|
Dune'un türkçe çevirisi üzerine bir eleştiri
yazısı olarak Virgül Dergisinde yayınlanan "Dune Üzerine Notlar" adlı makale ve
bu eleştiriye cevap olarak Dune'un çevirmenleri tarafından yazılan "Dune Üzerine
Notlar'a Yanıt" isimli yazıları aşağıda bulabilirsiniz.
1986'da ölen Frank Herbert'in Dune'u tüm dünyada on iki milyondan fazla satmış
bir bilimkurgu (nehir) romanı. Arthur C.
Clarke "Yüzüklerin Efendisi dışında bu
kitapla kıyaslanabilecek hiçbir şey bilmiyorum," diyerek selamlar Herbert'ı.
Ülkemizde de gereğince ilgi gören Dune'un bizim için ilgiye değer bir yönü daha
var: Romanın etrafında örüldüğü eğretilemeyi besleyen sözcüklerin büyükçe bir
kısmı bizim yüzyıllardır alışverişte bulunduğumuz Arap kültüründen alınmış. Bu
durum, Türk okurunun romanı anlamakta, sözgelimi bir İngiliz benzerine, bir
İtalyan hemcinsine oranla bir adım önde olmasını sağlamakta. Arap kültürü
kanalıyla romana sızmış birkaç Türkçe sözcük ise herkesten çok bizim
anlayacağımız öğeler. Ancak roman dilimize çevrilirken sözü edilen sözcüklerin
bir kısmı doğru aktarılmış, diğer bir kısmı ise İngilizce transkripsiyonlarının
dilimizdeki söylenişlerinden farklı olması nedeniyle anlaşılamamış, olduğu gibi
bırakılmış; dolayısıyla Türk okurunun tüm avantajı ortadan kalkmış. Birkaç örnek
vermek gerekirse, İngilizcede ramadhan, shari'a ve kanli diye yazılan sözcükler,
doğru olarak 'ramazan', 'şeriat' ve 'kanlı' biçiminde aktarılmış.
Yanlışlara gelince onların sayısı doğru aktarılanlardan fazla ve aşağıdaki gibi
düzeltilmeleri gerekmekte:
alam al-mital> âlemü'l-misal, "idealar alemi"
ayat> âyât, "ayetler, işaretler"
adab> edeb baraka> bereket (Tıpkı Al-baraka'nın "bereket" demek olduğu
gibi.)
başar> beşer, "insan"
bakka> bekkâ(t) ("Ağlayan" anlamındaki bâki'nin çoğulu. Arapçada ta-i
resmiye denilen bu sözcük sonundaki t'ler, aşağıda birkaç örneğini göreceğimiz
üzere, çoğu zaman düşerler. Dilimizdeyse genellikle t'li biçimler kullanılır.)
bi-la kayfa> bila keyfe
çuhada> cüheda, "mücahidler"
gafla> gaflet
ganima> ganimet
hacr> hecr
hacra> hecre~hicret
hakika> hakikat
İbn Kirtayba> İbni Kırteybe icaz ('Mucize'nin bu kökten geldiğini
belirtmekte yarar var.)
istislah> (Sulh kökünden geldiğini belirtmekte yarar var.)
karama> keramet
Kitab al-İbar> Kitabü'l-İber, "İbretler Kitabı" maski: İngilizcede musky
diye yazılan sözcük misk, müşk kökünden gelir ve "miskli, hoş kokulu"
anlamındadır. 'Müşkin' diye karşılamak en doğrusu olur herhalde.
maula> mevla, "sahip, efendi" (Romanda sözcüklerin yeni, hatta karşıt
anlamlar yüklenerek kullanılışının en açık örneği.)
mihna> mihnet mişmiş> Arapçada "kayısı"
Muad'Dib> Müed'Dib, "te'dib eden, edeplendiren"
müdir nahya> müdir-i nehye, "yasaklıları idare eden" (Romanın
İngilizcesinde "demon ruler" diye tanımlanıyor. Bu haliyle Türkçede nahiyeyi
[bucak] çağrıştırıyor.)
nuger> nöker, "uşak, hizmetçi" [Sözcük Farsça’dan farklı olarak
Türkçe’de, özellikle Anadolu Ağızlarında bu ikinci şekilde kullanılmaktadır]
sarfa> sarfe (Sarf mastarının bir anlamı da "çevirme, döndürme"dir.)
sayyadina> seyyedine suuk> sûk, "çarşı"
Thufir Hawat> Sufir Hevet [?]
ümma> ümmet wali> veli
Ayrıca aşağıdakiler hakkında şu şekilde tahminde bulunulabilir:
akarso> akarsu
(Dune'dan da [baklava, kanlı, kanat, yalı] anlaşılacağı üzere Arapça'dan
Türkçe'ye kelimeler geçtiği gibi, Türkçe'den de Arapça'ya sözcükler geçmiştir
[tarihsel örnekler için şu yazıya bakılabilir: Mohammed Ben Cheneb, "Cezayir
Konuşma Dilinde Muhafaza Edilen Türkçe ve (Türkçe Aracılığı ile Geçmiş) Farsça
Kelimeler", çev. Ahmet Ateş, TDAY-Belleten 1966, 157-213].
'Akarsu'yu da Herbert'ın yeni bir anlam yükleyerek kullandığı bu tür bir sözcük
sayabiliriz.)
kulon> kulan (Dune'da "wild ass of Terra's Asiatic steppes adapted for
Arrakis" diye tanımlanan bu sözcük de Türkçe olmalı. XIV. yüzyıl metni Süheyl ü
Nevbahar'dan alınan şu örnekte "yabaneşeği" anlamındadır: Çü işitdi cühud eyitdi
ana / Kuş uçmaz yügürmez kulan bu yana. [Cem Dilçin, TDK, Ankara 1991, s. 397,
b. 2980])
Bene Gesserit> Beni Ceserî, "Cesuroğulları"?
|