|
Avrastis-2123
Sarı saçlı Alman kökenli gazeteci Katya Sapien, Avrastis Devleti
eşbaşkanı Y-Tekköken’ e sordu. “ Efendim, robotik ayrılıkçı gruplar tek çatı
altında birleşme kararı aldı. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir ?”. Kendiside Y
serisinden bir robot olan Tekköken metalikliğini gizleyemediği sesi ile cevap
verdi “ Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bu konudaki politikamız değişmemiştir.
Askerlerimiz, Evrim vadisi eteklerinde sürekli hazır haldeler. Hem zaten, tek
bir başı ezmek, bir den çok başı ezmekten daha kolaydır.” Bu sırada diğer
Eşbaşkan Pars bey, insan olmanın getirdiği sabırsızlık ile lafa karıştı. “ Katya
hanım, sizin bağlantınız iyidir o kendisine Apollo diyen metal adama söyleyin,
biz yirmi senedir aramızdaki barışı bozmadık. Birkaç çapulcu adına da
bozmayacağız. İnsanlar ve Robotlar kardeştir.Farklılıklarımızı Dünya ve Avrastis
için birleştirdik.” Katya, anlamlı bir şekilde kafasını sallayarak, gazeteci
arkadaşlarının diğer sorularına izin verdi.
Dünya-2123
Dünya televizyonlarında bir haber bülteni :
“ Evet, sayın seyirciler, Avrastis Devleti kaynaklarının haber
merkezlerine çektiği bilgilendirme mesajında, on senede bir yapılan, Dünya’nın
diğer bölgelerinden alınan göçmen insanların oluşturduğu seçimin
sonuçlandırıldığı bildirildi. Buna göre, yirmi bir değişik ırktan, yetmiş beşi
kadın, yetmişi erkek olmak üzere 145 insan, Avrastis Devleti’nin açtığı sınava
girmeye hak kazanmıştır. Seçim hepinizin bildiği gibi, sigorta numaralarından
yapılan bir kura sonucunda yapılmıştır. 19-45 yaş arası insanların
değerlendirmeye alındığı kurayı Avrastis kendi bilgisayar kaynakları ile
yapmaktadır. Ozon tabakasının delinmesini engelleyen ve kuruluş amacı olan
küresel ısınmayı dengede tutması için üretilen ısı reaktörünün anavatanı olan
Avrastis, aslında yapay bir ülkedir…..”
Gökhan, bavulunu hazırlarken çok iyi bildiği bu bilgileri
dinlememek için televizyonunun dokunmatik ekranına basarak kapattı. Gökhan bu
bilgileri ezberlemişti. Yirmi yıldır hayalini kurduğu kura’ya çok şanslı bir
şekilde ikinci denemesinde seçilmişti. Mahallesinin gurur kaynağı olan bu haber
için bütün imkanlar seferber edilmiş, ancak Avrastis’e ödenen ağır vergiler
altında ezilen diğer Dünya devletlerinin fakir halkları gibi ellerinden çok ta
büyük imkanlar çıkmamıştı. Gökhan ailesini küçük yaşta kaybetmişti. Bunun sebebi
ailesinin Dünya devletlerinin Avrastis’e çektiği rest sonucu Avrastis’in
ürettiği yapay ozon tabakasını kapatması ile yükselen hava sıcaklığına
dayanamayarak ölmeleriydi. Çünkü -Gökhan bunu çok sonra öğrendi- ailesi tek
çocuklarını aşırı sıcaklardan korumak için çok az bulunan su kaynaklarını hep
tek çocukları Gökhan için kullanmış olmalarıydı. Gökhan’ın 15 yaşında öğrendiği
bu gerçeği kabullenmesi çok zor olmuştu. Gökhan’ı 20 yıl büyüten yetiştirme
yurtlarındaki öğretmenleri bu uzun boylu sıska çocuğu pek sevmişler ve yurttan
ayrılana kadar bu iyi kalpli çocuğa sahip çıkmışlardı. Gökhan uzun boyu ve sıska
omuzların üstündeki kumral saçları ve kahverengi gözlerinde hep bir bekleyiş,
hep bir arayış duymuştu. Ailesi ile ilgili gerçeği duyduktan sonra, ilk önce
hissettiği Avrastis’i yok etme duygusunu bastırmış, Dünya’yı yöneten bu yapay
kara parçasını görmeyi arzulamıştı. beş milyar insanın kaderlerini bağladığı
Avustralya kıtasının üçte biri kadar olan bu yapay ülkeyi çok merak ediyordu.
Çevresi manyetik gri duvarlar ile korunan Avrastis’in çevresi sürekli termal
kameraya sahip uçan makinelerle kontrol edilirdi. Kaçak yollardan girmeye
çalışan üç bin dolayında Dünya vatandaşının sonu Termar denilen araçların
elektrik şokları altında erimek olmuştu. Gökhan da Avrastis’i çok görmeyi
istemenin sonucunu almıştı. Avrastis devletinin temel nedeninin sağlıklı insan
nesli üretme olduğu ve boş kalan insan kredisini doldurmak için bu yolla on
yılda bir belirli sayıda insan alırdı. Gökhan karışık düşünceler içerisinde
bavulunu hazırladı. Saate baktı gece yarısını geçmişti. Yarın saat 9:00 da hazır
olması gerektiğinden, son defa Tanrı tarafından yaratılmış bir yerkürenin
üstünde yatmak için odasına gitti.
Güneş’in doğmasıyla birlikte gece boyunca heyecandan gözünü bile
kırpmamış olan Gökhan yatağından kalktı, onu alacak aracın gelmesine daha 3 saat
vardı. O da bu süreyi boş geçirmemek için Avrastis Devletinin evinde gönderdiği
zarfın içindeki tanıtma broşürüne göz atmaya başladı. Yemek yemeyi canı hiç
istemiyordu. Zaten tahıl ezmesi ve sütten başka bir besin görmeyen midesinde
başka bir tahıl parçasını kabul etmezdi. Midesi ve Gökhan artık Avrastis
yemeklerini istiyordu. Mavi ve beyaz renklerin hakim olduğu broşürde yalnızca
bir adet fotoğraf bulunmaktaydı. Fotoğrafta ise sadece gri manyetik duvarların
üzerinde Avrastis’in amblemi olan bir daireyi paralel olarak ikiye bölen bir
çizginin üst kısmında bir ay ve alt kısmında da bir güneş bulunuyordu. O paralel
çizginin içinde ise dört adet yıldız bulunuyordu. Broşürün açıklama kısımlarını
okumaya başladı :
“Kuruluş : 2006 yılında, buzulların aşırı miktarlar da
erimesi sonucu artan küresel ısınmaya bir çare bulmak için Kyoto sözleşmesine
imza atan ülkelerin bilim adamlarının oluşturduğu “ Bu senin Dünyan”(BSD) adlı
bilimsel örgüt, İzlanda açıklarında bulunan Danimarka’ya bağlı Faeroerne
adasında ısınmaya bir çözüm üretmek için yerleşti. Beş yıllık bir araştırma
sonucu Küresel ısınmayı kontrol etmek için bir ısı reaktörü üretmeye karar
verdiler. Isı reaktörünü üretmekteki en büyük problem, reaktörün ihtiyaç duyduğu
aşırı güçtü. Bsd yetkilileri, enerjiye bir çözüm bulmak için yaklaşık on yıllık
bir araştırma yaptılar. Bu araştırma için çok geçmişte kalan iki bilimsel
gizemden yararlandılar. Bunlardan bir tanesi Füzyon çözümlemesiydi. Füzyonu
çözmeyi başaran Bsd yetkililerini, karşılarında bir sorun daha buldular. Bu
büyük enerjiyi taşımak. Taşıma sorununa da çareyi ikinci dünya savaşında yapılan
“Philedelphia deneyi”nin amacı olan kablosuz, bir manyetik alanla enerji
taşımayı araştıran Nikola Tesla’nın araştırmalarından feyiz alındı. Beş yıllık
bir süre sonra sınırsız Füzyon enerjisi bedava olarak sadece bir mıknatıs
yardımıyla taşınabiliyordu. Reaktör çalışmalarına büyük bir hızla başlandı.
