|
Edebiyat yaşamın aynasıdır. Aşkı,
nefreti, savaşı, öfkeyi, karşılıksız sevgiyi, bir inanç uğruna mücadeleyi,
doğanın ve insanın güzelliklerini ve kötülüklerim, kısacası insan olma durumunun
her türlü ayrıntısını, yazarlarla kurduğumuz koalisyonlarla her kitapta yeniden
tecrübe etme olanağını buluruz. Değişik coğrafyalardaki veya ruh durumu bizim
alıştığımızdan farklı boyutlardaki yaşamların tam kalbine dalar,
öğrendiklerimizi de bir şekilde yaşamımızın bir kesitinde kullanır veya
kullanmayız.
Ama edebiyat kimi ruhlar için de gerçek dünyadan kaçış aracıdır.
Maddi dünyanın -kişiye göre değişiklikler gösterse de genelde gizeme, düşlere
ve hayal aleminin sonsuzluğuna kapalı fiziksel yapısı onlar için tam anlamıyla
can sıkıcıdır. Onlara göre insanlar "mevcut olan şeylere zincirlerle
bağlanmışlar, sonra hiçbir gizeme yer kalmayıncaya kadar bu şeylerin işleyişini
açıklamışlardır". Bizleri onlardan ayıran nokta "bütün insan
arzularının ne kadar sığ, kararsız ve anlamsız olduğunun, hakiki güdülerimizin
ağzımızdan çıkan . gösterişli ideallerle büyük ölçüde çeliştiğinin"
farkında olmaları ya da en azından bunu söyleyebilecek kadar cesur olmalarıdır.
Materyalist insanı aşağılıyor
Yüzyılımızın en büyük bilimkurgu -fantezi edebiyatçılarından Howard
Phillips Lovecraft'a (1890 - 1937) ait olan bu düşünceler, yazarın 'Gümüş
Anahtar' adlı öyküsünün kahramanı (bundan başka birçok öykünün de
kahramanıdır) Randolph Garter'ın ağzından bizlere aktarılıyor. Lovecraft
lafı fazla uzatmadan hayal gücümüzün sığlığını yüzümüze vurmayı
tercih ediyor. Böyle davranma cesaretini kendinde gören bir yazara da biz
okurlar olarak, hayal gücünün büyüklüğünü bize ispatlamasını istemeye
hakkımız olduğunu düşünüyorum. Dost Kitapevi Yayınları'ndan çıkan
Lovecraft'ın toplu eserlerinin ilk kitabı (2. ve 3. kitaplar da yakında çıkacak)
şüphelerimize cevap aramak için bir başvuru kitabı niteliği taşıyor,
'Deliliğin Dağlarında', 'Charles Dexter Ward Vakası', 'Cadı Evindeki
Düşler', 'Randolph Carter'ın İfadesi',
Bilinmeyen Kadath'a Düş Yolculuğu', 'Gümüş Anahtar' ve 'Gümüş Anahtarın
Açtığı Kapıların Ötesi' adlı yedi öykünün yer aldığı bu ilk
kitaptaki öyküler herhangi bir kronoloji ya da konu birliği
gözetilmeden derlenmiş. Lovecraft gibi bir yazarın toplu eserleri için belki
bu yönde bir kaygı güdülseydi daha iyi olurdu gibi geliyor ancak seçilen öyküler
2. ve 3. kitapları takip edemeyecek olanlar açısından yazar hakkında genel
bir fikir edinmek için yeterli gibi görünüyor. Peki onun düşgücü günümüzün
materyalist insanını aşağılamaya yetecek kadar güçlü mü? Kesinlikle
evet!
Dünyanın korkutucu gizemi
1937 yılında kanserden ölümüne kadar toplam 51 öykü yazan Lovecraft gotik
edebiyatın Edgar Allan Poe'dan sonraki en büyük ustası olarak kabul
ediliyor. Fakat bu payeyi ancak ölümünden 10 yıl sonra alabilmiştir. Aslında
Lovecraft'ın da yazdığı öyküleri küçük gören çağının insanlarından
pek memnun olduğunu iddia edemeyiz, iki yaşında okumaya, üç yaşında şiir
ezberlemeye ve altı yaşında da yazmaya başlayan bu yalnız ve bunalımlı
adamın annesinin hastalık derecesine varan ve sevgiyle nefret arasında gidip
gelen ilgisinin, yazarımızın dengesiz ve esrarlı kişiliğinin ve dolayısıyla
da öyküleriyle kendine yarattığı dünyanın başlıca nedeni olduğunu söylememiz
mümkün. Önce -muhtemelen kendisinin de inandığı Arap Abdul Alhazret'in 730
da yazdığını iddia ettiği 'Necronomicon' (Ölüler Kitabı) ekseninde bir
mit yaratmış, bunu 'Rleyh Kitabı', 'Hasan'ın Yedi Şifreli Kitabı', 'Dhol
Sarkılan', 'Bilinmeyen Kadath Kenti' gibi yasak metinler ve lanetli mekânlarla
destekleyerek ve bütün öykülerinde bunlardan bir veya birkaçını
kullanarak metinlerarası göndermelerle apayrı bir dünya yaratmıştır.
Lovecraft'ın konularından bazıları artık insanları 'korkutmaktan' uzak
ve türün sıradan öykülerinde de karşımıza çıkabilecek cinsten. Ölülerin
dirildiği mezarlıklar ve lanetli evler, küf kokulu ve bilinmeyenlerle dolu
mahzenler, tuhaf davranan zaman ve boyut ötesi varlıklar öykülerde sık sık
kullanılsa da Lovecraft'ın tarzının farklılığı, felsefi derinliği ve
Lovecraft dünyasının
atmosferi bunları türün meraklıları için kaçırılmayacak metinler haline
dönüştürüyor. Özellikle diğer öykülerinden içerik ve tarz olarak da
ayrılan ve kitabın da ilk öyküsü olan 'Deliliğin Dağlarında', yazarın
kendisinin de belirttiği üzere Lovecraft yazınının doruk noktası olarak
kabul ediliyor. 'Deliliğin Dağlarında' gene Lovecraft'ın hayal ürünü ünlü
Miscatonic Üniversitesinden bir grup bilim adamının Güney Kutbu'na yaptığı
keşif gezisini anlatıyor. Bu üniversitenin en büyük özelliği içlerinde
lanetli Necronomicon'un da bulunduğu bazı gizemli metinleri barındırması ve
bunlar hakkında araştırmalar yapması. Başta sıradan bir keşif gezisi şeklinde
ilerleyen öyküde karşılaşılan çok yüksek bir dağ silsilesinin asılmasıyla
birlikte ortaya çıkan tarihöncesi yüksek uygarlık izleri ve daha sonrada o
İzlerin sahipleri bizleri giderek artan bir gerilimin tutsağı yapmak için fırsat
kolluyorlar. Ancak metindeki bilimsel ifadelerin anlamını öğrenmek için sık
sık dipnotlara bakmak zorunda kalınması metnin akıcılığı bir parça kısıtlıyor.
Bugün bilimkurgu ve fantastik edebiyat alanında kült haline gelmiş, birçok
müzik grubuna esin kaynağı olmuş -kî bunların arasında Metalica (The Call
Of Ktulu), Marillion (Grendel), Iron Maiden (Live After Death) ve Joe Satriani (Dweller
On The Treshold) de var ve kendinden sonra gelen birçok yazan da etkilemiş
olan bu öyküler ve onların yaratıcısı Lovecraft hakkında daha fazla bilgi
edinmek isteyenler Giovanni Scognamillo'nun 'Dehşetin Kapılan' adlı kitabına
ve www.hpLovecraft.com
Internet adresine bir göz atabilirler ya da en iyisi
toplu eserlerinin ilkini alıp gerçeküstü bir dünyanın korkutucu gizemine
doğru keyifli bir yolculuğa çıkabilirler.
|