|
Isaac Asimov'un
1950'de yazdığı Ben Robot isimli kitabında, Robot Nedir?
İnsanlığı nasıl etkileyecektir? Hangi kurallara göre
çalışmalıdır? vb. bir çok soru sorar ve bu sorulara cevaplar
arar. Kitap dokuz öyküden oluşmaktadır. Asimov robot
davranış mantığını bir düzene oturtmak için 'Üç Robot
Yasası' adı verilen kuralları koyar. Bir robot, bu yasalara
uymayan bir davranışta bulunamaz. Bizde bu üç yasayı
düşündüğünüzde gerçekten mantıklı olduklarını, düşünen ve
hareket edebilen makineler diyebileceğimiz robotlar için
gerçekten gerekli oldukları sonucuna varırız.Ancak Asimov,
Ben Robot ve daha sonra yazdığı robotlarla ilgili diğer öykü
ve romanlarda bu yıkılmaz görülen üç yasanın aslında
tutarsızlıklar içerdiğini, yeterli olmadığını bizi
şaşırtarak gösterir. Asimov bu öykü ve romanlarında,
robotların toplum yapısına etkilerini, robotların
psikolojisini incelemiş, özellikle insanların uzaya
açılmalarında robotların vazgeçilmezliğini vurgulamıştır.
Aşağıda bu kitabın
Giriş bölümünü ve kitaptaki ilk öyküyü okuyabilirsiniz.
  
Üç Robot Yasası
1. Bir robot, bir
insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın
zarar görmesine neden olamaz.
2. Bir robot, insanların
verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler
Birinci Yasayla çeliştiği zaman durum değişir.
3. Bir robot, kendi
öz varlığını korumak için, birinci ve ikinci yasalarla
çelişkili olmayan her türlü yola baş vurabilir.
Robotik El Kitabı
56. Baskı. M.S. 2158
Giriş
Notlarıma bir göz attığımda hiçbiri hoşuma
gitmedi. ABD Robotta üç gün geçirmiştim. Evde oturup Tellurika
Ansiklopedisine baksaydım sonuç yine aynı olacaktı.
Susan Calvin'in 2082'de doğduğu söyleniyordu.
Bu hesaba göre uzman bugün yetmiş beş yaşındaydı. Herkes bunu
biliyordu. ABD Robot ve Makine Adamlar Şirketi (U.S. Robots) kurulalı yetmiş
beş yıl olmuştu. Lavrence Robertson, Dr. Calvin'in doğduğu yıl
şirket kurmak için gerekli olan belgeleri almıştı. ABD Robot
sonradan insanlık tarihinin en garip endüstri devine dönüşmüştü.
Eh, herkes bunu da biliyordu.
Susan Calvin yirmi yaşındayken o ünlü PsikoMat
seminerine katılmıştı. Burada ABD Robottan Dr. Alfred Lanning
ilk defa ses sistemi uygulamış, hareket edebilir robotu teşhir
etmişti.Robot iri, hantal ve çirkindi. Üstelik makine yağı kokuyordu
ve Merkür gezegeninde işletilmesi planlanan madenlerde çalışacaktı.
Bununla birlikte konuşabiliyor ve sözleride anlaşılabiliyordu.
Susan o seminerde konuşmamış, gösteriyi izleyen
heyecanlı tartışmalara katılmamıştı. Soğuk tavırlı, güzel olmayan,
silik bir kızdı. Kendini, hoşlanmadığı dünyaya karşı ifadesiz
bir surat ve çok parlak bir zekâyla koruyordu. Ama robotu izler
ve söylenenleri dinlerken içinde soğuk bir heyecanın uyandığını
hissetmişti.
Susan Calvin 2103'de Columbia'dan mezun olmuş
ve Sibernetik alanında doktora yapmak için çalışmalara başlamıştı.
Robertson ve onun Pozitronik Beyin Yolları
teorisi, yirminciyüzyılın ortalarında 'hesap makineleri' üzerinde
yapılan çalışmaları alt üst etmişti. Kilometrelerce uzunluğundaki
kablolar ve fotohücreler, yerlerini insan beyni büyüklüğündeki,
platiniridiumdan oluşan süngerimsi bir küreye bırakmışlardı.
Susan 'pozitronik beyin'in içindeki muhtemel
değişken nitelikleri hesaplamayı öğrenmişti. Kâğıt üzerinde
'beyinler' oluşturmayı da. Böylece belirli uyanlara verilecek
karşılıklar doğru biçimde tahmin edilebiliyordu.
Susan Calvin 2108 de doktorasını vermiş ve
bir 'Robopsikolog' olarak ABD Robotlarında çalışmaya başlamıştı.
Yeni bilimin ilk büyük uyarlamacısıydı o. Lawrence Robertson
hâlâ şirketin başındaydı. Alfred Lanning ise Araştırma Bölümünün
müdürü olmuştu.
Dr. Calvin elli yıl boyunca insanlığın ilerleme
yönünün değişmesini ve hızlı sıçramalar yapmasını izlemişti.
Şimdi emekliye ayrılıyordu. İşten mümkün olduğu kadar uzaklaşacaktı
daha doğrusu. Hiç olmazsa eski bürosunun kapısına bir başkasının
adının yazılmasına izin vermişti.
İşte elimdeki bilginin özeti buydu. Bende,
Susan Calvin'in yayınlanmış tezlerinin ve kendi adına aldığı
patentlerin uzun bir listesi vardı. Terfileriyle ilgili ayrıntıları
da tarih sırasına göre öğrenmiştim. Böylelikle elimde Dr. Calvin'in
meslek yaşamıyla ilgili bol bilgi vardı.
Ama asıl amacım bu değildi.
Gezegenler Arası Basın Ajansı için hazırlayacağım
yazı dizisi için daha fazlasına ihtiyaç vardı. Çok daha fazlasına.
Bunu kendisine de söyledim.
Mümkün olduğu kadar nazik bir tavırla, «Dr.
Calvin,» dedim.«Kamu açısından ABD Robotla siz aynı şey sayılıyorsunuz.
Emekliye ayrılmanızla bir çağ sona erecek...»
«İnsanca bir şeyler istiyorsunuz, öyle mi?»
Yaşlı kadın bana gülümsemedi, sanırım hiçbir zaman da gülümsememişti.
Gözlerinde öfke yoktu ama bakışları kafamı delip geçiyordu sanki.
Ona göre çok saydam biri olduğumu anladım.
Zaten herkes öyleydi ya.
«Evet, öyle,» diye cevap verdim.
«Robotlarla ilgili insanca şeyler öyle mi?
Bu bir çelişki.»
«Hayır, doktor. Sizinle ilgili...»
«Eh, benden de 'robot' diye söz ettikleri oldu.
Herhalde size de benim insan olmadığımı söylediler.»
Gerçekten de söylemişlerdi ama bunu açıklamak
gereksizdi.
Yaşlı kadın iskemlesinden kalktı. Boylu değildi,
çok zayıf ve narin gözüküyordu. Ben de onun peşinden gittim,
birlikte dışarı baktık.
ABD Robotun büro ve fabrikaları küçük bir kent
oluşturuyorlardı. Havadan alınan fotoğraflarda olduğu gibi,
yukarıdan herşey yassılmış gözüküyordu.
Dr. Calvin, «Buraya ilk geldiğimde,» diye açıkladı.
«Şimdi itfaiye merkezinin olduğu yerdeki binada küçük bir oda
verdiler.» İşaret ediyordu. «Orayı daha siz dünyaya gelmeden
önce yıktılar. Odayı üç kişiyle paylaşıyordum. Bir yazı masasının
yarısı benimdi. Robotları bir tek binada oluşturduk. Üç haftada
bir robot. Şimdi şu halimize bakın.»
Bilinen sözleri tekrarladım. «Elli yıl çok
uzun bir süre.»
Yaştı kadın, «Dönüp bu süreye baktığınız zaman,»
dedi. «Size hiç de uzun gözükmüyor. Zamanın çok çabuk geçtiğini
düşünüyorsunuz.» Masasına dönerek yerine geçti. Yüzünün ifadesizliğine
rağmen kederlendiğini anladım. «Kaç yaşındasınız?» diye sordu.
«Otuz iki,» dedim.
«O halde siz robotsuz dünyayı hatırlamıyorsunuz.
Bir zamanlar insanlar kainatın karşısında yapayalnızdılar. Hiç
dostları yoktu ama şimdi ona yardım eden yaratıklar var. Ondan
daha güçlü, daha sadık, daha yararlı ve kendine son derece bağlı
yaratıklar. İnsanlık artık yalnız değil. Konuya bu açıdan baktınız
mı hiç?»
«Korkarım bakmadım. Bu sözlerinizi yazımda
tekrarlayabilir miyim?»
«Evet, tekrarlayabilirsiniz. Sizin için bir
robot yalnızca bir robottur. Dişli çarklar ve maden. Elektrik
ve pozitronlar. Kafa ve demir, insanlar tarafından yapılmış
bir yaratık. Gerektiğinde yine insanlar tarafından ortadan kaldırılabilen
bir şey. Siz robotlarla çalışmadığınız için onları bilmiyorsunuz.
Robotlar bizden daha temiz ve daha iyi bir tür.»
Yaşlı kadını yavaş yavaş konuşturmaya çalıştım.
«Bize anlatabileceğiniz bazı şeyleri duymak istedik. Robotlar
konusundaki görüşlerinizi almalıyız. Gezegenler Arası Basın
bütün güneş sistemine ulaşıyor. Üç milyar izleyicimiz var, Dr.
Calvin ve onların robotlar konusunda verebileceğiniz bilgiye
ihtiyaçları var.»
Aslında onu zorlamaya gerek yoktu çünkü sözlerimi
duymamıştı bile. Ama konuşma isteğim gittikçe artıyordu.
«Belki bu bilgiyi daha başlangıçta edindiler.
O günlerde robotları dünyamızda kullanılmaları için satıyorduk.
Hatta bu ben buraya gelmeden önce başlamıştı. Tabii o sıralarda
robotlar konuşamıyorlardı. Daha sonra insana benzer bir biçim
aldılar.İşte o zaman karşı çıkışlar başladı. İşçi sendikaları
robotların insanlarla rekabet etmelerini hoş karşılamadılar.
Çeşitli dini kuruluşlar batıl inançlar yüzünden karşı çıktılar.
Bu çok gülünç ve aynı derecede yararsız bir durumdu. Ne yazık
ki robotlardan hoşlanmayan insanlar vardı.»
Bu sözleri cep kayıt cihazımla banda alıyor,
Dr. Calvin'in parmaklarımın oynadığını farketmemesi için elimden
geleni yapıyordum. Biraz pratik yaptığınız takdirde küçük cihazı
cebinizden çıkarmadan işinizi görebilirsiniz.
Dr. Calvin, «Örneğin Robbie olayı,» dedi. «Ben
onu hiç görmedim. Robbie ben şirkete girmeden bir yıl önce söküldü.
Artık modası iyice geçmişti. Ama o küçük kızı müzede gördüm...»Durakladı.
Ben sesimi çıkarmadan gözlerinin bulanıklaşmasına ve geçmişe
dönmesine izin verdim. Doktor konuşmasını sürdürdü. «Olayı daha
sonra öğrendim. Bizden, 'Küfürbazlar' ya da 'İfrit yaratıcıları,'
diye söz edildiği zaman hep Robbie'yi anımsadım. O konuşamayan
bir robottu. 2096 da yapıldı. Tabii bu 'uzmanlaşma dönemi'nden
önceydi. Robbie'yi de bir dadı olarak sattılar...»
«Ne olarak, ne olarak?»
«Bir dadı...»
  
ROBBİE
«Doksan sekiz-doksan dokuzyüz!» Gloria tombul
kolunu gözlerinden çekerek bir an öyle durdu. Güneşte yüzünü
buruşturup her yöne birden bakmaya çalışarak dayandığı ağaçtan
dikkatle birkaç adım uzaklaştı.
Sağdaki ağaççıklara doğru baktıktan sonra arkalarındaki
gölgeli yeri incelemek için biraz geriledi. Bahçe çok sessizdi.
Yalnızca böceklerin hiç sona ermeyen vızıltıları ve zaman zaman
da öğle güneşine meydan okuyan dayanıklı bir kuşun cıvıltıları
duyuluyordu.
Gloria alt dudağını sarkıttı. Eve girdiğinden
eminim. Ona belki milyon kere bunun haksızlık olduğunu söyledim.
Küçücük dudaklarını sıkıca birbirlerine bastırarak kaşlarını
çattı. Kararlı bir tavırla bahçe yolunun gerisindeki iki katlı
eve doğru gitti.
Ancak o zaman arkadan gelen hışırtıyı, sonra da
Robbie'nin madeni ayaklarının o çok belirgin ve ritmik sesini
duydu. Hızla döndü. Arkadaşı zaferle saklandığı yerden çıkmış
«Sobe!»demek için ağaca doğru gidiyordu.
Gloria üzüntüyle, «Bekle, Robbie!» diye bağırdı.
«Bu haksızlık! Ben seni buluncaya kadar koşmayacağına söz vermiştin!»
Robbie'nin dev adımları karşısında küçücük ayaklarıyla bir şeyler
başarabilmesi imkânsızdı. Hedefe on adım kala
Robbie yavaşladı. Gloria son bir defa hızla atılarak robotun
yanından geçti ve ağacın gövdesine elini vurdu.
Sonra neşeyle sadık Robbie'ye döndü. Robotun fedakârlığını
büyük bir nankörlükle ödüllendirdi. Robbie'yle iyi koşamadığı
için acımasızca alaya başladı.
Sekiz yaşındaki kız olanca sesiyle, «Robbie koşamıyor!»diye
bağırdı. «Ben onu her zaman yenebilirim! Onu her zaman geçebilirim!»
Bu sözleri tiz bir sesle, şarkı söyler gibi tekrarlıyordu.
Robbie cevap vermedi tabii. Çünkü konuşamıyordu.
Onun yerine elleriyle koşacağını işaret etti. Usul usul küçük
kızdan uzaklaştığında Gloria sonunda robotun peşinden koşmak
zorunda kaldı. Çaresizce daireler çiziyor, ellerini uzatmış
Robbie'yi yakalamaya çalışıyordu.
«Robbie!» diye bağırıyordu. «Dursana!» Soluk soluğa
gülüp duruyordu.
Sonunda robot birdenbire dönerek Gloria'yı yakaladı
ve döndürmeye başladı. Gloria'nın bütün dünyası bir an tersine
döndü.Aşağıda masmavi bir gökyüzü vardı şimdi. Yukarıda da yeşil
ağaçlar boşluğa doğru uzanıyorlardı. Sonra küçük kız kendiniyine
çimlerin üzerinde buldu. Robbie'nin bacağına yaslanmış,robotun
sert, maden parmağını tutuyordu.
Küçük kız sonunda rahatlıkla soluk almaya başladı.
Annesini taklit ederek saçlarını düzeltmeye çalıştı. Elbisesinin
yırtılıp yırtılmadığını anlamak için eğildi.
Elini Robbie'nin gövdesine vurdu. «Yaramaz çocuk!
Seni döveceğim!» Robot gerileyerek elleriyle yüzünü örttü. Gloria,«Hayır,
bunu yapmayacağım, Robbie,» diye ekledi. «Seni dövmeyeceğim.
Ama artık saklanma sırası bende, çünkü bacakların benimkilerden
uzun. Hem bana seni buluncaya kadar koşmayacağına söz vermiştin.»
Robot başını salladı. Altı paralel kenarlı yüzeyden
oluşan kafası, yine altı paralel kenarlı yüzeyden oluşan gövdesine
kısa,esnek bir boruyla bağlanmıştı. Robot yavaşça ağaca doğru
döndü. Işıklı gözlerinin üzerinde madenden, saydam bir tabaka
belirdi. Gövdesinden düzenli, titreşimli bir tıkırtı yükseldi.
Gloria, «Sakın bakma ve sayıları da atlama,» diye
onu uyarıp saklanmak için koştu.
Saniyeler değişmeyen bir düzgünlükle tıkırdayarak
geçti.Robbie yüze geldiği zaman göz kapakları yukarı kalktı.
Robot ışıltılı kırmızı gözleriyle bahçeyi taradı. Bakışları
bir an bir kayanın arkasından çıkmış renkli basmaya ilişti.
Birkaç adım attı ve Gloria'nın gerçekten kayanın arkasına saklanmış
olduğunu anladı.
Ağır ağır, çocukla ağacın arasında kalmaya dikkat
ederek ilerleyip kızı iyice görebildiği bir yere kadar geldi.
