Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Tanrıların Renkleri (The Color of the Gods)

J.E. Barber

"Evrenin, insan hırslarıyla mükemmel uyum içinde olmaya gereksinimi yoktur.
                                                                                                                                      Carl Sagan

Lera'nın küçük ve çevik elleri mağara duvarlarını tarıyordu. Elleri onun soluk ve çıplak siluetine mağaranın tünel ve deliklerinde rehberlik ediyordu. Görmüyordu ve mağaraların sonsuz karanlığında görmeye de gereksinimi yoktu. Tüneller boyunca ki ilerlemesinin rehberi farkında olmadığı anılarıydı.

Annesinin, bir köşede büzüşüp durduğu, zifiri karanlık içindeki daha geniş mağaraya geçti. Lera, arka planda diğer anne ve çocukların konuşma ve fısıltılarını duyuyordu.

Lera'nın annesi ayağa kalktı "Çocuk" Kaba eli ile Lera'nın pürüzsüz yüzünü okşayarak, "sana dokun­mak her zaman çok güzel.

"Dans ediyorum, anne! Hissediyor musun?"

Lera dans edip, zıplayarak annesinin etrafında dönüyordu.

"Evet canım, yarattığın titreşimi hissediyorum. Çok hoş."

"Dans et anne! Ve şarkı söyle!"

"Lera, ilgilenmek zorunda olduğum başka şeyler var."

"Hala mı? Orada daha ne kadar oturacaksın?"

"Anlayana kadar."

"Düşündüklerini hissedebiliyorum."

"Büyüyorsun Lera."

"Kafamda bir gong gibi. Gürültüsüne dayanamıyorum."

Annesi kızının başını ovdu. "Bu geçici bir durum" dedi.

Lera sonsuz karanlıktaki büyük mağara içinde dolaştı. Bu mağara birkaç ailenin yaşadığı yerdi. Burası onların doğup, yiyip, uyuyup, düşünüp, öldükleri yerdi. Yakınında küçük birinin varlığını hissetti. Hissedebiliyordu, çünkü etrafındaki hava "gerilmişti". Soluna döndü.

"Mari, benimle dans et."

Ona yaklaşan küçük kız, sadece sesi sayesinde görülüyordu.

"Şimdi olmaz Lera, Tanrıların dünyayı kendi renkleriyle boyamadığı yere gidelim."

Lera ve Mari orada olduğunu hissettikleri mağara duvarına doğru ilerlediler ve elleriyle büyük mağarayı ve  salonlarını taradılar.

Her zaman olduğu gibi küçük kovuk çok kalabalıktı. Odacık içerdeki pek çok çocuğun soluğuyla ılık ve nemliydi. Çevrelerinin vücutlar tarafından sarıldığını hissedene kadar aralarına sokuldular ve Tanrıların boyamayı durdurdukları yere baktılar.

Etrafı aydınlatamayacak kadar güçsüz, küçücük bir ışık huzmesi sonsuz karanlığa sanki o bir hiçmiş gibi kafa tuttu, Mağara duvarındaki çatlaktan süzülen ışık, ona bakan çocuklar ve onları izleyen iki yetişkinden hatta onların tüm uygarlığından da önce orada olduğu için, o Tanrılara ait bir şey olmalıydı.

Kalabalığa ani bir sessizlik çöktü. Toprakta hissedilen bir hareket. Derinden bir sallanma. İçinden gelen bir duygu Lera'ya ışığa daha yakından bakmasını söylüyordu. Çocukları ve yetişkinleri yolundan iteleyerek, ışığın geldiği yere yaklaştı ve ışığın geldiği yeri büyük bir dikkatle açtı. Kendinden geçerken karanlık onu sardı.

Kendine gelirken, üstü başı kirlenmişti ve yanağından kan damlıyordu. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti. Çevresinde yere serilmiş vücutlar vardı. Ayaklarının dibinde bir yetişkinin varlığını his­setti.

Küçük yarık artık daha parlaktı ve Lera onun ışığından, gözlerini korumaya çalıştı. Bir içgüdüyle yarığın çevresini genişletmeye başladı. Onu yönlendiren meraktı. Arkasından titrek, kuru bir ses,

"Yapmamalısın! Orası Tanrıların boyamadığı yer." dedi.

"Ama bu cennete giden yol." diye karşı çıktı Lera.

"Hayır, değil. O boşluk, hiçlik. Ona gitmemelisin. Orası tanrıların dansetmemizi istemedikleri yer."

"Ama çok parlak. Orası gerçekten boyanmış, yoksa boşluk nasıl bu kadar güzel olabilir ki?" Kazmaya devam etti. Duvardan kayalar ve tozlar düşüyordu.

"Tanrılar böyle renkler kullanmaz! Bak bizim rengimizi nasıl da bozuyor! Böyle zıt renkler karışamaz. Hayır çocuk! Bu başka, kötücül bir tanrının mağarası! Hayır!"

Oradaki herkes korku ye dehşet içinde kaçarken, Lera büyük bir hızla kazmaya devam ediyordu. Bu yeni rengin parlaklığı ve yoğurtlunun verdiği acıyla bağırarak elleriyle gözlerini kapattı.

Koştu, koştu, koştu...

Albemuth Dergisi - Çeviri:  Efe GÖKTOĞAN

J.E. Barber
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta