|
Bilinen Yaşam Biçimleri
Parkı görevlilerinden Scanik gözüne inanamadı... İki uzun elinin orta
parmaklarını yarım daire biçiminde büktü, sarımsı yeşil renkli oval yüzünde,
bir kulağından diğerine uzayan geniş gözünü ovaladı eski bir alışkanlıkla.
Gördükleri, yine inanılmazdı!
İnsanların 2338 yılında terk ettiği Ardün Gezegeni’nde
üretilip, robotip olarak adlandırılan robot, yere düşen ekoya yaprağını alıp
koklamış ve koklamayı sürdürüyordu. Bildiği kadarıyla robotiplerin koku alma
özellikleri yoktu. Ziyaretçi kalabalığı arasında Scanik’in dikkatini çeken
bu görünüm, kalabalık biraz aralanınca, daha da inanılmaz bir görünüme
dönüştü!
Robotipin yanında,
tıpkı insan yaratıcılarının dişisi görünümünde bir robot daha vardı. Görüntü
bununla da sınırlı değildi... Küçük modeli gibi görünen bir başka robotip
koşarak dişi görünümlü robotipin boynuna sarıldı. Dişi robotip, küçük
robotipin tepesindeki saç görünümlü kabarıklığı okşarken, dudakları
aralandı, bir şeyler söyledi... konuşuyordu sanki... Konuşmak robotiplerin o
güne dek bilinmeyen, en azından Scanik’in görüp-duymadığı bir başka
özelliğiydi...
Scanik, gördüklerine
inanmakta hala zorlanıyordu. Robotipler, inanılmaz biçimde yaratıcıları
insanlar gibi konuşuyordu! İnsanlardan duyduğu bir sözü anımsadı gülerek:
“İnsan her gün yeni şeyler öğrenebilir.”
O sözü duyduğu
insanların son örnekleri olduğu düşünülüp, parkta özenle korunan insanlar,
63 yıl önce Ardün Gezegeni’ni terk etmişti.
Ardün’den ayrıldıktan sonra
robotipleri üretmemişler, üretememişlerdi! Hele Scanik’in gözüne
inanamayarak, yaptıklarını şaşkınlıkla izlediği robotipleri hiç
üretmemişlerdi! Ya da Scanik’in bu üretimden haberi yoktu. Gördüğü
robotipler standart robotiplerin yapmadıklarını yapıyor, ekoya yapraklarını
koklayıp, birbirlerinin boynuna sarılırken, konuşuyorlardı...
Ardün Gezegeni doğal
ömrünü tamamlayamadan, 2340 yılında 4318 km çaplı Hybera Gezegeni’yle çarpışmış, irili ufaklı parçaları önce
galaksiye, sonra da uzayın derinliklerine dağılarak yok olmuştu. Ama 2401
yılında, Econa Gezegeni’ndeki Bilinen Yaşam
Biçimleri Parkı’nda; yaratıcıları insanlar özenle korundukları yaşam
birimlerinde zoraki konukken; yarattıkları 3 robotip parkı ziyaret etmekle
kalmayıp, yere düşen bir ekoya yaprağını alıp kokluyordu. Üstelik birisi
dişi, diğeri çocuk görünümlü iki robot daha vardı.
Scanik gülümseyerek
ince, oval başını iki yana salladı. Bu bir şaka olmalıydı! Galaktik bir
şaka. 2401 yılında bile şaka yapmayı unutmayan canlılar yaşıyor, evrenin
sürprizlerinin sonu gelmiyordu...
Scanik haklıydı. 2295
Yılı’nda bir şaka yapılmıştı. Ama Scanik’in sandığı biçimde değil. En uzak
olasılıkları hesaplayıp uyaran, elektronik temelli beyninin
tek hücresinin bile hesaba katmadığı bir
şaka yapılmıştı.
Ardün Gezegeni’nde
yaşam sona ermeden, bazı üretim sorumlularına kızan genetik bilimci
Mendelion; üretim analistleriyle sürekli çekişen elektronik programcısı
Iroha ve üretim sorumlusu Neodim’le işbirliği yapmıştı. Kendilerine
inanmayanlara bir ders vermek istiyorlardı. Robotiplerin bazılarının
beyinleri ve iç donanımlarını; zara sahip, basit hücre yapısının
gelişebileceği sistemle değiştirip, elektronik programlarını da sistemi
yaşatıp, geliştirebilecek biçimde değiştirmişlerdi. Bu değişikliklerden
Mendelion, Iroha ve Neodim dışında kimsenin haberi yoktu.
Robotiplerin zamanla
değişen davranışlarını kimsenin fark edecek hali de yoktu o günlerde. Fark
edenler de üzerinde durmamıştı. Ardün’ün 45 yıl sonra, 2340 yılında yok
olacağını biliyorlardı. Yaşabilecekleri yeni bir gezegen
bulmakla o kadar meşguldüler ki, standart
görevlerini aksatmadan yerine getiren robotiplere fazla dikkat etmiyorlardı.
Değiştirilen 224
robotip, bu rahat ortamda bir yandan standart görevlerini harfiyen yerine
getiriyor; diğer yandan gelişimlerini sürdürerek; ilk insanımsıların ve
giderek ilk insanların düşünme ve uygulamalarına benzer temel bir yapı
geliştiriyorlardı. Bu gelişim, doğal evrim gibi milyonlarca yıla
gereksinmeden, aralıksız ve hızlı bir biçimde sürerken; ortaya Neandertal
benzeri zekaya sahip; meraklı, düşünen, yaşama içgüdüsüyle davranan, sürpriz
robotipler çıkıyordu.
2339 yılında, gereksiz
ağırlıklar olarak görülen 318 robotip, -ki aralarında 224 robotip de vardı-
Mendilion, Iroha, Neodim ve destekleyenlerinin karşı çıkmasına rağmen,
azot esaslı atmosferi ve doğal ortamıyla, insanlar için yaşanmaz sınıfına
giren Nevron Gezegeni’ne bırakıldı.
Mendilion, Iroha,
Neodim ve 38 yandaşı dışındakiler için asıl amaç; 3810 ışık yılı uzaklıktaki
Serium adlı, hidro sınıfı gezegene bir an önce ulaşabilmekti ve bu amaç
yolculuğunda her robotip artı, hatta gereksiz bir yüktü! Olur da bu
yolculukta hesaplamayıp-düşünemedikleri, hatta öngöremedikleri bir nedenle
Serium’a ulaşamaz, insanlığın belki de son temsilcileri olarak yok
olurlarsa; diğer yaşam biçimleri ve uygarlıklara bir iz bırakıp; bir
zamanlar insanlar da yaşadılar diyebilmek için, 318 adet robotiple birlikte
insanları anlatabileceklerini düşündükleri bazı kültürel örnekleri Nevron’a
bırakmışlardı.
Bu nedenle, Mendilion,
Iroha, Neodim ve 38 yandaşının itirazlarına aldırmadılar. Bütün bu
tartışmaları yaparken ana gruptan her geçen saniye uzak düşüp, oldukça da
geciktiler. Gecikmelerinin getirdiği insani telaşla, çevrelerine de fazla
dikkat etmediler. Nevron Gezegeni’nin azot esaslı seyreltik atmosferi, doğal
ortamıyla insanlara yaşam şansı tanımıyordu. Ama yüzeyin alt tabakalarında,
donmuş toprağın altında, donmuş su kaynakları vardı.
Scanik, 94 yıldır
parkın koruma ve bakım görevlilerinden birisiydi. Galaksinin, evrenin
ulaşılabilen her yerinden getirilen birbirinden ilginç, çok farklı
canlılarını ve bir o kadar ilginç ziyaretçilerini görmüştü. Ama hiçbiri,
robotipler kadar şaşırtmamıştı Scanik’i.
Scanik 94 yılın
alışkanlığıyla tüm zamanını, sabahlarını çift
güneşin aydınlattığı parkta geçiriyordu. Bu kez bütünüyle kendisine
ait saatlerini, robotipleri izlemeye ayırdı.
Önce, robotipleri
izlerken o birim senin, bu birim benim dolaşacağını sanıyordu. Hatta, tamamı
ancak 4 günde -ki, bir Nature günü yaklaşık olarak 34 dünya saatiydi-
dolaşılabilen parkta, bu gönüllü izlemenin günlerce süreceğini düşündü. Ama
yanıldı. Robotiplerin önceden belirlenmiş bir hedefleri olduğu, kısa sürede
ortaya çıktı.
Robotipler ilk
birimlerde fazla oyalanmadılar. Bazılarına şöyle bir bakıp, insanların
bulunduğu bölüme doğru giderek hızlanıp parkı dolaşmaya başladılar. İlk
bölümden sonra adımlarını hızlandırmakla da yetinmediler. Manyetik alan
üstünde parkı dolaşan, ziyaretçi trenine bindiler. Scanik’de hiç tereddüt
etmeden onları izledi. Scanik’e nereye gideceklerini söylememişlerdi!
Aslında Scanik’in farkında bile değillerdi. Belki de farkındaydılar, ama
bunu önemsemiyor görünüyorlardı! Zaten şaşkınlıkla izlediği sahne dışında,
konuştuklarına da şahit olmamıştı. Scanik’le konuşsalar bile nasıl
anlaşacaklardı ki? Galaktik dil çeviricisi anlaşmalarını sağlayabilecek
miydi?
Robotipler galaksiye
ait değildi. Tıpkı yaratıcıları, insanlar gibi. Ama o an bütün bunları
önemsemiyordu. Nereye gideceklerini artık biliyordu ve oraya onlardan önce
ulaşmalıydı. İkinci bölümde ziyaretçi treninden inip, yalnız park
görevlilerinin kullandığı özel hatta yöneldi. Ziyaretçi treni hala ikinci
bölümdeyken, Scanik çoktan insanların bulunduğu bölüme ulaşıp, birimin
kontrol odasında Robotipleri beklemeye başladı.
Kontrol odasındayken
Robotipler kendisini göremezdi. Bu önlemi zorunlu olarak aldı. Robotipleri
henüz yeterince tanımıyor, neler yapabileceklerini bilmiyordu. 118 yıllık
yaşamının en ilginç karşılaşmasında, işini şansa bırakamazdı. Şansa
bırakmamayı düşünmesi, yeni bir uyarıyı getirdi aklına. “Belki de,
Robotipler parka yalnızca ziyaretçi olarak gelmemişlerdi! Yaratıcılarına bir
şans tanımak için parka gelmiş olabilirlerdi... olabilir miydi?”
Önce, başını sallayarak
güldü bu düşüncesine. Sonra elektronik temelli beyninin; “Ya küçük de olsa
böyle bir olasılık varsa?” uyarısıyla ürperdi. Ürpertisi paniğe dönüşüyordu
ki, kendini teselli etti. Tamamı 3 Robotip. Parktan yere düşmüş bir ekoya
yaprağını bile habersiz dışarı çıkaramazlardı. Üstelik, o Scanik’di. 118
yaşında, ömrünün baharını yaşayan Scanik ve yalnızca, bazı bakım-kontrol
işlerinden sorumluydu. Robotiplerle ilgili düşündüğü gibi bir olasılık söz
konusuysa bile; yalnız üstlerine karşı, olanları ve belki olabileceğini
düşündüklerini bildirme sorumluluğu vardı. Tek yapması gereken, beyin
uyarıları ve düşündüklerini bir üst sorumluya iletmekti. Scanik’de öyle
yaptı.
Üst sorumlu Senora’nın
ekrandaki görüntüsü neşeliydi.
- Evet Scanik. Sen beni
çok ender ararsın. Ne oldu?
- Haklısınız Bay
Senora. İlginç bir şey... ilginç olduğunu sandığım bir beyin uyarım,
düşüncem var. Uzak olasılık, ama yine de size bildirmek istedim.
- Uzak olasılıkları
araştırmak, Econia Gezegeni’nin temel kuralıdır, iyi yaptın. Beynimin
uyarısı dediğin şey nedir? Scanik Robotipleri gördüğü ilk andan, o ana değin
yaşadıklarını bir bir anlattı Senora’ya. Senora; “Haklı olabilirsin.
Gerçekten ilginç, çok ilginç! İncelemeye-araştırmaya değer. Hatta gerekli.
Ben hemen bölüm başkanını arıyorum. Teşekkürler Scanik” derken, Robotipler
birimin önünde göründüler. Scanik yeniden Senora’yı aradı. “Geldiler.”
“Anlaşıldı Scanik. Gözden kaçırmadan izle onları.”
Scanik pür dikkat
robotipleri izlerken, ekranda Senora göründü. “Scanik. Bay Brathien işi
şansa bırakmak istemiyor. Robotipleri hemen kontrol altına alıyoruz.” Scanik;
“Anlaşıldı Bay Senora” derken, metrelerce yukarıdaki petek kontrol
gözlerinden süzülen yeşil ışık, 3 robotipi kuşatıp, hareketsiz bıraktı.
Bazı ziyaretçilerin şaşkın bakışları arasında gözlerden kaybolup, kontrol ve
denetleme merkezine ışınlandılar.
Scanik rahatladı,
arkasına yaslanıp dahili beslenme sisteminin natura kokteyl butonuna bastı.
Ekrandaki görüntülere aldırmayıp birkaç uzun adım attı. Tek yönlü kristalize
transparan metal yüzeye yaklaşıp, adlandırmakta zorlandığı karışık
düşüncelerle insanları izlemeye başladı.
Robotipler, dahili
transfer sistemiyle ışınlandıkları kontrol merkezinde eski hallerine
dönüşürken sıkıntılı görünüyordu. Transfer tamamlanınca, sorgu bölümüne
alındılar. Görevli olmadığı halde Scanik’de sorgu grubuna çağrıldı.
Sorgunun beyinsel
iletişimle mi, yoksa anımsatma yöntemiyle mi yapılacağı tartışması uzun
sürmedi. Oylama, anımsatma yöntemi lehine sonuçlanınca; robotipler
üretimlerinin başladığı 2273 yılından
sonraki yaşamlarıyla ilgili, Econia Gezegeni yönetiminin elindeki bütün
bilgileri film gibi izlerken; sorgu grubu da robotiplerin tepkilerini
izleyip, değerlendirmeye başladı.
Bilgisayarların
tespitleri-kayıtları sürerken, sorgu grubu düşünceliydi. Standart
robotiplerle ilgili bilgiler, sorgulanan robotiplerin tepkileriyle
örtüşmüyordu. Görsel sunuş ve anımsatma sürerken; bilgisayarlar önceden
belirlenen özelliklerden çok, yeni belirlenen özelliklere dikkatleri
çekiyor, izleyenleri sık sık uyarıyordu. Sonunda ekranda robotiplerin
Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı’nda, yaratıcıları insanların özenle korunduğu
birimin önünde görünmesiyle, görsel sunuş ve sorgunun birinci bölümü sona
erdi.
Robotipler sessiz ve
düşünceli görünürken, sorgu grubu başkanı Vathien, Scanik’e döndü.
- Haklıymışsın Scanik.
Bunlar bildiğimiz standart robotiplerden değil. Tepkilerini ölçtük. Sıra
amaçlarını öğrenmeye geldi. Ama şimdi beslenme zamanı. Sahi, robotiplerin
beslenme... yani bakıma gereksinimleri var mıdır sence?
- Bence, ben
bilmiyorum. Bildiğim, standart robotiplere insanların zamanıyla haftada bir
enerji yüklemek gerekiyor. Ama bunlar, standart değil ki… Sonra…
- Sonra ne Scanik?
- Bu... bunlar
konuşuyor galiba… neden onlara sormuyoruz?
- Konuşuyorlar mı? Bunu
daha önce neden söylemedin?
- Özür dilerim. Sorguda
her şey anlaşılır diye, ukalalık etmek istemedim.
- Neyse! Zaten sırada
iletişim taraması var. Bakalım yarı elektronik görünen beyinlerinde başka
neler var? Sonra da konuşmayı deneriz. Şimdi beslenme zamanı.
Elithien
dayanamadı!
- Bence tatilimizi
burada geçirip, bir an önce sonuç almaya çalışalım. Park tarihinin en ilginç
anında, tatilin sırası mı şimdi? Bu rutin bir görev değil Vathien. Park
tarihine adlarımız platin harflerle yazılabilir. Hatta yazılım süreci, bence
başladı bile... Belki de sorgu bitmeden, robotipler iletişim kurulamaz
derecede zayıflar. Hatta onları bütünüyle kaybedebiliriz. Özelliklerini tam
olarak bilmiyoruz henüz. Önce bunu öğrenmeliyiz bence. Vathien’in tereddütü
kısa sürdü.
- Haklısın olabilirsin
Elithien. İşimizi şansa bırakmayalım.
Oylama, 14 de 14 kabul
çıktı. Dahili beslenme ve bakım ünitesinden alınanlar içilip-yiyilirken,
robotiplerle sesli iletişim kurulmaya çalışıldı. İletişim sesli kurulamadı.
Robotipler soruları beyin dalgalarıyla yanıtladılar. Böylece, otomatik
beyinsel iletişim kuruldu, galaktik dil çeviricisi devreye girdi.
Robotipler,
yarı organik besleniyordu. Koşulların elvermediği durumlarda, en yakın
kaynaktan enerji yüklemesi yapıyor, dönüşüm sistemleri de organik beslenme
gereksinimlerini karşılıyordu. Ama o an için beslenmeye gerek duymuyorlardı.
Standart robotiplerden farklı olarak, Econia zamanıyla 4 günleri daha vardı.
Econia Gezegeni ve Ekolane Sistemi’nde enerji yükleyebilecekleri kaynakları
da boldu.
Vathien rahatlayıp,
neşelendi. Natura kokteylinden iri bir yudum alırken, neşesi sesine yansıdı.
- Neyse ki robotipleri
kaybetme riskimiz yok. Sistemimiz için üretilmişler sanki! Bu iyi, çok iyi.
Her şeyi öğrenmek için yeterli zamanımız olacak.
Vathien’in üç
parmağının ikincisi sesli iletişim kanalını kapatma butonuna uzanırken,
fısıltı halinde uzun kulaklarına ulaşan iki heceyi duyunca; ince, uzun eli
havada asılı kaldı. “İnsan.” Ardından Scanik’in heyecanlı sesi duyuldu.
“Konuştu, konuşuyor. Söylemiştim size.”
Elithien,
dil çeviricisinin sesini yükseltirken sordu: “Ne
dediniz robotip? ” Yanıt netti: “İnsan.”
Robotiplerin insanlar,
yaratıcıları insanlar için geldikleri belliydi. Bu artık kesin olarak
biliniyordu. Tam da insanların yaşam biriminin
önünde yakalanmışlardı. Ama neden? Eğer
yakalanmasaydılar, ne yapacaktılar? O ana değin sorgulanmalarına rağmen,
“Neden?” sorusuna henüz yanıt alınamamıştı.
İletişim
kanalını kapatıp, “insanlar için geldikleri belli,” dedi Vathien. “Hepsi 3
robotip, insanları kurtarmayı mı düşünüyorlar dersiniz? Bu çok romantik… ama çok
da mantıksız! Buradan yere düşmüş bir ekoya yaprağını bile izinsiz
çıkaramazlar.”
Elithien,
“Onlara soralım” diyerek, yeniden sesli iletişim kanalını açtı.
- İnsanları görmek
istiyorsunuz. Peki neden?
Robotip: “Neden mi? Bu bir
soru sanıyorum” dedi ve bir süre sustuktan sonra ekledi. “Biz merak ediyoruz.”
- Merak ediyorsunuz?
- Evet. Yaratıcılarımızı
merak ediyoruz. Bizler, diğer robotiplerden farklıyız. Onlar merak etmezler.
Yalnızca programlandıkları görevleri için çalışırlar.
- Sizler mi? Sizler gibi
başka robotipler de mi var?
- Evet. Nevron
Gezegeni’nde. Crezonlar, yaratıcımız insanları yakaladıklarında
yüzlerce olan sayımız, şimdi binlerce.
- Binlerce düşünen,
düşündüklerini uygulayan robotip var öyle mi?
- Bütün robotipler bizim
gibi değil. Biz Econia’ya gelmek için Nevron’dan ayrıldığımızda 8792 robotip
vardı. Geçen zamanda ne kadar çoğaldığımzı bilmiyoruz.
Econia’nın bulunduğu
açıdan, Nevron’la ancak ikinci düzey ışık
hızıyla iletişim kurabiliyoruz. Bu da çok zaman alıyor. Sanırım bu açıdan,
Nevron yönünde iletişim hızını ikinci düzeye indirgeyen bir tür karşı enerji
eğrileri, belki de girdapları var. Bu nedenler iletişim hızını bir biçimde
engelliyor olmalı... Ekselior’dan sonra böyle oldu.
- Ekselior’dan sonra...
Yani Ekolane Sistemi’nin üzerinde yaşam olan, en dıştan ikinci gezegeni.
- Evet. Bilgilerim öyle
diyor.
- Bilgileriniz mi? Başka
neler biliyorsunuz? Yaratıcılarınızdan sonra nasıl çoğaldınız?
Soru, karşılıklı
bakışmalara neden oldu. Neden sonra Vathien, dişi görünümlü robotipe bakarak
sordu.
- Yoksa, yoksa üreyebiliyor
musunuz?
Robotip, gülümseyerek
yanıtladı Vathien’i.
- Yo hayır, üreyemiyoruz.
Bazı yaratıcılarımız, diğer insanların haberleri olmadan, aramızdan bazılarında
değişiklikler yaptı. İlk yaşadıkları gezegende.
- Dünya’da mı?
- Hayır biz Dünya’da hiç
olmadık. Standart üretimimiz 2273 yılında
Ardün’de başladı. Farklı olan bizler 2295
Yılı’nda üretildik. Dünyadaki, Neandertal insanlarına benzer bir yapıya ulaştık
önce...
- Sonra?
- Sonra, hızlandırılmış
evrim diyebileceğimiz gelişimimizi aralıksız sürdürdük. Hala da sürdürüyoruz.
Bizleri doğanın değil, ama yaratıcılarımızın bir şakası olarak kabul
edebilirsiniz!
“Şaka mı? Şaka olduğunu
anlamıştım zaten” diye yeniden neşelendi Scanik. Koro halindeki; “Scanik”
uyarısı neşesini yarım bıraktı.
- Evet robotip, sizi
dinliyoruz.
- Sürekli robotip demekten
sıkıldıysanız, adım Diamore.
- ..! yani, ayrı ayrı
adlarınız mı var?
- Evet Bay Vathien. Bu
bayan, Nivyera, küçüğün adı da Ohen.
Salondakiler karışık
duygularla bakışırken, “Bakalım daha neler duyup öğreneceğiz?” düşüncesiyle
Elithien gülümsedi.
- Sizi dinliyoruz Bay
Diamore.
- Teşekkür ederim Bayan
Elithien.
- Yaratıcılarımız
yakalandıktan sonra, kendimizi garip bir biçimde hissetmeye başladık. Nasıl
söylemem daha doğru bilemiyorum, ama yalnız, evet kendimizi yalnız hissetmeye
başladık. Tüm çabalarımıza rağmen, yaratıcılarımızın yakalanmasına engel
olamamıştık. Ama onları unutmamış, unutamamıştık. Sonunda onları bulmaya karar
verdik.
- Onları bulunca ne
yapacaktınız?
- Bunu düşünmedik. Bunun
için bir planımız da yoktu. Yalnızca onları bulmayı düşündük. Varlığımızı onlara
borçluyduk. Bizi onlar yaratmıştı. Belki onlar için bir şeyler yapabilir, mutlu
olmalarını sağlayabilirdik. Ama bütün bunları yapabilmemiz için, önce onları
bulmalıydık.
- Mutluluklarını sağlamak
mı? Neden mutsuz olduklarını düşünüyorsunuz? Çok özenle korunuyorlar. İnsanların
deyimiyle, bir dedikleri de iki edilmiyor.
- Nevron’dan kendi
istekleriyle ayrılmadılar ki! Aslında, Nevron’da kalmalarının nedeni de
bizlerdik. Bizleri, bir biçimde çocukları gibi görüyorlardı. Bu nedenle diğer
insanlarla tartışmışlar, sonra da Nevron’da kalıp, mutlu olmamızı sağlamışlardı.
Ta ki, Crezonlar tarafından yakalanıncaya dek.
- Diğer insanlar mı? Biz
parktaki insanların son temsilciler olduğunu sanıyorduk.
- Diğer insanların nerede
ve ne durumda olduklarını, bizler de bilmiyoruz. Onların izlerini bulamadık.
Zaten bizleri de başka kültür örnekleriyle beraber, olur da başlarına bir şey
gelirse; diğer uygarlıklara, insanlığın uygarlık izleri olarak Nevron’a
bırakmışlardı.
- Görünüşe göre, diğer
örneklere gerek bile kalmadan, yeterli izler bırakmışlar.
- Bizleri yeterli
bulduğunuz için, robotipler adına teşekkür ederim. Bizlerin mutlu olmasını
istiyorsanız; izlerini nihayet bulduğumuz insanları, yaratıcılarımızı görmemize
izin vermelisiniz. Lütfen.
- Buna biz karar veremeyiz.
Sorgu sonuçlarını, tabii düşüncelerimizi de belirterek, Genel Denetim ve Karar
Kurulu’na sunacağız. Kararı onlar verecek. Ama bence henüz yanıtsız birkaç soru
var.
- Yanıt vermek istiyorum.
- Sizleri mutlu ettiklerini
söylerken; tam olarak nelerden söz ediyordunuz Bay Diamore?
Diamore oturduğu yerden
kalktı. Bir adım atıp yan döndü ve sol eli Nivyera ve Ohen’i gösterirken
sürdürdü sözlerini.
- Bizler, organik ve
bedensel olarak üreyemiyoruz. Henüz o düzeyde evrimleşmedik. Ama insani temel
isteklerimiz, önlenemez tutkulara dönüştü zamanla. Bizlerin de; insanlar gibi
erkekleri, dişileri ve çocukları, hatta ailelerimiz olsun istedik.
Yaratıcılarımız bizleri kırmadı ve gördüğünüz gibi, biçimsel de olsa ailelerimiz
var artık. Bütün bunları da, öncelikle Bay Mendilion, Iroha ve Neodim’e
borçluyuz.
Vathien’in ince uzun orta
parmağı otomatik olarak bilgisayara yöneldi. İnsanların yaşam biriminin önce
listesini, sonra ön sıralarda Mendilion, Iroha ve Neodim’in bulunduğu
görüntüleri büyük ekrana taşırken; o güne değin pek tanıdık olmadığı bir
duyguyla sarsıldı, heyecan...
Heyecan çift yönlüydü.
robotiplerin bir çeşit intihar komandoları olmadığını belirten beyin uyarılarını
dinleyip, aralarındaki, transparan megazer kalkanı devre dışı bıraktı.
Robotipler heyecanlı adımlarla megazer kalkanın sınırına değin ilerlediler.
Nemlenmiş bakışları, Mendilion, Iroha, Neodim ve diğer insanların görüntülerine
kilitlendi.
Vathien, yerlerinde
çakılmış robotipleri izleyip, soruşturma sonuç raporunu; “Pozitif, tehlike yok”
olarak onaylarken robotiplere seslendi. “Peki. Heyecanınızı anlıyoruz! Yani
anladığımızı sanıyoruz. Resmi soruşturmanın ilk bölümü burada sona erdi. Sonuç,”
derken, robotiplerin ekrandan ayrılmakta zorlanan, nemli-buğulu bakışları
Vathien’e yöneldi.
Vathien: “Sonuç pozitif.
Yani tehlike yok, olumlu. Büyük bir olasılıkla yaratıcılarınızla görüşmenize
izin verilecek. Ama izninizle, soruşturma dışı bir
sorum var.” diyerek, diğer üyelere baktı. Üyeler sessiz kalınca, sözlerini
sürdürdü.
- Anladığım kadarıyla kendi
gemileriniz yok. Econia’ya nasıl gelebildiniz Bay Diamore?
Diamore; “Kolay olmadı Bay
Vathien” derken sendeledi. Geriye doğru birkaç adım attı, tabandan yükselen
oturma ünitesinin arkalığına yaslanırken sözlerini sürdürdü.
2340 yılında,
yaşam tarayıcıları olarak adlandırılan Crezonlar Nevron’a geldiklerinde;
insanlarla birlikte yüzey altında yaşıyorduk. Nevron Gezegeni’nin azot esaslı
atmosferi ve doğal ortamı, insanların yüzeyde yaşamasına izin vermiyordu.
Yüzeyde hiç eksilmeyen fırtınalar, -118Co’lik
ısı, hava girdapları da insanların lehine değildi. İnsanlar, yaşam alanlarını
yüzey etkilerinden arınmış birimlerde değil, toprağın derinliklerindeki
mağaralarda kurdular. Yaşam birimleri, hem yüzeyin 35-70 metre altındaki donmuş topraklara, hem de 35-350 metre derinlikteki donmuş su kaynaklarına daha
yakındı. Yeraltı
birimleri tünellerle birbirlerine bağlanmıştı. Uzay
gemileri de yeraltında inşa edilen alanın girişindeydi. Ama bizler gemiyi
kullanacak düzeye henüz ulaşmamıştık.
Crezonlar bir kez yaşam
belirleyince, yörüngede dolanan ana gemilerinden sürekli Nevron’a akınlar
düzenlemeye başladılar. Bizler yüzeydeki olumsuzluklardan etkilenmiyor,
Crezonların çabalarını sürekli boşa çıkarıyorduk. Sonunda tüm güçlerini
insanlara yönelttiler. İnsanların yaşam birimlerinin çoğunu yok ettiler. Böylece
yüzeyde yaşama şansı olmayan insanları, uzun uğraşılardan sonra ele geçirdiler.
İnsanlar kaybettiklerini anlayınca, bizleri
sakladılar. Robotipler olarak tüm ümitsizliğine rağmen Crezonlara engel
olabilmeyi düşündük. Ancak emirler kesindi. Umarsız, öfkeli bakışlarla,
bir şey yapamadan izlediğimiz Crezon avcı gemileri Nevron atmosferinde gözden
kaybolurken, ümitlerimiz de kayboluyordu. Sonunda, görünen yalnızlığımızla baş
başa kaldık.
Sonra, yavaş yavaş
kazanmaya başladığımız insani özelliklerimizden birisi kendisini anımsattı
bizlere. Merak. Bulabildiğimiz her şeyi, yarı insani aklımızla değerlendirip,
anlamaya çalışarak ipuçları bulmaya çalıştık.
“Onları nereye götürüyorlar, onlara neler
olacak?” sorularının yanıtlarını bulabilmek tek amacımız olmuştu artık.
Bir yandan gecikip ana
gruptan sonra Nevron’dan ayrılan insanlara, hatta ana gruba, diğer yandan
Crezonlar tarafından götürülen, kendimize daha yakın bulduğumuz yaratıcılarımız
insanlara ulaşmaya çalışıyorduk. Bu çabalarımız uzun zaman aldı. Sonunda,
bilgisayarları kurcalarken, yaratıcılarımızdan yayılan ışınımlara ulaşabildik.
Işınımlar, zayıf sinyaller halinde dünyalar, yıldızlar ve sistemlerin karşılıklı
çekim gücü ve etkileşimlerine göre eğriler çizerek ulaşıyordu, hala çalışan
birkaç bilgisayar sistemine.
Sistemlere tüm verileri
yükleyebilmemiz daha da uzun zamanımızı aldı. Ama değdi. Verileri, dört boyutlu
analitik tanımlama sistemine yüklemeyi başardık sonunda.
Ekolane Sistemi’ndeki Econia Gezegeni’ydi hedefimiz.
Uzay gemilerini
henüz kullanamıyorduk.
Ayrıca, gemi bizlerin onaramayacağı düzeyde
zarar görmüştü. Yine de deneyecektik. O günlerdeki tek şansımız gibi görünen
gemiyi kullanabilmeyi, insani bir duyguyla, ümit ediyorduk.
“Neden, diğer insanlardan
zayıf da olsa benzer sinyaller alıp, yerlerini belirleyemiyoruz?” sorumuza yanıt
ararken; en azından birkaçımızı yanına almaya çalışanlarla tartışırken, ana
gruptan gerilerde kalıp, Nevron’dan geç ayrıldıklarını anımsadık. Belki de,
korktukları başlarına gelmiş, hedefledikleri Serium Gezegeni’ne ulaşamadan yok
olmuşlardı! Yanıtı bilmiyorduk. Ama Nevron’dan nasıl ayrılacağımızın yanıtı,
biraz ilerimizden bize bakıyordu. Çözümü, kapalı
ekranlara bakarken bulduk.
İnsanların vazgeçemedikleri
eşyaları arasında aynaları da vardı. Karşılarına geçip, neye benzediklerini
görüp, beğenmedikleri yönlerini düzeltebildikleri, bakanların sanal
görüntülerini, aynen yansıtan aynaları vardı.
Scanik dayanamadı: “Ayna
nedir?” diye sordu. Yanıt Vathien’den geldi: “Kapsama alanına giren her şeyi,
sanal olarak yansıtan parlak yüzeyler.” Yine dayanamayıp; “Ayna dedikleri bizde
de var” diyen Scanik’in sözleri yanıt bulamazken, Diamore tamamladı: “Evet,
genel olarak söylediğiniz gibi de tanımlanabilir. Ama insanların çoğu hala
kristal cam yüzeyleri yeğliyor.”
- Sonra neler yaptınız
Diamore?
- Sonrası daha kolaydı. En
azından öyle düşünüyorduk ve düşüncemizde de haklı çıktık.
- Nasıl?
- Yavaş yavaş oluşan insani
özelliklerimize, zaman zaman aynalara bakmak da eklenmişti. Bu da çok hoşumuza
gidiyordu. Özellikle de dişi robotiplerin! Bulabildiğimiz aynalar ve benzeri
yüzeylerin karşısında, kendimizi o güne değin incelemediğimiz biçimde; ince
eleyip, sık dokuyarak değerlendirdik.
Yaşam tarayıcısı Crezonlar
bile, bizleri yarı elektronik metal yığını robotlar olarak görmemişlerdi. Belki
de yeni bir yaşam biçimi olarak değerlendirip, ele geçirmeye bile çalışmışlardı.
Ama bir robotipi yakalamak zordur. Düşmanın eline geçmektense, kendini yok eder.
Neredeyse, bilinen tüm yaşam biçimlerini tanıyan Crezonlar bile bizi
garipsemediklerine göre; uzay yolculuğu yaparken karşılaşacağımız yaşam
biçimleri, hiç garipsemezler diye düşünmeye başladık. Üstelik uzay yolculuğu
yaparken, metalik görünümlü giysilere sık rastlanıyordu.
Ancak her adım, yeni bir
sorunu da karşımıza çıkarıyordu. Nevron’dan kendi olanaklarımızla
ayrılamıyorduk. Galaksi ulaşım kanalından, en
yakın turistik alana gidebilmek için modül gemi de isteyemiyorduk. Teknik olarak
isteyebilirdik, ama onlara ödeyecek kredimiz yoktu. Kredilerin ne olduğunu, ne
işe yaradıklarını biliyorduk, ama o güne dek kullanmadığımız kredileri nasıl
elde edeceğimizi bilmiyorduk.
Bay Mendilion, Iroha,
Neodim ve diğer insanlar Crezonlar tarafından yakalanıncaya değin, Nevron’da
diğer uygarlıklarla kredi gerektiren iletişim kurulmamış, kredi de hiç
gerekmemişti. Ama artık gerekiyordu. Kredi ya da, kredi yerine geçebilecek,
düşündüğümüz yolculuğu gerçekleştirebilecek başka değerler gerekiyordu bize. Bu
sorunun oluşturduğu karamsarlık, hepimizi kuşatmak üzereyken, toplanıp bir karar
vermeye çalıştık.
Yanıt, hiç beklemediğimiz
“maden, madenler” diyen, yeni kuşak robotip Young’dan geldi. Young, yer altı A
düzeyi laboratuarında, 350 metre sonrası analitik tarama programında görevliydi ve anımsadığı bir cümle,
bizi buraya getiren yolculuğun kayıp anahtarıydı... Artık kayıp değildi,
anahtarı bulmuştuk; maden ve madenler. Evrenin her köşesinde, temel yapı olarak
aynı özellikleri ve farklı değerleri taşıyan madenler.
Young bununla da kalmadı,
başka bilgiler de anımsadı. Görevli standart robotipler,
ne işe yaradıklarını düşünmeden, madenleri elde edip,
önceden belirlenen yerlerde topluyordu. Sonra madenler Cyrona Sistemi’nin Xrona
Gezegeni’nde bulunan Metalunion Şirketi’ne gönderiliyordu.
Hala çalışır durumdaki
sistemlerden, Metalunion Şirketi’ne kolay ulaştık. Stokları bildirip, Ekolane
Sistemi dahil, geçerli olacak kredi istediğimizi bildirdik. İsteğimiz
karşısında: ”Uzun zamandır aramıyordunuz” diyerek önce şaşırdılar. Sonra da,
neden daha önceki alışverişlerde olduğu gibi takasla Nevron’da olmayan
madenlerden değil de, kredi istediğimizi sordular. Şaşırmakta haklıydılar. O
güne dek takaslarda hiç kredi istenmemişti. İnsanların kredi istememelerine
alışkındılar. Ama şartlar değişikti ve insanların istediği, çoğunun ne işe
yaradığını pek bilmediğimiz takas değerleri değildi bize gerekenler. Bizlere
gereken krediydi. Yolculuk boyu gerekli olacak kredi ve krediler.
Zaman kaybetmeyi hiç
istemiyorduk. Yaratıcılarımız insanların Crezonlar tarafından yakalandığını,
onlara ulaşabilmek için de krediye gereksindiğimizi, bütün açıklığıyla anlatan
mesajımızı kısa sürede yanıtladı Metalunion Şirketi yetkilileri.
Yanıt, bir başka sorunu da
beraberinde getirdi. Nevron, standart yaşam alanı barındıran bir gezegen değildi
ve galaksilerde geçerli olan kredi sistemleri dışındaydı. Metalunion Şirketi’ne
satılan cevher ve madenler neye göre, nasıl kredilendirilip, bize neye göre
ödeme yapılacaktı? O aşamaya değin en zor görünen sorunla karşılaşmıştık. Daha
da kötüsü, Econia Gezegeni’ne gitmek ve dönmek mümkün olacaksa; insanlarla
beraber dönmek için ne kadar, hangi tür kredi gerekecekti? İşte bunu
bilmiyorduk. Metalunion’a güvenmek zorundaydık!
Zaman zaman bazı
robotiplerin kendilerini yaratıcıları kadar, hatta onlardan daha değerli bulup
böbürlendikleri oluyordu! Ne de olsa insani yanımız yavaş yavaş gelişiyordu...
Ama bu sorunumuza çözüm aradığımız o günlerde, bu düşünce hiçbirimizin aklının
ucundan bile geçmiyordu.
- Evet. Bu sorun, zor bir
açmaz gibi görünüyor. Burada olduğunuza göre, sizi fazla hafife almışlar
sanıyorum.
- Hafife almak... Evet Bay
Vathien. İnsani bir deyim, ama gerçekten de bizi biraz hafife almışlardı o
günlerde. Sizin de bu insani deyimi bilmeniz ilginç doğrusu.
- Bay Diamore, insanlar
61 yıldır bu parkta. Bu zamanda insanlar
hakkında daha çok bilgi edindik.
- Doğru ya, bir an
düşünemedim işte!
- Bir an... doğrusu bir an
çözümsüz görünen sorunu, nasıl çözdüğünüzü merak ediyoruz.
- Evet. Söylediğiniz gibi,
çözümsüz görünen sorun karşımızdaydı. Ama bizi fazla hafife almışlardı.
Avladığı hayvanların etiyle
beslenen, derisiyle örtünürken, kemiklerini silah olarak kullanan insanlığın,
uzak geçmişinde kalan bu ilkel yaşamı, 2121 yılında terk ettikleri Dünya’nın
bile çok uzak zamanlarında kalmıştı. Artık zaman, aynı
insanlığın uzayın dört bir yanında, doğal ortamlarındaymış gibi rahat dolaştığı
yıllardı. Bütün bunları gerçekleştiren yaratıcılarımız aramızdan ayrıldıktan
sonra, birlikteyken fazla farkında olmadığımız, onlardan aldığımız yeni
özelliklerimiz birer birer ortaya çıkıyordu.
- Bu durumda, kendinizde
hangi özelliği fark ettiniz?
- Tek kelimeyle… yok yok
cümleyle, şöyle söyleyebilirim: Amaç için vazgeçmemek. Var olmamıza neden
olanlara ulaşmak. Onlara olan şükran borcumuzu ödemek. Bunu yapmalıydık. Çünkü
insanlar olmadan, insanlarla beraber olduğumuz kadar mutlu olamıyorduk…
- Bunu biraz da kendiniz
için istiyordunuz galiba?
Diamore, buruk bir
gülümsemeyle yanıtladı Vathien’i.
- Doğrusu evet. İnsani
özelliklerimiz sandığımızdan fazlaydı... Yeni duygumuzun adı, ilk bakışta
zararsız görünse de, sanırım bencillikti! Şükran duygularıyla iç içe geçip
karışmış, çok insani bir duygu, bencillik…
- Sonra ne yaptınız?
- Yaratıcılarımız gibi
düşünmeye çalıştık.
- Veee…
- Sonunda ilk bilgilere
ulaştık.
- Nasıl?
- Nevron’da kendi halimizde
yaşamlarımızı sürdürürken; insanlara krediler değil, Nevron’da olmayan maddeler,
cevherler, madenler gerekiyordu. Bunun için, gerektiği zaman Metalunion
Şirketi’yle iletişim kuruluyor, serbest uzay taşıyıcısı
Bay Marocas ve ekibi, şirket adına alacaklarını
götürüp, insanların istediklerini Nevron’a getiriyordu. Sonunda Bay
Marocas’dan yardım istemeye karar verdik.
Umduğumuzdan kolay
ulaştığımız Metalunion’la iletişim kurmak için tek kanal yeterliydi. Oysa her
biri, uzay altı ve uzay üstü olarak adlandırılan 27 ana kanal daha çalışır
durumdaydı. Bu durum, ilk bakışta lehimize görünse de, değildi. Bay Marocas’a
nasıl ulaşacağımızı bilmiyorduk. Hala çalışan bilgisayarlarda bir kayıta da
rastlayamadık. Her kanalı denemek zorundaydık. Bu da zaman kaybı demekti.
Vathien heyecanını
saklamadı.
- Yaratıcılarınızı
aratmayan, yeni bir yaratıcılık daha mı?
- Yok canım. Yaratıcılık
demek çok abartılı olur. Biraz dikkat demek, daha doğru sanırım.
- Devam edin lütfen.
- Hemen kanalları denemeye
başladık. İlk denemeler ümit kırıcıydı. Günlerce, gönderdiğimiz mesajlara,
sinyallere yanıt alamadık. Sonunda 8. Kanaldan dalga boyunu değiştirip kaçıncısı
olduğunu çoktan unuttuğumuz yeni bir sinyal gönderip, sıradaki 11. Kanaldan da
sinyal göndermeye hazırlanıyorduk ki, yanıt aldık. Üstelik, görüntülü iletişim
kurmayı başarmıştık.
Ekranda Bay Marocas’ın
pembe yüzü belirdi, şaşkın ifadesi sesine yansıyıp Nevron’a ulaştı. “Sizin orada
ne işiniz var? Bay Mendilion, Iroha, Neodim ve diğerleri nerede? Yoksa artık
işleri bütünüyle sizlere mi devrettiler? İşleri büyüttüler demek! Gelecek sefere
daha büyük bir gemiyle gelmeliyim galiba!” dedi, şakayla karışık. Oysa bizim
şaka yapacak ne halimiz, ne de zamanımız vardı.
Bay Marocas, daha önce
bizleri görmüştü. Ama konuşabildiğimizi bilmiyordu galiba! Şaşkınlığı artarken,
öfkelendi. Öfkesi sesine de yansıdı ve karşılıklı konuşmalarımız sıralandı.
“Neler oluyor orada? Yoksa isyan edip, yönetimi ele mi geçirdiniz? Nedir bu, bir
tür robot şakası mı?” “Bay Marocas.” “Ne var Bay robotip?” “Şaka yapamayacak
kadar ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Ölüm kalım meselesi. Metalunion
Şirketi’nden Bay Metion’la haberleştik. Belki biliyorsunuz?” “Uzayın tüm yolları
adına, bu bir rüya olmalı! Metion’la da mı görüştünüz? Hayır bilmiyorum.
Metion’la yalnız iş olduğu zaman, gerektiği kadar görüşürüz. Ayrıca, uzun
zamandır Nevron’a gelmedim. Sizler neden söz ediyorsunuz?” “Biraz sabredip,
dinlerseniz anlatmaya çalışacağız. Size gereksinmemiz var. Bu bir ölüm kalım
meselesi. Tek umudumuz da sizsiniz." “Bana gereksinmeniz mi var? Bugüne kadar iş
yaptığımız baylar ve diğerleri nerede? Nedir bu, bir tür oyun mu?”
Vathien daha fazla
dayanamadı.
- Bu Marocas sizleri bayağı
yormuş olmalı...
- Oldukça uğraştırmıştı
bizi. İmdadımıza yine yaratıcılarımız gibi düşünmeye çalışmak yetişti de, ancak
ikna edebildik Bay Marocas’ı.
- Nasıl bir ikna?
- Bay Marocas, daha önce nakliye ücretini çift yönlü
alıyordu. Getirdiklerinin ücreti olarak, götürdüğünün yarısı kadar madeni
kendisi için alıyor, Metalunion Şirketi’ne devrederken krediye dönüştürüyordu.
Götürdükleri için de, Metalunion Şirketi anlaştıkları krediyi ödüyordu. Biz,
daha önce aldığının iki katını önerdik. Kötü bir canlı değildi Bay Marocas.
Sempatik bir Corionluydu. Ama her şeyden önce ticaret yapıyordu. Önce nazlandı,
sonra üç katını önerince razı oldu.
Ertesi sabah, soluk güneşi
Nevron’un sürekli fırtınalı, girdapların hiç eksilmediği, insan yaşamına düşman
yüzeyini aydınlatırken; sıkıntılı pembe yüzü büyük ekranda göründü.
“Merhaba robotipler. Burada
neler olmuş böyle, yükleme girişi harabeye dönmüş. Zorlukla inebildim.” dedi
şaşkın bir ifadeyle. “Olup bitenleri anlatmıştık size bay Marocas.” “Doğru,
anlatmıştınız. Peki, şimdi ne yapıyoruz?” diyerek, biraz da daha önce inanmamış
olmasıyla üzüldü. Belki de bize öyle geldi!
- Bir adım ve bir sorun
daha mı Diamore?
- Evet ama, çözümsüz değil
Bay Vathien.
- Her an burada olmanıza,
artık daha az şaşırıyorum.
- Bu bir iltifat sanırım.
Teşekkürler.
“İltifat mı, teşekkürler
mi?” diyerek neşeli kahkahası birimde çınlayan Vathien’i diğerleri de yalnız
bırakmadı. En neşeli görünen Scanik’in Econia stili gülmesi sona ermeden;
“Giderek daha çok meraklanıyorum doğrusu” diyen Vathien’in sesi yeniden duyuldu.
- Bakın, sizler de
meraklanmaya başladınız. Bir de bizleri düşünün.
Elithien, “Haklısınız” dedi, takdir eden bir ifadeyle. Hermer,
“Crezonlar neler yapabileceğinizi bilseydi; ne yapıp edip, insanları değil de
sizleri ele geçirmeye çalışırlardı her halde! Ama biraz zor olurdu doğrusu!”
dedi, neşeyle. Elithien, kızgın bir ifadeyle
uyardı Hermer’ı. “Yine düşüncesizce bir yanıt Hermer. Beyin uyarıların yeterince
doğru değil galiba! Periyodik bakımını yaptırmadın mı?” Hermer itiraz edecekken,
araya Vathien girdi. “Bayanlar, baylar konudan uzaklaşmayalım lütfen.” Sonra
yeniden Diamore’la ilgilendi.
- Evet Bay Diamore, sonra
neler oldu?
- Tam o sırada
bilgisayarlar bizi uyardı. Crezonlar yine geliyordu.
- Crezonlara rağmen
başardınız.
- Evet. Ama Crezonları yeri
gelince anlatayım isterseniz.
- Nasıl isterseniz.
- Bay Marocas’a yedek
yükleme girişinin koordinatlarını bildirdik. Gemisi girişe kenetlenip yükleme
yapılırken kontrol odasına geldi. İletişim görevlisi robotip; “Metalunion
Şirketi 120.000 platin kredi veriyor. Bu kredi, Econia Gezegeni’ne gidip
dönmenize yeter de artar bile diyorlar Bay Marocas” dedi. Bay Marocas; “Evet,
gidip dönmenize, hatta yaratıcılarınızla dönmenize de yeter. Ama sizi
kandırıyorlar! Yine de en az iki, hatta üç katını vermeliydiler. Onlar benden de
açgözlüdürler zaten” dedi. Robotip “Hatta” demiştiniz deyince, Bay Marocas:
“Aradan uzun zaman geçti. Çoğalmış olabilirler, insanlar çoğalmaya
eğilimlidirler. Ayrıca, insanların vazgeçemedikleri eşyaları her zaman vardır”
dedi.
- Bay Marocas başlarda bizi
oldukça uğraştırmıştı, aramıza katılınca hepsi unutuldu. Bu ortamda zaman
geçirmeden, neleri nasıl yapacağımızı konuştuk.
Anlaştığımız madenleri
başka türlü taşıyamayacağı için, Bay Marocas’ın gemisi bu kez iki sefer
yapacaktı. İlk sefer sorunsuz tamamlandı. İkinci sefer dönüşü kredilerimizi de
getirip, seçilen 18 robotipi en yakın turistik
alana, götürmek üzere her an Nevron’a yaklaştığını bildirdi. Heyecanla Bay
Marocas’ı beklemeye başladık.
Bay Marocas’tan önce Nevron
semalarını Crezon avcı gemileri kapladı. Haberleşme için kullandığımız sinyaller
Crezonların dikkatini bir kez kez daha Nevron’a çevirmişti anlaşılan. Ama bu
kez; insanları yakaladıklarında, yalnız insanların
isteklerini yerine getiren robotipler yoktu karşılarında.
Hala çalışanlarla
yetinmeyip, ürettiğimiz koruyucu silahlarımız vardı ve artık o silahları
binlerce robotip kullanabiliyordu. İlk yoğun birkaç saldırıyı kolaylıkla
püskürttük. Onlarca, uzaktan yüzey tarama ve yakalama sistemleriyle donatılmış
avcı gemisini yok ettik. Bir o kadar robotip de onarılamaz biçimde tahrip oldu.
Tahrip olan arkadaşlarımızın yerine, standart robotipleri üretip, dengeyi
sağlarken, aralıksız saldırıları püskürtüyorduk.
Crezonlar, Nevron’un doğal
ortamında donanımsız yaşayamıyordu. Bu da en büyük avantajımızdı. Nevron
yüzeyine yayılan robotipleri avlamakta zorlanıyor, ancak uzaktan imha
edebiliyorlardı. Yine de, kısa dinlenmeler sonrası saldırılardan
vazgeçmiyorlardı. Sanırım bu adı konulmamış tek yanlı savaşı, bir tür gurur
meselesi yapmışlardı ve mutlaka kazanmak istiyorlardı. Ama biz de kaybetmeyi,
her an gelişen aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk. Crezonlar saldırıyor,
bizler püskürtüyorduk ki; Bay Marocas aradı. Durumu görmüş, yörüngedeki ana
Crezon gemisinin görüş ve belirleme alanı dışında,
gemisini güvenceye aldıktan sonra bizi aramıştı.
En büyük avantajımız;
yüzeyin doğal koşullarından etkilenmeyişimiz, bir kez daha işimize yaradı.
Crezonlarla sonu gelmez görünen savaşı sürdüren
arkadaşlarımızla vedalaştık. 18 robotip önce Nevron’un savaşmadığımız yüzeyine
inen Bay Marocas’ın modülüne, sonra güvenli, ama uzun bir rota izleyip ana
gemisine ulaştık.
-
18 mi? Burada
yalnız 3 robotip görüyorum.
- 15 robotip Ekselior’da
bekliyor. Biz başaramazsak, gruplar halinde onlar başarmaya çalışacaklar.
Ayrıca, Ekselior’dan, Nevron’la sürekli haberleşip olan bitenleri izliyorlar.
Sorgu grubu şaşırmıştı.
Vathien takdirle karışık gülümsedi.
- Bu, bu müthiş bir...
- Plan mı Bay Vathien?
- Evet. Müthiş bulduğumu
itiraf ediyorum. Özellikle...
- Özellikle de bir robot,
daha doğrusu robotlar grubu için değil mi Bay Vathien?
- Doğrusu öyle düşünmüştüm.
- Açık sözlülüğünüz için
teşekkürler. Ama unutmayalım ki bizi-bizleri insanlar, şu an esirleriniz olan
insanlar yarattı.
- İnsanlar esirimiz değil.
Belki gönülsüz konuklarımız oldukları söylenebilir.
Sessiz saniyeler uzuyordu
ki, Elithien’in rahatlıkla karışık, sıkıntılı
sesi duyuldu.
Soruşturma dışı bir bilgilenme sorusu da benden.
- Önce insanları bulunca ne yapacağınızı bilmediğinizi,
bunun için bir planınız olmadığını söylemiştiniz. Sonra da, Econia Gezegeni’nden
insanlarla birlikte dönmeyi düşündüğünüzü söylediniz. Bu dönüşü nasıl
gerçekleştirecektiniz? Planınız yoksa bile, insani bir ümidiniz var mıydı? Çok
zor, hatta olanaksız görünse bile, bu dönüşü nasıl gerçekleştirmeyi ümit
ediyordunuz? Biraz çelişkili davranmıyor musunuz?
- İnsani özelliklerimiz sandığımızdan fazla sanırım Bayan
Elithien. Bu konuda haklısınız. İlk bakışta çelişkili görülen söylediklerim, aslında umutsuz bir girişimi anlatıyor.
- Umutsuz olduğunu bile bile denediniz. Öyle mi?
- Evet. Evet, ama yine bir insani deyim aklıma geliyor.
- İnsanları fazla benimsemeye başlamışsınız!
- Haklısınız. İnsanlar, “yaşam sürdükçe ümit vardır” diye
düşünürler.
- Siz de mi öyle düşündünüz?
- Sanırım düşündük.
Araya Vathien girdi.
- İnsanları buradan nasıl götürecektiniz? Bütün bir
gezegenle savaşmayı mı düşünüyordunuz?
Diamore buruk gülümsedi.
- Hayır Bay Vathien. Bir konuda çelişkili davranmamız,
gerçekleri bütünüyle unuttuğumuz anlamına gelmemeli. Crezonlar yakalıyor, siz
sergiliyorsunuz. Bu bizim için zor bir durum.
Bu kez Vathien biraz kızgın görünüyordu.
- Bu zor durum için bir planımız yok demiştiniz. Bu parktan
habersiz, yere düşmüş bir ekoya yaprağını bile çıkaramazsınız. Kimse çıkaramaz.
Ayrıca, düşmanca davranırsanız, koca gezegeni, üstelik tüm gücüyle karşınızda
bulursunuz.
- Düşmanca davranmıyoruz. Çözüm arıyoruz ve gücümüzün
sınırlarının da farkındayız.
- Crezonları sonraya bırakalım. Hala yaşadığınıza ve
yaratıcılarınız da yaşadıklarına göre, neyi ümit ediyorsunuz?
- Çok zor da olsa, belki anlaşabiliriz diye düşünmüştük!
- Bir anlaşma mı? Bu konu bizleri de aşar. Ama
söyleyeceklerinizi duymak isterim doğrusu.
- Parkta Econia Gezegeni’nden hiç örnek sergileniyor mu Bay
Vathien?
Kimse bu soruyu beklemiyordu. Birimde uzun bir sessizlik
oldu. Sessizliği, yine kızacağı düşünülen Vathien bozdu. Kızgın değildi ve
gülümsüyordu.
- Gezegenin her yanı onlarla dolu Bay Diamore.
- Haklısınız. Peki, siz başka bir parkta sergilenmek ister
miydiniz?
- Elbette hayır. Ancak konuya biraz tek yanlı bakıyorsunuz
bence!
- Nasıl?
Vathien’in kahkahası biz kez daha birimde çınladı. Sonra
sakinleşti. “Bu çok komik,” dedi.
- Neden?
- İşte tam da burası komik. Soru sorarken, soru sorulan
olmak!
- Sanırım konuşmalar bu duruma neden oldu. Kızdınız mı?
- Kızmadım. Ama yine de komik buluyorum. Neyse. Tek yanlı
bakıyorsunuz demiştim.
- Evet, öyle demiştiniz.
- Bu konuda Crezonlarla bir anlaşmamız yok. Daha çok
isteksiz, geçici ve zorunlu bir işbirliği denilebilir
Diamore sessiz kalınca, Vathien sözlerini sürdürdü.
- Bu park planlandıktan sonra Crezonlar yaşam biçimleri
avına çıkmadı. Onlar, ezelden beri kendi dışındaki yaşamları avlamak için
yaşarlar adeta! Bunu biliyor muydunuz?
- Hayır, ilk kez duyuyorum.
- Avlarını kendi sistemlerinde, ölünceye dek çalıştırırlar.
- Galaktik köleciler demek!
- Öyle de denebilir. Tüm galaksilerde olmasa da,
ulaşabildikleri her yerde yıkımlara neden oluyorlar.
- Çok mu güçlüler?
- Çoğu yaşam biçimleri için korkutucular! Güçlü de
sayılırlar, ama herkesten değil. Örneğin Ekolane Sistemi’ne girmeleri yasaktır.
Buna cesaret de edemezler. Daha önce denediklerinde, başlarına gelenleri hala
unutmamışlardır. Yaşadıkları Karanlık Kuşak’a sürülmüşlerdi.
- Hala dünyaları yakıp-yıkıp, yaşamları esir ediyorlar.
- Karanlık Kuşak çok geniştir. Ayrıca karanlıklara hizmet
etmeyi amaçlayan başkaları da var. Ekolane Sistemi’de geniştir. Hepsiyle,
özellikle de tek başına uğraşamaz. Sistemimizi korumak çok zamanımızı alıyor.
Sessizliği yine Vathien bozdu.
Anlaşma derken, tam olarak neden söz ettiğinizi bile tam
olarak konuşamadık. Ama Econia için akşam oluyor. Sanıyorum bu konuşmalarımızı
bir süre daha sürdüreceğiz Bay Diamore. Ama bugünlük yeterli bence.
- Konuşmaları sürdürmek bizim de hoşumuza gidecek Bay
Vathien.
- Biz diyorsunuz, ama yalnız siz konuştunuz.
- Bunun özel bir nedeni yok. Ben de sizin gibi, bir anlamda
küçük grubumuzun sözcüsü sayılırım. Arzu ederseniz, Nivyera ve Ohen’de
sorularınızı yanıtlayacaklardır.
- Konuşmak için çok zamanımız olacak. Teşekkürler. Sorgudan
çok, ilginç bir sohbetti Bay Diamore. Bir süre daha konuğumuzsunuz, Scanik
sizlerle ilgilenecek. İsteklerinizi ona bildirebilirsiniz.
- Teşekkürler Bay Vathien.
- Başka soru sormak isteyen var mı?
- Nasıl olsa bir süre daha buradayız. Sonraya Bırakalım.
- O halde hepimiz adına, iyi bir Econia akşamı diliyorum
sizlere robotipler.
Robotipler koro halinde yanıtladılar Vathien’i: “Sizlere de
iyi bir akşam diliyoruz. Bize iyi davrandığınız için de teşekkürler.”
Megazer kalkan yeniden iki grubu ayırırken, Vathien
arkadaşlarına döndü. “İlginç bir gündü. Sizleri bilemem, ama beni umutlandırdı
doğrusu!”
Salondaki sessizlik
onaylama anlamına geliyordu. Scanik, konuklarla ilgilenmek üzere konukevini
aradı. Grup başkanı Vathien sorgu raporunu bir üst gruba iletip, toplantının
sona erdiğini bildirdi ve akşamı karşılamak için birimden ayrıldılar.
İki Econia günü sonra;
Vathien’in de söylediği gibi Denetim ve Karar Kurulu, hiçbir koşul ileri
sürmeden, robotiplerin insanların yaşam birimlerini ziyaret etmelerine izin
verdi.
2401 yılında
çift güneşin aydınlattığı Econia Gezegeni’ndeki
Bilinen Yaşam Biçimleri Parkı’nda insanların bulunduğu birimin önü; Dünya’daki
klasik hayvanat bahçelerinde primatların bulunduğu, her zaman en kalabalık
kafeslerin önünü andırıyordu... Park yönetim üyeleri başta olmak üzere,
görevli-görevsiz hemen herkes oradaydı. Robotipler,
her adımda transparan enerji perdesinin sınırlarını belirlediği birime
yaklaşırken, izleyenlerin kendince heyecanları doruk noktadaydı.
Robotipler kalabalığa
aldırmadan el ele tutuşup enerji perdesine yaklaşırken; perdenin ardındaki
insanlar da karışık duygularının yüzlerine yansımış şaşkın ifadeleriyle her
adımda robotiplere yaklaşıyordu.
En önde,
158 yaşındaki Mendelion,
156 yaşındaki Iroha ve
154 yaşındaki Neodim’i izleyen insanlar
içeriden, robotipler dışarıdan son birer adım atıp durdular.
Diamore, Nivyera ve onları
taklit eden küçük Ohen ağzını açtı ama konuşamadılar. Boğazlarına bir şeyler
düğümlendi. Diamore, perdenin diğer yanından duyulmayacağını bile bile konuşmak
istedi. Tutamadığı, tutmak istemediği gözyaşları arasında düşünceleri kelimelere
dönüşemedi. Ama kelimeler düşüncelere dönüştü. “Beni yaratan insan, nasıl oldu
da bu hale geldi?”
Birinci Bölümün Sonu
|