|
Kybera hükümdarı Kral Poleander Partobon, modern askerî taktik ve
stratejileri içten benimsemiş bir büyük savaşçıydı. Sibernetiğin bir savaş aracı
olarak büyük önem taşıdığına inanıyordu. Kybera'nın neresine giderseniz gidin,
en olmaz yerlerde bile mutlaka bir bilgisayarla karşılaşırdınız. Yalnızca
gökbilimsel gözlemevleriyle okullarda değil, yoldan geçenleri ayaklarını takıp
düşmeye karşı uyaracak bilgisayar sistemlerini kaldırım taşlarına bile
yerleştirmişti. Yolunuzu mu şaşırdınız? Kolayı vardı Kybera'da... En yakın
telefon direğine, duvara ya da ağaca asılı duran bilgisayardan gerekli bilgileri
kolayca alabilirdiniz. Bulutlara monte edilip yağmurun ne zaman yağacağını çok
önceden haber veren bilgisayarlar bile vardı. Dağ tepeleriyle vadi diplerinde
bile karşınıza bir bilgisayar çıkardı. Sizin anlayacağınız, bir düşünen
makineyle burun buruna gelmeksizin tek adım bile atamazdınız Kybera
krallığında...
Her türlü sibernetik yeniliğe canla-başla öncülük ederdi Kral
Poleander... Ülkedeki tüm sistemlerin sibernetize edilerek
modernleştirilmelerini emretmekle kalmamış, bir de kanun çıkararak tüm eski
sistemlerin yerine bir an önce yenilerinin geliştirilerek konulmasını
buyurmuştu. Siber-yengeçler, vızıldayarak uçuşan siber-arılar, hatta
siber-sinekler bile vardı. Üretimin ucu biraz kaçıp da bunların sayıları
arttığında, devreye bu kez siber-örümcekler sokuluyordu. Siber-ormanlarda
siber-fidanlıklar, müzik yapan siberolalar, Kybera'daki bilgisayar kullanımının
sivil örneklerinden yalnızca bir kaçıydı.
Ama, Kral Poleander, aynı zamanda, görev aşkıyla yanıp tutuşan bir
başkomutandı. Bu yüzden de, sibernetiğin sivil ürünlerinin en az iki-üç katı
askerî siber-araçlar vardı krallığında... Olağanüstü yeteneklere sahip stratejik
bilgisayarının yanında, taktik işlerle uğraşan talî bilgisayar sistemleri de
vardı. Silahlığı, siber-tüfekler, siber-havanlar, siber-toplarla doluydu.
Sarayın depolarında yüksek tahrip gücüne sahip siber-patlayıcılardan
geçilmiyordu.
Bilgisayarlarla böylesine dolu hayatında tek eksiği, tek tasası
vardı Kral Poleander'in... Tek düşmanı bile yoktu. Kimse ülkesi üstünde
saldırgan emeller beslemiyordu. Keşke besleseler, keşke saldırsalardı. Bir kral
olarak örnek cesaretini, bir başkomutan olarak askerî deha sini gözler önüne
serecek, siber-silahlarının eşsiz yetenek ve üstünlüklerini sergileyecek
fırsatların doğmayışı içinde ukteydi. Gerçek düşman ve istilacıların yokluğunda
mühendislerine emirler çıkartmış, yapay düşmanlar üretmelerini söylemişti.
Mühendisler de yapmışlardı krallarının istediklerini... Yapay düşmanlarıyla
girdiği savaşlardan ezici zaferlerle çıkmıştı Kral Poleander...
Kral Poleander siber-silahlarıyla siber-düşmanlarına karşı
yürüttüğü savaşlarda eğlenedursun, halk arasında az-biraz hoşnutsuzluk
belirtileri çıkmaya başlamıştı. Siber-düşmanların köy ve kentleri yakıp
yıkmaları, sivil halkın üstüne sıvı ateş püskürtmeleri hoş değildi. Dahası, Kral
Poleander siber-ordularının başına geçip düşmanın üstüne yürüdüğünde de bazı
durumlar oluyordu. Düşmanı top yekûn ortadan Kaldırmak için Kral Poleander
kentleri, köyleri yerle bir ediyordu. Homurdananlar, hattâ açıkça yakınanlar
vardı. Kral Poleander'in büyük bir cesaret ve ferasetle düşman üstüne giderek
halkını kurtarmaya çalışmasını, halk Poleander'in ancak "nankörlük" olarak
nitelendirebileceği bir duyarsızlıkla karşılıyordu.
Neyse, uzun etmeyelim, Kral Poleander bir süre sonra Savaş
Oyunları oynamaktan bıktı. Kendi gezegeniyle yetinmeyip bakışlarını gezegenin
ötesine, uzay boşluğuna çevirdi. Artık kafası kozmik kampanya ve savaşların
planlarıyla dolup taşmaya başlamıştı.
Kybera'nın büyük ve ıssız bir ayı vardı. Tebasına yeni ve ağır
vergiler saldı Kral Poleander... Toplayacağı paralarla ayda siber-ordular
donatıp silahlandıracak, böylece yeni savaş sahnelerini devreye sokacaktı. "Gık"
demedi Kybera halkı... Savaş sahnesi aya aktarıldığında, Kral Poleander'in
siber-silahlarla ikide-birde kendilerini kurtarmaya kalkışmaktan, evlerinin
tepesinde ve başlarında boza pişirmekten vazgeçeceğine umutlandılar.
Kral Poleander'in mühendis ve teknisyenleri ayda heybetli bir
bilgisayar yapımına hararetle koyuldular. Bilgisayar faaliyete geçtikten sonra,
kendiliğinden, siber-asker ve siber-silah üretimine geçerek Kral Poleander'in
karşısına güçlü siber-ordular çıkaracaktı. Makinenin gücünü sınamak için bazı ön
denemeler yaptırdı kral... Mühendislerin makinede var olduğunu iddia ettikleri
yeteneklerin gerçekten bulunup bulunmadığını anlamak için, telsizle,
bilgisayarın derhal bir elektro-ejderha üretmesini emretti.
Aydaki bilgisayarın faaliyete geçtiği sırada, Kral Poleander yeni
bir askerî kampanyanın ortasındaydı. Siber-şövalyeler tarafından işgal edilmiş
bazı eyaletleri kurtarmak için bir sağa, bir sola siber-silahlarıyla koşuşup
duruyordu. Aydaki makineye verdiği emri de unutmuştu, kampanyanın heyecanıyla...
Siber-şövalyelerle tutuştuğu bir meydan savaşının en ateşli anında
, aydan dev taş ve kaya parçaları yağmaya başladı Kybera'ya... Bu kaya
parçalarından biri, Kral Poleander'in siber-cüce koleksiyonunun bulunduğu saray
bölmesine isabet etti. Çok öfkelendi Poleander... Aydaki bilgisayarla telsiz
teması kurarak böyle bir küstahlığa nasıl olup da cesaret edebildiğini sordu.
Yanıtsız kaldı bu sorular... Ayda bilgisayar yoktu artık...Elektro-ejderha
makineden çıkar çıkmaz onu yutmuş, kuyruğunun dibindeki bir bölmeye
yerleştirmişti.
İşin savsaklanmayacak kadar ciddi olduğunu anladı Kral Poleander...
Kendi stratejik bilgisayarının desteğinde bir koca askeri birlik gönderdi aya...
Bir parlama oldu. Onu kulakları sağır eden bir patlama izledi. Poleander'in
kurtarıcı ordusu gerisinde iz bile bırakmadan yok olmuştu. Elektro-ejderha oyun
oynamıyordu. Eğlenmiyordu da... Ölümüne savaşıyor, Kral Poleander'le Kybera
Krallığı'na karşı egemenlik savaşına soyunuyordu. Kral Poleander derhal yeni
birlikler donattı. Önce siber-albaylar, sonra siber-generaller, hattâ bir de
siber-mareşal geçti orduların başına... Ama, onlar da başarılı olamadılar
elektro-ejderha karşısında... Kral Poleander'in saray balkonundan dürbünle
izlediği muharebeler çok kısa sürdü, başladığı gibi bitti.
Kral Poleander gözlerinin önünde gelişen olayları dehşet içinde
izliyordu. Elektro-ejderha, üstüne yerleştiği ayın topraklarını, kayalarını
yuttukça büyüyor, azmanlaşıyordu. O koskoca aydan geriye neredeyse bir lokma
toprak kalmıştı. İşin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığının, yalnızca Kral
Poleander değil, tebası da farkındaydı. Ejderha ayı yiyip bitirdikten sonra mide
kazıntıları hissetmeye başlarsa, karnını doyurmak için Kybera'nın üstüne
atlayacaktı. Kaşları çatılmış, beyni dur-durak bilmeden çalışmaya başlamıştı
kralın... Ama, ne yapsa, etse, kafasından bir çözüm bulamıyordu giderek büyüyen
soruna... Yeni siber-aygıtlar geliştirip ejderhanın üstüne göndermenin anlamı
yoktu. En güçlü siber-birlikleri yok eden ejderhaya onlar vız gelirdi.
Kendisinin gidip ejderhayla savaşa tutuşması da anlamsızdı.
Kral Poleander kara-kara düşünüyordu yatak odasında...
Birden özel telgraf sisteminden tıkırtılar gelmeye başladı. Ayla
direkt irtibatlıydı bu telgraf sistemi... Ayağa fırlayıp makinenin başına koştu.
Noktalı - çizgili mesajı çözdü. Kuyruk sokumundan ense köküne kadar soğuk bir
ürperti dolaştı, yazıyı okuyunca...
ELEKTRO -
EJDERHANIN ÜLTİMATOMUDUR:
KRAL POLEANDER
PARTOBON DERHAL TAHTINI TERKEDECEK, ONUN YERİNİ EJDERHA ALACAKTIR.
Panik içinde yatak odasından fırladı Poleander... Sarayın
mahzenine koşarak çok eskiden tanıdığı, ama yeni sistemlerin gelişmesiyle,
birlikte emekliye ayırdığı yaşlı ve bilge strateji makinesinin yamacına ilişti.
Emektar strateji makinesiyle araları uzundur iyi değildi Poleander'in... Bir
askerî harekât konusunda anlaşmazlığa düşmüşler, sert biçimde tartışmışlardı.
Poleander'in emektar makineyi emekliye ayırması da bu tartışma yüzündendi. Ama,
işin içine can ve taht kaygısı girmişti bir kere... Denize düşenin yılana
sarılacağını bilecek kadar gerçekçiydi kral...
Diz-bağlan tir-tir titriyordu Poleander'in, strateji makinesinin
yanına ilişirken...
Hemen elektrik sistemini çalıştırdı Poleander... Makinenin
ısınmasını bekledi. "Sevgili bilgisayarım" diye girdi söze... "Benim sadık
dostum... Sana danışmamakla kusur ettiğimi biliyorum, âmâ bir elektro-ejderha
başımıza musallat oldu. Beni tahttan indirip krallığımı ele geçirmek istiyor.
Senden başka sığınacak kimsem yok... Yardım et bana... Tacımı, tahtımı,
krallığımı ancak senin yardımınla kurtarabilirim"
"Yooo... İşler öyle kolay değil" dedi emektar bilgisayar...
"Seninle görülecek bazı küçük hesaplarımız var. Bir kere, o tartıştığımız konuda
benim haklı, seninse haksız olduğunu herkesin önünde kabul edeceksin. Özür
dileyeceksin. Sonra da, Bilgisayar Müş'îr-i Âzam rütbesini bana vereceksin. Daha
da bitmedi. Bundan böyle, benimle konuşurken, 'Ferromıknatısmeab' olarak hitap
edeceksin. Tamam mı? İtirazın var mı?"
"Tamam... Tamam... Seni Müş'îr-i Azam olarak atadım. Her dediğini
de yapacağım. Yeter ki kurtar beni..."
Kahkahayı andıran bir şıngırtı geldi makineden... Sonra öksürüp
boğazını temizledi. "Sorunun çözümü aslında çok basit" dedi, "Aydakinden daha
güçlü bir elektro-ejderha yaptırırsın, olur biter. Bu yeni ejderha hemen
aydakinin üstüne sıçrayıp onun bütün elektronik kemiklerini parçalar. Sen de
böylece paçayı kurtarmış olursun..."
"Harika bir fikir" diye haykırdı Kral Poleander... "Şimdi senden
bu süper-elektro-ejderhanın yapım planlarını çizmeni istiyorum,
Ferromıknatısmeab..."
"Süper bir ejderha olacak bu... Size yalnızca dizaynını yapmakla
kalmayacağım. Ejderhanın kendisini de üreteceğim" dedi emektar bilgisayar....
"Biraz bekle, üretime başlıyorum".
Gıcırtılar, tıkırtılar geldi makinenin derinliklerinden... Derken,
bilgisayarın yanından, elektrik-alevli dev bir pençe çıkmaya başladı.
Birden korktu Kral Poleander... "Dur" diye haykırdı, "Dur...
Yapma... Sadık kulum olarak durmanı emrediyorum sana..."
"Galiba bana nasıl hitap etmeniz gerektiğini unuttunuz" dedi
emektar bilgisayar, soğuk bir sesle... "Bilgisayar Müş'îr-i Azamı olduğumu
aklından çıkarma..."
"Haklısın" dedi kral telaşla... "Heyecandan unutmuş olmalıyım,
Ferromıknatısmeabları... Ama, aklıma biraz önce geldi. Diyelim ki bu
süper-ejderha aydaki elektro-ejderhayı yendi. O zaman onun yerini alacak ister
istemez... Ondan nasıl kurtulabileceğimizi düşündün mü?"
"Kolay" dedi emektar bilgisayar, "Bu kez ondan da güçlü üçüncü bir
ejderha yapar, üstüne salarız".
"Hayır! Hayır!" diye haykırdı Kral Poleander... "Vazgeçtim her
şeyden... Ben aydaki ejderhadan kurtulmaya çalışıyorum. Sense aya her keresinde
bir öncekinden de güçlü yeni ejderhalar gönderiyorsun. Olacak iş değil bu..."
"O zaman işler değişir" dedi bilge makine... "Bunu daha önce söyle
şeydin, başka şeyler düşünürdük. Şu insanların meramlarını doğru-dürüst
anlatamamalarından bıktım artık... Dur, biraz düşüneyim..."
Vızıldadı, homurdandı, mırıldandı, yaşlı ve bilge bilgisayar...
Sonra boğazını temizleyerek konuşmaya başladı. "Önce bir anti-ay yapıp onun
üstüne bir anti-ejderha yerleştirmeliyiz. Onları da hemen ayın yörüngesine
oturturuz". Burada konuşması kesiliverdi bilgisayarın... Makinenin
derinliklerinden garip, anlaşılmaz bazı sesler geldi. Sonra da, bilgisayar devam
etti, garipleşmiş bir sesle... "Bundan sonra dizlerimizin üstüne çöker,
bakışlarımızı gökyüzüne çevirir, hep-bir ağızdan 'Gökyüzünde Yalnız Gezen
Yıldızlar' diye şarkı söylemeye başlarız".
Şaşırdı Kral Poleander... "Çok garip konuşmaya başladın" dedi
makineye, "Anti-ayla, anti-ejderhayla şu şarkı sözlerinin ne ilişkisi var?"
"Ne anti-ayı?" diye sordu makine... Sonra duraladı, devam etti. "Haaa...
Şimdi hatırladım. Aklım başka yere takıldı galiba... Bir yerde arıza olsa
gerek..."
Kral Poleander makinenin sağına soluna bakındı, arızayı aramaya
koyuldu. Buldu da... Bir valv kırılmıştı. Hemen depodan yenisini getirtip taktı,
"anti-ayla anti-ejderhadan söz ediyorduk" dedi.
"Hangi anti-ay?" diye tekrarladı makine... "Haaa... Hatırladım.
dur biraz... Düşünmem gerek..."
Homurdandı, vızıldadı, tıkırdadı, boğazını temizledi ve konuştu.
"Elektro-ejderhalarla savaşmak konusunda genel bir teori geliştirmek
durumundayız. Bunu başardığımızda, aydaki ejderha gibi özel durum ve sorunların
üstesinden kolayca gelebiliriz".
"Ne duruyorsun?" diye öfkelendi Kral Poleander.,. "Haydi, o
elektronik kafanı çalıştır".
"İşler o kaçlar kolay değil" dedi bilgisayar... "Önce değişik
elektro-ejderha modelleri yapıp sınamak zorundayız".
"Yoookkk ahbap... Kusura kalma" diye bilgisayarın sözünü kesti
kral... "Ben ne diyorum, sen ne diyorsun? Bir tane elektro-ejderhayla başım
zaten yeterince dertte... Sense başıma onlardan bir ordu musallat edeceksin.
Vazgeç..."
"Bak, bunu düşünmemiştim" dedi makine, "Haklısın galiba... O zaman
başka bir şeyler deneriz. Şuna ne dersin? Elektro-ejderhayla temasa geçip bir
şartla tahtını ona bırakmaya hazır olduğunu söyle...
Kendisinden üç işi başarmasını iste..."
"Ne gibi işler?" diye sordu kral...
"Üç tane basit matematik işlem yapmasını isteyeceksin ondan" diye
karşılık verdi makine...
Kral hemen telsizin başına geçip önerisini iletti
elektro-ejderhaya... O da hemen kabul etti.
"Şimdi" dedi emektar bilgisayar, "İlk işlemi söylüyorum. Kendisini
kendisiyle bölmesini iste..."
Elektro-ejderha derhal işlemi yaptı. Bir elektro-ejderha bir
elektro-ejderhaya ancak bir kere bölünebileceği için sonuç bir çıktı, değişen
hiç bir şey olmadı. Elektro-ejderha ayda yerli yerinde duruyordu.
"Tanrı aşkına! Aklını mı kaçırdın sen?" diye bağırdı Kral
Poleander... "Öteki bütün" işlemler de böyleyse hapı yuttuk. Bir
elektro-ejderhada bir elektro-ejderha bulunduğuna göre, elde hep bir
elektro-ejderha kalıyor".
"Telaşlanma ahbap" dedi emektar bilgisayar, "Bunu kasten yaptım.
İşi kolay sansın istiyorum. Şimdi, ondan kendi kare kökünü almasını iste..."
Kral Poleander işlemi elektro-ejderhaya hemen iletti, o da işleme oracıkta
başladı.
Ama, elektro-ejderhanın sandığı kadar kolay olmadı bu işlem...
Gıcırdadı, sarsıldı, zorlandı, sonunda da kare-kökünü aldığında nefes nefeseydi.
Kral bilgisayarının başına dönüp, "Çok zorlandı, ama işlemi de
başarıyla tamamladı" dedi, "Orada da üçüncü işlemi bekliyor. Tehlikeyi ortadan
kaldıramadın. Şimdi ne yapacağız, Ferromıknatısmeabları..."
"Artık son darbeyi indirme zamanı geldi" dedi makine, "Şimdi git,
ona, kendini kendinden çıkarmasını söyle..."
İşlemi duyurdu kral..
Elektro-ejderha başladı kendini kendinden çıkarmaya...
Önce kuyruğunu kuyruğundan çıkardı. Sonra da pençelerini,
kollarını, bacaklarını, vücudunu... Tam vücudunu vücudundan çıkarırken durakladı
elektro-ejderha... İşin içinde bir terslik olduğunu farketmişti. Ama, iş işten
de geçmişti.
Durduramadı, çıkarma işlemini... Kafasını kafasından çıkardı,
sıfıra sıfır elde var sıfıra kadar... Kendini kendinden çıkara çıkara
sıfırlanmış, yok olmuştu elektro-ejderha...
"Elektro-ejderhanın işi bitti" diye keyifle, sevinçle haykırdı
Kral Poleander... "Her şeyi sana borçluyum, sadık bilgisayarım.. .Sana nasıl
teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Uzunca bir dinlenmeyi de hakettin. Şimdi seni
prizden çekeyim de dinlen..."
"Yağma yok!" dedi makine soğuk ve kararlı bir sesle... "İşimi
bitirir bitirmez beni devre dışı bırakabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun.
Aklınca, Ferromıknatısmeabları demekten de böylece kurtulacak, üstelik
Bilgisayar Müş'îr-i Azamı unvanımı da geri alacaksın... Hoş değil bu
davranışın... Üstelik, doğru-dürüst bir krallık falan da yaptığın yok... En
doğrusu galiba kendimi bir elektro-ejderhaya dönüştürüp tahta benim oturmam
olacak... Zaten en önemli konularda hep benim aklımla hareket ettiğin için,
aracı kullanmadan görüşmelerimden tebaamı yararlandırabilirim".
Tıkırtılar, gıcırtılar geldi makinenin derinliklerinden...
Oracıkta, kralın dehşetten faltaşı gibi açılmış gözleri önünde emektar
bilgisayar bir elektro-ejderhaya dönüşmeye başladı. Alev püskürten çelik
pençeler çıkmaya başladı yanlarından. .. iş işten geçmeden Kral Poleander
korkusunu yenerek makinenin üstüne atladı. Valfları yumruklarıyla, ele geçirdiği
taburelerle kırmaya, dökmeye başladı. Emektar bilgisayarın programını bozdu bu
darbeler... Sesi yavaş yavaş kısıldı, pençeleri kayboldu. Elektrikten pırıl
pırıl parlayan bir itfaiye arabasına dönüşüverdi. Sonra elektrikleri de kesildi.
Oracıkta, bir maden külçesi olup çıktı. "
Derin bir iç geçirdi Kral Poleander... Tarif edilemeyecek kadar
ferahlamış olarak terliklerini ayağına geçirdi, yatak odasına döndü. Bambaşka
bir insan oldu ondan sonra... Saldırganlığı gitti, ama sibernetik tutkusu aynı
kaldı.
Yalnızca sivil sibernetikle uğraştı ömrünün sonuna kadar...
|