Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Bu Senin Dünyan

Öztürk Miraç Saral

Avrastis-2123

Sarı saçlı Alman kökenli gazeteci Katya Sapien, Avrastis Devleti eşbaşkanı Y-Tekköken’ e sordu. “ Efendim, robotik ayrılıkçı gruplar tek çatı altında birleşme kararı aldı. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir ?”. Kendiside Y serisinden bir robot olan Tekköken metalikliğini gizleyemediği sesi ile cevap verdi “ Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bu konudaki politikamız değişmemiştir. Askerlerimiz, Evrim vadisi eteklerinde sürekli hazır haldeler. Hem zaten, tek bir başı ezmek, bir den çok başı ezmekten daha kolaydır.” Bu sırada diğer Eşbaşkan Pars bey, insan olmanın getirdiği sabırsızlık ile lafa karıştı. “ Katya hanım, sizin bağlantınız iyidir o kendisine Apollo diyen metal adama söyleyin, biz yirmi senedir aramızdaki barışı bozmadık. Birkaç çapulcu adına da bozmayacağız. İnsanlar ve Robotlar kardeştir.Farklılıklarımızı Dünya ve Avrastis için birleştirdik.” Katya, anlamlı bir şekilde kafasını sallayarak, gazeteci arkadaşlarının diğer sorularına izin verdi.

Dünya-2123

Dünya televizyonlarında bir haber bülteni :

“ Evet, sayın seyirciler, Avrastis Devleti kaynaklarının haber merkezlerine çektiği bilgilendirme mesajında, on senede bir yapılan, Dünya’nın diğer bölgelerinden alınan göçmen insanların oluşturduğu seçimin sonuçlandırıldığı bildirildi. Buna göre, yirmi bir değişik ırktan, yetmiş beşi kadın, yetmişi erkek olmak üzere 145 insan, Avrastis Devleti’nin açtığı sınava girmeye hak kazanmıştır. Seçim hepinizin bildiği gibi, sigorta numaralarından yapılan bir kura sonucunda yapılmıştır. 19-45 yaş arası insanların değerlendirmeye alındığı kurayı Avrastis kendi bilgisayar kaynakları ile yapmaktadır. Ozon tabakasının delinmesini engelleyen ve kuruluş amacı olan küresel ısınmayı dengede tutması için üretilen ısı reaktörünün anavatanı olan Avrastis, aslında yapay bir ülkedir…..”

Gökhan, bavulunu hazırlarken çok iyi bildiği bu bilgileri dinlememek için televizyonunun dokunmatik ekranına basarak kapattı. Gökhan bu bilgileri ezberlemişti. Yirmi yıldır hayalini kurduğu kura’ya çok şanslı bir şekilde ikinci denemesinde seçilmişti. Mahallesinin gurur kaynağı olan bu haber için bütün imkanlar seferber edilmiş, ancak Avrastis’e ödenen ağır vergiler altında ezilen diğer Dünya devletlerinin fakir halkları gibi ellerinden çok ta büyük imkanlar çıkmamıştı. Gökhan ailesini küçük yaşta kaybetmişti. Bunun sebebi ailesinin Dünya devletlerinin Avrastis’e çektiği rest sonucu Avrastis’in ürettiği yapay ozon tabakasını kapatması ile yükselen hava sıcaklığına dayanamayarak ölmeleriydi. Çünkü -Gökhan bunu çok sonra öğrendi- ailesi tek çocuklarını aşırı sıcaklardan korumak için çok az bulunan su kaynaklarını hep tek çocukları Gökhan için kullanmış olmalarıydı. Gökhan’ın 15 yaşında öğrendiği bu gerçeği kabullenmesi çok zor olmuştu. Gökhan’ı 20 yıl büyüten yetiştirme yurtlarındaki öğretmenleri bu uzun boylu sıska çocuğu pek sevmişler ve yurttan ayrılana kadar bu iyi kalpli çocuğa sahip çıkmışlardı. Gökhan uzun boyu ve sıska omuzların üstündeki kumral saçları ve kahverengi gözlerinde hep bir bekleyiş, hep bir arayış duymuştu. Ailesi ile ilgili gerçeği duyduktan sonra, ilk önce hissettiği Avrastis’i yok etme duygusunu bastırmış, Dünya’yı yöneten bu yapay kara parçasını görmeyi arzulamıştı. beş milyar insanın kaderlerini bağladığı Avustralya kıtasının üçte biri kadar olan bu yapay ülkeyi çok merak ediyordu. Çevresi manyetik gri duvarlar ile korunan Avrastis’in çevresi sürekli termal kameraya sahip uçan makinelerle kontrol edilirdi. Kaçak yollardan girmeye çalışan üç bin dolayında Dünya vatandaşının sonu Termar denilen araçların elektrik şokları altında erimek olmuştu. Gökhan da Avrastis’i çok görmeyi istemenin sonucunu almıştı. Avrastis devletinin temel nedeninin sağlıklı insan nesli üretme olduğu ve boş kalan insan kredisini doldurmak için bu yolla on yılda bir belirli sayıda insan alırdı. Gökhan karışık düşünceler içerisinde bavulunu hazırladı. Saate baktı gece yarısını geçmişti. Yarın saat 9:00 da hazır olması gerektiğinden, son defa Tanrı tarafından yaratılmış bir yerkürenin üstünde yatmak için odasına gitti.

Güneş’in doğmasıyla birlikte gece boyunca heyecandan gözünü bile kırpmamış olan Gökhan yatağından kalktı, onu alacak aracın gelmesine daha 3 saat vardı. O da bu süreyi boş geçirmemek için Avrastis Devletinin evinde gönderdiği zarfın içindeki tanıtma broşürüne göz atmaya başladı. Yemek yemeyi canı hiç istemiyordu. Zaten tahıl ezmesi ve sütten başka bir besin görmeyen midesinde başka bir tahıl parçasını kabul etmezdi. Midesi ve Gökhan artık Avrastis yemeklerini istiyordu. Mavi ve beyaz renklerin hakim olduğu broşürde yalnızca bir adet fotoğraf bulunmaktaydı. Fotoğrafta ise sadece gri manyetik duvarların üzerinde Avrastis’in amblemi olan bir daireyi paralel olarak ikiye bölen bir çizginin üst kısmında bir ay ve alt kısmında da bir güneş bulunuyordu. O paralel çizginin içinde ise dört adet yıldız bulunuyordu. Broşürün açıklama kısımlarını okumaya başladı :

