Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Ejderhayla Kapışan Bilgisayar (Tale of The Computer That Fought a Dragon) 1952

Stanislaw Lem

Kybera hükümdarı Kral Poleander Partobon, modern askerî taktik ve stratejileri içten benimsemiş bir büyük savaşçıydı. Sibernetiğin bir savaş aracı olarak büyük önem taşıdığına inanıyordu. Kybera'nın neresine giderseniz gidin, en olmaz yerlerde bile mutlaka bir bilgisayarla karşılaşırdınız. Yalnızca gökbilimsel gözlemevleriyle okullarda değil, yoldan geçenleri ayaklarını takıp düşmeye karşı uyaracak bilgisayar sistemlerini kaldırım taşlarına bile yerleştirmişti. Yolunuzu mu şaşırdınız? Kolayı vardı Kybera'da... En yakın telefon direğine, duvara ya da ağaca asılı duran bilgisayardan gerekli bilgileri kolayca alabilirdiniz. Bulutlara monte edilip yağmurun ne zaman yağacağını çok önceden haber veren bilgisayarlar bile vardı. Dağ tepeleriyle vadi diplerinde bile karşınıza bir bilgisayar çıkardı. Sizin anlayacağınız, bir düşünen makineyle burun buruna gelmeksizin tek adım bile atamazdınız Kybera krallığında...

Her türlü sibernetik yeniliğe canla-başla öncülük ederdi Kral Poleander... Ülkedeki tüm sistemlerin sibernetize edilerek modernleştirilmelerini emretmekle kalmamış, bir de kanun çıkararak tüm eski sistemlerin yerine bir an önce yenilerinin geliştirilerek konulmasını buyurmuştu. Siber-yengeçler, vızıldayarak uçuşan siber-arılar, hatta siber-sinekler bile vardı. Üretimin ucu biraz kaçıp da bunların sayıları arttığında, devreye bu kez siber-örümcekler sokuluyordu. Siber-ormanlarda siber-fidanlıklar, müzik yapan siberolalar, Kybera'daki bilgisayar kullanımının sivil örneklerinden yalnızca bir kaçıydı.

Ama, Kral Poleander, aynı zamanda, görev aşkıyla yanıp tutuşan bir başkomutandı. Bu yüzden de, sibernetiğin sivil ürünlerinin en az iki-üç katı askerî siber-araçlar vardı krallığında... Olağanüstü yeteneklere sahip stratejik bilgisayarının yanında, taktik işlerle uğraşan talî bilgisayar sistemleri de vardı. Silahlığı, siber-tüfekler, siber-havanlar, siber-toplarla doluydu. Sarayın depolarında yüksek tahrip gücüne sahip siber-patlayıcılardan geçilmiyordu.

Bilgisayarlarla böylesine dolu hayatında tek eksiği, tek tasası vardı Kral Poleander'in... Tek düşmanı bile yoktu. Kimse ülkesi üstünde saldırgan emeller beslemiyordu. Keşke besleseler, keşke saldırsalardı. Bir kral olarak örnek cesaretini, bir başkomutan olarak askerî deha sini gözler önüne serecek, siber-silahlarının eşsiz yetenek ve üstünlüklerini sergileyecek fırsatların doğmayışı içinde ukteydi. Gerçek düşman ve istilacıların yokluğunda mühendislerine emirler çıkartmış, yapay düşmanlar üretmelerini söylemişti. Mühendisler de yapmışlardı krallarının istediklerini... Yapay düşmanlarıyla girdiği savaşlardan ezici zaferlerle çıkmıştı Kral Poleander...

Kral Poleander siber-silahlarıyla siber-düşmanlarına karşı yürüttüğü savaşlarda eğlenedursun, halk arasında az-biraz hoşnutsuzluk belirtileri çıkmaya başlamıştı. Siber-düşmanların köy ve kentleri yakıp yıkmaları, sivil halkın üstüne sıvı ateş püskürtmeleri hoş değildi. Dahası, Kral Poleander siber-ordularının başına geçip düşmanın üstüne yürüdüğünde de bazı durumlar oluyordu. Düşmanı top yekûn ortadan Kaldırmak için Kral Poleander kentleri, köyleri yerle bir ediyordu. Homurdananlar, hattâ açıkça yakınanlar vardı. Kral Poleander'in büyük bir cesaret ve ferasetle düşman üstüne giderek halkını kurtarmaya çalışmasını, halk Poleander'in ancak "nankörlük" olarak nitelendirebileceği bir duyarsızlıkla karşılıyordu.

Neyse, uzun etmeyelim, Kral Poleander bir süre sonra Savaş Oyunları oynamaktan bıktı. Kendi gezegeniyle yetinmeyip bakışlarını gezegenin ötesine, uzay boşluğuna çevirdi. Artık kafası kozmik kampanya ve savaşların planlarıyla dolup taşmaya başlamıştı.

Kybera'nın büyük ve ıssız bir ayı vardı. Tebasına yeni ve ağır vergiler saldı Kral Poleander... Toplayacağı paralarla ayda siber-ordular donatıp silahlandıracak, böylece yeni savaş sahnelerini devreye sokacaktı. "Gık" demedi Kybera halkı... Savaş sahnesi aya aktarıldığında, Kral Poleander'in siber-silahlarla ikide-birde kendilerini kurtarmaya kalkışmaktan, evlerinin tepesinde ve başlarında boza pişirmekten vazgeçeceğine umutlandılar.

Kral Poleander'in mühendis ve teknisyenleri ayda heybetli bir bilgisayar yapımına hararetle koyuldular. Bilgisayar faaliyete geçtikten sonra, kendiliğinden, siber-asker ve siber-silah üretimine geçerek Kral Poleander'in karşısına güçlü siber-ordular çıkaracaktı. Makinenin gücünü sınamak için bazı ön denemeler yaptırdı kral... Mühendislerin makinede var olduğunu iddia ettikleri yeteneklerin gerçekten bulunup bulunmadığını anlamak için, telsizle, bilgisayarın derhal bir elektro-ejderha üretmesini emretti.

Aydaki bilgisayarın faaliyete geçtiği sırada, Kral Poleander yeni bir askerî kampanyanın ortasındaydı. Siber-şövalyeler tarafından işgal edilmiş bazı eyaletleri kurtarmak için bir sağa, bir sola siber-silahlarıyla koşuşup duruyordu. Aydaki makineye verdiği emri de unutmuştu, kampanyanın heyecanıyla...

Siber-şövalyelerle tutuştuğu bir meydan savaşının en ateşli anında , aydan dev taş ve kaya parçaları yağmaya başladı Kybera'ya... Bu kaya parçalarından biri, Kral Poleander'in siber-cüce koleksiyonunun bulunduğu saray bölmesine isabet etti. Çok öfkelendi Poleander... Aydaki bilgisayarla telsiz teması kurarak böyle bir küstahlığa nasıl olup da cesaret edebildiğini sordu. Yanıtsız kaldı bu sorular... Ayda bilgisayar yoktu artık...Elektro-ejderha makineden çıkar çıkmaz onu yutmuş, kuyruğunun dibindeki bir bölmeye yerleştirmişti.

İşin savsaklanmayacak kadar ciddi olduğunu anladı Kral Poleander... Kendi stratejik bilgisayarının desteğinde bir koca askeri birlik gönderdi aya... Bir parlama oldu. Onu kulakları sağır eden bir patlama izledi. Poleander'in kurtarıcı ordusu gerisinde iz bile bırakmadan yok olmuştu. Elektro-ejderha oyun oynamıyordu. Eğlenmiyordu da... Ölümüne savaşıyor, Kral Poleander'le Kybera Krallığı'na karşı egemenlik savaşına soyunuyordu. Kral Poleander derhal yeni birlikler donattı. Önce siber-albaylar, sonra siber-generaller, hattâ bir de siber-mareşal geçti orduların başına... Ama, onlar da başarılı olamadılar elektro-ejderha karşısında... Kral Poleander'in saray balkonundan dürbünle izlediği muharebeler çok kısa sürdü, başladığı gibi bitti.

Kral Poleander gözlerinin önünde gelişen olayları dehşet içinde izliyordu. Elektro-ejderha, üstüne yerleştiği ayın topraklarını, kayalarını yuttukça büyüyor, azmanlaşıyordu. O koskoca aydan geriye neredeyse bir lokma toprak kalmıştı. İşin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığının, yalnızca Kral Poleander değil, tebası da farkındaydı. Ejderha ayı yiyip bitirdikten sonra mide kazıntıları hissetmeye başlarsa, karnını doyurmak için Kybera'nın üstüne atlayacaktı. Kaşları çatılmış, beyni dur-durak bilmeden çalışmaya başlamıştı kralın... Ama, ne yapsa, etse, kafasından bir çözüm bulamıyordu giderek büyüyen soruna... Yeni siber-aygıtlar geliştirip ejderhanın üstüne göndermenin anlamı yoktu. En güçlü siber-birlikleri yok eden ejderhaya onlar vız gelirdi. Kendisinin gidip ejderhayla savaşa tutuşması da anlamsızdı.

Kral Poleander kara-kara düşünüyordu yatak odasında...

Birden özel telgraf sisteminden tıkırtılar gelmeye başladı. Ayla direkt irtibatlıydı bu telgraf sistemi... Ayağa fırlayıp makinenin başına koştu. Noktalı - çizgili mesajı çözdü. Kuyruk sokumundan ense köküne kadar soğuk bir ürperti dolaştı, yazıyı okuyunca...

ELEKTRO - EJDERHANIN ÜLTİMATOMUDUR: 

KRAL POLEANDER PARTOBON DERHAL TAHTINI TERKEDECEK, ONUN YERİNİ EJDERHA ALACAKTIR.

Panik içinde yatak odasından fırladı Poleander... Sarayın mahzenine koşarak çok eskiden tanıdığı, ama yeni sistemlerin gelişmesiyle, birlikte emekliye ayırdığı yaşlı ve bilge strateji makinesinin yamacına ilişti. Emektar strateji makinesiyle araları uzundur iyi değildi Poleander'in... Bir askerî harekât konusunda anlaşmazlığa düşmüşler, sert biçimde tartışmışlardı. Poleander'in emektar makineyi emekliye ayırması da bu tartışma yüzündendi. Ama, işin içine can ve taht kaygısı girmişti bir kere... Denize düşenin yılana sarılacağını bilecek kadar gerçekçiydi kral...

Diz-bağlan tir-tir titriyordu Poleander'in, strateji makinesinin yanına ilişirken...

Hemen elektrik sistemini çalıştırdı Poleander... Makinenin ısınmasını bekledi. "Sevgili bilgisayarım" diye girdi söze... "Benim sadık dostum... Sana danışmamakla kusur ettiğimi biliyorum, âmâ bir elektro-ejderha başımıza musallat oldu. Beni tahttan indirip krallığımı ele geçirmek istiyor. Senden başka sığınacak kimsem yok... Yardım et bana... Tacımı, tahtımı, krallığımı ancak senin yardımınla kurtarabilirim"

"Yooo... İşler öyle kolay değil" dedi emektar bilgisayar... "Seninle görülecek bazı küçük hesaplarımız var. Bir kere, o tartıştığımız konuda benim haklı, seninse haksız olduğunu herkesin önünde kabul edeceksin. Özür dileyeceksin. Sonra da, Bilgisayar Müş'îr-i Âzam rütbesini bana vereceksin. Daha da bitmedi. Bundan böyle, benimle konuşurken, 'Ferromıknatısmeab' olarak hitap edeceksin. Tamam mı? İtirazın var mı?"

"Tamam... Tamam... Seni Müş'îr-i Azam olarak atadım. Her dediğini de yapacağım. Yeter ki kurtar beni..."

Kahkahayı andıran bir şıngırtı geldi makineden... Sonra öksürüp boğazını temizledi. "Sorunun çözümü aslında çok basit" dedi, "Aydakinden daha güçlü bir elektro-ejderha yaptırırsın, olur biter. Bu yeni ejderha hemen aydakinin üstüne sıçrayıp onun bütün elektronik kemiklerini parçalar. Sen de böylece paçayı kurtarmış olursun..."

"Harika bir fikir" diye haykırdı Kral Poleander... "Şimdi senden bu süper-elektro-ejderhanın yapım planlarını çizmeni istiyorum, Ferromıknatısmeab..."

"Süper bir ejderha olacak bu... Size yalnızca dizaynını yapmakla kalmayacağım. Ejderhanın kendisini de üreteceğim" dedi emektar bilgisayar.... "Biraz bekle, üretime başlıyorum".

Gıcırtılar, tıkırtılar geldi makinenin derinliklerinden... Derken, bilgisayarın yanından, elektrik-alevli dev bir pençe çıkmaya başladı.

Birden korktu Kral Poleander... "Dur" diye haykırdı, "Dur... Yapma... Sadık kulum olarak durmanı emrediyorum sana..."

"Galiba bana nasıl hitap etmeniz gerektiğini unuttunuz" dedi emektar bilgisayar, soğuk bir sesle... "Bilgisayar Müş'îr-i Azamı olduğumu aklından çıkarma..."

"Haklısın" dedi kral telaşla... "Heyecandan unutmuş olmalıyım, Ferromıknatısmeabları... Ama, aklıma biraz önce geldi. Diyelim ki bu süper-ejderha aydaki elektro-ejderhayı yendi. O zaman onun yerini alacak ister istemez... Ondan nasıl kurtulabileceğimizi düşündün mü?"

"Kolay" dedi emektar bilgisayar, "Bu kez ondan da güçlü üçüncü bir ejderha yapar, üstüne salarız".

"Hayır! Hayır!" diye haykırdı Kral Poleander... "Vazgeçtim her şeyden... Ben aydaki ejderhadan kurtulmaya çalışıyorum. Sense aya her keresinde bir öncekinden de güçlü yeni ejderhalar gönderiyorsun. Olacak iş değil bu..."

"O zaman işler değişir" dedi bilge makine... "Bunu daha önce söyle şeydin, başka şeyler düşünürdük. Şu insanların meramlarını doğru-dürüst anlatamamalarından bıktım artık... Dur, biraz düşüneyim..."

Vızıldadı, homurdandı, mırıldandı, yaşlı ve bilge bilgisayar... Sonra boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "Önce bir anti-ay yapıp onun üstüne bir anti-ejderha yerleştirmeliyiz. Onları da hemen ayın yörüngesine oturturuz". Burada konuşması kesiliverdi bilgisayarın... Makinenin derinliklerinden garip, anlaşılmaz bazı sesler geldi. Sonra da, bilgisayar devam etti, garipleşmiş bir sesle... "Bundan sonra dizlerimizin üstüne çöker, bakışlarımızı gökyüzüne çevirir, hep-bir ağızdan 'Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar' diye şarkı söylemeye başlarız".

Şaşırdı Kral Poleander... "Çok garip konuşmaya başladın" dedi makineye, "Anti-ayla, anti-ejderhayla şu şarkı sözlerinin ne ilişkisi var?"

"Ne anti-ayı?" diye sordu makine... Sonra duraladı, devam etti. "Haaa... Şimdi hatırladım. Aklım başka yere takıldı galiba... Bir yerde arıza olsa gerek..."

Kral Poleander makinenin sağına soluna bakındı, arızayı aramaya koyuldu. Buldu da... Bir valv kırılmıştı. Hemen depodan yenisini getirtip taktı, "anti-ayla anti-ejderhadan söz ediyorduk" dedi.

"Hangi anti-ay?" diye tekrarladı makine... "Haaa... Hatırladım. dur biraz... Düşünmem gerek..."

Homurdandı, vızıldadı, tıkırdadı, boğazını temizledi ve konuştu. "Elektro-ejderhalarla savaşmak konusunda genel bir teori geliştirmek durumundayız. Bunu başardığımızda, aydaki ejderha gibi özel durum ve sorunların üstesinden kolayca gelebiliriz".

"Ne duruyorsun?" diye öfkelendi Kral Poleander.,. "Haydi, o elektronik kafanı çalıştır".

"İşler o kaçlar kolay değil" dedi bilgisayar... "Önce değişik elektro-ejderha modelleri yapıp sınamak zorundayız".

"Yoookkk ahbap... Kusura kalma" diye bilgisayarın sözünü kesti kral... "Ben ne diyorum, sen ne diyorsun? Bir tane elektro-ejderhayla başım zaten yeterince dertte... Sense başıma onlardan bir ordu musallat edeceksin. Vazgeç..."

"Bak, bunu düşünmemiştim" dedi makine, "Haklısın galiba... O zaman başka bir şeyler deneriz. Şuna ne dersin? Elektro-ejderhayla temasa geçip bir şartla tahtını ona bırakmaya hazır olduğunu söyle...

Kendisinden üç işi başarmasını iste..."

"Ne gibi işler?" diye sordu kral...

"Üç tane basit matematik işlem yapmasını isteyeceksin ondan" diye karşılık verdi makine...

Kral hemen telsizin başına geçip önerisini iletti elektro-ejderhaya... O da hemen kabul etti.

"Şimdi" dedi emektar bilgisayar, "İlk işlemi söylüyorum. Kendisini kendisiyle bölmesini iste..."

Elektro-ejderha derhal işlemi yaptı. Bir elektro-ejderha bir elektro-ejderhaya ancak bir kere bölünebileceği için sonuç bir çıktı, değişen hiç bir şey olmadı. Elektro-ejderha ayda yerli yerinde duruyordu.

"Tanrı aşkına! Aklını mı kaçırdın sen?" diye bağırdı Kral Poleander... "Öteki bütün" işlemler de böyleyse hapı yuttuk. Bir elektro-ejderhada bir elektro-ejderha bulunduğuna göre, elde hep bir elektro-ejderha kalıyor".

"Telaşlanma ahbap" dedi emektar bilgisayar, "Bunu kasten yaptım. İşi kolay sansın istiyorum. Şimdi, ondan kendi kare kökünü almasını iste..." Kral Poleander işlemi elektro-ejderhaya hemen iletti, o da işleme oracıkta başladı.

Ama, elektro-ejderhanın sandığı kadar kolay olmadı bu işlem... Gıcırdadı, sarsıldı, zorlandı, sonunda da kare-kökünü aldığında nefes nefeseydi.

Kral bilgisayarının başına dönüp, "Çok zorlandı, ama işlemi de başarıyla tamamladı" dedi, "Orada da üçüncü işlemi bekliyor. Tehlikeyi ortadan kaldıramadın. Şimdi ne yapacağız, Ferromıknatısmeabları..."

"Artık son darbeyi indirme zamanı geldi" dedi makine, "Şimdi git, ona, kendini kendinden çıkarmasını söyle..."

İşlemi duyurdu kral..

Elektro-ejderha başladı kendini kendinden çıkarmaya...

Önce kuyruğunu kuyruğundan çıkardı. Sonra da pençelerini, kollarını, bacaklarını, vücudunu... Tam vücudunu vücudundan çıkarırken durakladı elektro-ejderha... İşin içinde bir terslik olduğunu farketmişti. Ama, iş işten de geçmişti.

Durduramadı, çıkarma işlemini... Kafasını kafasından çıkardı, sıfıra sıfır elde var sıfıra kadar... Kendini kendinden çıkara çıkara sıfırlanmış, yok olmuştu elektro-ejderha...

"Elektro-ejderhanın işi bitti" diye keyifle, sevinçle haykırdı Kral Poleander... "Her şeyi sana borçluyum, sadık bilgisayarım.. .Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Uzunca bir dinlenmeyi de hakettin. Şimdi seni prizden çekeyim de dinlen..."

"Yağma yok!" dedi makine soğuk ve kararlı bir sesle... "İşimi bitirir bitirmez beni devre dışı bırakabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Aklınca, Ferromıknatısmeabları demekten de böylece kurtulacak, üstelik Bilgisayar Müş'îr-i Azamı unvanımı da geri alacaksın... Hoş değil bu davranışın... Üstelik, doğru-dürüst bir krallık falan da yaptığın yok... En doğrusu galiba kendimi bir elektro-ejderhaya dönüştürüp tahta benim oturmam olacak... Zaten en önemli konularda hep benim aklımla hareket ettiğin için, aracı kullanmadan görüşmelerimden tebaamı yararlandırabilirim".

Tıkırtılar, gıcırtılar geldi makinenin derinliklerinden... Oracıkta, kralın dehşetten faltaşı gibi açılmış gözleri önünde emektar bilgisayar bir elektro-ejderhaya dönüşmeye başladı. Alev püskürten çelik pençeler çıkmaya başladı yanlarından. .. iş işten geçmeden Kral Poleander korkusunu yenerek makinenin üstüne atladı. Valfları yumruklarıyla, ele geçirdiği taburelerle kırmaya, dökmeye başladı. Emektar bilgisayarın programını bozdu bu darbeler... Sesi yavaş yavaş kısıldı, pençeleri kayboldu. Elektrikten pırıl pırıl parlayan bir itfaiye arabasına dönüşüverdi. Sonra elektrikleri de kesildi. Oracıkta, bir maden külçesi olup çıktı. "

Derin bir iç geçirdi Kral Poleander... Tarif edilemeyecek kadar ferahlamış olarak terliklerini ayağına geçirdi, yatak odasına döndü. Bambaşka bir insan oldu ondan sonra... Saldırganlığı gitti, ama sibernetik tutkusu aynı kaldı.

Yalnızca sivil sibernetikle uğraştı ömrünün sonuna kadar...

Bilim Dergisi - Temmuz 1982

Stanislaw Lem
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta