|
O bir sibernetik uzmanıydı. Yıllarını ‘Yapay Zeka’ ‘Artificial
Intelligence A.I.’ araştırmalarına vermişti. Geçimini sağlayan işinin yanında,
kendine kalan özel zamanlarda gizlice özel bir proje geliştirmişti.
Dev masa üstü, ya da diz üstü bilgisayarların çoktan tarih olduğu bu dönemde;
insanların bileklerine, derilerinin altına minik mikroçipler yerleştirilir, bu
çiplerin yapacağı işler beyinden gelen sinyallere göre belirlenirdi. Bilgiye
ulaşmak çok kolaydı, bilgi edinilmek istenilen konu akıldan geçirildiği anda
mikroçipe sinyal gider, mikroçip bilgi bankalarına ulaşır, aynı saniyede tüm
döküm çıkarılır, süzülür ve beyine kullanması için gönderilirdi.
Alışverişler için kullanılan kredi kartları çoktan tarihe karışmış, parmak
izleri, retina ve ses taraması yapan makineler her yerde kullanılmaya
başlanılmıştı.
Kişiler arası iletişim de çok kolaydı. Beyinden gelen iletişim cümleleri, yine
kişinin isteği ile süzgeçten geçirilir, iletilmesi istenen kısım mikroçip
tarafından, ulaştırılması gereken kişiye sinyal olarak giderdi. Karşı taraftaki
kişiye bu iletişim cümlelerinin ulaşması saniyeden kısa sürerdi. Karşı tarafın
koyduğu bloklarla, olabilecek yoğunluk kısıtlanabilirdi.
Tüm bu yaşamı kolaylaştıran modernliğe rağmen, insanoğlu ait olduğu yere,
‘toprağa’ geri dönmüştü. Çoğu taşralı kentli, bahçe içindeki evlerinde yaşamaya
başlamıştı. Yaşam basit ve sadeydi.
Yaklaşık 100-150 yıl arası olan kısa insan ömründe, zamanların çoğu duygular
için kullanılırdı. Sevmek, okşamak, hissetmek için zaman tanınırdı. Bir anne
bebeğiyle saatlerce oynama şansına sahipti. Küçük çocuklar bilgi depoları
olmaları için sıkıştırılmaz, yaşamı en alasından yaşamaları sağlanılırdı.
Ancak dünya yine mükemmel değildi. İyiliklerin fark edilmesi için gönderilen
kötülükler hala vardı. Bilinmeyen yerlerde, bilinmeyen kişiler tarafından, gizli
gizli insan benzeri yapılara sahip, insan-robot şeklindeki humanoidler
üretiliyordu. Robot yasalarının yüzyıllardır aynı ve çok net olmasına rağmen;
1-Bir robot bir insana zarar veremez, veya pasif kalmak suretiyle zarar
görmesine izin veremez.
2-Bir robot kendisine insanlar tarafından verilen emirlere 1. Kural ile
çelişmediği sürece itaat etmek zorundadır.
3-Bir robot 1. ve 2. Kurallar ile çelişmediği sürece kendi varlığını korumak
zorundadır.
Yasa bunları söylüyordu, ancak gizlice yapılan humanoidlerin hangi amaca hizmet
etmek için üretildiği belirsizdi...
Projesini destekleyecek yüklenici sponsor firmayı bulması çok güç olmamıştı.
Her türlü telif hakkı için gerekli tüm önlemler alınarak buluş dünyaya
duyuruldu. Televizyonlarda ilk haber olarak yayınlandı, gazete manşetlerinden
inmedi. Tüm dünya insanlarının dikkati ona ve projesine çevrilmişti.
İnsanı diğer yaratıklardan ayıran bilinç, soyut düşünce, sağduyunun humanoidlere
yüklenmesi çok güçtü. 1984 yılında Douglas Lenat’ın hazırlamaya başladığı
Sağduyu Ansiklopedisine sürekli ilaveler yapılıyordu. Sağduyu kuralları sürekli
listeleniyor, bu kuralların mantık bileşenleri içinde değerlendirilmesi
sağlanıyordu. Ancak sağduyu kurallarının sonsuz sayıda olması ile bir türlü bu
çalışmalar sonuçlandırılamamıştı.
Robot kavramını ilk kez kullanan oyun yazarı Karl Capek’in Çek’çedeki kökeninden
esinlenerek yazdığı ‘Rossum’un evrensel robotları’ adlı oyununda ilk kez suni
bedene sahip varlıklara ROBOT adı verilmişti. Robotlar, siborglar (yarı insan -
yarı robot) ve humanoidlerin evrimini; Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’
araştırmacılarının geliştirdiği COG adlı insan şeklindeki android, 3 boyutlu
yapay bir başa sahip KISMET, NASA Uzay İstasyonu’nda insan için tehlikeli işleri
gerçekleştirmek üzere hazırlanan ROBONAUT, IBM firmasının geliştirdiği DEEP BLUE,
Stanford Araştırma Enstitüsü’nün Pentagon için hazırladığı SHAKEY, IS
Robotics’in hazırladığı URBAN ROBOT, Michel Desgeorges, beyin tümörü
ameliyatlarında yön buldurucu robotu, Sony’nin ürettiği ilk koşan robot QRIO,
Honda’nın yaptığı insan robot ASIMO, Büyük piramitteki kapalı olan dehlizin
gizemini çözmeye çalışan ve esrarengiz kapıya takılarak geçemeyen PYRAMID ROVER,
Japonların futbol oynayan robotları, Sony’nin hazırladığı ayaklı robot AIBO,
Ameliyatlarda kullanılan ROBODOC’lar, robot tırtıllar oluşturuyorlardı...
Ancak, sağduyu kurallarının tüm listesinin belirlenmesi halinde insan-robot
humanoidlerin insana en yakın olanı üretilebilecekti.
Düzenek hazırlanmıştı. Tüm dünya insanları televizyonlarından olayı canlı
izliyordu.
Hazırlanan düzenek şöyleydi;
Günlerce sürecek çalışma için hazırlanan odada; bir çalışma masası, masanın
üzerinde özel olarak tasarlanmış masa üstü bilgisayarlarına benzer bir makine,
yorulunca dinlenmesi için içinde bir kanepenin de bulunduğu oturma grubu
bulunuyordu. Bu oda; birkaç basamakla aşağıya inilen daha düşük kottaki daire
şeklinde bir platforma bakıyordu. Bu platform kırmızı-mavi renkli ışıklarla özel
olarak ışıklandırılmıştı. Odaya açılan, ihtiyaçlarını giderebileceği bir banyosu
vardı. Yiyecekleri içeriye, kapalı bulunan kapısındaki, minik bir bölmeden
bırakılıyordu.
Günlerdir bu odada yalnızdı. Odasının çeşitli noktalarına yerleştirilmiş
kameralarla tüm dünya tarafından izleniyordu.
Ve büyük gün gelmişti. Büyük sınav günü...
İçeride kurulan bu düzeneğe, dışarıdaki dünya insanları bileklerindeki
mikroçipler aracılığıyla sinyallerini göndermeye başlayabilirdi.
Sistem şöyle işleyecekti; dairesel platformda silikon derileri ve yapay kas
dokuları oluşturulan, biri erkek diğeri kadın, bir çift humanoide şimdiye dek
hazırlanan tüm sağduyu kurallarının modifikasyonu yapılacaktı. Ancak yetersiz
olan bu sağ duyu kurallarına her bir dünya insanın katkısı beklenecekti.
Her dünya insanı bir tek sinyallik, tek bir kelimeyi sisteme gönderecekti.
Gönderilen kelimeler sistemde toplanacak, duygu karşılıkları önceden belirlenen
ve tüm dünyaya da duyurulan sınıflara yerleştirilecekti. En son dünya insanının
göndereceği sinyalle, sonuçlar belirlenecek ve dairesel platformda oluşmaya
başlayan kadın ve erkek humanoide doğru gönderilecekti.
Bu duygular; oluşturulan humanoidlerin karakterlerini belirleyecekti.
Oluşturulacak bu humanoidler üreyebilecek yapıda olacaktı. Nöron
modifikasyonları dahil, sitemdeki tüm detaylar çözümlenmişti. Yapılan bu deney
kimilerine göre Tanrıya bir eş koşum olarak görülse de günlerce yapılan
tartışmalarla, bunun insanlıkça verilebilecek en büyük sınav olduğu kanaatine
varılmıştı.
Dünyanın tüm duyarlı insanları günlerce uykusuz kalarak gönderecekleri ‘tek
kelime’ yi düşünüyorlardı. Minik bir kız çocuğu annesine sordu;
-Anne hangi kelimeyi göndereyim?
-Sen karar vermelisin yavrum, ne göndermek isterdin?
-Pamuk-şeker.
-O zaman, onu gönder.
Kelimeler gelmeye ve sistemde birikmeye başlamıştı.
.............
(Yazarın notu: Yazar burada duraklar. Kelimeler geldikten sonra yazmaya devam
etmelidir, sistem için e-posta adresi: humanoid888@yahoo.com)
|