Kuruluş : 2006 yılında, buzulların aşırı miktarlar da erimesi sonucu artan küresel ısınmaya bir çare bulmak için Kyoto sözleşmesine imza atan ülkelerin bilim adamlarının oluşturduğu “ Bu senin Dünyan”(BSD) adlı bilimsel örgüt, İzlanda açıklarında bulunan Danimarka’ya bağlı Faeroerne adasında ısınmaya bir çözüm üretmek için yerleşti. Beş yıllık bir araştırma sonucu Küresel ısınmayı kontrol etmek için bir ısı reaktörü üretmeye karar verdiler. Isı reaktörünü üretmekteki en büyük problem, reaktörün ihtiyaç duyduğu aşırı güçtü. Bsd yetkilileri, enerjiye bir çözüm bulmak için yaklaşık on yıllık bir araştırma yaptılar. Bu araştırma için çok geçmişte kalan iki bilimsel gizemden yararlandılar. Bunlardan bir tanesi Füzyon çözümlemesiydi. Füzyonu çözmeyi başaran Bsd yetkililerini, karşılarında bir sorun daha buldular. Bu büyük enerjiyi taşımak. Taşıma sorununa da çareyi ikinci dünya savaşında yapılan “Philedelphia deneyi”nin amacı olan kablosuz, bir manyetik alanla enerji taşımayı araştıran Nikola Tesla’nın araştırmalarından feyiz alındı. Beş yıllık bir süre sonra sınırsız Füzyon enerjisi bedava olarak sadece bir mıknatıs yardımıyla taşınabiliyordu. Reaktör çalışmalarına büyük bir hızla başlandı. Çalışmalar ilerledikçe reaktörün boyutları büyüdü. Boyut büyüdükçe iki temel sorun daha çıktı. Sorunlardan bir tanesi kullanılan makinelerin insan için çok tehlikeli olmasıydı. Bunun için evlerimizde oyuncak olan robotlar kullanıldı. Yıllar geçtikçe, kullanılan robotlar yapay zeka ile donatıldı. İkinci sorun ise, reaktörün boyutunun artık adayı kaplaması ve çalışan insan sayısının çokluğu sebebiyle, yeni bir yer bulma zorunluluğu. Dünya üzerinde istenilen coğrafi şartlara uygun bir yer bulunamadığı için Denizin dibinden kayalar,toprak,kum ve kireç çıkarıldı. Amerika ve Avrupa kıtasının arasına yerleştirilen Avustralya’nın üçte biri büyüklükte bir kara parçası konuldu. Çok hızlı büyüyen, tohum sanayisi nedeniyle bir yıllık evrimini bir günde tamamlayan tohum üretildi. 2056 senesine gelindiğinde Avrastis adı verilen sistem dışı bağımsız bir ülke varolmuştu.

Yaşam : Avrastis devleti iki tür halktan meydana gelir. İnsanlar ve Robotlar. Hükümet şekli başkanlıktır. Bir insan ve bir robottan oluşan iki eşbaşkan dan oluşan bir hükümet ülkeyi yönetir. Resmi dili Türkçe’dir. Nüfus yaklaşık yirmi milyon civarıdır. Stangraf ülkenin başkentidir. Reaktörün merkezi yönetimi, başkent Stangraf ta bulunan Tesla Kulesidir. Halk çoğunlukla reaktör ve reaktörden sonra kurulan bir başka büyük çalışma olan PiriReis projesinde çalışırlar. PiriReis tamamen çözülen ozon tabakasının yerine konulan yapay bir tabakadır. Bu tabaka, çizdiği harita sebebi ile Dünya’yı uzaydan gördüğüne inanılan Piri Reis adına yapılmıştır.

Güvenlik : Avrastis’te güvenlik birincil önceliktir. Dış etkenlerden korunmak için 2060 yılında İsrail’in Filistin sınırına inşa ettiği duvar planlarına sadık kalınarak çevresi manyetik alan ile korunan gri renkli duvarlar ile korunmaktadır. Bu korunmanın sebebi, Avrastis’e sınır dışı yollardan girmek isteyen insanlardan ve Nükleer saldırılardan korunmak içindir. Ülke içinde güvenliği H serisi robotik organizmalar korumaktadır.

Ülkeye Yerleşim : Her on senede sigorta numaralarından yapılan seçimlere göre, 19-45 yaş arası insanlar belirli bir sınav için seçilir. Fiziki ve zihinsel olarak yapılan bu sınavlarda başarı gösterilenler Avrastis’e kabul edilirler.”

Gökhan daha fazla broşürü okumak istemedi. Bilakis, bu düz beyaz arka plan üstüne yazılan yazıdan çok daha fazlasının olduğunu biliyordu. Saatine baktı saati gelmişti. Kimseye veda etmeyecekti. Ne sevgilisi Leyla’ya, ne kaldığı yetiştirme yurdu müdürü Hayri bey’e, ne de arkadaşlarına. O sadece üzerinde durduğu zavallı Dünya’sına veda edecekti. Güneş perdelerden odaya yavaşça süzülürken Gökhan bavulunun yerçekimi düğmesini altıda bire ayarlayarak çok ağır olan bavulunun izin verilen en hafif yerçekimi seviyesinde taşımak için eline aldı ve evinden çıktı.

Gökhan’ı almaya gelen servis aracı boş yollarda hızla ilerlerken, Gökhan kendisinden başka araçta bulunan iki kişiye bakıyordu. Bir tanesi genç minyon tipli bir kız ve kırklı yaşlarda görülen bir adamdı. Minyon kız sürekli örgü şeklinde topladığı saçları ile oynuyordu. Kırklı yaşlarda ki adam ise parmaklarıyla, araçta çalınan klasik müziğe tempo tutuyordu. Pencereden dışarı baktı Gökhan, dümdüz yolda iki yüz kilometre ile yeraltından giden araç, onları Avrastis’in dış duvarına kurulan karakollara bırakacaktı. Yıllarca kaza kaza, peynir gibi olan yer altı artık Dünya devletlerinin iletişim ağı olmuştu.

İki saatlik yolculuktan sonra araç, bir Avrastis karakolunun önünde durdu. Siyah beyaz boyanan karakolun kapısında herkesin “siyah giyinen adamlar” olarak bildiği ve robot oldukları çok sonradan anlaşılan H serisi robotik organizmaları karşıladı. İnsana hizmet eden insan adı ile tanınan H serisi robotlar güvenlik için üretilmişlerdi. En büyük özellikleri çok sesiz hareket etmeleri ve çok sıkı takip özellikleriydi. Gökhan ve iki araç arkadaşı karakoldan içeri girdiler. Onları kapıda bir başka insan görünümlü robot karşıladı. Bütün Avrastis robotları insan görünümlüydü. Tek farkları göz renklerinin birbirlerinden farklı olmasıydı. Sert görünümlü bayan robot metalik sesi ile konuşmaya başladı :

“ Avrastis Devleti göçmen seçimlerine hoş geldiniz. Şimdi hepinizi ayrı bir bölüme alarak, insan erdemini ölçen bir alete bağlayacağız. Büyük üstat Tesla’nın üzerinde çalıştığı bir başka makine olan bu alet, her insanın yaydığı enerjinin farklı bir anlamı olduğunun ve erdemin fiziki bir nesne olduğunu kanıtlamıştır.”

Gökhan kendisine gösterilen odaya girdi ve onu bir çeşit masaj koltuğuna benzeyen bir alete oturtarak sağ elinin içine yuvarlar bir top vererek onu sıkmasını istediler. Gökhan sıktı. Otuz saniye sonra kalkmasını istediler. Gökhan’ı tekrar mavi duvarlı bir odada yalnız oturttular. Yarım saat sonra tekrar çağırdılar. Sıra fiziksel teste gelmişti. Fiziki yorgunluğuna karşı kendini güçlü hisseden Gökhan, bu testin kolay olacağından emindi. Onun beklediği koşu yapma, atlama, zıplama gibi testlerdi. Beklediğinden başka bir test buldu. Ondan sadece boş bir küreye bakıp o küreyi düşünmesini istediler. Gökhan nedenini sorduğunda ise yalnızca “ Fiziki güç mühim değil, onu nasılsa burada geliştireceksin önemli olan düşünce gücü. İşte onu yücelten bir makine yok henüz.” gibi bir cevapla karşılaştı. Gökhan bu ülkenin düşünmeye her şeyden fazla önem verdiğini anladı. Sonuçlar için bir saat beklemesini söylediler. Tekrar mavi odaya dönmüştü. Mavi odanın duvarlarına rorscah testlerin de kullanılan testlerin temsili resimleri yerleştirilmişti. Bir saat sonra H serisi bir robot gelerek müjdeli haberi vermişti. Avrastis devletine kabul edilmişti ve yerleşim yeri başkent Stangraf olmuştu. 7 milyon kişinin ikamet ettiği Stangraf zorlu bir yer olarak bilinmesinin yanı sıra, Avrastis’in her türlü biriminin merkeziydi ama özellikle ayrılıkçı robot grubu Apoolakis’in lideri Apollo’nun direnişi hareketlendirdiği Evrim vadisinden gizli olarak sık sık bu şehre geldiği bilinirdi. Avrastis robot şirketinin tek yapım hatası olan Apollo, üretildiği on senedir, robotların ayrı bir devlet kurması için direnişin başı olmuştu. Acımasızlığı ve kurnazlığı ile tanınan Apollo’nun başına iki milyar avra ödül konulmuştu. Yaklaşık beş yıldır Tekköken-Pars bey hükümetinin baş belası olan bu robot örgütü ülkenin başında dolanan bir kara bulut gibiydi. Bu kara bulutu dağıtmak içinde son yıllarda H askeri robot serisini üretmeyi hızlandırmışlardı. Bu üretimin de sonucun da diğer Dünya devletlerinden toplanan “Yaşam vergisi” çok büyük miktarlara çıkmıştı. “Cennetten bile daha güvenli” sloganı ile bilinen Avrastis artık o kadar da güvenli değildi. Gökhan’ın ülkeye kabul edildiği zamanlar da ise Apollo büyük çaplı bir eylemi planlamaktaydı.

Gökhan elinde tuttuğu su bardağı ile oturduğu Nazır kulelerinin bir dairesinden Stangraf manzarasına bakıyordu. Şehir üst üste yerleştirilmiş üç tane katmandan oluşuyordu. En alt katman yer altına inşa edilmiş Tesla kasabası, bu kasabanın özelliği ana reaktöre bu kasabadan giriş yapılmasıdır. Reaktörde çalışan insanlar ve robotlar bu kasabaya inerlerdi. Orta katmanda yer üstüne kurulan Edison kasabasıydı. Edison’da insanlar ve robotların evleri, eğlence, araştırma kültür yerleri bulunurdu. Bu şehrin özelliği zararlı olan ışınlardan arındırılmış yapay bir enerji ile çevrenin aydınlanmasıydı. Güneşin doğma ve batma saati her gün aynıydı. En üst katman ise PiriReis kasabasıydı. Bu kasaba da PiriReis çalışmasında çalışan insanlar ve robotlar vardı. Gökhan’da daha tam olarak bir işe yerleşmediğinden Edison’da Nazır kuleleri denilen insanların en çok bulunduğu kulelerden birine yerleştirilmişti. Ayda 200 avra göçmen aylığı alıyorlardı. Dünya şartlarına göre muhteşem bir ücret olan 200 avra doğrusu Avrastis şartlarına göre de hiç fena değildi. Onu yeteri kadar kurtarıyordu. Gökhan kaldığı bir ay içinde birkaç arkadaşta edinmişti. Kapı komşusu, Liza ile çat pat anlaşabiliyordu. Liza da kendisi gibi otuzlu yaşlarda bir İngiliz’di. O da Britanya’nın yarısının sular altında kalması sonucu yaşadığı yurdu terk etmiş bir muhacirdi. Başka bir arkadaşı da her gün alışveriş ettiği merkezin satışında çalışan Y-Sanem’di. Erkek bir robot olan Sanem’in robot olduğunu gözlerine baktığında anlamıştı Gökhan. Sanem aslında bir insandan çok daha duyarlı, medeni bir robottu. Sanem yapay zekanın en geliştirildiği robot serisi olan Y serisine aitti. Y serisi üç tane eşbaşkan çıkartmıştı tarihlerinde. Avrastis tarihinde S,Y,H serisi üç tür robot üretilmişti. S serisi özellikle hissetme konusunda çok gelişmişti. Manevi olarak insana en çok benzeyen seri S serisiydi. Zaten Apoolakis’in lideri Apollo’da bir S serisi imalatıydı. Tam bir insan gibiydi. Hırslı,bencil,kurnaz ve zekiydi. S serisinin ilk imalatlarından olan Apollo, sistem de küçük bir aksama sonucu özgürlükçü duygular ile üretilmiş, bu hatanın da farkına varılmamıştı. Şimdi Avrastis’e kan kusturuyordu. Gökhan’da Stangraf’ın hangi oksijen barına otursa aynı sohbet konusu dönüyordu. Apollo insan kılığında şehre iniyormuş, Tesla kasabasında elini kolunu sallayarak sorular soruyormuş, H serisini kendi saflarına katmaya uğraşıyormuş gibi söylentiler sırasında Gökhan’da sık sık fikirlerini beyan ediyordu. Dünya üzerinde mesleği olan hurda mühendisliğinin verdiği metaller üzerindeki bilgisi sayesinde çevresine düzgün bilgiler verebiliyordu. Hurda mühendisliği Dünya üzerinde saygı gören bir meslekti. Dünya da çok fazla metal artığı oluştuğundan, bu hurdaları geri dönüştürmek çok zaruri bir ihtiyaç haline gelmişti. Gökhan’da Dünya da yaşadığı zaman beş senelik bir metal bilgisi öğreniminden sonra bu mesleğe atılmıştı. Gökhan haftaya başlayacağı PiriReis projesine kadar bu çevreyi tanımaya çalışıyordu.

“…Tesla kulesine yapılan Füzyon bombası saldırısın da yüz civarında ölü olduğu sanılıyor. Olayı üstelenen henüz çıkmadı ancak bütün işaretlerin Apoolakis örgütünü gösteriyor. Olay hakkında ileriki saatler de gelişen olaylar ile sizlerle olacağız.” Avrastis’in resmi dili olan Türkçe ile Avrastis’in en iyi kanalı olan kanal-M’nin en ünlü haber spikeri Katya Sapien tarafından yapılan bu haberi dinleyen bütün Avrastis’lilerin düşüncesi sabitti : Beklenen olmuştu. Apoolakis örgütü kulaktan kulağa yayılan saldırısını gerçekleştirmişti. Gökhan dahil herkesin beklediği saldırı dün gece yarısında olmuştu. Paydos saatinden yaklaşık bir saat önce reaktörün sadece insanların girebildiği yönetim bölümünde meydana gelmişti. Hükümetin umarsız davranışları sonucu yüz civarı insan daha ölmek zorunda kalmıştı. Ölüler Avrastis’te yakılıp külleri reaktörün ısı kaynağının içine atılırdı. Simgesel olan bu eylem şehit olan Avrastis’li insanlar için çok önemliydi. Gökhan da reaktöre göre nispeten daha güvenli olan PiriReis’te öğle tatilinde arkadaşları ile bu haberi izlerken düşünmeden edemedi. Apoolakis örgütüne kolayca ulaşabilen Katya Sapien’in bu örgütle bir bağlantısı olabilir mi ?. İnsan atalarından kalma merakına engel olamayacaktı. En kötü sarışın bir kadınla sohbet etmiş olurdu.

Kanal-M’nin ana binasından her zaman çok sevdiği gösterişli kıyafeti ile çıkan Katya, arkasından duyduğu bir erkek sesi ile irkildi.

“ Katya hanım, bakarmısınız ?”. Türkçe aksanından anlaması uzun sürmedi, henüz yeni bir göçmendi.

“ Evet, buyurun ?”

“ Kusura bakmayın, ben bu şehirde yeniyim de . Size şunu söylemem söylendi:

“Paket burada. Bu senin Dünyan””

Katya’nın on senedir beklediği kişiyle sonunda karşılaşmıştı. Henüz karşısındaki adamın haberi yoktu ama o aslında kendisini fesih ettikten sonra herkesin bittiği sandığı Bsd örgütünün özenle yetiştirerek aslında yeniden kurulacak başka bir Dünya’nın kurucularından olacaktı. Katya genç adama sevinçle dönerek anlatmaya başladı. “ Gökhan bey, beni takip edin lütfen” dedi ve arabasına doğru yürümeye başladı.

