Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Dune Üzerine Notlar

Savaş Kılıç

Dune'un türkçe çevirisi üzerine bir eleştiri yazısı olarak Virgül Dergisinde yayınlanan "Dune Üzerine Notlar" adlı makale ve bu eleştiriye cevap olarak Dune'un çevirmenleri tarafından yazılan "Dune Üzerine Notlar'a Yanıt" isimli yazıları aşağıda bulabilirsiniz.

1986'da ölen Frank Herbert'in Dune'u tüm dünyada on iki milyondan fazla satmış bir bilimkurgu (nehir) romanı. Arthur C. Clarke "Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanabilecek hiçbir şey bilmiyorum," diyerek selamlar Herbert'ı. Ülkemizde de gereğince ilgi gören Dune'un bizim için ilgiye değer bir yönü daha var: Romanın etrafında örüldüğü eğretilemeyi besleyen sözcüklerin büyükçe bir kısmı bizim yüzyıllardır alışverişte bulunduğumuz Arap kültüründen alınmış. Bu durum, Türk okurunun romanı anlamakta, sözgelimi bir İngiliz benzerine, bir İtalyan hemcinsine oranla bir adım önde olmasını sağlamakta. Arap kültürü kanalıyla romana sızmış birkaç Türkçe sözcük ise herkesten çok bizim anlayacağımız öğeler. Ancak roman dilimize çevrilirken sözü edilen sözcüklerin bir kısmı doğru aktarılmış, diğer bir kısmı ise İngilizce transkripsiyonlarının dilimizdeki söylenişlerinden farklı olması nedeniyle anlaşılamamış, olduğu gibi bırakılmış; dolayısıyla Türk okurunun tüm avantajı ortadan kalkmış. Birkaç örnek vermek gerekirse, İngilizcede ramadhan, shari'a ve kanli diye yazılan sözcükler, doğru olarak 'ramazan', 'şeriat' ve 'kanlı' biçiminde aktarılmış.

Yanlışlara gelince onların sayısı doğru aktarılanlardan fazla ve aşağıdaki gibi düzeltilmeleri gerekmekte:

alam al-mital> âlemü'l-misal, "idealar alemi"

ayat> âyât, "ayetler, işaretler"

adab> edeb baraka> bereket (Tıpkı Al-baraka'nın "bereket" demek olduğu gibi.)

başar> beşer, "insan"

bakka> bekkâ(t) ("Ağlayan" anlamındaki bâki'nin çoğulu. Arapçada ta-i resmiye denilen bu sözcük sonundaki t'ler, aşağıda birkaç örneğini göreceğimiz üzere, çoğu zaman düşerler. Dilimizdeyse genellikle t'li biçimler kullanılır.)
bi-la kayfa> bila keyfe

çuhada> cüheda, "mücahidler"

gafla> gaflet

ganima> ganimet

hacr> hecr

hacra> hecre~hicret

hakika> hakikat

İbn Kirtayba> İbni Kırteybe icaz ('Mucize'nin bu kökten geldiğini belirtmekte yarar var.)

istislah> (Sulh kökünden geldiğini belirtmekte yarar var.)

karama> keramet

Kitab al-İbar> Kitabü'l-İber, "İbretler Kitabı" maski: İngilizcede musky diye yazılan sözcük misk, müşk kökünden gelir ve "miskli, hoş kokulu" anlamındadır. 'Müşkin' diye karşılamak en doğrusu olur herhalde.

maula> mevla, "sahip, efendi" (Romanda sözcüklerin yeni, hatta karşıt anlamlar yüklenerek kullanılışının en açık örneği.)

mihna> mihnet mişmiş> Arapçada "kayısı"

Muad'Dib> Müed'Dib, "te'dib eden, edeplendiren"

müdir nahya> müdir-i nehye, "yasaklıları idare eden" (Romanın İngilizcesinde "demon ruler" diye tanımlanıyor. Bu haliyle Türkçede nahiyeyi [bucak] çağrıştırıyor.)

nuger> nöker, "uşak, hizmetçi" [Sözcük Farsça’dan farklı olarak Türkçe’de, özellikle Anadolu Ağızlarında bu ikinci şekilde kullanılmaktadır]

sarfa> sarfe (Sarf mastarının bir anlamı da "çevirme, döndürme"dir.)

sayyadina> seyyedine suuk> sûk, "çarşı"

Thufir Hawat> Sufir Hevet [?]

ümma> ümmet wali> veli

Ayrıca aşağıdakiler hakkında şu şekilde tahminde bulunulabilir:

akarso> akarsu

(Dune'dan da [baklava, kanlı, kanat, yalı] anlaşılacağı üzere Arapça'dan Türkçe'ye kelimeler geçtiği gibi, Türkçe'den de Arapça'ya sözcükler geçmiştir [tarihsel örnekler için şu yazıya bakılabilir: Mohammed Ben Cheneb, "Cezayir Konuşma Dilinde Muhafaza Edilen Türkçe ve (Türkçe Aracılığı ile Geçmiş) Farsça Kelimeler", çev. Ahmet Ateş, TDAY-Belleten 1966, 157-213].

'Akarsu'yu da Herbert'ın yeni bir anlam yükleyerek kullandığı bu tür bir sözcük sayabiliriz.)

kulon> kulan (Dune'da "wild ass of Terra's Asiatic steppes adapted for Arrakis" diye tanımlanan bu sözcük de Türkçe olmalı. XIV. yüzyıl metni Süheyl ü Nevbahar'dan alınan şu örnekte "yabaneşeği" anlamındadır: Çü işitdi cühud eyitdi ana / Kuş uçmaz yügürmez kulan bu yana. [Cem Dilçin, TDK, Ankara 1991, s. 397, b. 2980])

Bene Gesserit> Beni Ceserî, "Cesuroğulları"?

Virgül Dergisi - No:26, Ocak 2000
Savaş Kılıç

"Dune Üzerine Notlar"a yanıt

Arzu Taşçıoğlu, Deniz Vural

'"Dune Üzerine Notlar"ın yazarı Savaş Kılıç, yazısında çevirimizle ilgili olarak "yanlışlara gelince onların sayısı doğru aktarılanlardan fazla ve aşağıdaki gibi düzeltilmeleri gerekmekte," diyor. Bu tamamen gerçek dışı bir iddiadır ve bu iddianın dayandığı noktaların yanlışlığı aşağıda açıklanmaktadır. Yazıda ilk olarak "alam al-mital" (kitapta "alem al-mital") terimi ele alınıyor. Bu terime karşılık olarak "âlemü'l-misal", "idealar âlemi" öneriliyor. Oysa Arapça bilmek zorunda olmayan okur, buradaki "misal" sözcüğünü doğal olarak sözlükteki ilk anlamıyla "örnek" şeklinde değerlendirecek ve terimin "örnekler dünyası" demek olduğunu düşünecektir. Bu durumda ise "İmparatorluğun Terminolojisi" bölümüne bakmaya gerek duymayacaktır. Oysa bu bölümde "alem al-mital" terimi şu şekilde açıklanmaktadır: "Bütün fiziksel sınırlamaların ortadan kalktığı, benzerliklerin mistik dünyası."

Frank Herbert Dune'da, Arapça, İbranice, Türkçe, Fransızca, Almanca ve Latince kökenli kelimeler kullanmış. Ancak romanın günümüzden 24.000 yıl sonra geçiyor olması nedeniyle bu kelimelerden bazıları yazar tarafından değişikliğe uğratılmış. Bu nedenle bu dillerden herhangi birini anımsatan her kelimeyi, o dile aitmiş gibi değerlendirmek yanılgıya neden olabilir.

Dune Encyclopedia'nın da editörü olan Profesör Willis McNelly'nin çeviri sırasında bize ilettiği bir röportajda Frank Herbert, "Bene Gesserit" teriminin "Beni Gesserit" şeklinde telaffuz edilmesi gerektiğini söylüyordu. İnternet aracılığıyla ulaştığımız, anadili İbranice olan bir Dune okuruysa, bu terimin "Köprünün Çocukları" anlamına geldiğini belirtti ve bu açıklama da kitapta yerini aldı. "Cesuroğulları" önerisindeki oğullar kullanımı tamamen yanlıştır çünkü Bene Gesserit kadınlara özel bir okul olup anaerkil bir yapıdadır. "Beni Ceserî" şeklindeki telaffuz ise hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Orijinali "sook" olarak yazılmış olan kelimenin "pazar yeri" anlamına geldiği kitapta belirtilmiştir. Bu sözcük "sûk" yerine "suuk" olarak aktarılmıştır çünkü "Soo soo sook!" Arrakis'teki su satıcılarının nidasıdır ve "sook" kelimesi sadece bu nidada geçer. "Sook" kelimesi "suuk" olarak çevrilerek hem bu nidadaki kelime oyunu korunmuş hem de "suuk" ile "soğuk" kelimeleri arasındaki çağrışım yansıtılmıştır. Bu arada bu kelimenin, bir doktorlar okulu olan "Suk"la karışması da önlenmiştir.

"Gafla", "ganima" gibi sözcükler, "gaflet", "ganimet" olarak Türkçeye özellikle çevrilmedi çünkü bu sözcüklerin orijinal metinde Arapça geçtiğinin okur tarafından anlaşılması istendi. Ayrıca bu tür kararlar tamamen çevirmene ait tercihlerdir, okur müdahalelerine kapalıdır. Üstelik "Ganima" Dune serisinin ikinci kitabında geçen bir özel isimdir.

Savaş Kılıç, Dune'da geçen "hakika" sözcüğünün "hakikat" şeklinde düzeltilmesi gerektiğini belirtmiş. Kitabın "İmparatorluğun Terminolojisi" adlı bölümünde "hakika" şöyle tanımlanıyor: "Ecaz'ın iradeyi yok eden uyuşturucu maddelerinden biri. Kişiyi yalan söyleyemez hale getirir." Söz konusu düzeltme yapılırsa, kitaptaki cümle şu hale geliyor: "Piter, sen hakikat, semuta falan mı çiğnedin?" Acaba bu doğru bir cümle mi, peki ya "semuta"ya ne demeli? Sakın onun da "semutat" şeklinde düzeltilmesi gerekiyor olmasın?

Kitapta çok farklı anlamlar yüklenen bazı kelimelere önerilen karşılıklara özellikle dikkatinizi çekiyoruz:

  • baraka (sihirli güçlere sahip adam) - bereket (!)

  • Albay Başar (bir rütbe) - beşer, insan (!) [Albay İnsan]

  • Karama (mucize; ruhlar dünyası tarafından başlatılan eylem) - keramet (!)

  • maski (murki kelimesiyle birlikte çomurki anlamında, ["musky" "müşkin" olsun, "murky"e de bir karşılık bulduk diyelim, "chaumurky"i ne yapacağız acaba?])

  • maula (kitapta "köle" olarak açıklanan bu kelimeye "sahip, efendi" anlamında "mevla" deyince, "maula pistol" karşılığı olarak "mevla tabancası" dediğimizde okur bundan ne anlayacak acaba?)

  • mihna ("erkekliğe adım atmak isteyen Fremen gençlerinin sınanma dönemi") - mihnet (?)

  • Ayat kelimesini şapkalı "a"larla yazmak ve kitapta verilen karşılıkları tekrarlamak;

  • Adab olarak geçen sözcüğün (Dune'da kişiyi kendiliğinden ele geçiren diğerlerine baskın hafıza) edeb olması gerektiğini iddia etmek;

  • Orijinali "chuhada" olarak yazılmış ve normal olarak "çuhada" sesiyle karşılanmış bir sözcüğün "cüheda" (böyle olsaydı orijinal metinde kelime "juhada" olurdu) yani "mücahidler" anlamına geldiğini iddia etmek;

  • "İmparatorluğun Terminolojisi"nde açıklanmış "icaz", "istislah" gibi kelimelerin hangi kökten geldiğini belirtmekte yarar var demek;

  • Halk dilinde kayısı anlamına gelen "mişmiş" için "Arapçada kaysı" (doğrusu "kayısı") olacak demek;

  • Farsçada "kul", "köle" anlamına geldiği belirtilen "nuger" kelimesi yerine "nöker", "uşak, hizmetçi" kelimesini önermek;

  • Kitapta, "kâhinler topluluğundan bir kişi (İmparatorlukta aşağılayıcı bir terim, fanatik kehanetlere düşkün "çılgın" kimse anlamında)" olarak karşılığı verilen "ümma" kelimesi yerine "ümmet" kelimesini önermek;

  • Kitapta geçen "Pekala, senin sorunun yanıtı, genç wali, ben ödemem Harkonnenlere fai" cümlesindeki cinası bozmamak için kullanılan "wali" (sınavdan geçmemiş Fremen genci) kelimesi yerine "veli" kelimesini önermek;

  • "Tanrı yolundan sapma" anlamında kullanılan "sarfa" kelimesi yerine "boncuk" anlamına gelen "sarfe" kelimesini önermek;

  • Romanın kahramanlarından "Hayvan Rabban"ın bir diğer adı olan "Müdir Nahya" terimini speküle ederken, "deamon ruler" teriminin, "zebani yönetici" olarak değil de "yasaklıları idare eden" şeklinde çevrilmesini önermek (not: Eminiz ki Dune okurlarının çok büyük bir kısmı, "Nahya" ile "bucak" anlamındaki "nahiye"yi [S.K.'ya göre nahye] birbirine karıştırmaz);

  • Romanın baş kahramanının adını değiştirmeyi ("Muad'Dib" - "Müed'Dib") önermek;

  • "Thufir Hawat" özel isminin "Sufir Hevet" olması gerektiğini iddia etmek (kitapta "Thomas" adlı biri olsaydı ona da "Somas" mı demek gerekirdi acaba?);

  • "Akarso" (bir bitki) yerine "akarsu"yu ("... yeşil-beyaz çizgili akarsu [?] ...") önermek;

  • Günümüzden 24.000 yıl sonra Arrakis şartlarına adapte edilmiş eşek türünün adının "kulon" değil Kırgızca "kulan" olması gerektiğini iddia etmek

tarafımızdan eleştiri anlamında kabul görmemiştir. Eleştirinin, çeviri kadar olmasa da Savaş Kılıç'ınkinden biraz daha fazla emek gerektirdiğini düşünüyoruz.

Arzu Taşçıoğlu, Deniz Vural
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta