Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Hal Clement'in Ağır Görevi

Dr.Sönmez Güven

Bilimkurgu tutkunları en sevdikleri teknolojik incelikleri ya da bilimsel uymazlıkları tartışmak için bir araya geldiklerinde, Arthur C. Clarke, Stephen Baxter, Brian Aldiss ve Greg Egan gibi adları sıklıkla, ama Hal Clement adını mutlaka duyarsınız. Hal Clement, Boston’ın güney banliyölerinde, Milton Akademisi’nde astronomi, fizik ve kimya dersleri veren Harry C. Stubbs adlı bir öğretmenin kitaplarında kullandığı takma adıdır ve 1998 yılında, Amerikan Bilimkurgu Yazarları Birliği tarafından daha önce sadece bir avuç yazara verilmiş olan ömür boyu başarı ödülü Büyük Ustalık onurunu layık görülmesiyle de belgelendiği üzere, saltık bilimkurgunun en önemli kalemlerindendir.

Clement’in bilime ve bilimkurguya merakı 1930 yılında, 8 yaşındayken, gazetede rastladığı bir Buck Rogers (Yıldırım Kaptan) serüveninde Mars’a doğru yol alan bir uzay gemisini görmesiyle başlar. Oğlunun sorularından bıkan babası onu yerel halk kütüphanesine götürür ve dönüşte Clement’in bir koltuğunun altında bir astronomi kitabı, diğerinde ise Jules Verne’in ‘Aya Yolculuk’ adlı romanı vardır.

‘Proof – Kanıt’ adlı ilk öyküsü 1942 yılında Astounding Science Fiction dergisinde yayımlanır. O sırada Harvard Üniversitesi’nde astronomi öğrencisidir ve aynı üniversitede yayımlanmakta olan ‘Sky and Telescope’ dergisinde birkaç bilimsel makalesi çıkmıştır. Astounding dergisinin yazı işleri müdürü John W. Campbell öyküsünü basmayı kabul ettiğinde Clement hem üniversitenin ciddi dergisinde, hem de aklı havada bir ‘pulp’ dergisinde yazıyor olmanın ortaya çıkma olasılığından dehşete kapılır ve bk alanına takma bir adla girmeyi uygun bulur. Halbuki bizzat hocaları da bk tutkunları olup daha önce öykü yazmayı denemiş ama başaramamışlardır; ancak o bunu öğreninceye dek birkaç öyküsü yayınlanmış ve takma adı bir daha kurtulamayacağı biçimde kendisine mal olmuştur ona.

İster bilimsel makaleler, ister bilimkurgu öyküleri olsun, Clement’in yazarlığı hep akşamlara, hafta sonlarına ve yaz tatillerine sığdırılmış ek bir iş olarak kaldı. Banliyödeki iki katlı evinin ağaçlarla gölgelenmiş arka bahçesine inşa ettiği küçük çalışma mekânında, masaları, duvarları ve yerleri kaplayan sayısız tozlu dergi ve kitabın arasında, bulabildiği her fırsatta daktilosunun başına geçerek birşeyler yazmaya çabaladı.

“Saltık bilimkurgu öyküsü,” der Hal Clement, “yazarın halen bildiğimizi sandığımız fizik ve biyoloji kurallarını çiğnememeye olabildiğince özen göstererek yazmış olduğu anlamına gelir basitçe. Ya da, eğer kuralları çiğnemişse, öykünün başlarında bunun için yeterince mantıksal ve sağlam bir neden ortaya koymuştur. Bu kısmen, bir dedektif öyküsünde, suçlunun kimliği üzeriyle ilgili yeterince ipucunun verilmesi gibidir.

“Ancak saltık bk öyküsünde söz konusu olan şey tam olarak bir gizem değil bir sorundur ve bence, yeterince eğitimli bir okurun kendi çabasıyla bulacağı bir çözümü olmalıdır.

“Burada amaç, çözümü sürpriz bir biçimde verebilmektir. Çözümü gizliden gizliye örersiniz öyküye ve okuru hazırlıksız yakalarsınız; niçin kendisinin daha önce düşünemediğine hayıflanarak kafasını yumruklamasını sağlarsınız.”

Hal Clement okura bilimsel ve psikolojik temelde olanaklı görünen dünyalar ve canlılar yaratma ustasıdır. Bunun da iki yolu olduğunu düşünür: Ya bir astronomi dergisinden yeni keşfedilmiş bir yıldız hakkındaki makaleyi okur ve böyle bir yıldızın ne tür gezegenleri olabileceğini kestirirsiniz, ya da önce istediğiniz ortamı zihninizde oluşturup böyle bir ortamı ne tür bir yıldız oluşturabileceğini düşünürsünüz. İki yol da uygundur ve o ikisini de kullanmıştır.

Ağır Görev’in geçtiği Mesklin gezegeni de böyle ortaya çıkmıştı. İkili bir yıldız sistemi olan 61 Cygni’de üçüncü bir kütlenin daha var olduğu fark edilmiş ve yörüngesi hesaplanmıştı. “Böylece,” diyor Hal Clement, “elimde kütlesi Jüpiter’in birkaç katı büyüklüğünde bir dünya vardı, ama hacmi daha küçük olmalıydı; aksi halde merkezdeki kütle kendi içine çökmeye başlardı. Olası gezegen üzerine yazılmış ilk makalelerde önerilen hacmi kendime temel aldım. Eğer gezegen küresel olsaydı bu Dünya’nınkinin iki ya da üç yüz katı bir çekim gücü oluşturacaktı. Böylece ekvatordaki merkezcil ivmenin yerçekiminin çaresine bakabileceği kadar hızlı döndürdüm gezegenimi. Tabii bu durumda ekvator bölgesinin olağanüstü şişkin olması da gerekecekti. Bu oldukça hatırı sayılır bir dert açmıştı başıma, çünkü hesapların cetvelle yapıldığı 1953 yılıydı henüz. Yine de ekvator çapının 20 000, kutup daire çapının ise 12 000 milin biraz altında olduğu ve kendi ekseni çevresindeki bir tam dönüşünü aşağı yukarı 18 dakikada tamamlayan bir yuvar tasarladım. O vakitki hesap cetvelime göre bu bana ekvatorda 3 g, kutuplarda ise 660 g çekim gücü kazandırıyordu.”

Ancak saltık bilimkurgu tutkunlarının daha sonra bilgisayarlar aracılığıyla yaptıkları hesaplar bunun istikrarlı bir düzen olamayacağını ve gezegenin ekvatorda pürüzsüz bir elips yerine keskin bir kenar oluşturacağını ortaya koydu. Mesklin’in daha küresel bir şekle sahip olması gerekecekti.

Ama bu, büyük ustanın neşesini bir an bile kaçırmıyor. “Olsun,” diyor Hal Clement, “yanıldığım için üzgünüm; ama eğer insanlar benim öykümden yeterli zevki almış ve bilgisayarlarla kontrol edecek kadar ilgi duymuşlarsa, aynı zamanda hem eğlendirici, hem de düşündürücü olabilmişim demektir.”

İyi bir öykü anlatabilmenin püf noktası da bu değil mi?

İstanbul 2001
Dr.Sönmez Güven
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta