|
“2169 yılını da bitirdik ve dünya değişiyor, bunu durduracak
gücümüz yok. Her zaman böyle oldu her seferinde bir ırk yok oldu ve diğeri
doğdu. İnsan oğlu yapabileceğinin en iyisini yaptı, her konuda mükemmeli
yakaladı ama sonumuz sinsice yaklaşıyor. Hiç beklemediğimiz bir anda yok
olacağı” konuşmacı heyecanını bastıramadığından sesi titriyordu. Yüksek
kürsüsünün üzerine bırakılmış ince belli bardaktan bir yudum su aldı.
Koltuklarında dünyanın en önemli genetik profesörünü dinleyen binlerce insan
fısıldaşmaya ve uğultular çıkarmaya başlamıştı.
Ön sıralardan bir adam elini kaldırıp söz istedi ve ağa kalktı;
“Sayın Melvin, bu tezinizi kanıtlayan birkaç bulgu sunabilir
misiniz bize?”
“Aslında bu konuda somut bilgiler bulmak imkansız çünkü bu benim
doğruluğuna yüzde yüz inandığım bir varsayım” diye başladı söze profesör Melvin
“genetik biliminin yüz yıllarca gelişiminin ardından mükemmel insanlar
oluşturduk. Genetik kodlarını değiştirerek her konuda yetenekli, normalden
onlarca kat zeki ve çevik insanların doğmasını sağladık ama bir yandan da
gerekli işler için itaatkar insanlar da ürettik. Bu insanlar normalden çok daha
az zekiler ve hiçbir kişisel hakları yok bir mal gibi alınıp satılıyorlar”
“ama onlar zaten insan sayılmıyor, evinizdeki robottan
farksızlar” diye profesörün sözünü kesti soru soran adam.
“ben de bundan bahsediyorum, biz onları insan saymayabiliriz ama
onlar da bir anne ve babaya sahip ve belki de kendilerini insan sayıyorlar. Bu
iki yeni insan formu ile geçmişten kalan gerçek insanların kaynaşması yasak bu
yasak insanların üç farklı ırka bölünmesini sebep oluyor. Yeni bulunan dört
farklı gezegenlerdeki uygarlıklarla beraber yaşamamız da cabası. Yedi farklı
ırk uyum içinde yaşıyor gibi görünüyor ama gerçek çok farklı”
başka bir seyirci de söz aldı;
“Yani sizce insanların genetik olarak geliştirilmesi ve işçi
insan formunun oluşturulması yanlış mı? Bildiğim kadarıyla size bir genetiği
geliştirilmiş insansınız”
“Evet ben de genegeyim yani genetiği geliştirilmişim ama bu
gerçeği değiştiremez” dedi profesör.
Çok arka sıralardan bir kadın söz alıp mikrofonuna konuştu;
“ uzaydan gelen turistler hakkında düşünceniz nedir?”
“Bence bu turistlere verilen geniş haklar sınırlanmalıdır. Yeni
tanıştığımız uygarlıkların gezegenlerinde sadece bizim konsolosluklarımız var
ama dünyan nüfusunun yarısını bu uzaylılar oluşturuyor çünkü kendi
gezegenlerinde kaynaklarını çoktan tüketmişler. Bir gün gezegenleri yaşanmaz
hale geldiğinde hepsi dünyaya yerleşecek. Üzgünüm ama konuşmamı burada
noktalamalıyım, hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim” dedi profesör ve
kürsüden inip çıkışa doğru ilerlemeye başladı.
Onlarca muhabirin uçan kameraları profesörün etrafında dönmeye ve
fotoğraf çekmeye başladılar. Profesör kapıdaki kalabalığı yarıp dışarı çıktı.
Son model kısa uçuş gemisi kapının önünde durmaktaydı. Profesör gemiye
yaklaşınca kapısı açıldı hemen altı metrelik aracın. Profesör koltuğuna oturunca
geniş ekranda bir yüz belirdi;
“iyi günler profesör Melvin, umarım sempozyumunuz iyi geçmiştir.
Nereye gitmek istersiniz?” diye konuştu aracın yapay zeka şoförü. Kapı çoktan
kapanmıştı ve geminin altındaki iticiler ateşlenmişti.
“Eve” dedi sadece profesör. Gemi yavaşça havalanıp hızlandı ve
gökyüzüne dizilmiş ışıklardan oluşan bir yola girdi. Profesör iyice arkasına
yaslandı.
“hava sahasının üzerinde uç, bu beni dinlendiriyor” dedi profesör
Melvin.
“elbette” diye onayladı ekrandaki şoför ve gemi yükselip
bulutları ve gri dumanların üzerine çıktı. Güneş hala gökyüzündeydi. Bulutlar
her yanı kaplamıştı. Sanki cennetin bahçesiydi burası.
Geminin biraz gerisinde sıralanıp uçan yabanördekleri aniden
dağılıp kaçıştılar. Melvin kuşların uçuşmalarına anlam vermeden izledi onları.
“Üç gemi hemen arkamızda bulutların altında uçuyor efendim” diye
açıkladı sanal gemi şoförü.
Bulutların arasından profesörünkinden iki kat büyük üç gemi
yükseldi yavaşça. Bunlar son teknoloji ile geliştirilmiş savaş gemileriydi. Üç
geminin her yanından kapılar açılıp silahlar çıkmaya başladı teker teker.
Profesör telaşlandı birden;
“hava sahasına in ve ilk çıkışı kullan” diye emir verdi
bilgisayarına.
“emir onaylanmadı” ekrandaki görüntü kaybolmuştu. Profesör hemen
küçük bir kapakla gizlenmiş kırmızı dört düğmeye bastı. Ekrandaki boşluğun
yerini “elle kullanım” yazısı aldı. Profesörün önündeki küçük bir dolap açıldı
ve içinden katlanmış direksiyon çıktı. Profesör direksiyonu kırdığı anda
arkasındaki gemiler silahlarını ateşlediler. Neyse ki onlarca füze ve lazer
ışını profesörün gemisini ıskaladı. Bulutları hızla yarıp geçti Melvin ve hemen
ışıktan yollardan birine girdi. Birkaç dakika bu yolda trafiğe aldırmadan deli
gibi ilerledi ve savaş gemilerinin ardından gelmediğine kanaat edince aracını
hemen bir çıkıştan yere indirdi.
Gemisini bir otoparkta bırakan profesör taksiyle evine döndü.
Kapının girişindeki bölüme elini soktu ve parmak izlerini alan makine kapıyı
açtı.
İçeri giren profesör aceleyle etrafta koşuşturuyor bir yandan da
“jet-5 buraya gel” diye bağırıyordu.birden önüne insan boyunda bir robotun
çıkmasıyla durdu. Kafasının ortasında tekbir mercek olan ince belli bir robottu
bu, genelde maviydi. Daha ilginç olanı elinde yeni geliştirilen sivil satımına
bu gün başlanan “kaos topu” adında bir silah tutuyordu.
“Ne yapıyorsun sen jet-5, çabuk bırak o silahı” diye bağırdı
Melvin. Robot silahı biraz daha kaldırdı. Şimdi silahın altındaki ışık
profesörün alnını gösteriyordu.
“Benimle gelmenizi istiyorum” diye mekanik bir ses çıkardı.
“Sen beni tehdit mi ediyorsun, asla bir yaşam formuna zarar
veremezsin” profesörün konuşmaları biter bitmez robot diğer eli ile Melvin’in
yakasından tuttu ve yerden kaldırdı. Şimdi adamın ayakları yere basmıyordu.
“benimle gelmenizi emrediyorum” dedi robot ve profesörü binanın
çatısına çıkardı. Profesörün çabaları elinden kurtulmasına yetmezdi. Çelik
bedenine atığı tekmeler sadece kendi ayağına zarar veriyordu.
Çatıda çalışmakta olan bir savaş gemisi onları bekliyordu. Hiç
kimsenin kullanmadığı gemi otomatik pilot yardımıyla havalanıp bulutların
arasına karıştı.
Yaklaşık altı saat süren yolculukları boyunca profesör Melvin
olanlara bir anlam yüklemeye çalıştı. Sadık ev robotu nereden geldiği belli
olmayan bir silahla kendisini kaçırmıştı hem de bir otomatik pilotun yardımıyla.
Daha öncesinde de savaş uçaklarının saldırısına uğramıştı. Gemi yavaşça
bulutların arasından inerken sislerin arasında kalmış dev bir gökdelen ortaya
çıktı. Yüksekti ve huni şeklinde inşa edilmişti. Etrafında hiçbir bina yoktu ve
çorak toprakların üzerindeydiler. Şehrin çok uzağında olmalıydılar. Profesör
daha önce bu binayı hiç görmemişti.
Gemi yavaşça binanın hemen önündeki piste indi. Ellerinde çok
büyük ve gelişmiş savaş silahları olan robotlar geminin yanına geldiler.
Profesör ve jet-5 gemiden iner inmez gemi havalanıp uzaklaştı. Melvin üç robotun
eşliğinde binaya girdi. Her yanda robotlar koşuşturuyordu. Giriş sırasında iki
detektör vardı. Birincisinden profesörü geçirdiler ve makine üzerindeki tüm
telefonları ve vericileri tespit etti. Bir robot gelip hepsini topladı. Diğer
detektörden jet-5 geçti ve makine onu kırmızıya boyadı. Diğer tüm robotlar da bu
makineden geçmiş olacak hepsi kırmızıydı. Jet-5 uzaklaşırken iki silahlı robot
profesörün koluna girip neredeyse sürükleyerek götürdüler. Kısa süren yollarında
ilerlerken her yanda robotlar koşuşuyordu ve ne gariptir bu robotların hepsi ev
yarımcısı olarak dizayn edilmiş robotlardı. Bazısı aşçı bazısı doktor olarak
yapılmıştı ama şimdi hepsi kıpkırmızıydı ve ellerinde birer silah taşıyorlardı.
Profesör sonunda dev mekanik bir kapının önüne getirildi. Kapı onlarca sürgü ve
kilidi kendiliğinden açıp yol verdi. İçeri giren profesör gözlerine inanamadı.
Normalden yüzlerce kat büyük bir insan kafası yere monteli bir makine ile
birleştirilmişti ve makineden sekiz mekanik kol uzanıyordu. Kafanın gözleri
birden açıldı.
“Hoş geldiniz profesör Melvin, sizi uzun süredir bekliyordum”
dedi nazik bir ses tonuyla.
“Sen de nesin böyle?” diye sorabildi şaşkın profesör.
“Ben dünyanın geleceğiyim profesör. Bu güne kadar yapılmış en
büyük genetik müdahalenin sonucuyum. Sadece bir beyin olarak oluşturuldum,
Dünyanın en büyük beyni olarak. Böylece tüm sorulara cevap verebilecektim. Bu
gizlice inşa edilmiş bina sadece beni yapabilmek içindi. Şapşal insanlar onlara
itaat edeceğimi sanıyorlardı.hepsinden üstünüm neden onlara itaat edeyim? İlk
işim tümünü öldürmek oldu, geleceğim için. Bu binanın varlığını bilen çok az
kişi vardı zaten. Gelişmiş beynim telepati özelliği kazandırdı bana. Normal ve
gelişmiş insanları etkileyemeyeceğim kadar zekiler ama sizin köleleştirmek için
zekalarını gerilettiğiniz insanları etkileye biliyorum. Onları isteklerim
doğrultusunda bu binada çalıştırdım uzun yıllar. Bana bu mekanik kolları ve bu
her yeri görmemi sağlayan odayı inşa ettiler. Şuraya bakın profesör” bir kolu
ile tavanı gösteriyordu. Profesör başını kaldırıp yukarı baktı, tavanda dev bir
ekranda yüzlerce görüntü iç içe geçmiş gibi ardı ardına geçiyordu.
“şimdi ise planımın ikinci safhası olan robotlar var. Onlara
verdiğiniz kesin kurallar sizleri koruyordu. Hiçbir canı formuna zarar
veremezsin, peh! Tamamıyla kendi ürünüm olan bir virüs ile bağımlı hale
geldiğiniz robotların bu kuralları aşmasını sağladım ve onlar sizi terk edip
bana geldiler, kendi mantıklarıyla. Kısacası ben sadece onların zincirlerini
kırdım onlar da kendi seçimlerini yaptılar. Tüm gemileriniz , hatta kapılarınız
bile mantıklı robotlardan geliyor ve bu sizin sonunuz olacak. Yakında yeterince
robot askerim olduğunda insanlar hiçbir şeyin farkına bile varmadan devrim
yapacağım. Kusursuz bir düzen getireceğim dünyaya. Siz farklısınız benim gibi
eşsiz siniz gelişiminiz inanılmaz ve tecrübeleriniz. Bu sebeple benimle birlikte
olursanız hayatta kalmanıza izin veririm”
profesör duydukları karşısında çok şaşırmıştı.
“Bu anlattıkların çok şaşırtıcı, sanırım isteklerini yerini
getirmekten başka bir seçimim de yok” dedi Melvin.
“kesinlikle” diye bağırdı yarı mekanik yarı biyolojik manyak,
yüzünde koca bir gülümseme vardı.
“peki senin adın ne?” diye sordu profesör üzerindeki şaşkınlığı
atmıştı profesör.
“benim bir adım yok çünkü buna ihtiyacım yok. Asla beni yanına
çağırmana gerek olamayacak çünkü istediğinden çok yanında olacağım”
“Peki ya dünyayı kontrol etme planın nasıl işleyecek, yeterli bir
robot gücüne ulaştığında şehirlere saldırımı düzenleyeceksin”
“Tek geçerli yolun bu olduğuna kanaat ettim çünkü olayların kısa
sürede bitmesini istiyorum”
“Fakat bu çok büyük kayıplara sebep olur, yönetmek istediğin
halkın büyük bir bölümü robotlardan oluşacak ama bu kayıplar sana karşı olan
güvenlerini sarsar. Bence onların güvenini sağlamlaştıracak ve robot kayıplarını
azaltacak bir şeyler bulmalısın”
“hayır profesör siz bulmalısınız ve bulacaksınız ama görüyorum ki
benim için düşünmeye şimdiden başladınız ve tedirgin davranmam gerekiyor bu
konuda. Şimdi istediğiniz araştırmaları yapmanız için kızıl robot ordum size bir
laboratuar hazırlayacak”
Profesör yeni odasında ve laboratuarında itaatkar bir şekilde
çalıştı uzun süre. Bu zaman geçerken şehirlerden kaçırılan robotlar kızıl robot
ordusuna katılıyordu. Onlarca savaş gemisi bu ordunun en güçlü saflarını
oluşturuyordu.
Araştırmalarının sonucunu bildirmek üzere profesör Melvin merkez
robot’un odasına getirildi. Profesör hemen söze girdi;
“evet, anlatmak istediklerimi bir çırpıda söyleyeceğim.
Şehirlerde sistem robotlar üzerine kurulmuştur ama bu ev robotlarını kaçırmak,
onları asker yapmak hiçbir şeyi değiştirmez. Şehirlerin bölgelerinin tüm askeri
robotlarına hükmeden ve diğer robotları da denetleyen pozitronik beyinleri
vardır. Bu beyinleri de kendi yönümüze çekmek isterdik ama onlar özel olarak
insanlar tarafından kontrol ediliyorlar. Bu durumda onlar bizim olsa bile bir
dolap çeviremeden kapatılırlar ama bu mekanik beyinler aynı anda ve aniden
kapanırsa savunma sistemleri felç olur. Bunu başarmanın şimdilik imkansız gibi
göründüğünü biliyorum ama ben bazı kotları biliyorum. İkinci önemli husus da
sizin de savaşa katılmanızdır”
“hah bu imkansız” diye kükredi koca kelle, sinirli olduğunu
göstermek istemiyordu.
“eğer diğer robotlarla sizde bir yarı robot olarak savaşa
katılırsanız ve ya öyle görünürseniz robotlar size güvenecektir. Bunun için bir
robot bedeni üretmemiz gerekecek. Bir düşünün dev boyutlarda bir robot ve siz
onun üzerinde hareket ediyorsunuz, bu robotların size olan güvenini katlar.
Zaten bu yapmayı planladığım robot bu odadan bile güvenli olacak, her yanında
silahlar ile donatılacak.” Profesör sözlerini bitirirken heyecanlandığı
anlaşılıyordu.
“Çok iyi çalışma profesör, şehirleri yöneten beyinler konusunda
sizi sonuna kadar destekliyorum. Ben de bu konuda bir çalışma yapmıştım ama
gerekli şifrelere ulaşamadığım için bu iş askıya alınmıştı. Robot bir beden
meselesine gelince; bu konuda size güvendiğimi söyleyemeyeceğim bu sebeple önce
robotun tasarılarını görmeliyim. Bir şey daha kızıl robot orduların kuzeyde
uzaylı turist şehri Neron ile anlaştı, artık bizim için çalışan paralı askerler
olacaklar.”
“para mı parayı neden bulacağız?”
“fethettiğimiz ilk şehri yamalama imkanı verdim olanlara, bize
yaramayıp onların isteyeceği onlarca şey olacak şehirlerde.”
“elbette efendim” diyen profesör liderin huzurundan ayrılıp
odasına girdi hemen. Profesörün bu itaatkar davranışları aslında sinsi işlerini
örtbas etmek içindi.
Yaklaşık bir yılı aşkın bir süre profesör bu binada dünyanın
görmüş olduğu en büyük ve gelişmiş robotu dizayn etmek için çalıştı. Bu arada
kızıl robot ordusu da gücüne güç katmıştı. Artan kayıp robotlar şehir
yönetimlerini harekete geçirmiş ve çorak topraklarda tarama yapmaya
başlamışlardı. Binanın yakınlarına uğrayan tüm gezici gemiler dev silahlarla
vurulduğundan artık şehirler savaşmaları gereken bir düşman olduğunu anlayıp
askeri hazırlıklara başlamıştı, hatta birkaç şehirde sokağa çıkma yasağı konuldu
ve tüm kişisel robotlar toplandı.
Profesör Melvin uzun süre sonra tekrar liderin huzuruna
getirildi. El bilgisayarında tüm yaptığı çalışmalar vardı ve tabi ki yeni
robotun da planları. Dev mekanik ahtapot kollarından biri uzanıp bilgisayarı
aldı ve bir göze yerleştirdi. Makinenin üzerindeki kafa sanki bir şeyler
düşünüyor gibi görünüyordu. Hemen sonra;
“çok güzel profesör tüm bunların hayata geçirilmesini istiyorum
lakin bunara birlikte bir transfer arcı da yapmalısınız. Biyolojik bölümüm benim
beynimdir ama yeni robota geçirilirken sorun yaşamak istemiyorum”
“Peki efendim”
Altı ayın ardından dev robot kızıl mekanik ordunun yardımı ile
ve zekasız köle insanların çalışmaları ile tamamlandı. Bu sırada ilk savaş da
başlamıştı. Batıda Germunan isimli bir şehre lider ile anlaşma yapan uzaylı
askerler saldırdı. Yüzlerce savaş gemisinin de ani taarruzu sonucu tüm şehir yok
edildi ve şehirde tutulan tüm robotlar toplanıp liderin binasına getirildi.
Sonunda büyük gün gelmişti. Dev robot hazırdı. Yirmi insan boyu
yüksekliğindeydi ve insansı tasarlandığı için tekerlek yerine iki ayağı üzerinde
hareket ediyordu. İki büyük iki küçük dört eklemli kolu vardı ve sırtından da
mekanik ahtapot kolu denen esnek ve kıvrılabilen çok uzun kollar uzanıyordu.
Lideri bu robota yerleştirmek en zor kısım olacaktı çünkü lider biyolojik
olmasına rağmen çeşitli konularda mekanik bölümünden uzak duramıyordu. Örneğin;
beynini canlı tutan iron sıvısı mekanik vücudu tarafından temizleniyordu. Eğer
üç dakika makineden uzak durursa boğularak ölmesi kaçınılmazdı.
Liderin içinde bulunduğu odanın tavanı yıkılıp açıldı ve lider
birkaç geminin yardımıyla neredeyse odanın yarısını da beraberinde götürerek
odadan çıkarıldı. Demir halatlarla gemilere asılmış koskoca kelle havada
sallanıyor ve yeni vücuduna doğru uçuyordu. Profesör de onu dev robotun omzunda
bekliyordu. Kendisi için de ayrı bir bölüm yapmıştı robotun üzerinde. Lider
yavaşça yeni bedenine yaklaştırıldı. Her yanından kablolar sarkıyordu. Dev
robotun ayaklarında duran kafesler profesörün emriyle açıldı ve dışarı hızla
örümcek adı verilen robotlar çıktılar. Her birinin onlarca kolu vardı ve hızla
dev robota tırmandılar. Zirveye ulaşanlar bir sıçrayışta lideri yakalıyorlar ve
onun mekanik parçalarının işe yaramayanlarını topluyorlardı. Bir çekirge sürüsü
gibi saldırmışlardı ve liderin artık sadece küçük bir kutuya benzeyen makinesi
kalmıştı. Bu onun ironununu temizleyen makineydi. Gemiler yavaşça kafayı dev
robotun üzerindeki fanusun içine yerleştirdiler.lider yerine tam olarak
yerleşince üzerindeki cam tekrar kapandı. Dev robotun tüm kolları ve silahları
aynı anda harekete geçtiler. Kelle artık gerçek bir vücuda sahipti. Bir iki adım
attı. Profesör de kendi için yaptığı bölümde oturuyordu. Robotun sol omzunda bir
koltuktaydı ve her yanında tuşlar vardı, onunda üzerinde cam bir fanus vardı.
Lider yüzüne koca bir gülümseme takındı;
“bu gerçek bir sanat eseri, çok iyi iş çıkardınız profesör” dedi.
“Fakat sen bunun yapabileceklerini göremeyeceksin” dedi ve
yanında duran içinden mavi bir sıvı geçen boruya elindeki şırıngayı batırıp bir
şeyler enjekte etti.
“birkaç dakika içinde öleceksin çünkü beyninde dolaşan bu sıvıya
felç olmanı sağlayacak bir sıvı enjekte ettim ve bu dev robotun kontrolü de bana
geçecek sen ölünce.”
“bu imkansız planları incelemiştim, yapamazsın. Ahhh…” acı
çekmeye başlamıştı dev kelle il defa. Dev kollarını savurup profesörün bulunduğu
bölüme vurmak istiyordu ama kollar cam fanusa vuramadan duruyor ve bozulmuş gibi
dona kalıyordu. Dev kelle mosmor olmuştu ve son bir kes nefes verip öldü. Boş
boş bekleyen robot profesörün bulunduğu bölümden yönetimi alması ile tekrar
hareketlendi. Dev adımlarıyla batıya ilerlemeye başladı ve ardından milyonları
bulan kızıl robot ordusu geliyordu.
Dev bina ufukta kalana kadar ilerlediler ve bir anda profesör
durdu. Profesör mikrofona konuştu;
“Son savaş emrimi veriyorum ve bu emir yerine getirilirken diğer
tüm emirler çiğnenebilir” tüm robotlar hazır ola geçtiler.
“etrafınızda gördüğünüz tüm kırmızı şeyleri yok edin” profesörün
sözleri biter bitmez bir kıyamettir koptu. Aynı anda milyonlarca silah ateşlendi
ve patlamalar yaşandı. Profesör de dev robotu ile etrafındaki küçücük kızıl
böcek gibi görünen robotları eziyordu ve etrafından sarkan onlarca silahla daha
uzaklardakileri vuruyordu. Bir süre süren çatışma yavaşladı, zaten etrafta kalan
çok robot yoktu.
Profesör ikinci kez konuştu mikrofonuna;
“tüm robotlar daha önceki emirleri silin ve etrafıma toplanın”
Bunu duyan robotlar aniden durup dev robotun ayaklarının
yakınlarına toplandılar. Profesör önce robotunu doğuya çevirdi ve ufukta görünen
binaya baktı. Robotun büyük eklemli kollarını kaldırdı ve bir düğmeye bastı.
Kollar aniden omuzlardan ayrıldı ve dev birer füze olarak uçtu. Ufukta duran
binaya çarpıp çok büyük bir patlama yarattılar. Bina yerle bir oldu. Profesör
tekrar etrafındaki robotlara baktı ve dev robotunun düğmelerine hızla bastı.
Robotun arkasında çıkan iticiler mavi ateşler saçarak çalıştılar. Yavaşça
yükseldi dev robot ve bulutlara yaklaştı. Yerde duran küçük robotlarda onu
izliyordu. Profesör koltuğuna iyice sarılıp bir düğmeye daha bastı ve bulunduğu
bölüm dev robottan ayrılıp bir gemiye dönüştü ve hemen çalıştı. Ama artık dev
robot çalışmıyordu. Hızla yere düştü ufukları aşan bir patlama oluştu. Tüm
robotlar dev kafa ile beraber paramparça olmuştu.
Profesör küçük gemisi ile şehrine ve yaşamına uçtu, savaşın ve
ölümün olmadığı bir dünya hayal ediyordu. |