|
Mağaranın girişi oldukça dar
gözüküyordu. İçeriye girmek konusunda kararsızdı. Uzay giysisinin ön tarafındaki
bilgisayarın ekranına dokunarak, oksijen miktarını kontrol etti. En azından üç
saat daha yetecek kadar desteği vardı. Başını kaldırarak yansıyan parlak güneş
ışığının arasından yukarıda bekleyen arkadaşına baktı.
- İçeri giriyorum.
- Tamam. Ben ve Asder, Zavos çukuruna ulaşmaya çalışacağız.
Merkezde buluşuruz.
- Dikkatli olun.
- Sende.
Bulunduğu yer Mars’ın yüzü denilen bölgenin, fazla derin olmayan
vadilerinden biri olan M-13’dü. Burası, uzaydan tıpkı bir insan yüzüne
benzeyen görüntüsü nedeniyle uzun yıllar boyunca insanoğlunun ilgisini
çekmişti. Tabiki bu görüntü sadece bir rastlantıydı. Mağaraya bir kez daha
baktı. Hayatı boyunca yeni birşeyleri keşfetmekten hep haz duymuştu. Mars’a ilk
ayak basacak kişi olabilmek için uzun yıllar boyunca hiç durmadan çalışmıştı.
Ancak Albert Matt ondan daha iyiydi ve 2045 yılında buraya ayak basan ilk insan
olarak bunu kanıtlamıştı. Dört yıl sonra üçüncü insanlı uçuşla birlikte tekrar
Mars’a gelmişti. Bu kadar meraklı olmasının ana nedeni buydu. İlk heyecanı
kaçırmış olabilirdi ama hala bir şansı vardı. Mars yüzeyini araştırmak gibi bir
şans. Yavaş hareketlerle aralıktan geçmeye başladı. Oldukça dikkatli
davranıyordu, çünkü giysisinde oluşabilecek ufak bir hasar hayatına mal
olabilirdi. Sonunda içeri girmeyi başarmıştı. Başının üzerinde ve omuzlarının
yan tarafında bulunan ışık vericilerini aktif hale getirdi. Dünyada gördüğü
mağralardan çok fazla bir farkı yoktu. Etraf düzensiz, girintili taş yapılarla
doluydu. Isı algılayıcılarını kontrol etti. Sıcaklık dışarıya göre sekiz derece
birden düşmüştü. Bastığı yere dikkat ederek ilerledi. Mağara daralarak devam
ediyordu. Sonra yol ikiye ayrıldı. Sonu gözükmeyen iki karanlık tünel. Korkmaya
başladığını hissetti ama içindeki merak duygusunu dindiremiyordu. Sağdaki
tünelden ilerlemeye devam etti. Gördüğü şeylerde değişen birşey yoktu. Sadece
ilerlemek için eğilmesi gerekiyordu. Bir süre daha ilerledikten sonra tünel
bitti. İlk girdiği yere benzeyen başka bir boşluğa çıkmıştı. Üzerinden yansıyan
ışıklar karşısındaki duvara vurduğu anda kalbinin duracağını hissetti. Sadece
kendisinin duyduğu bir çığlık kalbinin derinliklerinden yayılarak elbisesinin
içinde çalkalandı.
- O..olamaz..
Gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Konuşamıyordu. Nefes almakta
bile zorlanıyordu. Korkak adımlarla karşısındaki duvarın yanına geldi. Elini
yavaşca duvarın üzerinde gezdirmeye başladı. Yeni doğmuş bir bebeğe dokunur
gibiydi.
- Bu..bu imkansız..
Duvar resimlerle doluydu. Belgesellerde izlediği, ilk insanların
çizdiklerine benzeyen resimlerle. Sol taraf üçgen, kare, küp benzeri şekillerle
doluydu. Etraflarında çin harflerini andıran yazılar vardı. Sağ tarafta ise
insana benzeyen figürler gözüküyordu. Toplu halde, avlanırken...
- Burada hayat..insan..
Mantıklı cümleler kuramayacak kadar şaşırmış bir haldeydi. Yavaş
yavaş bilinci tekrar geri geliyordu sanki. Bulduğu şeyin insanlık tarihini nasıl
etkileyeceğini düşündü. Kalbi hiç durmadan atıyordu.
- Asder..Kope..ne bulduğuma inanamayacaksınız.
-.....
Karşı taraftan cevap gelmemişti. Telsiz başlantılarını kontrol
ettikten sonra bir kez daha denedi.
- Asder..beni duyuyormusun ?
-...
- Tekrar ediyorum. Ben Deniel..beni duyan var mı ?
-....
- Merkez..merkez..
-...
Denemeleri sonuçsuz kalmıştı. Mağaranın iç taraflarına girdiği
için bir şekilde bağlantının zayıfladığını düşündü. Bu haberi bir an önce
birilerine ulaştırmak için sabırsızlanıyordu. Hızlı bir şekilde geldiği yöne
doğru döndüğü an hayatının ikinci büyük şokunu yaşadı. Az önce hissettiği
duyguların belki de daha fazlasını yaşıyordu. Sol tarafta duran iki büyük
kayanın arasında metal bir kutu vardı. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve yarım
metre yüksekliğinde bir metal kutu. Nefes alıp verişini düzenledikten sonra
kutunun yanına gitti. Kutunun sadece üst tarafında küçük dijital bir ekran
vardı.
- Bir kilit sistemi.
Çok bilinçli olmayan bir hareketle parmak uçlarının ekranın
üzerine koydu. O an ekranın üst tarafından aşağıya doğru inen bir ışık gördü ve
ekranın rengi kırmızıya dönerek yanıp sönmeye başladı.
- Tarayıcı.
Aniden kutunun kapağı açıldı ve bir ışık huzmesi ortaya çıktı.
Refleks bir şekilde geriye doğru sıçramıştı. Işık huzmesi bir kaç saniye içinde
bir insan hologramına dönüştü. Hiç durmadan geriye doğru gidiyordu. Arkadaki
duvara çarparak durdu. Şaşkın gözlerle karşısında duran holograma baktı. Hemen
hemen kendisiyle aynı boylarda takım elbise giymiş bir erkek karşısında
duruyordu. Uzun saçları başının arkasında at kuyruğu şeklinde toplanmıştı. Yüz
hatları oldukça sertti ve insanı rahatsız eden donuk bir ifadesi vardı. Bir süre
sessiz bir şekilde bekledi. Ne yapması ya ada ne söylemesi gerektiğini
bilmiyordu. Konuşmalıydı.
- Sen..sen nesin ?
Hologramın görüntüsünde bir anlık bir titreme oluştu.
- İngilizce. Kayıtlarımda diliniz mevcut.
- Kayıtların..
- Ben öğrenmeye programlı bir bilgisayarım. Diliniz uzaya yansıyan
radyo dalgalarının içerisinde mevcuttu. Bende sistemime dahil ettim.
- Sen bilgisayar mısın ?
- Evet.
Hologramın ifadesi hiç değişmiyordu. Hala sırtı duvara yaslanmış
olarak beklediğini farkketti. Kendisini bir miktar toparlamıştı. Yürüyerek
hologramın karşısına geldi.
- Seni kim yaptı ?
- Wwsa Oqre
- Yani hangi medeniyet ?
- Sorunuzu anlayamadım. Lütfen daha net sorarmısınız.
- Ne zamandır buradasın ?
- 8675 yıl, 14 gün, 2 saat, 35 dakika..
Duyduğu şeye inanmak istemiyordu. Kafası karışmıştı. Heyecanlıydı
ve korkuyordu.
- 8000 yıldır burada mısın ?
- Evet.
- Seni yapanlar bu gezegendemi yaşıyorlardı ?
- Evet.
- Bir adları varmıydı ?
- Üretiliş yerim Trepozse.
- Bu bir yer mi ?
- Ülke.
Acayip bir şekilde sigara içmek istediğini hissetti. Başı ağrımaya
başlamıştı. Karşısında duran şey 8000 yıl önce yapılmıştı. Kendisinin bildiği
tarih 2000 yıldı. Hologramın görünüşü kendisi gibiydi. Yani onu yapanlarda
kendisi gibi insandı. Üstelik 8000 yıl önce üstün bir teknolojiye sahip olan
insanlar.
- Tarihinizi öğrenmek istiyorum.
- Bu çok geniş bir soru. Lütfen daha net sorarmısınız.
- Tamam. Medeniyetiniz ne zaman kuruldu.
- Bununla ilgili tam bir veri yok. İlk insanın zeka yetisini
kazanması ve ayağa kalkması yaklaşık 15.000 yıl öncesine dayanıyor.
- Yani Mars’ta 15.000 yıl önce hayat vardı.
- Evet. Ancak tarihimiz burada başlamadı.
- Anlayamıyorum.
- Lütfen gerekli soruları sorun.
- Tamam..tarihiniz nerede başladı ?
- Dünyada.
- Dünyamı ?
Hologramın söylediklerini kafasında toparlamaya çalışıyordu.
- Peki Mars’a niye ve nasıl geldiler.
- Medeniyet tarihimizle 4987 yılında. Dünya yaşanamayacak bir yer
haline gelmişti.
- Kirlilik..
- Evet.
- Dünya toplu bir şekilde terkedildi ve Mars’a yerleşildi.
- Buna inanamıyorum. Buradaki medeniyet ne zaman ve nasıl yokoldu.
- Mars tarihiyle 2345 yılında büyük savaş yaşandı.
- Ne savaşı.
- Zer Irkıyla yaşanan savaş.
- Zer ırkımı.
- Medeniyetimiz yokedildi. Hayatta kalanlar geçmişlerini ve
kimliklerini unutarak yaşamaya devam ettiler.
- Sonra.
- Mars’ın değişen iklimi ve atmosferi tüm yaşamı yoketti.
Olanları gözünde canlandırmaya çalıştı. İçinde açıklayamadığı bir
üzüntü oluşmuştu. Yokolanlar kendi atalarıydı. Şuan hayatta olmalarını sağlayan
ilk insanlar.
- Bu çok korkunç. Zer Irkına direnemedilermi ?
- Teknolojileri bizim için çok ileriydi. Sadece bir şans vardı ama
kullanılamadı.
- Ne şansı ?
- Dünyanın yok edilmesi.
İçi bir kez daha titredi.
- Ne dedin sen ?
- Dünyanın yok edilmesi.
- Neden ?
- Zer Irkının yaklaşan savaş gemilerini durdurmanın tek yolu güçlü
bir enerji dalgası ve meteor fırtınasıydı. Hesaplamalar doğrultusunda Dünya
belirlenen zaman içinde yok edilecek ve bu etkileşim yaratılacaktı. Bunun için
Dünya’nın merkezine yakın bir yere nükleer bir patlayıcı yerleştirildi.
Duydukları beyninin her yerine sert bir şekilde çarpıyordu.
Sevdiği ve tanıdığı tüm insanların, ait olduğu ırkın yaşadığı tek gezegenin
içinde onu yok edecek bir bomba vardı.
- Niye yapmadılar.
- Hata..hata..hata..
Hologramın görüntüsü gidip gelmeye başlamıştı.
- Görev belleğime kaydedilmişti. Hata..hata..
- Neler oluyor allahın belası.
- Zer Irkı..virüs..
Bir süre sonra hologramın görüntüsü tekrar netleşti.
- Görevimi yerine getirmeliyim.
- Sen neden bahsediyorsun ?
- Geri sayım başladı.
Hologramın yan tarafında bir ekran görüntüsü ortaya çıktı. Y
harfine benzeyen bir işaret oluştu. Sonra o işaret başka bir işarete dönüştü o
da başka bir işarete. Bu şekilde hiç duraklamadan devam ediyordu.
- Bu olamaz...geri sayım..hayırrr..
Hologramın üzerine doğru atladı. İçinden geçti ve kutuya takılarak
yere yuvarlandı.
- Hata..hata..hata..
Sayım devam ediyordu. Tüm gücüyle kutuyu yerden alarak taşlara
doğru fırlattı. Değişen bir şey yoktu. Hologram aynı şekilde konuşmaya devam
ediyordu ve şekiller devamlı değişiyordu.
- Hata..hata..hata..
Bir an duraksadı. Geçen bir kaç saniye içinde üç yaşındaki oğlu
başta olmak üzere tanıdığı ve hatırladığı herşey gözlerinin önünden geçip
gitmişti sanki. Soluk alış verişi sakinleşti. Yüzündeki panik ifade kaybolmuştu.
Kutunun yanına gitti ve zorlanarakta olsa onu kucağına aldı. Sonra giysisnin ön
tarafındaki bir kaç tuşa bastı. D- modunu aktiflemişti. Bu mod en son olasılık
için planlanmıştı. Uzayda dahi olsa, ülke güvenliğini kimsenin tehlikeye
atmasına izin verilemezdi. İyi bir askerin böyle bir durumda yapması gereken şey
belliydi. D- modu buydu. Fazla vakit kalmamıştı. Gülümsedi ve yanıp sönen ikona
dokundu.
- Oğullarım ve torunlarım için...
On metre içindeki herşey moleküllerine kadar ayrıldı ve sonrasında
sessizliğin çığlığı tüm Mars’ı sardı. |