|
Bugün anne bana canavar diye seslendi. Sen bir canavarsın
dedi. Gözlerinde öfke gördüm. Kendi kendime sordum, bir canavar nedir?
Bugün gökten su yağdı. Her tarafa yağdı gördüm. Küçük
pencereden toprağa bakıyordum. Toprak suyu içiyordu çok susamış bir ağız
gibi. O kadar içti ki sonra onları kustu kirli. Sevmedim.
Anne güzel, biliyorum. Burada, soğuk duvarlarla çevrili
uyuduğum bu yerde benim kağıtlarım var. Onlar ocağa atılınca ateşin
onları yemesi için. Üstlerinde resimler var, başka annelerin resimleri. Baba
onların güzel olduğunu söylüyor. Bir keresinde öyle demişti.
Ve o annen de güzel dedi. Anne çok güzel ve ben
herhangi biri. Baba bana sen, sen kendine bak, dedi ve yüzü çok
çirkindi bana vurduğu zaman. Kolunu yakaladım ve ona: Sus bana, dedim. Kolunu
çekti ve uzağa gitti.
Bugün anne zinciri biraz çözdü ve ben küçük pencereye
gidebildim. İşte böylece gördüm toprağın, yukardan düşen suyu içtiğini.
Yukardan gülüşmeler duydum. Neden gülündüğünü bilmek
hoşuma gider. Duvardan zinciri kaldırdım, kendi üstüme sardım. Yukarıya
giden merdivene kadar yürüdüm gürültü yapmadan. Üstüne basınca merdiven
çığlık altı. Ayaklarımı kaydırarak çıktını, çünkü merdiven üstünde
yürüyemiyorum. Ayaklarım takılıyor.
Merdiven bitince bir kapıyı açtım. Burası beyaz bir
yerdi; tıpkı gökten arasıra düşen beyazlar gibi. İçeri girdim ve gürültü
yapmadan durdum. Gülmeler daha yakından geliyordu. Gülüşmelere doğru yürüdüm.
Başka bir kapıyı az açtım, sonra baktım. İnsanlar vardı. İnsanları hiç
görmüyorum. Onları görmek bana yasak. Ben de gülmek, onlarla birlikte olmak
isterdim.
Bugün gök parlaktı. Oraya bakınca gözlerim acıyor,
biliyorum. Ona baktığımda mahzende kırmızılık yapıyor.
Başkaları sokakta gidip geliyor. Onları koca makine
yutuyor, sonra hareket ediyor ve çekip gidiyor. Arkada küçük anne oturuyor.
O benden daha küçük. Bense, ben çok büyüğüm. Duvarın zincirini yerinden
çıkardım. Bu bir sır. Artık istediğim kadar küçük pencereden
bakabiliyorum.
Bugün göğün parlaklığı azalınca yemeğimi yedim.
Ve sonra anne geldi ve kapıyı üzerime itti. Kapı bana çarptı
ve canım yandı. Düştüm ve zincir gürültü yaptı. Çığlık attım. Anne
elini ağzının üstüne koydu ve bana yukardan sus dedi. Gözleri
kocaman oldu.
Sonra babanın seslendiğini duydum: Kim düştü?
Hiç. ' dedi anne. birkaç çanak çömlek. Gel de toplamam için
yardım et. Baba geldi Toplamak bu kadar zor mu ki beni çağırıyorsun?
dedi. Ve sonra beni gördü, yüzü çirkinleşti. Gözlerinde öfke oldu. Bana
vurdu. Bir kolumdan sıvı aktı; yeri yemyeşil yaptı.
Mahzene dön, dedi baba. Oraya dönmek istiyorum.
Gözlerim ışıktan ağrıyor. Mahzende ağrımıyor.
Baba beni yatağıma bağladı. Yukarda gülüşmeler hep
oldu. Gürültü yapmıyor ve üstümde yürüyen simsiyah bir örümceğe bakıyordum.
Babamın dediğini düşündüm: Aman tanrım, demişti. Sekiz
yıl oldu.
Bugün baba zinciri duvara taktı. Onu tekrar kaldırmam
gerek. Dedi ki ben çok yaramazlık yapıyormuşum kendimi kurtarmak için.
Bunu bir daha asla yapma, yoksa fena döverim.. Her tarafın ağrır.
Bulun gün uyudum ve sonra başımı buz gibi duvara dayadım.
Yukarıdaki beyaz yeri düşündüm. Hastayım.
Zinciri duvardan yine kaldırdım. Anne yukardaydı. Gülüşmeleri
çok iyi duydum. Pencereden baktım. Birçok küçük insan gördüm tıpkı küçük
anne. tıpkı küçük babalar gibi. Onların hepsi çok güzel.
Toprağın üstünde koşuyor, oynuyor ve gürültü yapıyorlar.
Bacakları çok hızlı. Onlar benim anne ve benim baba gibiler. Anne dedi ki, tüm
normal insanlar öyledir.
Ve sonra küçük babalardan biri beni gördü. Küçük
pencereyi gösterdi. Kalktım; duvar boyunca dibe kadar kaydım. Karanlıkla büzüldüm
ki beni görmesinler. Onların küçük pencere yanında konuştuklarını
duydum; sonra da koşuşan ayak seslerini. Yukarıda bir kapıya vuruldu. Küçük
annenin konuştuğunu duydum yukarıda ve sonra büyük adımlar duydum- Hemen
zinciri duvara taktım ve önüne yattım.
Anne geldi. Dedi ki sen pencereye gittin. Öfkesini
duydum. Pencereye gitmek yasak, dedi. Sen zinciri yine kaldırdın.
Sopayı aldı ve beni dövdü. Ağlamadım. Onu yapmasını
bilmiyorum. Ama sıvım yalağın üzerine aktı. Bunu gördü ve ağzıyla bir
gürültü yaptı ve uzağa gitti. Aman tanrım. Tanrım bana bunu neden
yaptın dedi. Sopanın yere düştüğünü duydum. Anne koştu ve yukarı
gitti. Bütün gün uyudum.
Bugün bir kez daha su yağdı. Anne yukardaydı ve ben duydum
küçük annenin merdivenden sessizce indiğini. Kendimi kömür yığınlarının
arasına gizledim. çünkü küçük anne beni görürse anne çok kızardı.
Yanında küçük bir canlı vardı; bir hayvan, sivri
kulakları olan... Küçük anne ona birşeyler söylüyordu.
Ve sonra canlı hayvan beni hissetti. Kömür yığınlarına
koştu ve bana baktı. Tüylerini kaldırdı. Dişlerinin arasından kızgın
bir gürültü çıkartı. Onu kaçınmak için hırladım ama üstüme sıçradı.
Ona kötülük yapmak istemezdim. Korktum; çünkü beni ısırdı:
farelerden daha kuvvetli. Onu yakaladım ve küçük anne çığlık attı. Canlı
hayvanı kuvvetle sıktım. Hiç duymadığım gibi haykırdı. Sonra onu bıraktım.
Ezilmişti ve kıpkırmızı olmuştu kömürlerin ü/erine.
Kendimi sakladım anne gelip bana seslendiğinde. Sopadan
korkuyordum. Ve sonra anne gitti. Gizlendiğim yerden kalktım; hayvanı taşıdım.
Onu yatağımın içine sakladım ve üstünde yattım. Zinciri duvara taktım.
Bugün bir başka gün. Baba zinciri çok kısalttı ve ben
duvardan uzağa gidemiyorum. Canım yanıyor çünkü beni dövdü. Bu kez sopayı
elinden alıp fırlattım ve sonra kendi gürültümü yaptım. Uzaklaşıp
kendini kurtardı ve yüzü bembeyaz oldu. Koşar adım çıktı uyuduğum bu
yerden ve kapıyı kilitledi.
Sevmiyorum. Bütün gün soğuk yapan duvarlar var. Zincir
dolaşmama engel. Ve baba ile anne için çok öfkeliyim. Onlara göstereceğim.
Geçen sefer yaptığımın aynısını yapacağım.
Önce çığlığımı atacağım ve gülmeler yapacağım.
Duvarların ardında koşacağım. Sonra başım aşağıda tüm bacaklarımla
asılacağım ve güleceğim. Ve onlar bana kötülük ettiklerine çok pişman
olacaklar.
Ve sonra bana yine sopa vurmak isterlerse çok fena yapacağım,
tıpkı canlı hayvana yaptığım gibi.
|