Çalışmalar ilerledikçe reaktörün boyutları büyüdü. Boyut büyüdükçe iki temel
sorun daha çıktı. Sorunlardan bir tanesi kullanılan makinelerin insan için çok
tehlikeli olmasıydı. Bunun için evlerimizde oyuncak olan robotlar kullanıldı.
Yıllar geçtikçe, kullanılan robotlar yapay zeka ile donatıldı. İkinci sorun ise,
reaktörün boyutunun artık adayı kaplaması ve çalışan insan sayısının çokluğu
sebebiyle, yeni bir yer bulma zorunluluğu. Dünya üzerinde istenilen coğrafi
şartlara uygun bir yer bulunamadığı için Denizin dibinden kayalar,toprak,kum ve
kireç çıkarıldı. Amerika ve Avrupa kıtasının arasına yerleştirilen
Avustralya’nın üçte biri büyüklükte bir kara parçası konuldu. Çok hızlı büyüyen,
tohum sanayisi nedeniyle bir yıllık evrimini bir günde tamamlayan tohum
üretildi. 2056 senesine gelindiğinde Avrastis adı verilen sistem dışı bağımsız
bir ülke varolmuştu.
Yaşam : Avrastis devleti iki tür halktan meydana gelir.
İnsanlar ve Robotlar. Hükümet şekli başkanlıktır. Bir insan ve bir robottan
oluşan iki eşbaşkan dan oluşan bir hükümet ülkeyi yönetir. Resmi dili Türkçe’dir.
Nüfus yaklaşık yirmi milyon civarıdır. Stangraf ülkenin başkentidir. Reaktörün
merkezi yönetimi, başkent Stangraf ta bulunan Tesla Kulesidir. Halk çoğunlukla
reaktör ve reaktörden sonra kurulan bir başka büyük çalışma olan PiriReis
projesinde çalışırlar. PiriReis tamamen çözülen ozon tabakasının yerine konulan
yapay bir tabakadır. Bu tabaka, çizdiği harita sebebi ile Dünya’yı uzaydan
gördüğüne inanılan Piri Reis adına yapılmıştır.
Güvenlik : Avrastis’te güvenlik birincil önceliktir. Dış
etkenlerden korunmak için 2060 yılında İsrail’in Filistin sınırına inşa ettiği
duvar planlarına sadık kalınarak çevresi manyetik alan ile korunan gri renkli
duvarlar ile korunmaktadır. Bu korunmanın sebebi, Avrastis’e sınır dışı
yollardan girmek isteyen insanlardan ve Nükleer saldırılardan korunmak içindir.
Ülke içinde güvenliği H serisi robotik organizmalar korumaktadır.
Ülkeye Yerleşim : Her on senede sigorta numaralarından
yapılan seçimlere göre, 19-45 yaş arası insanlar belirli bir sınav için seçilir.
Fiziki ve zihinsel olarak yapılan bu sınavlarda başarı gösterilenler Avrastis’e
kabul edilirler.”
Gökhan daha fazla broşürü okumak istemedi. Bilakis, bu düz beyaz
arka plan üstüne yazılan yazıdan çok daha fazlasının olduğunu biliyordu. Saatine
baktı saati gelmişti. Kimseye veda etmeyecekti. Ne sevgilisi Leyla’ya, ne
kaldığı yetiştirme yurdu müdürü Hayri bey’e, ne de arkadaşlarına. O sadece
üzerinde durduğu zavallı Dünya’sına veda edecekti. Güneş perdelerden odaya
yavaşça süzülürken Gökhan bavulunun yerçekimi düğmesini altıda bire ayarlayarak
çok ağır olan bavulunun izin verilen en hafif yerçekimi seviyesinde taşımak için
eline aldı ve evinden çıktı.
Gökhan’ı almaya gelen servis aracı boş yollarda hızla ilerlerken,
Gökhan kendisinden başka araçta bulunan iki kişiye bakıyordu. Bir tanesi genç
minyon tipli bir kız ve kırklı yaşlarda görülen bir adamdı. Minyon kız sürekli
örgü şeklinde topladığı saçları ile oynuyordu. Kırklı yaşlarda ki adam ise
parmaklarıyla, araçta çalınan klasik müziğe tempo tutuyordu. Pencereden dışarı
baktı Gökhan, dümdüz yolda iki yüz kilometre ile yeraltından giden araç, onları
Avrastis’in dış duvarına kurulan karakollara bırakacaktı. Yıllarca kaza kaza,
peynir gibi olan yer altı artık Dünya devletlerinin iletişim ağı olmuştu.
İki saatlik yolculuktan sonra araç, bir Avrastis karakolunun
önünde durdu. Siyah beyaz boyanan karakolun kapısında herkesin “siyah giyinen
adamlar” olarak bildiği ve robot oldukları çok sonradan anlaşılan H serisi
robotik organizmaları karşıladı. İnsana hizmet eden insan adı ile tanınan H
serisi robotlar güvenlik için üretilmişlerdi. En büyük özellikleri çok sesiz
hareket etmeleri ve çok sıkı takip özellikleriydi. Gökhan ve iki araç arkadaşı
karakoldan içeri girdiler. Onları kapıda bir başka insan görünümlü robot
karşıladı. Bütün Avrastis robotları insan görünümlüydü. Tek farkları göz
renklerinin birbirlerinden farklı olmasıydı. Sert görünümlü bayan robot metalik
sesi ile konuşmaya başladı :
“ Avrastis Devleti göçmen seçimlerine hoş geldiniz. Şimdi
hepinizi ayrı bir bölüme alarak, insan erdemini ölçen bir alete bağlayacağız.
Büyük üstat Tesla’nın üzerinde çalıştığı bir başka makine olan bu alet, her
insanın yaydığı enerjinin farklı bir anlamı olduğunun ve erdemin fiziki bir
nesne olduğunu kanıtlamıştır.”
Gökhan kendisine gösterilen odaya girdi ve onu bir çeşit masaj
koltuğuna benzeyen bir alete oturtarak sağ elinin içine yuvarlar bir top vererek
onu sıkmasını istediler. Gökhan sıktı. Otuz saniye sonra kalkmasını istediler.
Gökhan’ı tekrar mavi duvarlı bir odada yalnız oturttular. Yarım saat sonra
tekrar çağırdılar. Sıra fiziksel teste gelmişti. Fiziki yorgunluğuna karşı
kendini güçlü hisseden Gökhan, bu testin kolay olacağından emindi. Onun
beklediği koşu yapma, atlama, zıplama gibi testlerdi. Beklediğinden başka bir
test buldu. Ondan sadece boş bir küreye bakıp o küreyi düşünmesini istediler.
Gökhan nedenini sorduğunda ise yalnızca “ Fiziki güç mühim değil, onu nasılsa
burada geliştireceksin önemli olan düşünce gücü. İşte onu yücelten bir makine
yok henüz.” gibi bir cevapla karşılaştı. Gökhan bu ülkenin düşünmeye her şeyden
fazla önem verdiğini anladı. Sonuçlar için bir saat beklemesini söylediler.
Tekrar mavi odaya dönmüştü. Mavi odanın duvarlarına rorscah testlerin de
kullanılan testlerin temsili resimleri yerleştirilmişti. Bir saat sonra H serisi
bir robot gelerek müjdeli haberi vermişti. Avrastis devletine kabul edilmişti ve
yerleşim yeri başkent Stangraf olmuştu. 7 milyon kişinin ikamet ettiği Stangraf
zorlu bir yer olarak bilinmesinin yanı sıra, Avrastis’in her türlü biriminin
merkeziydi ama özellikle ayrılıkçı robot grubu Apoolakis’in lideri Apollo’nun
direnişi hareketlendirdiği Evrim vadisinden gizli olarak sık sık bu şehre
geldiği bilinirdi. Avrastis robot şirketinin tek yapım hatası olan Apollo,
üretildiği on senedir, robotların ayrı bir devlet kurması için direnişin başı
olmuştu. Acımasızlığı ve kurnazlığı ile tanınan Apollo’nun başına iki milyar
avra ödül konulmuştu. Yaklaşık beş yıldır Tekköken-Pars bey hükümetinin baş
belası olan bu robot örgütü ülkenin başında dolanan bir kara bulut gibiydi. Bu
kara bulutu dağıtmak içinde son yıllarda H askeri robot serisini üretmeyi
hızlandırmışlardı. Bu üretimin de sonucun da diğer Dünya devletlerinden toplanan
“Yaşam vergisi” çok büyük miktarlara çıkmıştı. “Cennetten bile daha güvenli”
sloganı ile bilinen Avrastis artık o kadar da güvenli değildi. Gökhan’ın ülkeye
kabul edildiği zamanlar da ise Apollo büyük çaplı bir eylemi planlamaktaydı.

Gökhan elinde tuttuğu su bardağı ile oturduğu Nazır kulelerinin
bir dairesinden Stangraf manzarasına bakıyordu. Şehir üst üste yerleştirilmiş üç
tane katmandan oluşuyordu. En alt katman yer altına inşa edilmiş Tesla kasabası,
bu kasabanın özelliği ana reaktöre bu kasabadan giriş yapılmasıdır. Reaktörde
çalışan insanlar ve robotlar bu kasabaya inerlerdi. Orta katmanda yer üstüne
kurulan Edison kasabasıydı. Edison’da insanlar ve robotların evleri, eğlence,
araştırma kültür yerleri bulunurdu. Bu şehrin özelliği zararlı olan ışınlardan
arındırılmış yapay bir enerji ile çevrenin aydınlanmasıydı. Güneşin doğma ve
batma saati her gün aynıydı. En üst katman ise PiriReis kasabasıydı. Bu kasaba
da PiriReis çalışmasında çalışan insanlar ve robotlar vardı. Gökhan’da daha tam
olarak bir işe yerleşmediğinden Edison’da Nazır kuleleri denilen insanların en
çok bulunduğu kulelerden birine yerleştirilmişti. Ayda 200 avra göçmen aylığı
alıyorlardı. Dünya şartlarına göre muhteşem bir ücret olan 200 avra doğrusu
Avrastis şartlarına göre de hiç fena değildi. Onu yeteri kadar kurtarıyordu.
Gökhan kaldığı bir ay içinde birkaç arkadaşta edinmişti. Kapı komşusu, Liza ile
çat pat anlaşabiliyordu. Liza da kendisi gibi otuzlu yaşlarda bir İngiliz’di. O
da Britanya’nın yarısının sular altında kalması sonucu yaşadığı yurdu terk etmiş
bir muhacirdi. Başka bir arkadaşı da her gün alışveriş ettiği merkezin satışında
çalışan Y-Sanem’di. Erkek bir robot olan Sanem’in robot olduğunu gözlerine
baktığında anlamıştı Gökhan. Sanem aslında bir insandan çok daha duyarlı, medeni
bir robottu. Sanem yapay zekanın en geliştirildiği robot serisi olan Y serisine
aitti. Y serisi üç tane eşbaşkan çıkartmıştı tarihlerinde. Avrastis tarihinde
S,Y,H serisi üç tür robot üretilmişti. S serisi özellikle hissetme konusunda çok
gelişmişti. Manevi olarak insana en çok benzeyen seri S serisiydi. Zaten
Apoolakis’in lideri Apollo’da bir S serisi imalatıydı. Tam bir insan gibiydi.
