güzel yapıtlar
vermeye zorlamaktadırlar. Nitekim bu nedenle Siborg'un kelime anlamının nasıl
tanımlandığına bakmak istersek, Webster's New World sözlüğü bize şu tanımı
vermektedir: Dünyadışı ortamlarda yaşamı sürdürebilmek için suni
organ ve diğer vücut parçalan ile teçhiz edilmiş insan. Bu da
robotlarda göremediğimiz daha başka birçok üstünlüğü ihtiva eden bir güç
anlamına gelmektedir. Aynı zamanda duygulan ve sinir sistemi nedeniyle bazı
konularda hataya düşen insanın bu eksikliğini de ortadan kaldırmak için
tasarlanmıştır.
Siborglar ile ilgili örneklere de bakacak olursak, yakın zamanda yine TV'de
izlediğimiz ROBOCOP çıkıyor. 1987 yılında Paul Verhoeven'in bu filminde kaçakçıları
lakip ederken vurulup Ölme aşamasına gelen bir polis memuruna suni ilaveler
yapılıp yaşatılması ve geçmişini hatırlayamayan bu siborgun gittikçe
zorlaşan bir şehir güvenliği için ne derece önemli oluşunu sergiliyor.
Filmde Robocop gelişmiş bir güvenlik robotu ile de karşı karşıya geliyor
ve üstünlüğü neticesinde bu olaydan sağlam kurtulabiliyor. Bu film
tutulunca hemen benzerleri dünyanın dört bir yanında benzer adlarla yapılmıştır.
Bir başka ünlü bilimkurgu da TV dizisi ise 1978'Ii yıllarda oynayan
Altı Milyon Dolarlık Adam idi. Bu filmde de bir uçak kazası
sonucunda ölüm derecesine varan pilot Steve Austin gelişmiş bir siborg
haline gelir ve üstün özellikleri ile birlikte çalıştıkları Oscar
Goldman'a yardımcı olur. Bu dizi de çok tutulduğu için hemen bir benzeri
Biyonik Kadın olarak dizi haline getirilmiştir.
Bilimkurguda ki temaların en bilinenlerinden olan bu bölümde sözü geçen
robotlar bugün sanayide kullanılanlara öncülük etmekle birlikte günümüz
bilim ve teknolojisi gelişkin robotları imal edecek düzeye henüz ulaşamamıştır.
Yine de bilimkurgu'nun bilime katkısı bu örnekte iyice belirgin olup, bugün
ülkemizde dahil bir çok üniversitelerde robotik adı altında bölümler açılmış
ve robot kolları ve sanayide kullanımlarıyla ilgili çalışmalar yapılmakta,
bilgisayar yazılımları geliştirilmektedir. Bazı sektörlerde ise artık
robot işçiler insanın yerini alarak ortaya birtakım güç sorularda çıkarmaktadırlar.
Ama günümüzün gelişen robot teknolojisinin insanın ilerlemesine ve gelişmesine
sağlayacağı yararlar ise umulanda ötedir.
Nitekim bugünlerde bazı insana zararlı yerlerde robotların kullanılır
olması bize en iyi bir örnek olarak Önümüzde durmaktadır.
Ülkemizde yayınlanan bilimkurgu romanlarında da robotlardan sözeden birçok
roman vardır. Bunlardan bazılarını saymak istersek, Okat yayınlarından
1971 yılında yayınlanan Robot X-81 ile başlayabiliriz.
A. R. Moore'un bu
eserinde Plutona kadar gelebilmiş olan insanoğlunun evrene açılması esnasında
ona yardımcı olan bir robotun hikayesinden ,sözedilir. 1976 yılında ise
Isaac Asimov'un ünlü
kitabı Ben, Robot yayınlanır. Bu kitapta
da robot psikologu Susan Kalvin'in çeşitli robotlarla yaptıkları anlatılmaktadır.
Yine 1976 yılında Selma Mine'nin Renkli Ülkeler adlı bir çocuk bilimkurgu
romanı yayınlanır. Yine bu eserde de birçok robottan söz edilmektedir.
Selma Mine'nin bir başka romanı ise OBİ olup. 1980 yılında yayınlanmıştır.
Burada Obi adlı robot - bilgisayar birçok maceralarla karşılaşmaktadır
evrende.
Bütün bunların dışında Isaac Asimov'un
Türkçe olarak yayınlanan yaklaşık
18 romanında da robotlardan sözedilmektedir.
|
Kaynakça
|
|
KAYNAKÇA:
1 - The Visual
Encyclopedia of Science Fiction, Pan Books
1977.
2 - Science Fiction Filme, Cinema Yay. 1991.
3 - ÖNCÜ bilimkurgu dergileri 1989 yılı.
4 - Çağdaş Fantazya, Ünsal Oskay, 1982. |
|