Eski Dünya kitaplarında okumuştu kahramanları, Bildiği kahramanların pek çoğu isteyerek kahraman olmamışlardı. Belirli şartlar sonucu bu duruma gelmişlerdi. Kahraman olmanın verdiği farklı bir his yoktu. Gökhan zaten dışarıdan hiçbir kahraman gibi de değildi. Uzun zayıf fizikli otuz yaşında bir adamdı. Katya’nın anlattıklarına da en başta inanmamış daha doğrusu inanmak istememişti. O sadece Dünya’daki evine gönderilen zarfın içindeki notta istenenleri yapmıştı. O notu da Sanem dahil hiç kimseye söylememişti. Katya’nın anlattığına göre Bsd’nin araştırmalara ilk başladığı yıllarda elde ettiği bulgular, Dünya’nın ne yapılırsa yapılsın yirmi yıl sonra merkezdeki magma katmanının patlayarak Dünya’yı depremler ve dev dalgalarla yok olmaktan alıkoyulamayacağı anlaşılmıştı. Onlar da Dünya’yı kurtaramayacaklarını anlayınca en azından insanoğlunu kurtarmak için reaktör adı altında Avrastis’i bir uzay aracı olarak inşa etmişlerdi. Avrastis kıtasını yörüngeden çıkarıp Dünya’nın uydusu Ay üzerinde yeni bir yaşama başlatacaklardı. Bu yaşamda en kaliteli insana yer vermek zorunda olduklarından, on senede bir bu seçimi yapmak zorunda kalmışlardı. Avrastis çok büyük bir alanı yoktu ve bu yüzden maalesef Avrastis içinden bile yalnızca Stangraf’ta yaşayanlar götürülecekti. Bu yüzden de S serisi bir robot olan Apollo özel olarak üretilmiş anarşi yayıp insanları Stangraf’tan uzaklaştırmak için programlamıştı. Amaç olabildiğince çok sayıda insanı Stangraf’tan uzaklaştırmaktı. Gökhan bu fevkalade ilginç komploya inanmak istemedi. Sonra Katya kendisinin bu plandaki görevini de anlatıp kabul etmesini isteyince tek bir isteği oldu. Tek yakın arkadaşı Sanem’in de götürülecek listeye alınması oldu. Kabul edebileceklerini söyledi Katya. Katya ayrıca Gökhan’ın Dünya üzerinde sevdiği kişilerin de alınacağını sevinerek ekledi.

Avrastis-2125

Ayrılık vakti geldi. Bütün hazırlıklar tamamlandı. Stangraf kıtadan kopartılarak, altındaki ısı reaktörü çalıştırılarak onları taşıyacak roket sistemi hazırlandı. Gökhan bu vedasında gerçek nefes aldığı Dünya’ya veda ediyordu. O artık yapay oksijen ile soluk alacaktı. Beş milyar insanın ölmesi zorunluluğu açıkçası Gökhan’ı fazla üzmüyordu. Nasıl olsa, kurulacak yeni Dünya’da yeniden insanlar olacaktı. Üretilen mükemmel genlerden dolayı, doğuştan hiçbir özür,hastalık veya alerji gibi sorunlar meydana gelmeyecekti. Yeni yapılanan bir proje sayesinde, insanın önemli kemikleri metal alaşımlı bir maddeyle kaplanacaktı. İnsan olmanın en güzel taraflarından birisi olan hatalarımız ile birlikte yaşamanın sonu gelmişti. Hata yok, yanlış yok, kötülük yok. Bu yeni bir türdü. Onlar tarih kitaplarında insan diye adlandırılmayacaklardı.

Öztürk Miraç Saral
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta