|
'Schrödinger'in Kedisi'nin ikinci cildi 'Rüya'da
Alev Alatlı'yı yine tüm dünya için kaygı duyan, sorumluluk sahibi bir aydın
olarak görüyoruz'
Alev Alatlı'nın,
birinci cildi 'Kabus' yayımlandığında büyük ilgi gören
devasa kitabı , 'Schrödinger'in Kedisi'nin ikinci cildi 'Rüya' kendisine kaygı
edindiği problematiklerin tüm dünyayı 'boğazına' kadar sardığı kaotik
bir dönemde kitapçı raflarındaki yerini aldı. Hatırlanacağı gibi 1999 yılında yayımladığı
'Schrödinger'in
Kedisi'nin birinci cildi 'Kabus'ta vizyoner romancılığın parlak bir örneğini
ortaya koyan Alatlı, hedefi on ikiden vurarak, küreselleşen
yeni dünya düzeninin
tüm insanlığı hangi çıkmaz sokaklara doğru sürüklediğini analiz
edebilmiş, Kuantum fiziğinin esasını oluşturan 'Schrödinger'in Kedisi'
deneyinden yararlanarak çarpıcı bir anti - ütopya kurabilmişti.
Okur onu çoktan keşfetti
Bugün herkesin dilinde olan küreselleşmeden mütevellit mağduriyetimizi,
örnek bir entelektüel, edebiyatçı tarzıyla yıllar öncesinden lanetli bir
kehanetle haber veren Alatlı'nın bu vizyoner başarısı henüz ülkemiz kültür
ortamı tarafından teslim edilememiştir ne yazık ki. Ancak aynı sağduyusuzluk
okur için geçerli olmamıştır. Nitekim belirli sanal ya da fiziki ortamlarda
bizzat Alev Alatlı tarafından motive ve forme edilen okur, yazarını ve sırtlandığı
misyonu bağrına basmış, ödüllendirmiştir, (bkz- olevcda.tli.com.tr)
Kuşkusuz okurun ödüllendirmesini, Türkiye'deki gibi dezenformatif bir
edebiyat ortamının geçerli olduğu kültürel formasyonda fazla ciddiye
almamak gerekir. Ortalığı kaplayan 'pr' çalışmaları, imaj tacirlikleri,
medyatik dezenformasyonlar okuru 'star sistemi'nin zavallı bir müşterisi
haline dönüştürürken ciddi, tavizsiz entelektüeller doğru buldukları
yoldan ödün vermeksizin yürümektedirler. Alev Alatlı'nın talihi, hem doğru
bildiği yolda yürümekten taviz vermeyip edebiyatın gerçek ereklerine hizmet
etmesi hem de büyük bir okur kitlesi tarafından hayranlıkla izlenmesidir. Bu
güzellik, Türkiye'de kolay kolay yaşanabilen bir şey değildir. 'Schrödinger'in Kedisi'nin ikinci cildi 'Rüya'da
Alev Alatlı'yı yine
toplumu için, ülkesi için, 'kavmi' için, inançları için ve tüm dünya için
kaygı duyan, sorumluluk sahibi bir aydın olarak görmekteyiz. Dünyanın içine
girdiği 'Kaos Çağı'nı pek iyi analiz edebildiği kolaylıkla anlaşılan
Alatlı, bu kitabında insanlık için çıkış yolu olabilecek öneriler sunma
gibi ulvi bir amacın emrine veriyor edebiyatını. Yüce Pir'in zirvesinde
bulunduğu yeni dünya düzeni tarikatı hükümranlığım pekiştirirken dışlanmışların
gitgide fenalaşan yaşam şartlarına ya da toptan yok olmalarına çareler
bulmaya çalışıyor. Bunun için bir ütopya kuruyor Alatlı. Yayıncısının
tabiriyle, Gezegenimizde hayatın, Kutsal Koalisyon'un dışında kalarak da sürdürülebileceğine
inanan bir avuç insan, yani 'onarımcılar'ın önderliğinde 'mucizeler diyarı'nı
kurmayı deniyor. Mucizeler Diyarı vatandaşları 'düşünülmesi imkânsız olanı' düşünmeyi
öğrenirler. Çünkü Mucizeler Diyarı'nın Asal Yassa'sı, Yeni Fizik'i temel
almıştır ve o topraklarda 'bir şey ne imkânsızdır ne de kesin.' Yani Kara
Kalpaklı Adam'ın 'eski' Türkiye'nin yangınının küllerinden yoğurduğu
bir ütopya. Kısacası Alev Alatlı, 2020'li yıllar
Postnişinde Yüce Pir tarikatının
hakim olduğu dünya düzeninde ülkemizin Lanetliler'in arasında yer almaması
ya da 'yok olmaması' için Kuantum fiziğinden yararlanan yeni bir düşünce
dizgesi kurmamızı öneriyor. Bunu yaptığımız taktirde kurtuluşun ve yükselişin,
yani 'mucize'nin mümkün olduğunu, aksi taktirde dünyayı anlayamamanın
bedelinin, dünyanın maskarası olmak olduğunu iddia ediyor. Bu yüzden de
kitabını büyük oranda dünyada neler olup bittiğini anlamak ve analiz etmek
üzerine kurulu bir alegorik anlatı sistemine oturtuyor.
'Rüya' son derece derin bir çalışma. Kısa sürede okunup tüketilip hakkında
yargıya varılabilecek bir eser değil. Belki de satır satır incelenmesi,
uzun yıllar tartışılması gereken sayısız hükümlerle dolu. Her paragrafına
dayanarak devasa bir makale yazılabilir. Fakat, bu dev eser hakkındaki nihai
fikirlerimiz olmadığını baştan belirterek bazı rezervlerimizi koymak
arzusundayız. Şöyle ki, bu kitapta Alatlı bilim - kurgu tekniği ile çalışıp
ve bir ütopya kurmaya uğraşırken kalbinde taşıdığı yurt sevgisini
fazlasıyla ortaya döküyor. Öyle ki bir noktadan sonra kitap 'vatan
kurtarmaya' yönelik bir tez romanı haline geliyor.Kuşkusuz bu vatanın kurtarılmaya
ihtiyacı vardır ve kuşkusuz Alev Alatlı bu konuda söyleyecek çok şeyi
olan değerli bir entelektüeldir. Lakin roman sanatının yansıtmak zorunda
olduğu derin bilgelik ve tanrısal eda buna fazla izin vermez. O yüzden de
kimi zaman yurt, kimi zaman millet aşkıyla yanıp tutuşup olaylara dahil olan
Alatlı'nın eğer yazdığı eseri bir roman olarak görüyorsa, ona fazlasıyla
zalimce davrandığını ifade etmek gerekir.
Düşünce dehlizlerine doğru
Bir başka açıdan bakıldığında; yazarın eserinin başına 'roman'
ibaresini koymadığına da dikkat etmemiz gerekir. Bunun Alatlı standardındaki
bir aydın için tesadüf ya da unutma olduğu düşünülemez. O halde yazarın
kendisi de roman dışında bir tür üzerinde çalıştığını düşünmektedir.
Bu fikir akla yakın gelmektedir. Çünkü Alatlı'nın yazdıklarının roman
sanatının dışına taşan, teolojik ve felsefi alanlarda binbir suali davet
eden, korkutucu düşünce dehlizlerine insanı sürükleyen, polemikçi yapıtlar
olduğunu bilmekteyiz.
O yüzden kendisi de tıpkı Thomas More, Solon, Yedinci Dalai Lama, Basralı
Rabia Hanım, Nostradamus, Lao Tzu, Kordovalı İbni Masarra, Efesli Heraklit,
Epikür, Cicero, Assoslu Cleantes, Ba'al Shem Tov, Farabi, Mevlâna Celâleddin-i
Rumi gibi bir teosofist görünümü çizmektedir gözümüzde. Bilindiği gibi,
teosofisler, Allah'ı ve mevcudatı peygamberler aracılığıyla değil, kendi
gönlünden yola çıkarak açıklayan kişilerdir. Bir teosofist, roman sanatına dahil olmaya kalktığında ortaya çıkan
nesne Alev Alatlı yapıtlarına benzediği için de 'Rüya' hakkında kaleme
aldığımız kritik yazısına isim verirken 'Teosofist'in romanla imtihanı'
ibaresini kullanma hakkım kendimizde görmekteyiz.
Alev Alatlı ve 'Schrödinger'in Kedisi'
külliyatı hakkında söylenecek söz
çok. Ancak bir gazete yazısı içinde derin teolojik, felsefi ve siyasi
analizlere girmek olanaksız. Hulasa yaparken biz, sadece kendimizce çok önemli
gördüğümüz birkaç hususu dile getirmekle yetineceğiz. Birinci husus şudur
ki; Alev Alatlı, dünya kültürüne, tarihine, edebiyatına, teolojisine ve
siyasetine vakıf olma açısından eşi bulunmaz bir yazardır. Ülkemiz sağının
sıklıkla yetiştiremediği çok önemli, ciddi, saygıdeğer ve muhatap alınmaya
değer bir sağcı aydındır. İkinci önemli husus şudur: 'Rüya'yı roman olarak nitelendirmemiz onu değerinden
uzaklaştırır. Bu kitabı edebiyatta ve kültürde ayrı bir kategori araştırması
olarak görmek daha aklı başında bir tutumdur. Diğer bir husus; kitapta yer alan, yüksek edebi ve felsefi temaların tartışıldığı
sayısız diyalogda Eflatun'un kitaplarını andıran üsluplarla karşı karşıya
kalmamız çok etkileyiciyken, bunun zaman zaman, yurtseverlik, Anadolu bilgeliğine
duyulan sevgi, millicilik gibi öznel algıların etkisiyle yerelleşmiş bir külhan
ağza dönmesi tatsız bir grotesk tını yaratmaktadır. Bu durum Alatlı'nın
dile getirdiği fikirlerin önemini zedelemektedir.
Alatlı'nın Amerika, Rusya ve uyuşturucu
meselesinin geleceğini alegorik
olarak ele aldığı pasajlar ise korku verici düzeyde öğreticidir. Sonuç olarak, 'Schrödinger'in Kedisi' bir ders kitabı gibi irdelenmesi
gereken önemli ve öğretici bir yapıttır. Münhasıran ülkemizi yöneten ve
dünyayı okumakta zorluk çeken siyasiler, bürokratlar, stratejistler ve
thinktank'çılar tarafından dikkatle tetkik edilmesinde büyük yararlar vardır. |