|
"zırrrr........zırrrrrrrrrrr...................."
Zaten hiç sevmedim şu telefon denen şeyi.Dünyanın öbür ucuna da
gitsen yakanı kimseden kurtaramıyorsun.numaranı biliyorsa eğer,düşmanın da olsa
seni 1 saniyede bulabiliyor.
"Alo.......hı.....tamam,tamam.geliyorum"
Arayan şirketten bir arkadaşımmış.Bir sorun çıkmış.Gecenin bu
yarısında benden başka arayacak adam mı kalmadı nedir?
"Eeee.niye çağırdın beni?"
"Kapılar.Hiçbirini kapatamıyorum!"
"Kapanmalarını söyle"
"Denedim.Bir işe yaramadı.Sanırım ses algılayıcılarında bir sorun
var.Saatlerdir 'kapan' komutu veriyorum.Nafile."
Hiç böyle bir durumla karşılaşmamıştım.belki de çözüm kullanım
kılavuzundadır.
"Kullanım kılavuzuna bir baksak!"
"Baktım.Orada da bir şey bulamadım"
İkimizde odanın içinde bir o yana bir bu yana dolanıp
duruyorduk.Sonunda biraz dinlenmeye karar verdik.Arkadaşım John:
"Masa" dedi ve duvara bitişik masa takımı açıldı.Biraz düşündükten
sonra en iyi çözümün,şirketin elektronik sistemlerinden sorumlu Gökmen'i aramak
olduğunda karar kıldık.
Gökmen'in sesi biraz sinirliydi.Gecenin bu saatinde başkası yok
muydu der gibi.Tıpkı ben!
"Belki bilgisayar sistemlerinde bir şey bulabilirim" dedi
Gökmen.Ne de olsa şirketteki birçok şey bu sisteme
bağlı.Kapılar,kasalar,kitaplar,defterler...Bu sistem sayesinde kapılara "kapan"
deyince kapanıyor,bir şey yazmak istediğimizde ise sadece konuşuyorduk.Sistem
bizim yerimize gerekeni yapıyor nasılsa.hesap yapmaksa çoktan tarihe karıştı
bile.Hesap makineleri sayesinde dört işlem bile yapmadan okuldan mezun olanlarla
dolu dünya.
"Sistemde bir sorun yok.Virüs de bulamadım" dedi Gökmen.
John sinirli bir şekilde:
"Allah kahretsin!Sistemde ne bulunup bulunmadığı beni
ilgilendirmiyor.Bana kapıları nasıl kapatacağımı söyle!"
Üçümüz en az 1 dakika boyunca birbirimize boş boş baktık.Sonra
Gökmen ayağa kalkıp birkaç adım ilerideki kapıya doğru yürüdü.Kapının sol alt
köşesinde ufak harflerle yazılı "Evrenin En Güvenli Kapı Sistemleri Size Tek Ses
Mesafede" yazısını işaret etti ve altta yazılı numarayı işaret etti.
"İşte bu!" diye atıldı John.Kapıyı üreten firmayı arayabiliriz."
"Telefon" diye seslendi John.Odanın caddeye bakan penceresi
ekrana dönüştü.Sonra numarayı söyledi.Üçümüz birden sessizce beklemeye
başladık....ve telefonu birisi açtı.
"Bu bir telesekreter mesajıdır.Bırakmak istediğiniz mesajı bip
sesin....."
"Hayııır....olamaaaz!" dedik üçümüz birden.Pek senkronize
sayılmaz aslında.Hayal kırıklığına uğramıştık.
"Gecenin üçünde kimi bekliyorduk ki telefona?" dedi Gökmen.sonra
John'a dönerek:
"Göz tarayıcısını denedin mi?"
"Evet"
"Peki parmak izini okuttun mu?
John biraz düşündü ve hayır dercesine başını salladı."Ses
sistemleri gibi en gelişmiş yolla bile kapanmayan bu kapının neredeyse tarih
olmuş bir yöntemle kapanması pek mantıklı gelmedi"
"Sen yine de bir dene" dedi gökmen.
İkisi birlikte kapının önünde durdular.Kapının elektronik
sistemlerinin olduğu kapağa doğru "kapak dışarı" diye komut verdi John.kapak
açıldı.Sonra parmağını okuyucuya yerleştirdi.Sonuç olumsuzdu.
John çok sinirlenmişti.Gökmen'in gözü ise bir şeye takılmıştı.
"Bu kapının bir manyetik kartı varmış sanırım.Onu bu kart
okuyucudan geçirirsek çalışabilir" dedi.
"Hani şu eskilerin 'kredi kartı' diye söz ettikleri gibi bir şey
mi bu kart?" dedim.
"Evet,aynen öyle."
"Evet,ben de duymuştum....Olur şey değil.Bu kapı o kadar eski mi
yani?" dedi John.
Sonra bir sessizlik oldu.John hafiften gülmeye başladı.
"İyi de....Bu kartlar varsa bile şu an patrondadır
muhtemelen.Kendisi ise şehir dışında.Zaten bu saatte onu arasak bile hepimizi
kovardı!" dedi John.
"Arkadaşlar" dedim.Bence bu saatte yapılabilecek en iyi şey gidip
uyumak.
"İnanamıyorum" dedi Gökmen."teknolojideki onca gelişmeye rağmen
bir kapıyı kapatamıyoruz" Bunu söylerken sesi çok yorgundu."Kendi icatlarımızın
nasıl kullanılacağını bile bilmiyoruz"
"Hadi" dedim."Bahçedeki bekçiye söyleriz.3-5 saatliğine kapıda
bekler.Sabah geldiğimizde firmaya telefon eder bir tamirci çağırtırız"
Üçümüz birden dışarı çıktık.Bahçede,durumu bekçiye
anlattık.İçeriye göz kulak olmasını söyledik.
"Bir dakika bekleyin" dedi üçümüze birden bakarak.
Cebinden metal bir halkaya takılı birkaç demir çubuk
çıkardı.Kapıya doğru gitti ve kapıyı kendine doğru çekip demir çubuklardan
birini kapının sağ tarafındaki deliğe soktu.Sonra çubuğu çevirdi.Kapı
kapanmıştı.Üçümüz,ağzımız bir karış açık,faltaşı gibi gözlerle onu izledik.
“İyi akşamlar” dedi,üçümüze birden.
Tek kelime bile etmeden,yalnızca başlarımızı “evet” dercesine
salladık.Sonra oradan ayrıldık.
Acaba….Bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen bir yerde bir hata
mı yapmıştık? Eminim ki o gece üçümüz de,yatmadan önce bu soruyu kendimize
sormuşuzdur. |