Hırslı,bencil,kurnaz ve zekiydi. S serisinin ilk imalatlarından olan Apollo,
sistem de küçük bir aksama sonucu özgürlükçü duygular ile üretilmiş, bu hatanın
da farkına varılmamıştı. Şimdi Avrastis’e kan kusturuyordu. Gökhan’da
Stangraf’ın hangi oksijen barına otursa aynı sohbet konusu dönüyordu. Apollo
insan kılığında şehre iniyormuş, Tesla kasabasında elini kolunu sallayarak
sorular soruyormuş, H serisini kendi saflarına katmaya uğraşıyormuş gibi
söylentiler sırasında Gökhan’da sık sık fikirlerini beyan ediyordu. Dünya
üzerinde mesleği olan hurda mühendisliğinin verdiği metaller üzerindeki bilgisi
sayesinde çevresine düzgün bilgiler verebiliyordu. Hurda mühendisliği Dünya
üzerinde saygı gören bir meslekti. Dünya da çok fazla metal artığı oluştuğundan,
bu hurdaları geri dönüştürmek çok zaruri bir ihtiyaç haline gelmişti. Gökhan’da
Dünya da yaşadığı zaman beş senelik bir metal bilgisi öğreniminden sonra bu
mesleğe atılmıştı. Gökhan haftaya başlayacağı PiriReis projesine kadar bu
çevreyi tanımaya çalışıyordu.
“…Tesla kulesine yapılan Füzyon bombası saldırısın da yüz
civarında ölü olduğu sanılıyor. Olayı üstelenen henüz çıkmadı ancak bütün
işaretlerin Apoolakis örgütünü gösteriyor. Olay hakkında ileriki saatler de
gelişen olaylar ile sizlerle olacağız.” Avrastis’in resmi dili olan Türkçe ile
Avrastis’in en iyi kanalı olan kanal-M’nin en ünlü haber spikeri Katya Sapien
tarafından yapılan bu haberi dinleyen bütün Avrastis’lilerin düşüncesi sabitti :
Beklenen olmuştu. Apoolakis örgütü kulaktan kulağa yayılan saldırısını
gerçekleştirmişti. Gökhan dahil herkesin beklediği saldırı dün gece yarısında
olmuştu. Paydos saatinden yaklaşık bir saat önce reaktörün sadece insanların
girebildiği yönetim bölümünde meydana gelmişti. Hükümetin umarsız davranışları
sonucu yüz civarı insan daha ölmek zorunda kalmıştı. Ölüler Avrastis’te yakılıp
külleri reaktörün ısı kaynağının içine atılırdı. Simgesel olan bu eylem şehit
olan Avrastis’li insanlar için çok önemliydi. Gökhan da reaktöre göre nispeten
daha güvenli olan PiriReis’te öğle tatilinde arkadaşları ile bu haberi izlerken
düşünmeden edemedi. Apoolakis örgütüne kolayca ulaşabilen Katya Sapien’in bu
örgütle bir bağlantısı olabilir mi ?. İnsan atalarından kalma merakına engel
olamayacaktı. En kötü sarışın bir kadınla sohbet etmiş olurdu.
Kanal-M’nin ana binasından her zaman çok sevdiği gösterişli
kıyafeti ile çıkan Katya, arkasından duyduğu bir erkek sesi ile irkildi.
“ Katya hanım, bakarmısınız ?”. Türkçe aksanından anlaması uzun
sürmedi, henüz yeni bir göçmendi.
“ Evet, buyurun ?”
“ Kusura bakmayın, ben bu şehirde yeniyim de . Size şunu söylemem
söylendi:
“Paket burada. Bu senin Dünyan””
Katya’nın on senedir beklediği kişiyle sonunda karşılaşmıştı.
Henüz karşısındaki adamın haberi yoktu ama o aslında kendisini fesih ettikten
sonra herkesin bittiği sandığı Bsd örgütünün özenle yetiştirerek aslında yeniden
kurulacak başka bir Dünya’nın kurucularından olacaktı. Katya genç adama sevinçle
dönerek anlatmaya başladı. “ Gökhan bey, beni takip edin lütfen” dedi ve
arabasına doğru yürümeye başladı.
Eski Dünya kitaplarında okumuştu kahramanları, Bildiği
kahramanların pek çoğu isteyerek kahraman olmamışlardı. Belirli şartlar sonucu
bu duruma gelmişlerdi. Kahraman olmanın verdiği farklı bir his yoktu. Gökhan
zaten dışarıdan hiçbir kahraman gibi de değildi. Uzun zayıf fizikli otuz yaşında
bir adamdı. Katya’nın anlattıklarına da en başta inanmamış daha doğrusu inanmak
istememişti. O sadece Dünya’daki evine gönderilen zarfın içindeki notta
istenenleri yapmıştı. O notu da Sanem dahil hiç kimseye söylememişti. Katya’nın
anlattığına göre Bsd’nin araştırmalara ilk başladığı yıllarda elde ettiği
bulgular, Dünya’nın ne yapılırsa yapılsın yirmi yıl sonra merkezdeki magma
katmanının patlayarak Dünya’yı depremler ve dev dalgalarla yok olmaktan
alıkoyulamayacağı anlaşılmıştı. Onlar da Dünya’yı kurtaramayacaklarını anlayınca
en azından insanoğlunu kurtarmak için reaktör adı altında Avrastis’i bir uzay
aracı olarak inşa etmişlerdi. Avrastis kıtasını yörüngeden çıkarıp Dünya’nın
uydusu Ay üzerinde yeni bir yaşama başlatacaklardı. Bu yaşamda en kaliteli
insana yer vermek zorunda olduklarından, on senede bir bu seçimi yapmak zorunda
kalmışlardı. Avrastis çok büyük bir alanı yoktu ve bu yüzden maalesef Avrastis
içinden bile yalnızca Stangraf’ta yaşayanlar götürülecekti. Bu yüzden de S
serisi bir robot olan Apollo özel olarak üretilmiş anarşi yayıp insanları
Stangraf’tan uzaklaştırmak için programlamıştı. Amaç olabildiğince çok sayıda
insanı Stangraf’tan uzaklaştırmaktı. Gökhan bu fevkalade ilginç komploya inanmak
istemedi. Sonra Katya kendisinin bu plandaki görevini de anlatıp kabul etmesini
isteyince tek bir isteği oldu. Tek yakın arkadaşı Sanem’in de götürülecek
listeye alınması oldu. Kabul edebileceklerini söyledi Katya. Katya ayrıca
Gökhan’ın Dünya üzerinde sevdiği kişilerin de alınacağını sevinerek ekledi.
Avrastis-2125
Ayrılık vakti geldi. Bütün hazırlıklar tamamlandı. Stangraf
kıtadan kopartılarak, altındaki ısı reaktörü çalıştırılarak onları taşıyacak
roket sistemi hazırlandı. Gökhan bu vedasında gerçek nefes aldığı Dünya’ya veda
ediyordu. O artık yapay oksijen ile soluk alacaktı. Beş milyar insanın ölmesi
zorunluluğu açıkçası Gökhan’ı fazla üzmüyordu. Nasıl olsa, kurulacak yeni
Dünya’da yeniden insanlar olacaktı. Üretilen mükemmel genlerden dolayı, doğuştan
hiçbir özür,hastalık veya alerji gibi sorunlar meydana gelmeyecekti. Yeni
yapılanan bir proje sayesinde, insanın önemli kemikleri metal alaşımlı bir
maddeyle kaplanacaktı. İnsan olmanın en güzel taraflarından birisi olan
hatalarımız ile birlikte yaşamanın sonu gelmişti. Hata yok, yanlış yok, kötülük
yok. Bu yeni bir türdü. Onlar tarih kitaplarında insan diye
adlandırılmayacaklardı.
|