Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Jules Verne ile Evinde

Seksen Günde Devri âlem, Balonla Beş Hafta ve aksi takdirde kişiliğini dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce okura sevdiremeyecek daha pek çok güzel hikâyenin yazarı, mutlu ve dopdolu çalışma yaşamını, Calais ve Boulogne'u Paris'e bağlayan direkt yol üzerinde bulunan, sakin bir Fransız taşra kentinde, Amiens'de geçiriyor.

Jules Verne'nin en alt düzeydeki Amienslinin gösterebildiği, Charles Dubois, 1 Numara'daki konutu, geniş bir bulvara açılan taşra havasındaki bir caddenin köşesinde bulunan, sevimli, eski moda bir evdir.

Liken kaplı bir duvara gömülü küçük kapıyı şen görünümlü yaşlı bir bonne (hizmetçi) açtı. Randevu alarak geldiğimi öğrenir öğrenmez, yan tarafında Fransız taşra evlerinin çoğunlukla belirleyici bir özelliği olan küçük bir kulenin bulunduğu, ilginç, düzgün olmayan bir binanın iki yandan kuşattığı, kaldırım taşlarıyla kaplı avlu boyunca ilerleyerek yolu gösterdi. Onu takip ederken, Jules Verne'in bahçesi, çiçek tarhlarıyla birlikte göz kamaştıran iyi bakılmış çimenliğin yayıldığı geniş alanı gölgeleyen büyük kayın ağaçlarının uzak bir manzarası gözüme ilişti. Mevsim güz sonu olsa da, her şey mükemmel bir biçimde düzenli ve zarifti, yılların romancısının her gün sağlıklı yaşam yürüyüşlerini yaptığı geniş çakıl taşlı patikalarda tek bir yaprak görünmüyordu.

Bir dizi küçük taş basamağın götürdüğü, palmiyelerle ve olgunlaşan fundalarla doldurulmuş limonluk, birkaç dakika sonra ev sahibiyle ve ev sahibesiyle bir araya geleceğim güzel salon için hoş bir ön oda vazifesi görüyor.

Ünlü yazarın herkesten önce kabul ettiği gibi, Madam Jules Verne kocasının utkularının ve başarılarının her birinde az rol oynamamış; hâlâ gençlere özgü canlılıkla ve Fransız espieglerie (afacanlığı) ile dolu olan bu canlı, hareketli yaşlı hanımın, bir yıl önce gerçekten de evliliğinin ellinci yıldönümünü kutlayabilmesine inanmak zor.

Jules Verne, fiziksel görünümüyle, halk arasındaki büyük yazar kavramına uymuyor. Daha ziyade insana taşralı, kültürlü bir beyefendi olduğu izlenimini veriyor, üstelik daima meslek sahiplerinin sınıfına ait pek çok Fransızın hoşlandığı ciddi siyah giysiler giymesine karşın. Ceketi onu giyenin Fransız liyakat nişanı olan yüksek düzeyde bir görevlinin etkili seçkinliğine sahip olduğunu gösteren minik kırmızı düğmeyle süslüdür. Oturup konuşurken yetmiş sekiz yaşında görünmüyordu, aslında, karısınınkinin karşısında asılı duran büyük portresinin, yirmi küsur yıl kadar önce yapılmasından beri gerçekten pek az değişmiş görünüyordu.

Mösyö Verne yapıtları konusunda görülmemiş biçimde alçakgönüllüdür ve ne kitapları ne de kendisi hakkında konuşma arzusu gösteriyordu. Kocasının dehası karşısında duyduğu gurura tanıklık etmek memnuniyet verici olan Madam Verne'in nazik yardımları olmasaydı, Mösyö Verne'i bana yazın kariyeri ve çalışma yöntemleri konusunda ayrıntılı bilgiler vermeye ikna etmem çok zor olabilirdi.

Öyle bir zaman hatırlamıyorum, diye düşüncesini belirtti bir soruya karşılık, yazmadığım ya da yazar olma niyeti taşımadığım; hem az sonra göreceğiniz gibi, pek çok şey bu sonuç için bir araya geldi. Biliyorsunuz, ben köken olarak Brötanyalıyım -doğup büyüdüğüm kent Nantes- ama babam eğitimi ve ince beğenileriyle, edebiyata düşkün bir Parisli, üstelik, yapıtlarını tanıtmak için çaba göstermeyecek kadar alçakgönüllü olmasına karşın, bir koşuk şairiydi. Belki bu yüzden ben kendim de yazın kariyerime şiir yazarak başladım, bu da -çünkü en gelişmekte olan Fransız edebiyatçıları kendime örnek aldım- beş perdelik bir trajedi olarak ortaya çıktı, diye yarı iç geçirerek -yarı gülümseyerek- sözlerini tamamladı.

Bir duraklamanın ardından, Ancak, ilk gerçek yapıtım, diye ekledi, en iyi dostlarımdan biri olan ve hep öyle kalan Dumas fils (Oğul Dumas) ile birlikte yazdığımız küçük bir komediydi. Oyunumuzun adı 'Pailles Rompues'ti (Ayrılmış Samanlar) ve Paris'teki Gymnase Tiyatrosu'nda oynandı; ama, hafif tiyatro yapıtlarından çok hoşlansam da, bana servet adına herhangi bir şey getirmediğini gördüm.

Yine de, diye sürdürdü sözlerini, ağır ağır, sahneye ve tiyatro dünyasına karşı sevgimi hiçbir zaman yitirmedim. Hikâye yazarlığımın bana verdiği en derinden hissettiğim mutluluklardan biri romanlarımdan bazılarının, özellikle 'Michel Strogoff'un başarıyla sahneye konması olmuştur.

Daha iyi bir isim yapma gereksinmesi içinde, tasarlanmış bilimsel serüvenler olabilecek şeyleri yazma fikrini bana ilk olarak neyin verdiği sık sık sorulmuştur.

Evet, her zaman, neredeyse bazı insanların tarihten ve tarihi araştırmalardan zevk aldıkları kadar, coğrafi araştırmalara meraklıydım. Gerçekten haritalara ve büyük kâşiflere duyduğum sevginin beni uzun bir zamana yayılan coğrafi hikâyeler dizimin ilkini yazmaya yönelttiğini düşünüyorum.

İlk kitabım, Balonla Beş Haftayı yazarken, olayların geçtiği yer olarak Afrika'yı seçtim, o kıta hakkında diğerlerinden daha az şey biliniyor ve bugün hâlâ öyle diye basit bir nedenle; ve dünyanın bu kısmının yüzeyinin en ustalıklı biçimde bir balondan keşfedilebileceği birden aklıma geliverdi. Hikâyeyi yazarken adamakıllı zevk aldım, hem, şunu da eklemeliyim ki, hikâyenin gerekli kıldığı araştırmalardan daha da fazla zevk aldım; zira o zaman, şimdi olduğu gibi, hep serüvenlerimin en çılgınca olanlarım bile mümkün olduğunca gerçekçi ve gerçek yaşama uygun kılmaya çalışıyordum.

 Hikâye bittiği zaman, el yazmalarını ünlü Parisli yayımcı Mösyö Hetzel'e gönderdim. Öyküyü okudu, ilgisini çekti ve bana kabul ettiğim bir teklifte bulundu. Bu mükemmel adamla oğlunun, benim çok iyi dostlarım olduklarını ve hep öyle kaldıklarını size söyleyebilirim, şirket de on yedinci romanımı yayımlamak üzere.

O halde üne kavuşmayı beklerken endişeli anlar yaşamadınız mı? diye sordum. İlk kitabınız, hem yurtiçinde hem de yurtdışında, hemen tutuldu mu ?

Evet, diye yanıt verdi, alçakgönüllü bir tavırla. Balonla Beş Hafta bugüne dek en çok okunan hikâyem olmayı sürdürüyor, ama bu kitap yayımlandığında, çoktan otuz beşine gelmiş bir adam olduğumu ve sekiz yıllık evli olduğumu unutmamalısınız, diye tamamladı sözlerini, artık geçmişte kalan sevimli bir nazik edayla Madam Verne'e dönerek.

Coğrafya sevginiz bilime karşı hevesli bir yatkınlık geliştirmenize engel olmadı mı?

Şey, hiçbir biçimde bilim adamı gibi davranmıyorum, ama dikkate değer keşiflerin ve belki de hâlâ daha fevkalade icatların çağında doğmuş olduğum için kendimi şanslı sayıyorum.

Kuşkusuz farkındasınız, diye araya girdi Madam Verne, gururlu bir tavırla, kocamın serüven kitaplarında yer alan görünürde olanaksız pek çok bilimsel olgu gerçekleşti.

Yok, yok, diye bağırdı Mösyö Verne, onaylamayarak, bu yalnızca bir rastlantı ve kuşkusuz bilimsel olguları icat ederken bile her zaman her şeyin mümkün olduğunca gerçek ve basit olmasına çalışmamdan kaynaklanıyor. Tanımlarımın doğruluğuna gelince, bunu büyük ölçüde, hikâyeler yazmaya başlamadan önce bile, daima karşılaştığım her kitaptan, gazeteden, dergiden ya da bilimsel rapordan çok sayıda notlar çıkarmama borçluyum. Bu notların hepsi ilgili oldukları konulara göre sınıflandırılıyordu, hâlâ sınıflandırılıyor ve bu malzemenin büyük bölümünün benim için ne kadar paha biçilmez değerde olduğuna dikkatinizi çekmemin hiç gereği yok.

Yirmiden fazla gazeteye aboneyim, diye sürdürdü sözlerini, ve bütün bilimsel yayınların dikkatli bir okuruyum; hatta işimin dışında bilim, astronomi, meteoroloji ya da fizyoloji dünyasındaki herhangi yeni bir keşif ya da deneyle ilgili bir şeyler okumaktan ya da duymaktan büyük zevk alırım.

Peki, bu çeşitli okumaların hikâyeler için aklınıza herhangi bir yeni fikir getirdiği oluyor mu, yoksa olay örgünüz için bütünüyle kendi imgeleminize mi güveniyorsunuz?

Hikâyenin iskeletini neyin akla getirdiğini söylemek olanaksız; bazen bir olay, bazen bir başkası. Genellikle kâğıda dökme fırsatı bulmadan önce bir düşünceyi yıllarca kafamda taşırdım, ama böyle bir şey aklıma geldiğinde her zaman not alırım. Kuşkusuz, diğerlerinden ayrı olarak, bazı kitaplarımın kaynağını bulup çıkarabilirim: Seksen Günde Devriâlem bir gazetedeki turizm ilanını okumamın sonucuydu. Dikkatimi çeken paragrafta aslında insanoğlunun son zamanlarda seksen günde dünyayı dolaşmasının bir hayli olanaklı olduğundan söz ediliyordu, bu da hemen kafamda, gezginin, bir boylam farkından yararlanarak, o zaman süresince bir gün kazanmasının ya da kaybetmesinin sağlanabileceğine dair bir ışığın yanmasına yol açtı. Gerçekten hikâyenin bütün ana fikrini oluşturan başlangıçtaki düşünce buydu. Belki, kahramanım Phineas Fogg'un, bu durum sayesinde, hayal ettiği gibi, bir gün geç gitmek yerine, bahsi  kazanmak üzere zamanında evine vardığım hatırlarsınız.

Phineas Fogg'dan söz etmişken, mösyö: Pek çok Fransız yazardan farklı olarak, kahramanlarınızı İngiliz ya da yabancı kökenli yapmaktan hoşlanıyorsunuz sanki.

Evet, İngilizce konuşan halkların mensuplarından mükemmel kahramanlar çıktığını düşünüyorum, özellikle bir serüven hikâyesinin ya da öncü bilimsel çalışmaların tanımlanmak üzere olduğu yerde. Dünyanın yüzeyinin bu denli büyük bir kısmına İngiliz bayrağını diken bir ulusun cesaretine ve girişimci niteliklerine adamakıllı hayranlık duyarım.

Hikâyeleriniz neredeyse bütün meslektaşlarınızınkilerden farklı, diyerek düşüncemi belirtmeyi göze aldım, öyle ki sizin hikâyelerinizde cinsi latif çok küçük bir rol oynuyor.

Nazik ev sahibemin onaylayan bakışı bana gözlemimin doğruluğuna katıldığını gösterdi.

Bunu in toto (bütünüyle) reddediyorum, diye bağırdı Mösyö Verne, biraz heyecanlı. 'Bayan Branican'a ve bazı öykülerimdeki alımlı genç kızlara bakın. Kadın öğesinin ortaya atılması için herhangi bir gereklilik doğduğu zaman onu daima orada bulursunuz. Sonra, gülümsüyor: Aşk her şeyi içine çeken bir tutkudur ve insan yüreğinde başka pek az şeye yer bırakır; kahramanlarımın uyanık olmaları gerekiyor ve alımlı bir genç hanımın varlığı zaman zaman acıklı bir biçimde yapmak zorunda oldukları şeyi engelleyebilir. Ayrıca, hikâyelerimi her zaman öyle yazmak istedim ki en küçük bir duraksama olmaksızın gençlerin ellerine verilebilsinler ve diyelim, bir erkek çocuğun kız kardeşinin okuyabileceğini düşünmekten hoşlanmayacağı her türlü sahneden titizlikle kaçındım.

Gün ışığı azalmadan, yukarı gelip kocamın çalışma odasını ve kitaplığını görmek istemez misiniz? diye sordu ev sahibem; sohbetimizi orada sürdürebiliriz.

Böylece, Madam Verne'in yol göstermesiyle, dosdoğru Mösyö Verne'in hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği ve en hoş kitaplarının birçoğunu çıkardığı rahat ve sıcak bir dizi odaya ulaşana dek yukarı tırmanan garip ama sevimli dolambaçlı merdivene açılan kapının bulunduğu, aydınlık ve havadar koridordan bir kez daha geçtik. Bu geçitte ilerlerken, duvarda asılı bazı büyük haritaların -sahiplerinin coğrafyadan aldığı zevkin ve doğruluğu kesin bilgiye duyduğu sevginin sessiz tanıkları- farkına vardım.

İşte, dedi Madam Verne minicik, hücreye benzeyen bir yatak odası olduğu ortaya çıkan odanın kapısını açarak, kocamın her sabah asıl yazma işini yaptığı yer burası. Saat beşte kalktığından ve öğle yemeğine, yani on bire kadar, asıl yazma işinin, deneme kopyalarının denetlenmesinin ve vesairenin o günlük tamamlandığından haberdar olmalısınız; ama insan enerjisini müsrifçe harcayamaz, her akşam genellikle sekiz de ya da sekiz buçukta deliksiz bir uykuya dalıyor.

Sade tahta yazı masası büyük bir pencerenin önüne ve küçük modası geçmiş yatağın hemen yanına yerleştirilmiş; kış sabahları işine ara verdiği zamanlarda Mösyö Verne, başını kaldırarak, Amiens Katedrali'nin kulesinin sivri tepesi üzerinden şafağın sökmesini izleyebilir. Moliere'e ve Shakespeare'e ait iki büstle, ev sahibimin yatının, karısının ve kendisinin, birkaç yıl önce, birlikte geçen uzun yaşamlarının en mutlu saatlerini geçirdikleri harika bir küçük tekne olan St. Michel'in suluboya bir resminin de aralarında bulunduğu birkaç resim hariç, küçük oda her türlü süsten arınmış durumda.

Yatak odasının dışındaki boşluk güzel geniş bir salon, Jules Verne'in kütüphanesidir. Oda kitap raflarıyla çevrilidir ve ortada büyük bir masa, Fransız ve İngiliz edebiyatını temsil eden birikmiş yazın dergilerinden söz etmeyecek olursak, dikkatle tasnif edilmiş gazete, dergi ve bilimsel raporlardan oluşan bir yığınla yüklüdür. Ancak olağanüstü az yer kaplayan birkaç tane mukavva göz, yazarın uzun yaşamı boyunca topladığı yirmi küsur bin notu içine alıyor.

Bana bir insanın kitaplarını söyle, sana onun kim olduğunu söyleyeyim, o eski güzel özdeyişi mükemmel bir biçimde ifade ediyor, hem Jules Verne'e de çok uygun düşebilir. Kütüphanesi tam anlamıyla, gösteriş için değil, yararlanmak için ve Homer, Virgil, Montaigne ve Shakespeare gibi entelektüel dostların iyice yıpranmış kopyaları, eski püskü, ama sahipleri için ne kadar değerliler; Fenimore Cooper, Dickens ve Scott'un baskılarının haşince ve sürekli kullanıldıkları görülüyor; ayrıca, daha yeni kapaklar içinde, daha çok bilinen pek çok ingiliz romanı yerlerini almışlar.

Bu kitaplar size, dedi Mösyö Verne, dostça bir tavırla, Büyük Britanya'ya karşı sevgimin ne denli içtenlikti olduğunu gösterecektir. Hayatım boyunca Sir Walter Scott'un yapıtları bana haz verdi ve Britanya Adaları'nda asla unutulmayacak bir gezi sırasında, en mutlu günlerim İskoçya'da geçti. Güzel, resmi yapılmaya değer Edinburgh'u, hâlâ, Heart of Midlothian'ıyla ve pek çok büyüleyici anıyla birlikte, bir düşte olduğu gibi, görüyorum; Highlands, dünyanın unuttuğu lona ve yabanıl Hebrides. Kuşkusuz, Scott'un yapıtlarına aşina olan birisi için, anayurdunun, yazarla ve ölümsüz yapıtıyla bağlantısı olmayan bir bölgesi hemen hemen hiç yoktur.

Peki Londra sizi nasıl etkiledi?

Şey, kendimi tam anlamıyla Thames'in bir müptelası sayıyorum. Büyük nehrin o olağanüstü kentin en çarpıcı kısmı olduğunu düşünüyorum.

Erkek çocuklar için kitaplarımız ve serüven hikâyelerimiz konusundaki düşüncenizi sormak isterim. Kuşkusuz, İngiltere'nin bu tür edebiyatta öncülük ettiğini biliyorsunuz.

Evet, gerçekten, özellikle yaşlı genç herkesin çok sevdiği o klasik, Robinson Crusoe'yla; ama ben sevgili eski 'İsviçreli Robinson Ailesi'ni yeğlediğimi itiraf ederek belki sizi şoka uğratacağım, insanlar Crusoe ve adamı Cuma'nın yedi ciltlik bir hikâyenin yalnızca bir bölümü olduğunu unutuyorlar. Bana göre kitabın övgüyü hak eden en önemli niteliği anlaşılan o zamana dek yazılmış o türdeki ilk serüven olması. Hepimiz 'Robinsonlar'ı yazdık, diye ekledi, gülerek: ama ilk örnek olmasaydı bunlardan herhangi birinin ortaya çıkıp çıkmayacağı karanlıkta kalan bir noktadır.

Peki diğer İngiliz macera yazarlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne yazık ki, yalnızca Fransızcaya çevrilmiş yapıtları okuyabiliyorum. Fenimore Cooper'dan hiç bıkmıyorum; belli bazı maceraları gerçekten ölümsüzlüğü hak ediyor ve daha sonraki bir dönemin sözde yazın devlerinin unutulmalarından uzun bir süre sonra hatırlanacağına inanıyorum. Sonra, yine, Kaptan Marryat'ın cıvıl cıvıl serüvenlerinden adamakıllı zevk alıyorum. Ne yazık ki İngilizce okuyamamam yüzünden, Mayne Read'e ve Robert Louis Stevenson'a istediğim ölçüde aşina değilim; yine de, Stevenson'ın bir çevirisine sahip olduğum 'Define Adası'ndan büyük haz aldım. Kitabı okurken, bana olağanüstü yeni bir tarzı ve muazzam bir gücü var gibi geldi. Henüz adını anmadım, diye devam etti, hepsinin ustası saydığım ingiliz yazar, yani, Charles Dickens, ve Hikayeciler Kralı'nın yüzü gençlere özgü bir coşkuyla aydınlandı. 'Nicholas Nickelby,' 'David Copperfield' ve The Cricket on the Hearth'ın yazarının dokunaklılığa, mizaha, olağandışı olaylara, olay örgüsüne ve betimleme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyorum, bunlardan herhangi biri daha az yetenekli bir ölümlüye şöhret kazandırmaya yetebilirdi; ama burada, yine, ünü yavaş yavaş azalabilecek ama hiç yok olmayacak yazarlardan biri söz konusu.

Kocası bu sözlerle konuşmasını bitirirken, Madam Verne dikkatimi görünüşe göre yeni ciltlenmiş ve az okunan sıra sıra kitaplarla dolu büyük kitap dolabına çekti. Burada, dedi, Mösyö Verne'in kitaplarının, aralarında Seksen Günde Devriâlemin Japonca ve Arapça çevirilerinin de bulunduğu, çeşitli Fransızca, Almanca, Portekizce, Felemenkçe, İsveççe ve Rusça baskılan bulunuyor, ve nazik ev sahibem raftan alarak, ortalıkta koşan her küçük Arap çocuğunun Phineas Fogg beyefendinin maceralarını okuyabileceği garip parşömen ciltli kitabın sayfalarını açtı.

Kocam, diye ekledi, hikâyelerinin bir tanesinin bile bir bölümünü yeniden okumamıştır. Son deneme kopyalan düzeltildikten sonra onlara olan ilgisi son bulur ve bu, bütün yaşamı boyunca, bazen bir olay örgüsü üzerinde düşünürken ve bir hikâyede dikkat çeken durumları uydururken de böyledir.

Peki çalışma yöntemleriniz nasıldır, mösyö? diye sordum. Sanırım reçeteni/i açıklamakta sakınca görmezsiniz?

Kamuoyunun, diye yanıtladı, candan bir tavırla, böyle şeylere nasıl olup da ilgi gösterebileceğini anlamıyorum; başka birisine aynı planı uygulamasını önerip öneremeyeceğimi bilmesem de yazınsal mutfağımın sırlarını sizinle paylaşacağım; çünkü her zaman her birimizin kendi tarzında çalıştığını ve hangi yöntemin en iyisi olduğunu sezgileriyle bildiğini düşünürüm. Pekâlâ, yeni hikâyemi oluşturacak malzemenin kabataslak bir planını yaparak başlarım. Başının, ortasının ve sonunun ne olacağını bilmeden hiçbir zaman bir kitaba başlamam. Şimdiye dek hep kafamda dolaşan bir değil, altı tane saptanmış proje olduğundan oldukça şanslıydım. Kendimi bir konu için yetersiz hissedersem, çalışmayı bırakmamın zamanının geldiğini düşünürüm, ilk taslağı tamamladıktan sonra, bölümlerin planını hazırlarım. Sonra da ilk müsvedde kopyayı kurşunkalemle, düzeltmeler ve tashihler için kenarda yarım sayfalık bir boşluk bırakarak yazmaya başlanın; sonra tamamını okur, önceden yazdığımı mürekkeple tekrar yazarım. Asıl işimin ilk düzeltme kopyalan dizisiyle başladığını düşünüyorum, çünkü her cümlede bir düzeltme yapmakla kalmam, bütün bölümleri yeniden yazarım. Yapıtımı basılmış olarak görene dek sanki konuma hâkim değilimdir; ne mutlu ki, nazik yayımcım düzeltmeler konusunda bana her türlü serbestliği tanır, kitabımı genellikle sekiz ya da dokuz kez yeniden gözden geçiririm. Birinci Bölüm'den Son sözcüğüne dek tek bir sözcük değiştirmek ya da eklemek için hiçbir neden görmeyenlere gıpta ediyorum, ama onlara öykünmeye kalkışmıyorum.

Bu yazma yöntemi yapıtınızı büyük ölçüde geciktiriyor olmalı.

Ben öyle düşünmüyorum. Düzenli olma alışkanlığım sayesinde, değişmez bir biçimde bir yılda tamamlanmış iki roman çıkarabiliyorum. Ayrıca her zaman programımın önündeyim; aslında şimdi 1897 yılı çalışma programıma ait bir hikâye yazıyorum; başka deyişle matbaacılar için hazır olan beş el yazmam var. Kuşkusuz, diye ekledi, düşünceli bir tavırla, bu özveride bulunmadan başarılmamıştır. Gerçekten çok çalışma ve sürekli, düzenli üretimin toplumsal yaşamın zevkleriyle bağdaşmadığını fark etmekte gecikmedim. Gençken, karım ve ben Paris'te yaşıyor, hayatın ve türlü türlü etkinliklerinin tadını çıkarıyorduk. Son on iki yıl içinde Amiensli oldum; karım doğma büyüme Amienslidir. Onunla elli üç yıl önce, ilk kez burada tanıştım ve yavaş yavaş bütün sevgim ve ilgim bu kentte yoğunlaştı. Hatta bazı dostlarım size Amiens belediye meclisi üyesi olmakla yazın dünyasındaki şöhretimden daha çok gururlandığımı söyleyeceklerdir. Belediye yönetiminde payıma düşeni üstlenmekten adamakıllı zevk aldığımı yadsımıyorum.

O halde, hiçbir zaman kendi karakterlerinizin birçoğunun sergiledikleri örneği izlemediniz ve kolaylıkla yapabilecekken, oraya, buraya, her yere seyahat etmediniz.

Evet, gerçekten; seyahati çok fazla severim, bir zamanlar yılın büyük bir bölümünü yatımda, St. Michel'de geçirirdim. Aslında, denizi çok sevdiğimi ve bir denizcinin hayatından daha mükemmel bir şey hayal edemediğimi söyleyebilirim; ama yaşla birlikte sessizliğe ve dinginliğe karşı büyük bir sevgi geliştirdim, ve diye ekledi yılların romancısı, hüzünlü bir biçimde, artık yalnızca imgelemimde seyahat ediyorum.

Sanırım diğer utkularınıza bir oyun yazarı olarak da başarılanınızı eklediniz, mösyö.

Evet, diye yanıtladı; biliyorsunuz Fransa'da bir adamın sonunda eski aşkına döndüğünü vurgulayan bir atasözümüz var. Evet, size daha önce de söylediğim gibi tiyatroyla ilgili her şeyden hep özel bir zevk aldım, yazın dünyasına ilk çıkışımı da oyun yazarı olarak yaptım ve çalışmalarımın bana sağladığı pek çok memnuniyet kaynağından hiçbiri bana sahneye dönüşümden daha fazla haz vermedi.

Peki hikâyelerinizden hangisinin sahne uyarlaması en fazla basan elde etti?

Michel Strogoff belki de en tutulanıydı; bütün dünyada sahnelendi; sonra Seksen Günde Devriâlem çok başarılıydı, daha yakınlarda da Mathias Sandorf Paris'te sahneye kondu; dahası 'Doktor Ox'un on yedi yıl kadar önce Varietes'de bir operetin çıkış noktasını oluşturduğunu öğrenmek sizi eğlendirebilir. Bir zamanlar piyeslerimin sahnelenmesini denetleyebiliyordum; artık, tiyatro dünyasına yalnızca sevimli Anıiens tiyatromuzda, sahnenin önünden, itiraf edeyim, taşralı bir tiyatro grubu kentimizi sık sık onurlandırdığı zamanlarda göz atıyorum.

Sanırım, dedim Madam Verne'e dönerek, kocanız tanımadığı dostlardan ve okurlardan oluşan geniş bir İngiliz kitleden çok sayıda mektup alıyordur.

Evet, gerçekten, diye bağırdı Madam Verne neşeyle; ve imza talepleri! Keşke onları görebilseydiniz. Onu dostlarından kurtarmak üzere orada bulunmasanı, zamanının çoğunu küçük kâğıtlara adını yazarak geçirir. Sanırım pek az insan kocama gelenlerden daha garip mektuplar almıştır, insanlar ona her türlü konuda mektup yazarlar: Yeni hikâyeler için olay örgüleri önerirler, ona dertlerini açarlar, serüvenlerini anlatırlar ve kendi kitaplarını gönderirler.

Peki bu meçhul mektup arkadaşları kendilerinde Mösyö Verne'in geleceğe dönük planları konusunda sorular sorma hakkını görürler mi?

Yumuşak tabiatlı ve nazik ev sahibim karısının yerine yanıt verdi, Pek çoğu bir sonraki kitabımla ilgilenecek kadar nazikler; siz de bu merakı paylaşıyorsanız, henüz yakınlarımdan başka kimseye açıklamadığını şeyi, yani, bir sonraki hikâyemin başlığının 'L'Ile Helice' -İngilizce, 'Pervane Adası'- olacağını öğrenmek isteyebilirsiniz. Kitap uzun yıllardır aklımda olan bir dizi kavram ve düşünceyi somutlaştırıyor. Olay bir adamın zekâsıyla yarattığı yüzen bir adada, 10.000 kez büyütülmüş ve kuşkusuz, bu durumda gerçekten yer değiştiren bir halkın tamamını taşıyan bir tür Great Eastern'da geçiyor. Amacım, diye tamamladı sözlerini Mösyö Verne, çalışma günlerim tamamlanmadan, dünyanın yüzeyi ve gökyüzü üzerine bütün araştırmalarımı hikâye biçiminde bir sonuca bağlayacak bir diziyi tamamlamak; dünyanın hâlâ düşüncelerimle henüz kavrayamadığım köşeleri var. Bildiğiniz gibi, Ay'la ilgilendim, ama yapılacak çok şey var, sağlığım ve gücüm izin verirse, görevi tamamlamayı umuyorum.

Calais-Paris treninin (Rosetti'nin bir zamanlar son derece etkileyici bir biçimde anlattığı) gelmesine hâlâ yarım saat vardı ve Madam Verne, iyi yetişmiş Fransız kadınlarına özgü bir nitelik olan nezaketiyle, beni arabayla güzel katedrale, Nötre Dame d'Amiens'e götürdü, on ikinci yüzyıldan kalma, taşa kazınmış bir şiir. İngiliz turist, katedralin görkemli duvarları arasında, herhangi bir Pazar, rastlantı sonucu, hiç bilmeden, çocukken ya da yetişkin bir erkek olarak kalemine mutlaka pek çok mutlu saat borçlu olduğu kibar yaşlı adamla karşılaşabilir.
 

Strand Magazine - Şubat 1895
Çeviren:Gamze Varım
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta