|
Sinemada bilim-kurgu türünün ilk örneklerini, 1900'de Paris'te Uluslararası
Sergi dolayısıyla düzenlenen sinema gösterilerinden hemen sonra; ilkin 1901'de, Ferdinand Zecca'nın bir çeşit Uçan-sigara
biçimindeki Fenl'air adlı aracıyla hayal gücü ve zevkten yoksun
Gökyüzünün Fethi (la Conquete de l'Air) denemesinden sonra; 1902'de Georges
Melies'in daha çok Jules Verne'in Aya Yolculuk ve
H.G. Wells'in Ayda İlk
İnsan
adlı yapıtlarından esinlenerek yaptığı Aya Yolculuk (le Voyage dans la
Lune) oluşturmuştur.
Melies, bunu izleyerek: Olanaksızlıklar Boyunca Yolculuk (le Voyage â
Travers l'lmpossible, 1904), Şeytanın Dörtyüz Oyunu (Les Quatre Cents Farces
du Diable, 1906), Jules Verne'den bir uyarlama olan
Deniz Altında 20.000 Fersah
(Deux Cent Mille Lieus sous les Mers) ile Manş Altındaki Tünel (le Tunnel
sous la Manche, 1907) ve Kuzey Kutbunun Fethi (A la Conquete du Pole, 1911) adlı
diğer masalsı ve bilim-kurgusal yapıtları ortaya koydu.
Büyük Sergi'den 14 yıl sonra, bu kez Almanya'da yeni yapıtlar ortaya çıktı.
Paul Wegener ve Henrik Galeen'in Golem (1914)'i, Otto Rippert'in Homunculus
(1916)'u gibi... Bu filmlerde yaratılan tipler, Goethe'nin o ünlü yaratığına
benzer birer yapma adam idi. Daha sonra Robert Wiene Orlac'ın
Elleri (Orlacs Hande, 1924) ile bir kazada iki elini de yitiren bir piyaniste ölüme
hükümlü bir katilin elleri takılınca, ortaya çıkan cinayetleri anlattı.
Dışavurumcu akımın ilk muştucusu olan bu filmde Conrad Veight, sinemadaki
sanat yaşantısının ilk önemli oyununu veriyordu.
Bu filmleri, Max Mach'ın öteki (Der Andere, 1913), F. W. Murnau'ın
Janus'un Kafası (Der janus Kopf, 1920), Henrik Galeen'in Praglı Öğrenci (Der
Student von Prag, 1926), Pabst'ın Bir Ruhun Sırları (Die Geheimnisse einer
Seele, 1926) gibi bilinçaltının verileriyle donanmış yapıtlar izledi.
Ama, sinemanın en önemli bilim-kurgusal yapıtını Fritz Lang, Metropolis
(1926)'le verdi. Geleceğin dev kentini, insanları köleleştirmek isteyen dengesiz
Bilim Adamlarını
gösteren filmde Brigitte Helm ikili bir ruhu yaşatıyor; sonunda da gerçek kişiliği
ile bu dev kentin yerle bir edilmesinde rol oynuyordu.
Bu filmde yapma robot Rothwang tipi, Henrik Geleen'e Mandragore (1927)'u özendiriyordu.
Richard Oswald, Kötülük Kızı (Die Tochter des Bösen, 1932)'nda yeniden aynı
temayı ele alacaktır.
Thea von Arbou hazırladığı Aydaki Kadın (Die Frau im Mond, 1928) adlı
senaryo ile, kocası Fritz Lang'a, Metropolis'in Maria'sını andıran
Friede'nin yıldızlar arasında bir yolculuk yapan Bilim Adamlarının yanı başında
yer almasına olanak sağlıyordu.
Daha sonra ortaya çıkan Joseph von Backy' nin Baron Munchhausen'in Masalsı
Serüvenleri (1943), bu dizinin yeni bir halkası olmuştur.
Danimarka'da Holger Madsen'in Gök Gemisi (Himmelskibet, 1917), bu tür
filmlere yeni bir boyut kazandırıyor; Rusya'da Leo Kuleshow Ölüm Işınları
(Luch Smerti, 1925) ile ışınımın yarattığı ölüm tehlikesini yansıtıyordu.
Fransız sinemasında Melies'i izleyerek, önemli ilk film olan Doktor Tube'ün
Deliliği (La Folie du Docteur Tube, 1915)'ni Abel Gance yaptı. Bunu izleyerek,
Rene Clair, insanların hareket ve jestlerini dondurma yeteneğiyle donanmış
şeytansal bir ışının kullanılmasını anlatan Uyuyan Paris (Paris qui dort,
1922-1923)'i yaptı.
Amerikan sinemasının ilk bilim-kurgusal örneklerine gelince, daha
1925'lerden başlayarak Alman dışavurumculuğunun etkisiyle Amerika'da da bu türden
filmler yapıldı.
Bin Bir Gece Masalları'ndan esinlenerek Raoul Walsh'un Douglas Fairbanks'le
çevirdiği Bağdat Hırsızı (The Thief of Baghdad, 1924), sinemada masalsı
bir yolun açılmasına ışık tutarken; birçok kez sinemaya uyarlanan Robert
Louis Stevenson'un Dr. Jekyll ile Mr. Hyde adlı romanı bu türün en ünlü örneği
oluyordu. Dr. Jekyll'ln durumu gerek John Robertson'un John Barrymore'le (1910);
gerekse Rouben Mamoulien'ın Frederich March'la (1932) ve gerekse Victor
Fleming'in Spencer Tracy ile (1941) çevirdiği kordelalarda ayrı ayrı
yorumlanmıştır1.
1930'ların Amerikan bilim-kurgusal filmlerinin ünlü yaratıcıları Robert
Florey, Schoedsack, Cooper ve James Whale'dir.
1931'de Edgar Allan Poe'dan bir Morg Sokağı Cinayeti uyarlamasını yapan
Robert Florey' den sonra Schoedsack ile Pichel'in birlikte gerçekleştirdikleri
Kont Zaroff'un Köpekleri (The Most Dangerous Game, 1932) ve yine Schoedsack ile
Copper'in yarattıkları (1933); Mary Shelley'in ünlü romanından James
Whale'in Boris Karloff'la uyarladığı Frankenstein, Canavar Yaratan Doktor,
(1931)2; yine aynı yönetmenin
H.G. Wells'den Claude Rains ile uyarladığı Görünmeyen
Adam (The Invisible Man, 1933) hep bu dönemin yapıtlarıdır.
Wells'in diğer
bir romanı, Dr. Moreau'nun Adası ya da bizde oynayan adiyle Gaip Ruhlar Adası
(1933), Erle G. Kenton eliyle hayvanları insana dönüştüren ruh hastası
doktorun sinemaya kazandırılmasına yol açtı.
Ama bunların hiç biri, James Whale'in ölüyü dirilten, fakat buna yanlışlıkla
deli beyni takan Dr. Frankenstein'la ve onun yarattığı canavarla boy ölçüşemez.
1930'lar, Tarzan rollerinde de tanıdığımız Larry (Buster)
Grabbe ile bizde Baytekin Meçhul Dünyalarda adiyle resimli roman ve film
olarak yayımlanan bölüklü uzay filmleri, Flash Gordon serisinin ortaya çıkmasına
tanıklık etti.
Bunlardan ilkini Frederick Stephani, Flash Gordon (1936) adiyle sonrakileri
de Ford Beelve ve Robert Hill Flash Gordon'un Merih'e Yolculuğu (Flash Gordon's
Trip to Mars, 1938) ve Flash Gordon Evreni Fethediyor (Flash Gordon Conquers the
Univers, 1940) adlarıyle çevirdiler. Filmin dayandığı kaynak, Alex
Raymond'un aynı adlı resimli romanları (comic strips) idi.
Merih'in ilk kez gösterildiği bu bölüklü filmlerden sonra konusunu
Merihlilerin yeryüzüne yolculuğundan ve yeryüzünü ele geçirmesinden alan
filmler ortaya çıkacaktır.
Orson Welles'in şeytansal bir uygulayıcı olarak H.G.
Wells'in Dünyalar
Savaşı (War of the Worlds) adlı yapıtını radyoda gerçeğe yakın bir
uyarlayışı, Amerika'nın belli bir bölgesini paniğe düşürmüştür
(1938). Bu olay, sinema ve televizyonda benzer konuların işlenmesini geniş ölçüde
etkilemiştir.
Gökten Gelen Tehlike konusu, bilim-kurgu türünün gerek edebiyat, gerekse
sinema yoluyla en çok işlenen bir bölümü olmuştur. Bu konuda Ray Bradbury,
Judith Merrill, Isaac Asimov gibi yazarların yapıtları da bol bol sinemaya
uyarlanmıştır. Örnek olarak: Howard Bretherton' un Canavar ve Maymun (1945),
Spencer Bennett'in Mor Canavar Vuruyor (1945), Superman (1948), Brick Brodford
(1948 ve 1949) ve Williams ile Rawlings'in Dick Tracy (1947 ve 1948) adlı bölüklü
filmleri sayılabilir.
1951'de Robert Wise, dünyalararası ilişkiler konusunda Dünyanın Durduğu
Gün (The Day the Earth Stood Stili) ile yeni bir çığır açtı. Bu kez uçan
daireler dünyaya iniyor ve bir robot eşliğinde, bunların birinden çıkan
Klatoo adlı bir başka dünyalı, bizim dünyalılara, nükleer
denemelerini durdurmalarını rica ediyordu.
Ama dış dünyalardan hep böyle barışçı nitelikte konuklar gelmeyecek;
Jack Arnold'un Ray Bradbury'nin bir treatmentına dayanarak gerçekleştirdiği
Uzaydan Gelen Canavar (it Came from Outer Space, 1953), Gordon Douglas'ın Yeryüzüne
Hücum (Them!, 1954), Robert Gordon'un Denizden Gelen Canavar (it Came from the
Seal, 1955), Roger Corman'ın Dünyanın Sonu (The Day the World Ended, 1955) dünyayı
korkutan canavarları ortaya koyacaktır.
Bir de robotlar egemenliğinin başlayacağını gösteren filmler vardır.
Bunlar arasında: Lee Sholam'ın Dünyanın Egemeni (Tobor the Great, 1953),
Fred McLeod Wilcox'ın Yasak Gezegen (Forbidden Planet, 1956), Walter Lang'ın
Bir Kadın Başı (Desk Set, 1957) sayılabilir.
Ama sinemanın asıl bilim-kurgu alanı uzaydır ve ilk örneklerini andığımız
filmlerin ortaya çıkmasından bugüne dek, bu konuda, sinema ve televizyon için
yüzlerce film çevrilmiştir.
Japonlar da atom bombası korkusunu ve bu bombanın uyandırdığı
canavarları anlatan pek çok masalsı film çevirmişlerdir. Bunlar arasında
Inoshiro Honda'nın bir King Kong özentisi olan Godzilla (1955)'sı ile Rodan
(1956) ve Mothra (1962)'sı en ünlüleridir.
Çekoslovakya'da Jules Verne'e dayanarak Karel Zeman'ın çevirdiği Şeytansal
Bulgu (Vynales Zkazy, 1957) bu türe bir başka özentidir.
İngiltere, bilim-kurgusal türde geri kalmış ülkelerden sayılamaz. Daha
sonra A. B. D'de Merihten Gelenler (Invaders from Mars, 1953)'i çeviren William
Cameron Menzies'in WelIs'ten bir uyarlaması olan Things to Come (1937), Val
Guest'in Atom Kanarya (Mr. Drake's Duck, 1951) Canavar (Quatermass Experiment,
1955), Terence Fisher'in Christopher Lee ve Peter Cushing'le çevirdiği
Frankenstein ve Dracula filmleri, bu türün İngiltere'deki en tutarlı örnekleridir.
Ama bilim-kurgu türünün sinemadaki en ünlü yönetmeni, hiç kuşkusuz,
Roger Corman' dır. Özellikle Edgar Allan Poe'dan yaptığı çeşitli
uyarlamalara, rengin ustaca kullanılışını da katan Corman'a, bilim-kurgu türünün
ozanı dense yeridir.
Hammer Film Kurumu hesabına Corman'ın Edgar Allan Poe'dan yaptığı
uyarlamalar için
de çoğunu Richard Matheson'un hazırladığı senaryolarla ve Vincent Price,
Boris Karloff ve Peter Lorre ile çevirdiği Usher Evinin Çöküşü (The Fail
of the House of Usher, 1960), The Pıt and the Pendulum (1961), Erken Gömülüş
(Frematural Burial), Dehşet öyküleri (Tales of Terror, 1962) ve Perili Saray3
(The Haunted Palace, 1963) Corman'ın korku filmlerine özgü olağanüstü bir
üslubu geliştirdiği kordelalardır.
Corman, yine Poe'dan uyarladığı Kuzgun (The Raven, 1963), Kızıl Ölümün
Maskesi (Masque of the Red Death, 1964) ve Ligea'nın Mezarı (The Tomb of Ligea,
1964) ile yine aynı ekiple sinemada Edgar Allan Poe'nun korku dolu şiirsel yapıtlarını
en uygun estetikle ve sinemanın tüm plastik güzelliğini duyurarak film biçimine
sokmuştur.

Son yıllarda çevrilen bilim-kurgusal filmler içinde: Jean Luc Goddard'ın
Alphaville (1965), Stanley Kubrick'in Dr. Strangelove (Dr. Strangelove or How l
Learned to Stop Worrying and Love the Bomb, 1963), Francois Truffaut'nun Ray
Bradbury'nin bir romanından uyarladığı Fahrenheit 451 (1966), Cy Enfield'in
bir Jules Verne uyarlaması olan Esrarlı Ada (Mysterious Island, 1961), Mikhail
Romm'un Bir Yılda Dokuz Gün (Devyat'dney Odnogo Goda, 1961), Stanley Kramer'in
Kumsalda (On The Beach, 1959),
Franklin J. Schaffner'in Pierre Boulle'dan uyarladığı
Maymunlar Cehennemi (Planet of The Apes, 1967), Byron Haskin'in Daniel Defoe'dan
esinlendiği Robenson Merih'te (Robinson Crusoe on Mars, 1964), John
Frankenheimer'in Seconds (1966) ve Fletcher Knebel ve Charles W. Bailey' den
uyarladığı Mayısta Yedi Gün (Seven Days in May, 1966), George Pal'in H.G.
Wells'ten uyarladığı Zaman Makinesi (The Time Machine, 1960) ve Richard
Fletcher'in Jules Verne'den uyarladığı
Deniz Altında 20.000 Fersah (1955),
Cornell Wilde'ın Ölümü Beklerken (No Blade of Grass, 1970) sayılabilir.
Özellikle son beş yıl içinde ortaya çıkan iki yapıt, uzayla ilgili şiir
dolu, çarpıcı bir film olan Stanley Kubrick'in Arthur C. Clarke'ın Sentinel
adlı öyküsünden uyarladığı 2001 A Space Odyssey (1968) ile Roger Vadim'in
Jean Claude Forest'in resimli romanından uyarladığı Barbarella (1967), biri
gerçekçi belgesel izlenim veren, öbürü tüm düşsel yönleri ile, uzay
filmlerinin en iyi örnekleri olmuştur. Ama bütün bilim-kurgusal filmler içinde,
Isaac Asimov'un ünlü romanından uyarlanan
Fantastik Yolculuk (Fhantastic
Voyage, 1966), özellikle anılmaya değer...
Bilim-kurgusal sinema türü, kendi içinde alt türler ya da yan türler
diyebileceğimiz bölünmelerle gelişmiştir.
Biz burada bunların hepsini açıklayamadık ve her alt türün tüm yapıtlarını
anamadık. Sadece bilim-kurgusal türün belli başlı örneklerini yermekle
yetindik.
Bilim-kurgusal filmler çevre olarak daha çok gotik yöreyi (korkulu şatolar,
karanlık ve esrarlı kentler), laboratuarları, geleceğin uzay gemilerini,
denizaltı gemilerini ve denizaltı ülkelerini seçmiştir. Çoğunlukla geçmiş
ve gelecek zamanları yansıtan çağ ötesi filmlerdir bunlar.
|
Notlar
|
|
(1) Bu uyarlamalar dışında, yukarıda anılan Murnau'ın yapıtı Janus'un
Kafası ile Jean Renoir' in J. L. Barrault ile uyarladığı Dr. Cordelier
(1960)' nin ne de
Stevenson'un öyküsünün birer yansıması olarak bakılabileceği
gibi Jerry Lewis'in The Mutty Professor (1963)'ı da bunların bir uzantısı
sayılabilir.
(2)
İlkin Peggy Wambling'in bir tiyatro uyarlamasından Robert Florey'in Bela
Lugosi ile çevirdiği 2 bölümlük
Frankenstein'i; daha sonra James Whale'inki
izlemiş; bundan sonra yine aynı yönetmenin Frankenstein'in Nişanlısı
(1935) ortaya çıkmış; böylece doktorun adı canavarın adına dönüşmüş;
daha sonra da Frankenstein'in Oğlu (1939) ve öbür yönetmenlerin Frankenstein'
in Hortlağı (1942) ve Frankenstein Kurt Adamla Karşılaşıyor (1943) adlı
yapıtları ortaya çıkmıştır.
(3)
Poe'nun üç öyküsünden oluşan bu filme benzer bir başka film, yine
aynı yazarın üç ünlü öyküsünden oluşmaktadır. Roger Vadim, Louis
Maile ve Federico Fellini eliyle ve Olağanüstü Öyküler (Histoires
Extraordinairess, 1968) adiyle yapılan bu film Fransa'da çevrilmiştir. |
|