|
Bilimkurgu tutkunları en sevdikleri
teknolojik incelikleri ya da bilimsel uymazlıkları tartışmak için bir araya
geldiklerinde, Arthur C. Clarke, Stephen Baxter,
Brian Aldiss ve Greg Egan gibi adları sıklıkla, ama Hal Clement adını
mutlaka duyarsınız. Hal Clement, Boston’ın güney banliyölerinde, Milton
Akademisi’nde astronomi, fizik ve kimya dersleri veren Harry C. Stubbs adlı
bir öğretmenin kitaplarında kullandığı takma adıdır ve 1998 yılında,
Amerikan Bilimkurgu Yazarları Birliği tarafından daha önce sadece bir avuç
yazara verilmiş olan ömür boyu başarı ödülü Büyük Ustalık onurunu
layık görülmesiyle de belgelendiği üzere, saltık bilimkurgunun en önemli
kalemlerindendir.
Clement’in
bilime ve bilimkurguya merakı 1930 yılında, 8 yaşındayken, gazetede
rastladığı bir Buck Rogers (Yıldırım Kaptan) serüveninde Mars’a doğru
yol alan bir uzay gemisini görmesiyle başlar. Oğlunun sorularından bıkan
babası onu yerel halk kütüphanesine götürür ve dönüşte Clement’in
bir koltuğunun altında bir astronomi kitabı, diğerinde ise Jules Verne’in
‘Aya Yolculuk’ adlı romanı vardır.
‘Proof
– Kanıt’ adlı ilk öyküsü 1942 yılında Astounding Science Fiction
dergisinde yayımlanır. O sırada Harvard Üniversitesi’nde astronomi öğrencisidir
ve aynı üniversitede yayımlanmakta olan ‘Sky and Telescope’ dergisinde
birkaç bilimsel makalesi çıkmıştır. Astounding dergisinin yazı işleri
müdürü John W. Campbell öyküsünü basmayı kabul ettiğinde Clement hem
üniversitenin ciddi dergisinde, hem de aklı havada bir ‘pulp’ dergisinde
yazıyor olmanın ortaya çıkma olasılığından dehşete kapılır ve bk
alanına takma bir adla girmeyi uygun bulur. Halbuki bizzat hocaları da bk
tutkunları olup daha önce öykü yazmayı denemiş ama başaramamışlardır;
ancak o bunu öğreninceye dek birkaç öyküsü yayınlanmış ve takma adı
bir daha kurtulamayacağı biçimde kendisine mal olmuştur ona.
İster
bilimsel makaleler, ister bilimkurgu öyküleri olsun, Clement’in yazarlığı
hep akşamlara, hafta sonlarına ve yaz tatillerine sığdırılmış ek bir iş
olarak kaldı. Banliyödeki iki katlı evinin ağaçlarla gölgelenmiş arka
bahçesine inşa ettiği küçük çalışma mekânında, masaları, duvarları
ve yerleri kaplayan sayısız tozlu dergi ve kitabın arasında, bulabildiği
her fırsatta daktilosunun başına geçerek birşeyler yazmaya çabaladı.
“Saltık
bilimkurgu öyküsü,” der Hal Clement, “yazarın halen bildiğimizi sandığımız
fizik ve biyoloji kurallarını çiğnememeye olabildiğince özen göstererek
yazmış olduğu anlamına gelir basitçe. Ya da, eğer kuralları çiğnemişse,
öykünün başlarında bunun için yeterince mantıksal ve sağlam bir neden
ortaya koymuştur. Bu kısmen, bir dedektif öyküsünde, suçlunun kimliği
üzeriyle ilgili yeterince ipucunun verilmesi gibidir.
“Ancak
saltık bk öyküsünde söz konusu olan şey tam olarak bir gizem değil bir
sorundur ve bence, yeterince eğitimli bir okurun kendi çabasıyla bulacağı
bir çözümü olmalıdır.
“Burada
amaç, çözümü sürpriz bir biçimde verebilmektir. Çözümü gizliden
gizliye örersiniz öyküye ve okuru hazırlıksız yakalarsınız; niçin
kendisinin daha önce düşünemediğine hayıflanarak kafasını yumruklamasını
sağlarsınız.”
Hal Clement okura bilimsel ve psikolojik temelde olanaklı görünen dünyalar ve
canlılar yaratma ustasıdır. Bunun da iki yolu olduğunu düşünür: Ya bir
astronomi dergisinden yeni keşfedilmiş bir yıldız hakkındaki makaleyi
okur ve böyle bir yıldızın ne tür gezegenleri olabileceğini
kestirirsiniz, ya da önce istediğiniz ortamı zihninizde oluşturup böyle
bir ortamı ne tür bir yıldız oluşturabileceğini düşünürsünüz. İki
yol da uygundur ve o ikisini de kullanmıştır.
Ağır Görev’in geçtiği Mesklin gezegeni de böyle ortaya çıkmıştı. İkili
bir yıldız sistemi olan 61 Cygni’de üçüncü bir kütlenin daha var olduğu
fark edilmiş ve yörüngesi hesaplanmıştı. “Böylece,” diyor Hal Clement, “elimde kütlesi Jüpiter’in birkaç katı büyüklüğünde bir
dünya vardı, ama hacmi daha küçük olmalıydı; aksi halde merkezdeki kütle
kendi içine çökmeye başlardı. Olası gezegen üzerine yazılmış ilk
makalelerde önerilen hacmi kendime temel aldım. Eğer gezegen küresel
olsaydı bu Dünya’nınkinin iki ya da üç yüz katı bir çekim gücü oluşturacaktı.
Böylece ekvatordaki merkezcil ivmenin yerçekiminin çaresine bakabileceği
kadar hızlı döndürdüm gezegenimi. Tabii bu durumda ekvator bölgesinin
olağanüstü şişkin olması da gerekecekti. Bu oldukça hatırı sayılır
bir dert açmıştı başıma, çünkü hesapların cetvelle yapıldığı
1953 yılıydı henüz. Yine de ekvator çapının 20 000, kutup daire çapının
ise 12 000 milin biraz altında olduğu ve kendi ekseni çevresindeki bir tam
dönüşünü aşağı yukarı 18 dakikada tamamlayan bir yuvar tasarladım. O
vakitki hesap cetvelime göre bu bana ekvatorda 3 g, kutuplarda ise 660 g çekim
gücü kazandırıyordu.”
Ancak
saltık bilimkurgu tutkunlarının daha sonra bilgisayarlar aracılığıyla
yaptıkları hesaplar bunun istikrarlı bir düzen olamayacağını ve
gezegenin ekvatorda pürüzsüz bir elips yerine keskin bir kenar oluşturacağını
ortaya koydu. Mesklin’in daha küresel bir şekle sahip olması gerekecekti.
Ama
bu, büyük ustanın neşesini bir an bile kaçırmıyor. “Olsun,” diyor
Hal Clement, “yanıldığım için üzgünüm; ama eğer insanlar benim öykümden
yeterli zevki almış ve bilgisayarlarla kontrol edecek kadar ilgi duymuşlarsa,
aynı zamanda hem eğlendirici, hem de düşündürücü olabilmişim
demektir.”
İyi
bir öykü anlatabilmenin püf noktası da bu değil mi?
|