Artık Gloria'nında Robbie'nin kendini görmediğini düşünmesi
imkânsızdı. Robot kolunu kıza doğru uzatıp diğer elini de bacağına
vururken bir şangırtı duyuldu. Çocuk suratını asarak kayanın
arkasından çıktı.
Büyük bir haksızlıkla, «Görünmeden baktın!» diye
bağırdı.«Zaten saklambaç oynamaktan sıkıldım. Beni dolaştırmanı
istiyorum,»
Ama Robbie bu haksız suçlama yüzünden kırılmıştı.
Dikkatle
oturarak başını iki yana ağır ağır salladı.
Gloria hemen tavrını değiştirerek kendini affettirmeye
çalıştı.«Robbie, öyle demek istemedim. Haydi, beni gezdir.»
Ne var ki Robbie'yi kolaylıkla kandıramayacaktı.
Robot inatla mavi gökyüzüne bakarak, daha kesin bir tavırla
kafasını salladı.
«Lütfen, Robbie. Lütfen beni gezdir.» Çocuk pembe
kollarıyla robotun boynuna sıkıca sarıldı. Sonra birdenbire
ruh hali değiştiği için geriledi. «Gezdirmezsen, ağlarım.» Yüz
hatları ağlamaya hazırlık olarak çarpıldı.
Katı kalpli Robbie bu kötü ihtimale aldırış bile
etmeyip üçüncü defa başını salladı. Gloria o zaman son kozunu
oynamak zorunda olduğunu anladı.
Öfkeyle, «Gezdirmezsen,» diye bağırdı. «Ben de
sana bir daha masal anlatmam. Bir tek masal bile.»
Robbie bu ültimatom karşısında hemen, kayıtsız
şartsız boyun eğdi. Başını madeni boynu mırıltıya benzer bir
ses çıkarıncaya kadar salladı. Küçük kızı dikkatle tutarak geniş
ve yassı omuzlarına yerleştirdi.
«Sen bir hava motorusun. Büyük, gümüş bir hava
motoru.Ellerini yana doğru uzat. Bir hava motoru olacaksan bunu
yapmalısın, Robbie.»
Bu mantık çürütülemezdi. Robbie'nin kolları hava
akımlarını yakalayan kanatlara dönüşüp bir hava motoru şeklini
aldı.
Gloria robotun kafasını çevirerek sağa doğru eğildi.
Robbie’de hızla döndü. Gloria, «Bırrrrr,» diye motor sesleri
çıkarıyordu.Bunu silahlar izledi. «Buuum! Fışşşş!» Korsanlar
peşlerine takılmıştı. Hava motorunun silahlan konuşuyor, korsanlarda
yağmur gibi dökülüyordu.
Kız, «Birini daha vurdum!» diye bağırdı. «İki
tane kaldı!» Sonra da ukalaca bir tavırla ekledi. «Daha hızlı
gitmeliyiz, arkadaşlar!Cephanemiz tükenmek üzere!» Müthiş bir
cesaretle omzunun üzerinden nişan aldı. Robbie şimdi boşlukta
son hızla ilerleyen küt burunlu bir uzay teknesiydi.
Robot açıklığın diğer yanındaki yüksek otlara
doğru koştu.Sonra aniden durdu. Yanakları kızarmış olan çocuk
bir çığlık atmıştı. Robot onu yeşil, yumuşak bir halıya benzeyen
otların üzerine devirdi.
Gloria soluk soluğa kalmış, zorlukla nefes alıyordu.
Arada sırada alçak sesle, «Bu çok güzeldi,» diyordu.
Robbie küçük kız rahat soluk almaya başlayıncaya
kadar bekledi. Sonra da usulca kızın bir buklesini çekiştirdi.
Gloria dev 'dadısını' hiç de kandırmayan masum
bir tavırla,gözlerini iri iri açarak, «Bir şey mi istiyorsun?»
diye sordu.
Robbie kızın buklesini biraz daha çekiştirdi.
«Ah, evet, anladım. Bir masal istiyorsun.»
Robbie hızla kafasını salladı.
«Hangisini?»
Robot tek parmağıyla havada bir yarım daire çizdi.
Küçük kız, «Yine mi?» diye itiraz etti. «Kül Kedisini
sana belki milyon kere anlattım. Ondan hiç bıkmadın mı? Bu bebeklere
göre bir masal.»
Robbie havada yine bir yarım daire çizdi.
«Eh, pekâlâ.» Gloria, rahatça oturup kafasından
masalın ayrıntılarını geçirdi. Kendisi de masala katkıda bulunuyordu.Hem
de birkaç biçimde. «Hazır mısın? Eh... bir zamanlar Ella adlı
küçük, güzel bir kız yaşarmış. Oldukça kötü kalpli bir üvey
annesiyle iki de çok çirkin ve çok hain üvey ablası...»
Gloria masalın en heyecanlı noktasına geldiğinde
saat gece yarısını çalıyordu. Her şey o eski biçimsiz halini
almaya başlamıştı. Gözleri alev alev yanan Robbie kızı heyecanla
dinliyordu. Ve sonra masal yarıda kesildi.
«Gloria!» Bu uzun süreden beri seslenen bir kadının
tizleşmiş sesiydi. Bu sesten endişenin sabırsızlığı yenmeye
başladığı anlaşılıyordu.
Gloria biraz da hoşnutsuzca, «Annem beni çağırıyor,»
dedi.«Beni eve kadar taşımalısın, Robbie.»
Robot bu isteğe hemen uydu. İçinden bir ses ona
Bayan Weston'un emirlerini çabuk yerine getirmesini söylüyordu.
Çocuğun babası pazar günleri dışında pek evde olmuyordu. Evde
kaldığı zamanlarda nazik ve anlayışlı bir insan olduğu belliydi
Ne var ki Gloria'nın annesi, Robbie için her zaman bir endişe
kaynağıydı. Robot kadına gözükmek bile istemiyordu.
Bayan Weston, kızıyla robotu onları gizleyen yüksek
otların arasında ayağa kalkar kalkmaz gördü. Beklemek için içeri
girdi.
Sonra kızına sert sert, «Sesim kısılıncaya kadar
bağırdım,»dedi. «Neredeydin?»
Gloria titrek bir sesle. «Robbie'yleydim,» diye
cevap verdi.«Ona Kül Kedisini anlatıyordum. Yemek zamanının
geldiğini unuttum.»
«Ne yazık ki Robbie de unutmuş!» Kadın robotu
sanki yeni hatırlamış gibi hızla ona doğru döndü. «Gidebilirsin,
Robbie! Artık Gloria'nın sana ihtiyacı yok.» Sonra acımasızca
ekledi. «Sakın ben çağırıncaya kadar gelme!»
Robbie gitmek için döndü ama Gloria bağırarak
onu savunmaya kalkınca durakladı. Küçük kız, «Yapma, anne,»
dedi.«Onun burada kalmasına izin vermelisin. Kül Kedisi masalı
sona ermedi. Ona bu masalı anlatacağıma söz verdim. Masal daha
bitmedi.»
«Gloria!»
«Yemin ediyorum, anneciğim! Robbie hiç sesini
çıkarmaz.Onun burada olduğunu bile farketmezsin. Bir köşede
iskemlede oturur, bir tek kelime bile söylemez. Yani hiçbir
şey yapmaz! Öyle değil mi, Robbie?»
Robot iri kafasını salladı.
«Gloria, hemen susmazsan Robbie'yi bir hafta göremezsin!»
Küçük kız önüne baktı. «Peki! Ama Kül Kedisi,
Robbie'nin en sevdiği masal ve ben onu bitirmedim. O masaldan
çok hoşlanıyor.»
Robot ağır ağır dışarı çıkarken Gloria da hıçkırmamak
için kendini tuttu.
George Weston çok rahattı. Pazar günleri öğleden
sonra her zaman rahatına bakardı zaten. Nefis, güzel bir yemek.
Uzanabileceği yumuşak, eski bir kanepe. Bir gazete. Terlikler.
Üzerinden çıkarılmış gömlek. Bu durumda kim rahat etmezdi?
İşte bu yüzden adam karısının yanına gelmesinden
hiç hoşnut kalmadı. On yıllık evlilikten sonra bile aptalca
karısını seviyor, onu görmekten her zaman mutlu oluyordu. Ama
pazar günü öğle yemeğinden sonraki saatler onun için kutsaldı.
Rahat etmek için birkaç saat yalnız kalması gerektiğine inanıyordu.
İşte bu yüzden gözlerini Mars gezegenine yapılan Lefebre Yoshida
seferiyle ilgili son haberlere dikti. Uzay gemisi bu kez Ay
Üssünden havalanacaktı. Belki bu kez başarıya ulaşabileceklerdi
de. Bay Weston karısının farkında değilmiş gibi davrandı.
Bayan Weston sabırla iki dakika, ardından iki
dakika daha bekledi ve sonunda sessizliği bozdu. «George?»
«Hı?»
«George, dedim! O gazeteyi bırakıp, bana bakar
mısın?»
Gazete hışırdayarak yere düştü ve Weston
yorgun yorgun karısına baktı.
«Ne var, yavrum?»
«Ne olduğunu biliyorsun, George! Gloria ve o korkunç
makineyle ilgili bu!»
«Hangi korkunç makineyle?»
«Neden söz ettiğimi anlayamıyormuşsun gibi davranma!
Gloria'nın Robbie adını taktığı o robottan söz ediyorum. O yaratık
kızı bir an bile yalnız bırakmıyor.»
«E, neden bıraksın ki? Robotun Gloria'nın yanından
ayrılmaması gerekiyor, üstelik öyle korkunç bir makine de değil.
Parayla alınabilecek makinelerin en iyisi. Yıllık kazancımın
yarısını ona yatırdım ama buna değer. Aslında yanımda çalışanların
çoğundan daha zeki.» Gazeteyi alacak oldu ama karısı ondan daha
çabuk davranarak gazeteyi kaptı.
«Şimdi beni dinle, George! Kızımın bir
makineye teslim edilmesini istemiyorum! Onun çok zeki olması
beni ilgilendirmiyor.Nesnenin ruhu olmadığından kimse kafasından
geçenleri anlayamıyor. Bir çocuk madeni bir yaratık tarafından
korunmak için yaratılmamıştır.»
Weston'un kaşları çatıldı. «Buna ne zaman karar
verdin?Robot, Gloria'ya bakmaya başlayalı iki yıl oldu. Senin
bugüne kadar endişelendiğini de görmedim.»
«Başlangıçta bu bir yenilik olduğundan durum farklıydı,
üzerimden bir yük kalkmıştı. Ve... ve... o günlerde böyle şeyler
modaydı. Ama şimdi... bilmiyorum. Komşular...»
«Komşuların bu işle ne ilgileri var? Şimdi buraya
bak! Bir robota insan bir dadıdan daha fazla güvenebilirsin.
Robbie aslında bir tek amaç için yaratılmış. Küçük bir çocukla
arkadaşlık etmek için. Bütün 'ruh durumu' bu amaca uygun biçimde
ayarlanmış. Sadık sevecen ve şefkatli olmamak elinde değil.
O... böyle yapılmış bir makine. Sen insanlar için bu kadarını
bile söyleyemezsin.»
«Ama bir arıza olabilir. Bir... bir şey...» Bayan
Weston, bir robotun içinde neler olduğunu pek bilmiyordu. «Bir
vida gevşer ve o korkunç şey birdenbire çıldırır ve... ve...»
Kadın cümlesini tamamlayamayacaktı. Ama ne düşündüğü belliydi
zaten.
Weston istememesine rağmen ürperdi. «Saçma! Çok
gülünç bu! Robbie'yi ilk satın aldığımızda seninle uzun uzun
Birinci Robot Yasasından söz ettik. Bir robotun bir insana zarar
vermesinin imkânsız olduğunu biliyorsun! Birinci Yasayı
değiştirecek arızalar olmadan robotun çalışamayacak hale geleceğinin
de farkındasın. Matematik açıdan imkânsız bir şey bu. Ayrıca
ABD Robottan bir mühendis yılda iki kez buraya gelip, zavallı
aleti tepeden tırnağa kadar kontrolden geçiriyor. Senin ya da
benim çıldırmamız ne kadar imkansızsa, Robbie'nin bozulması
da o kadar imkânsız. Sonra... onu Gloria'dan nasıl ayıracaksın?»
Gazeteyi almak için çabaladı ama karısı onu öfkeyle yan odaya
fırlatıverdi.
«İşte sorun da bu, George! Gloria başka hiç kimseyle
oynamıyor. Arkadaş olması gereken sürüyle erkek ve kız çocuk
varken o buna yanaşmıyor bile. Ben kendini zorlamadıkça o çocukların
yanına gitmiyor. Küçük bir kız böyle büyümemeli! Gloria'nın
normal bir insan olmasını istiyorsun, öyle değil mi? Toplumdaki
yerini almasını da?»
«Sen gölgelerden korkmaya başlamışsın, Grace.
Robbie'nin bir köpek olduğunu düşün. Ben köpeklerine babalarından
daha düşkün olan yüzlerce çocuk gördüm.»
«Köpek başka. George. O korkunç şeyi başımızdan
atmalıyız. Makineyi şirkete geri satabilirsin. Onlara sordum,
bu mümkünmüş.»
«Sordun mu? Buraya bak, Grace, sapıtmayalım!
Gloria biraz daha büyüyünceye kadar robot burada kalacak. Bu
konunun bir daha açılmasını da istemiyorum!» Bayan Weston öfkeyle
odadan çıktı.
İki akşam sonra Bayan Weston kocasını kapıda karşıladı.«Beni
dinlemelisin, George. Köydekiler öfkeli.»
Weston, «Neden?» diye sorarak yıkanma odasına
girdi. Su şıkırtıları yüzünden kadın cevap verememişti.
Bayan Weston bekledi. «Robbie yüzünden.»
Adam elinde havluyla dışarı çıktığında yüzü öfkesinden
kızarmıştı. «Sen neden söz ediyorsun?»
«Bu gitgide arttı, artacakta. Aldırmamaya çalıştım
ama artık bundan vazgeçtim. Köydekilerin çoğu Robbie'nin tehlikeli
olduğuna inanıyor. Çocukların akşamları bizim eve yaklaşmalarına
izin verilmiyor.»
«Biz çocuğumuzu o makineye teslim
ediyoruz.»
«İnsanlar bu konuda mantıklı davranamıyorlar.
«Öyleyse canları cehenneme!»
«Böyle söylemekle problem çözülemez. Ben her gün
çarşıya çıkmak zorundayım. Köydekilerle her gün karşılaşıyorum.Robot
konusunda son günlerde kentlerde durum daha da kötü.New York'ta
yeni yayınlanan bir kararnameyle robotların gurupla şafak arasındaki
sürede sokaklarda dolaşmaları yasaklandı»
«Pekâlâ. Ama evde bir robotumuz olmasını engelleyemezler...
Grace, bu da senin kampanyalarından biri. Bunun farkındayım.
Ama hiçbir şeyin yararı olmayacak. Cevabım hâlâ hayır! Robbie
evde kalacak!»
Ama adam yine de karısını seviyordu. İşin kötüsü
kadın da bunun farkındaydı. Sonuçta George Weston yalnızca bir
erkekti.Zavallı. Karısı daha hantal ama dürüst cinsin sonunda
korktuğunu bildiği her yola başvuruyordu.
Adam ondan sonraki hafta belki on defa, «Robbie
evde kalacak!» diye bağırdı. «Kararım kesin!» Ama her seferinde
sesi daha hafif çıktı. Bunu izleyen inilti daha da acı dolu
olarak yükseldi.
Sonunda o gün geldi ve Weston suçlu suçlu kızına
yaklaşarak onu köydeki güzel bir 'visivox,' gösterisine götüreceğini
söyledi.
Gloria mutlulukla ellerini çırptı. «Robbie de
gelebilir mi?»
«Hayır, hayatım.» Adam sesinin tonunu farkederek
yüzünü buruşturdu. «Robotların 'visivox' salonlarına girmelerine
izin vermiyorlar. Ama sen eve döndüğün zaman Robbie'ye her şeyi
anlatırsın.» Bu son sözleri söylerken kekelemeye başlayarak,kafasını
çevirdi.
Gloria köyden dönerken çok heyecanlıydı. Gösteri
gerçekten nefes kesiciydi.
Küçük kız, babası jetarabayı garaja sokuncaya
kadar bekledi. «Gösteriyi Robbie'ye anlatmak için sabırsızlanıyorum,
babacığım! O programa bayılır. Özellikle Francis Fran'ın usul
usul gerilerken Leopar adama çarpmasına ve sonra da kaçmak zorunda
kalmasına!» Bir kahkaha attı. «Ayda gerçekten Leoparadamlar
var mı, baba?»
Weston dalgın dalgın, «Herhalde yok,» dedi. «Bu
yalnızca komik bir hayal.» Arabayla manevra yapmayı daha fazla
sürdüremeyeceğinden olacaklara katlanmak zorundaydı.
Gloria çim alanda koştu. «Robbie! Robbie!»
Sonra güzel bir İskoç çoban köpeği yavrusunu verandada
görerek durakladı. Köpek ciddi kahverengi gözleriyle kıza bakıp
kuyruğunu salladı.
«Ah, ne güzel köpek!» Gloria basamakları çıkarak
köpeğe dikkatle yaklaştı ve yavruyu okşadı. «Benim mi, babacığım?»
Annesi de onlara katıldı. «Evet, Gloria. Ne güzel
değil mi?Tüylü, yumuşacık ve çok uysal. Küçük kızları da çok
seviyor.»
«Oyun oynayabilir mi?»
«Tabii. Birçok oyun biliyor o. Görmek ister misin?»
«Hemen. Ama Robbie'nin de onları görmesini istiyorum.Robbie!» Kız kararsızca duraklayarak kaşlarını çattı. «Ah,
özellikle odasından çıkmıyor. Onu 'visivox'a götürmediğim için
darıldı sanırım. Ona durumu açıklamalısın, baba. Belki bana
inanmaz,ama senin her zaman doğruyu söylediğini bilir.»
Weston'un dudakları iyice gerildi. Karısına baktı
ama kadın gözlerini ondan kaçırdı.
Gloria hızla dönerek, bodrum merdiveninden aceleyle
indi.Bir yandan da, «Robbie!» diye bağırıyordu. «Gel de bak!
Annemle babam bana ne almışlar gör! Bana bir köpek getirmişler,
Robbie!»
Bir dakika sonra döndüğünde çok korkmuş olduğu
belliydi.«Anne, Robbie odasında yok! Nerede o?» Ona cevap veren
olmadı. George Weston öksürdü ve aniden gökyüzünde kayanbulutla
ilgilenmeye başladı. Gloria ağlamaklı titrek bir sesle, «Anne,
Robbie nerede?» diye sordu.
Bayan Weston bir koltuğa oturarak kızını şefkatle
kendine çekti. «Üzülme, Gloria. Robbie gitti sanırım.»
«Gitti mi? Nereye? Robbie nereye
gitti, anne?»
«Bunu hiç kimse bilmiyor, hayatım. Yürüyüp gitti
işte. Onu aradık, aradık, aradık... ama bulamadık.»
«Yani Robbie bir daha gelmeyecek mi?» Küçük kızın
gözleri dehşetle yusyuvarlak olmuştu.
«Belki onu yakında buluruz. Biz Robbie'yi aramayı
sürdürürken sen de o arada yeni köpekcikle oynarsın. Şuna bak!
Adı Şişem ve o...»
Ne çare ki Gloria'nın yanaklarından yaşlar akmaya
başlamıştı bile. «O pis köpeği istemiyorum! Robbie'yi istiyorum
ben!.Bana Robbie'yi bulmalısın!» Duyguları sözlerle anlatılamayacak
kadar yoğunlaştı ve kız tiz bir sesle inlemeye başladı.
Bayan Weston kocasına yardım beklediğini açıklarcasına
baktı. Oysa ayaklarını yere sürüp meraklı bakışlarını gökyüzünden
ayırmadı. Bu yüzden Gloria'yı teselli görevi Grace'e düştü,«Neden
ağlıyorsun, yavrum? Robbie yalnızca bir makineydi.Eski, pis
bir makine! O canlı değildi ki!»
Gloria olanca sesiyle, «O makine değildi!» diye
bağırdı. «Oda tıpkı senin ve benim gibiydi ve benim arkadaşımdı!
Onu geri istiyorum! Ah, anneciğim, Robbie'yi geri istiyorum!»
Annesi yenilgiyle inleyerek, Gloria'yı acısıyla
başbaşa bıraktı. Kocasına, «Bırakalım ağlasın,» dedi. «Çocukların
acısı fazla sürmez. Gloria birkaç gün sonra o korkunç robotun
varlığını bile unutacak.»
Ne var ki zaman Bayan Weston'un fazla iyimser
olduğunu kanıtladı. Evet, Gloria ağlamıyordu ama gülmüyordu
da. Günler geçerken daha sessizleşip dalgınlaşıyordu. Sonunda
kızının pasif mutsuzluğu Bayan Weston'u aşındırmaya başladı.
Ancak kocasına yenildiğini açıklayamayacağını bildiği
için boyun eğmedi.
Sonra bir akşam öfkeyle oturma odasına girerek
koltuğa yerleşti. Kollarını kavuşturdu. Yüzündeki ifadeden iyice
kızmış olduğu anlaşılıyordu.
Kocası gazetenin üzerinden başını uzatarak ona
baktı. «Yinene var, Grace?»
«Şu çocuk, George! Köpeği bugün geri göndermek
zorunda kaldım. Gloria onu görmeye bile dayanamıyordu. O kız
yüzünden neredeyse sinir krizi geçireceğim.»
Weston gazeteyi bırakırken gözlerinde umut
dolu bir ışıltı belirdi. «Belki... belki Robbie'yi geri almamız
daha doğru olur,Grace. Bunu yapabiliriz. Ben hemen...»
Kadın öfkeyle,. «Hayır!» dedi. «Bunu duymak bile
istemiyorum! O kadar kolay boyun eğmeyeceğiz. Çocuğum bir robot
tarafından büyütülmeyecek! Gloria'ya onu unutturmak yıllarımızı
alsa bile bunu başaracağım.» .
Weston hayal kırıklığıyla tekrar gazetesini aldı.
«Bu iş bir yıl daha sürerse saçlarım zamanından önce ağaracak.»
Karısı buz gibi bir sesle, «Sen de insana çok
yardım ediyorsun, George,» dedi. «Gloria'ya gereken çevre değişikliği.
Burada Robbie'yi unutamaz tabii. Her ağaç, her kaya ona makineyi
hatırlatırken nasıl unutabilir? Açıkçası bundan daha gülünç
bir durum olamaz. Çocuk robot gitti diye sararıp soluyor.»
«Konuyu değiştirme. Çevre değişikliğinden neyi
kastettin?
«Gloria'yı New York'a götüreceğiz.»
«Kente ha? Hem de Ağustosta! Sen New York'un Ağustosta
ne biçim olduğunu biliyor musun? Kente dayanılamaz!»
«Ama milyonlarca insan dayanıyor.»
«Çünkü gidebilecekleri böylesi bir yer yok. New
York'ta kalmak zorunda olmasalardı, kaçarlardı.»
«Eh, biz de oraya gitmek zorundayız. Hazırlıklar
tamamlanır tamamlanmaz hemen yola çıkacağız. Gloria kentte birçok
ilginç
şey ve arkadaş bulacak. Eski keyfi yerine gelip,
sonunda o makineyi unutacak.»
Adam, «Ah, Tanrım...» diye inledi. «O kızgın kaldırımlar.»
Karısı kesin bir tavırla, «Gitmek zorundayız,» dedi. «Gloria
son ay da üç kilo verdi ve küçük kızımın sağlığı senin rahatından
daha önemli.»
Adam, «Zavallı küçük kızının sağlığını onun sevgili
robotunu göndermeden önce düşünseydin,» diye mırıldandı. Ama
çok hafif bir sesle.
Gloria kente gidileceğini öğrendiğinde durumu
biraz düzeldi. Bu yolculuktan pek söz etmiyordu ama konu açıldığı
zamanda hemen heyecanla konuşmaya başlıyordu. Küçük kız gülümsüyor
iştahı da yerine geliyordu.
Bayan Weston çok sevinçliydi. Zaferini kuşkucu
kocasının yüzüne çarpmak için hiçbir fırsatı kaçınmıyordu. «Görüyorsun
ya,George! Küçük bir melek gibi eşyaların toplanmasına, bavullara
yerleştirilmesine yardım ediyor. Sanki hiçbir sorun yokmuş gibi
gevezelik edip duruyor. Sana dediğim gibi... ilgisini çekecek
başka şeyler bulmamız gerekiyordu.»
Kocası o zaman kuşkuyla mırıldanıyordu. «Hım...
öyle olduğunu umarım.»
Toplanma işi çabucak yapılıp kentteki evleri hazırlandı.
Köydeki villaya bakmaları için bir çift tutuldu. Yolculuk günü
geldiği zaman Gloria hemen hemen eski halini bulmuştu. Artık
Robbie'den hiç söz etmiyordu.
Aile neşe içinde bir taksiciroya bindi. Bay Weston
kendi özel 'ciro'sunu tercih edecekti ama iki kişilik olduğu
için taşıtta bavullara yer yoktu. Weston'lar alana giderek bekleyen
hava gemisine bindiler.
Bayan Weston, «Gel, Gloria,» diye seslendi. «Sana
pencerenin önünde yer tuttum. Böylece manzarayı seyredersin.»
Küçük kız neşeyle koşup burnunu kalın cama dayayarak
ilgiyle dışarı bakmaya başladı. Motor homurdanırken bu ilgisi
daha da arttı. Kız yeryüzü sanki aniden aşağıya doğru yuvarlandığı
ve ağırlığı da iki katına çıktığında korkmayacak kadar küçüktü.Ama
olanlara ilgi duyacak kadar da büyük sayılırdı. Gloria yer küçük,
yamalı bir örtüye benzeyene kadar bekleyip sonra da burnunu
camdan çekerek annesine döndü.
«Kente çabuk mu erişeceğiz, anneciğim?» diye sorarak
uyuşan burnunu oğuşturdu. Camda solukları yüzünden beliren buharın
ağır ağır kaybolmasını merakla seyretti.
«Yarım saat sonra hayatım.» Kadın bir an durduktan
sonra hafif bir endişeyle ekledi, «Kente gideceğimiz için sevinmiyormusun?
Kentte çok mutlu olacaksın. Sürüyle bina, insanlar, görülecek
çeşitli şeyler... Seninle her gün 'visivox'a gideceğiz. Sirke,plaja...»
Gloria kayıtsızca, «Evet, anne,» dedi. Hava gemisi
aynı anda bulutların üzerinden geçerken onların aşağıda kalmaları
küçük kızın hemen ilgisini çekti. Sonra yine çevrelerini o mavilik
sardı.Gloria bir sırrı biliyormuş gibi esrarlı bir tavırla tekrar
annesine döndü.
«Ben kente neden gittiğimizi biliyorum, anneciğim.»«Öyle
mi?» Bayan Weston şaşırmıştı. «Neden, hayatım?»«Bana söylemediniz,
çünkü sürpriz yapmak istiyordunuz.Ama ben her şeyi biliyorum.»
Kız bu kurnazlığına karşı duyduğu hayranlık yüzünden sustu.
Sonra neşeyle güldü. «New York'a Robbie'yi bulmak için gidiyoruz.
Öyle değil mi? Dedektifler onu arayacaklar!»
George Weston tam o sırada su içiyordu. Bu sözler
onu kötü etkilediği için boğulur gibi ses çıkardı. Suları etrafa
püskürtüp öksürmeye başladı. Kriz sona erdiği zaman elbisesi
ıslanmış,suratı kızarmıştı. Çok da öfkeliydi.
Bayan Weston tavırlarını bozmadı. Ama Gloria sorusunu
daha kaygılı bir tavırla tekrarladığında kadının tepesi attı.
Sert sert, «Belki,» dedi. «Şimdi otur ve kımıldama!»
New York kenti 2098 yılında turist açısından her
zamankin
den ilginç şeylerle doluydu. Gloria'nın annesiyle
babası bunu farkettikleri için durumdan mümkün olduğu kadar
yararlanmaya çalıştılar.
George Weston karısının emri üzerine işini bir
ay için yardımcılarına bırakmıştı. Böylece zamanını kendi deyimiyle
'Gloria'yı mahvoluncaya kadar sefahate sürüklemeye' verecekti.
Weston her şeyde olduğu gibi bu işi ve ustalıkla, ciddiyetle
ve düzenli bir şekilde yaptı. Daha bir ay dolmadan New York'ta
yapılabilecek her şey yerine getirilmişti.
Gloria'yı yedi yüz elli metre yüksekliğindeki
Roosevelt binasının tepesine çıkardılar. Buradan uzaklardaki
Long Island'ın kırları ve New Jersey düzlüğü bile gözüküyordu.
Hayvanat bahçesine gittiklerinde Gloria tatlı bir korkuyla 'gerçek
aslanlar'ı seyretti.Ama bakıcıların kızın sandığı gibi aslanlara
insanları değil de çiğ etleri atmaları onu biraz hayal kırıklığına
uğrattı. Sonra kız, «Beni balinanın olduğu yere götürün,» diye
konuştu.
Weston'lar kızlarını müzelere, parklara, plajlara
ve ünlü Akvaryuma götürdüler.
Çılgın bin dokuz yüz yirmilerde kullanılanlara
benzeyen buharlı bir tekneyle Hudson nehrinin yarısına kadar
gittiler. Gloria bir gösteri yolculuğuna katılarak stratosfere
kadar yükseldi.Burada gökyüzü koyu mor, yıldızlar da ışıl ışıldı.
Aşağıdaki sisli Dünya koskocaman bir topa benziyordu. Gloria'yı
bölmeleri camlı bir denizaltına bindirerek Long Island'daki
halicin dibine indirdiler. Bu dalgalı, yemyeşil dünyada tuhaf
deniz yaratıkları kıza yaklaşıp baktıktan sonra hızla uzaklaştılar.
Bayan Weston kızını masal dünyalarını anımsatan mağazalara götürdü.
Kısacası, bir aylık süre sona ererken Weston'lar
Gloria'ya artık gitmiş olan Robbie'yi tümüyle unutturmak için
mümkün olan her şeyi yaptıklarına karar verdiler. Ama başarılı
olup olmadıklarından pek emin değillerdi.
Aslında Gloria'yı nereye götürürlerse götürsünler
küçük kız rastladıkları robotlara büyük bir dikkat ve ilgiyle
bakıyordu. Karşısındaki gösteri ne kadar heyecan verici olursa
olsun, gözünün ucuyla maden bir cismin hareket ettiğini görür
görmez hemen oyana dönüyordu.
Bayan Weston, Gloria'yı robotlardan uzak tutmak
için elinden geleni yapıyordu. Ne çare ki olay Bilim ve Endüstri
Müzesinde kriz noktasına erişti. Müze özel bir 'Çocuk Programı'
hazırlandığını ilan etmişti. Burada bilimsel sihirbazlıklar
çocukların anlayabilecekleri biçimde anlatılacaktı. Tabii Weston'lar,
«Gloria'yı müzeye mutlaka götürmeliyiz,» diye karar verdiler.
Weston'lar müzede güçlü bir elektromıknatısın
yaptıklarını izlerken Bayan Weston aniden Gloria'nın artık yanında
olmadığını farketti. İlk anda paniğe kapıldılar ama sonra sakin
bir kararlılıkla ve üç görevlinin de yardımıyla kızı aramaya
başladılar.
Ama Gloria ortalıkta gelişigüzel dolaşacak bir
çocuk değildi.Yaşına göre azimli ve kararlı bir kızdı. Bu açıdan
annesine benziyordu. Üçüncü katta gördüğü dev bir panonun üzerinde,
'KONUŞAN ROBOT Bu taraftan,' yazılıydı. Kız yazıyı okumuş ve
annesiyle babasının kendisini oraya götürmek niyetinde olmadıklarını
anlamıştı. Bu yüzden fırsat kollamış ve annesiyle babası gösteriye
daldıkları sırada yavaşça kadının elini bırakıp okla gösterilen
yöne doğru gitmişti.
Konuşan Robot, büyük ilgi uyandırmasına rağmen
pratik olmayan bir makineydi. Yalnızca reklam açısından bir
değeri vardı. Her saat başı, yanlarında görevliler bulunan bir
grup, robotun önünde duruyor ve makine adamı yöneten robotik
mühendisine dikkatle, fısıltıyla sorular soruyordu. Mühendis
bu sorulardan robotun devrelerine uygun olanlarını seçiyor ve
onları makineye veriyordu.
Aslında sıkıcı bir gösteriydi bu. On dördün karesinin
yüzdoksan altı, ozondaki ısının otuz dokuz, hava basıncının
30.02,sodyumun atom ağırlığının 23 olduğunu bilmek iyi bir şeydi
belki. Ama bunları öğrenmek için robota gerek yoktu. Özellikle
yirmi beş metrekarelik bir yeri kaplayıp hiç kımıldayamayan,
hantal,teller ve bobinlerden oluşan bir robota.
Çok az kimse ikinci kez robotu görmeye geliyordu.
Ama yeniyetme bir kız bankta oturmuş, robota üçüncü defa soru
sormak için sıra bekliyordu. Gloria'ya odaya girdiğinde içeride
ondan başka kimse yoktu.
Gloria kıza bakmadı. O anda başka biri çocuk için
önem taşımıyordu. Bütün dikkatini karşısındaki tekerlekli dev
makineye vermişti. Gloria üzüntüyle durakladı. Bu, o zamana
kadar gördüğü robotlara hiç benzemiyordu.
Gloria kuşkuyla ince sesini yükseltti. «Bay Robot,
efendim...siz Konuşan Robot musunuz?» Pek emin değildi ama konuşabilen
bir robota mümkün olduğu kadar saygı gösterilmesi gerektiğini
düşünüyordu.
Odadaki yeniyetme kızın pek güzel olmayan, ince
yüzünde düşünceli bir anlam belirdi. Kız küçük bir not defteri
çıkarak stenoyla bir şeyler yazmaya başladı.
Robotun içindeki yağlı dişliler gıcırdayarak döndü.
Sonra makineden ifadesiz, metalik bir ses yükseldi. «Ben...
Konuşan...Robotum.»
Gloria üzüntüyle makineye baktı. Gerçekten konuşuyordu
ama sesi içinde bir yerden geliyordu. Zaten yüzü yoktu bu robotun.
Kız, «Bana yardım edebilir misiniz, Bay Robot, efendim?» dedi.
Konuşan Robot soruları cevaplayacak biçimde yapılmış
ve o zamana dek makineye cevaplayabileceği sorular sorulmuştu.Bu
yüzden kendinden emindi. «Size... yardım... edebilirim.»
«Teşekkür ederim, Bay Robot, efendim. Robbie'yi
gördünüz mü?»
«Robbie... kim?»
«O bir robot, Bay Robot, efendim.» Gloria ayaklarının
ucunda yükseldi. «Boyu şu kadar, Bay Robot, efendim. Biraz daha
uzun. Çok iyi biri ve kafası da var. Yani sizin başınız yok
ama onun var, Bay Robot, efendim.»
Konuşan Robot bir şey anlayamamıştı. «Bir... robot
mu?»
«Evet, efendim. Sizin gibi bir robot ama o konuşamıyor.Ve...
tıpkı insana benziyor.»
«Benim... gibi... bir... robot... mu?»
«Evet, Bay Robot, efendim.»
Konuşan Robot bu sözlere karşılık garip bir takırtı
ve anlaşılmaz sesler çıkardı. Belirli bir cisim değil de genel
bir grubun bir üyesi olduğunu anlamak onu sarsmıştı. Sadakatle
bu kavramı anlamaya çalışırken altı bobinini birden yakıp alarm
işaretleri vermeye başladı.
Yeniyetme kız o sırada dışarı çıktı. Fizik dersi
için hazırlayacağı ödev konusunda yeteri kadar bilgi edinmişti.
Ödevin konusu «Robotik Biliminin Pratik yanlarıydı. Bu Susan Calvin'in aynı konuda hazırlayacağı tezlerden ilkiydi.
Gloria sabırsızlandığını belli etmeden makinenin
cevap vermesini bekledi. Ama arkasından biri, «İşte orada!»
diye bağırdı.Küçük kız annesinin sesini tanımıştı.
Bayan Weston, «Burada ne işin var, seni yaramaz!»
diye bağırdı. Kaygısının yerini öfke almıştı. «Annenle babanın
ödünü patlattığından haberin var mı? Neden kaçtın?»
Aynı anda robotik mühendisi içeri daldı. Adam
neredeyse saçlarını yolacaktı. Makinenin çevresine doluşmaya
başlayan meraklılara robotu kimin karıştırdığını sordu. «İçinizden
biri levhadaki yazıları okuyamıyor mu? Buraya yanında görevli
olmayan kimse giremez!»
Gloria o gürültü arasında sesini üzüntüyle yükseltti.
«Ben yalnızca Konuşan Robotu görmeye geldim, anne. Onun Robbie'nin
nerede olduğunu bilebileceğini düşündüm. Çünkü ikisi de robot.»
Sonra birdenbire sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. «Robbie'yi
bulmalıyım, anne! Onu bulmam gerekiyor!»
Bayan Weston bağırmamak için kendini zor tutarak,
«Ah,Tanrım...» dedi. «Haydi eve gidelim, George. Artık dayanamayacağım!»
George Weston o akşam evden ayrıldı ve ancak birkaç
saat sonra döndü. Ertesi sabah da hayatından memnun bir tavırla
karısına yaklaştı.
«Bir fikrim var, Grace.»
Kadın sıkıntıyla, «Neymiş o, George?» dedi.
«Bu Gloria'yla ilgili.»
«O robotu tekrar almamızı önermeyeceksin ya?»
«Hayır. Ne münasebet!»
«Öyleyse söyle. Bir de seni dinleyeyim. Yaptıklarımın
hiçbirinin bir yararı olmadı.»
«Pekâlâ. Bak ben ne düşündüm. Bütün sorun Gloria'nın
Robbie'yi bir makine değil de bir insan gibi düşünmesinden
kaynaklanıyor. Böylelikle robotu unutamıyor tabii. Şimdi...
Robbie'nin elektrikle çalışan, çelik, bakır levhalar ve tellerden
oluşan bir makine olduğunu ona gösterirsek özlemi ne kadar sürer
dersin?Bunu psikolojik bir saldırı sayabiliriz.»
«Bu işi nasıl başaracaksın?»
«Basit. Dün akşam nereye gittiğimi sanıyorsun?
ABD Robot ve Makine Adamlar Şirketinden Robertson'u yarın bize
her yeri gezdirmesi için ikna ettim. Üçümüz oraya gideceğiz.
Gezi sona erdiğinde Gloria'da robotun canlı bir yaratık olmadığını
iyice öğrenmiş olacak.»
Bayan Weston'un gözleri yavaşça irileşti. Gözlerinde
hayranlığa benzeyen bir ışıltı belirdi. «Ah, George, harika
bir düşünce bu.»
Adam göğsünü şişirdi. «Ben her zaman harika şeyler
düşünürüm.»
Bay Struthers işine düşkün bir Genel Müdürdü.
Biraz da geveze biriydi. O yüzden dolaşma sırasında her şeyi
açıkladı, belki çok daha fazlasını. Ancak Bayan Weston sıkılmadı.
Hatta adamı birkaç defa durdurarak ondan her şeyi Gloria'nın
anlayabileceği basit bir dille açıklamasını bile istedi. Bay
Struthers bu beğeni karşısında daha fazla konuşmaya başladı.
George Weston ise gitgide sabırsızlanıyordu.
Bir ara adamın fotoelektrik hücreleriyle ilgili
konferansını yarıda kesti. «Affedersiniz, Struthers, fabrikada
yalnızca robotların çalıştığı bir bölüm yok mu?»
«Efendim? Ah, evet! Evet, tabii!» Genel Müdür,
Bayan Weston'a gülümsedi. «Bu bir bakıma bir kısır döngü sayılabilir.
Robotlar başka robotları üretiyorlar. Tabii biz bu yöntemi her
yerde uygulamıyoruz çünkü sendikalar böyle bir şeye izin vermezler.Ancak
bilimsel bir deney için robotların yeni birkaç makine adam yapmalarını
sağlıyoruz. Anlayacağınız...» Kelebek gözlüğünü tartışmaya hazırlanıyormuş
gibi avucuna vurdu... «Sendikalar bir şeyi anlayamıyorlar. Ben
bunu genellikle sendika hareketlerini büyük anlayışla karşılayan
biri olarak söylüyorum. Aslında robot kullanılması bazı insanların
işten çıkarılmalarına yol açmakla beraber sonunda...»
Weston, «Evet. Struthers,» dedi. «Sözünü ettiğiniz
o bölüm.Orayı görebilir miyiz? Çok ilginç olacağından eminim.»
«Evet! Evet, tabii!» Struthers gözlüğünü takarak
sıkıntıyla hafifçe öksürdü. «Lütfen beni izleyin.»
Üç Weston'u bir koridordan geçirerek merdivenden
indirirken pek konuşmadı. Sonra onları madeni gürültüler yankılanan
büyük, iyi aydınlatılmış bir odaya soktu ve yine çenesi düştü.
Gururla, «İşte,» dedi. «Yalnız robotlar! Beş insan
onları kontrol ediyor ve onlar aslında bu odada bile kalmıyorlar.
Beş yıllık sürede, yani bu projeyi uygulamaya koyduğumuzdan
beri bir tek kaza bile olmadı. Tabii burada üretilen robotlar
basit makineler ama...»
Gloria için Genel Müdürün sesi çoktan yatıştırıcı
bir mırıltı halini almıştı. Küçük kız bütün bu dolaşmanın anlamsız
ve sıkıcı olduğunu düşünüyordu. Ne var ki çevrede pek çok robot
vardı.Ancak hiçbiri Robbie'ye benzemiyordu. Kız makine adamları
aşağılarcasına süzüyordu.
Gloria bu odada hiç insan olmadığını farketti.
Sonra gözleri odanın ortalarındaki yuvarlak masaya ilişti. Burada
beş altı robot çalışıyordu. Küçük kızın gözleri şaşkınlıkla
irileşti. Emin değildi ama robotlardan biri... Robbie'ye benziyordu.
Benziyordu...evet, Robbie'ydi bu!
«Robbie!» Gloria'nın tiz çığlığı havayı yardı.
Masanın başındaki robotlardan biri şaşalayarak elindeki aleti
düşürdü. Gloria sevincinden çıldırdı adeta. Annesi ya da babası
daha onu durdu
ramadan parmaklığın arasından geçti ve bir metre
kadar aşağıda kalan odaya atladı. Robbie'ye doğru koşmaya başladı.
Elini sallıyor, saçları uçuşuyordu.
Üç büyük, dehşetle donmuş kalmışlardı. Küçük kızın
heyecanı sırasında farketmediği bir şeye bakıyorlardı. Dev gibi
hantal bir makine raylarının üzerinde dosdoğru Gloria'ya doğru
gidiyordu.
Weston bir saniyeden daha kısa bir sürede kendine
geldi.Ama bu süre bile çok önemliydi. Çünkü artık kızına yetişmesi
imkânsızdı. Adam çılgıncasına parmaklığın üzerinden atladı amahiç
umut yoktu. Bay Struthers kontrolörlere makineyi durdurmaları
için deli gibi işaret etti. Ama onlar da insandı ve bu işi yapmaları
zaman alacaktı.
Yalnız Robbie hemen dikkatle harekete geçti.
İleri doğru atılarak maden bacaklarıyla küçük
hanımına doğru koştu. Her şey çok çabuk olup bitti. Robbie hiç
yavaşlamadan tek eliyle Gloria'yı kaptığı sırada küçük kızın
soluğu kesilmişti.Ne olduğunu pek kavrayamayan Weston, Robbie'nin
önünden hızla geçtiğini ve sonra da şaşkınlıkla durakladığını
görmekten çok hissetti. Dev makine Robbie'den yarım saniye sonra
Gloria'nın biraz önce durduğu noktadan geçip üç metre kadar
ilerledi ve sonra gıcırdayarak durdu.
Gloria soluk alıp annesiyle babasının ona telaşla
sarılmalarına izin verdi. Sonra heyecanla Robbie'ye döndü. Ona
göre kötübir şey olmamış yalnızca arkadaşını bulmuştu.
Ama Bayan Weston'un yüzündeki sevinç ifadesinin
yerini kara bir kuşku almıştı. Kocasına döndü. Saçı başı karışmış,gururlu
tavırları kaybolmuştu ama yine de korkulacak durumdaydı. «Bunu
sen ayarladın, öyle değil mi?»
George Weston mendiliyle alnındaki terleri silerken
elleri titriyordu. Zorlukla, hafifçe gülümseyebildi.
Bayan Weston konuşmasını sürdürdü. «Robbie, mühendislik
ya da üretim işleri için yapılmamıştı. Buradakilere hiçbir yararı
olmazdı. Robbie'yi, Gloria'nın onu bulması için buraya getirttin.Öyle
değil mi?»
Weston, «Evet, öyle,» dedi. «Ama bu karşılaşmalarının
böyle tehlikeli olacağını bilebilir miydim, Grace? Robbie, Gloria'nın
hayatını kurtardı. Bunu sen de biliyorsun. Robbie'yi. tekrar
uzaklaştıramazsın.»
Grace Weston düşünürken Gloria'yla Robbie'ye doğru
dönerek bir an dalgın dalgın baktı. Gloria robotun boynuna sıkıca
sarılmıştı. Madeni adamın yerinde bir insan olsaydı herhalde
boğulurdu. Kız delicesine bir şeyler anlatıyordu. Robbie ise
beş santim çapındaki bir çelik çubuğu kolaylıkla büküverecek
güçte olan madeni kollarını şefkat ve sevgiyle küçük kıza dolamıştı.
Gözleri koyu kırmızı bir ışıkla parlıyordu.
Bayan Weston sonunda, «Eh,» dedi. «Robbie paslanıncaya
kadar bizde kalabilir sanırım...»
  
Susan Calvin omzunu silkti. «Tabii Robbie paslanmadı.
Bu olay 2098'de oldu. 2102 yılına kadar hareket eden ve konuşabilen
robotu ürettik. Bu yüzden konuşamayan robotların çağı sona ermiş
oldu. Bu konuşan makineler robot düşmanlarını iyice çileden
çıkardı. Dünya devletlerinden çoğu 2103'le 2107 arasında robotların
yeryüzünde bilimsel araştırma dışında başka alanlarda kullanılmalarını
yasakladı.
«Yani Gloria sonunda Robbie'den vazgeçmek zorunda
kaldı.»
«Korkarım öyle. Ama artık on beş yaşındaydı.
Robbie'den ayrılmak ona sekiz yaşındakinden daha kolay geldi
sanırım.Ancak insanların bu davranışları budalaca ve gereksiz
bir şeydi.2107 de ABD Robota katıldığım sırada şirketin durumu
mali bakımdan çok kötüydü. Başlangıçta işimin birkaç ay sonra
sona ereceğini düşündüm. Ama sonra biz dünya dışı pazarı oluşturduk.»
«Ve böylece işler yoluna girdi.»
«Pek değil. Önce elimizdeki modelleri şartlara
uydurmaya çalışarak işe başladık. Örneğin konuşan o ilk robotlar.
Üçbuçuk metre boyunda, hantal, pek işe yaramayan şeylerdi. Onları
Merkür'e, oradaki maden istasyonunu kurmaları için yolladık.Ama
bu iş başarılı olamadı.»
Hayretle başımı kaldırdım, «öyle mi? Ama Merkür
madenleri bugün milyar dolarlık bir iş.»
«Bugün öyle. İkinci girişim başarılı oldu.
Eğer olayı öğrenmek istiyorsanız, Gregory Powell'le konuşmalısınız,
delikanlı. Ove Michael Donovan başlangıçta en zor işlerimizle
ilgilendiler.Donovan'dan yıllardan beri haber alamadım. Ama
Powell burada, New York'ta oturuyor. Artık o bir büyükbaba.
Açıkçası bu fikre alışmakta zorluk çekiyorum. Onu genç bir adam
olarak düşünüyorum hep. Tabii ben de gençtim o zaman.»
Onun konuşmasını sürdürmesini istiyordum. «Bana
olayın ana hatlarını anlatırsanız ayrıntıları daha sonra Bay
Powell'den öğrenirim, Dr. Calvin.» Gerçekten de sonradan öyle
yaptım.
Yaşlı kadın zayıf ellerini masaya dayayarak
onlara baktı. «Bilgim olan bir iki olay var...»
«Merkür'le başlayın,» diye önerdim.
«Pekâlâ. Galiba İkinci Merkür Seferi 2115 yılında
başladı.Gezegende araştırma yapılacaktı. Çalışmaları ABD Robot
ve Güneş Sistemi Madenleri Şirketi finanse ediyordu. Grupta
henüz deney devresinde olan yeni tip bir robot, Gregory Powell
ve Michael Donovan vardı...»
|