Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular
5 Yukarı

Gerçek Aşk (True Love) 1977

Isaac Asimov

Çeviri:Yasemin Güniz Sertel

Adım Joe. Meslektaşım Milton Davidson bana bu şekilde hitap eder. O bir programcıdır, ben ise bir bilgisayarım. Toplu iletişim sisteminin bir parçasıyım ve tüm dünya ile bağlantı halindeyim. Her şeyi bilirim, hemen hemen her şeyi...

Milton'ın özel bilgisayarıyım. Onun Joe'suyum. Bilgisayarlar hakkında dünyada herkesten çok bilgisi vardır ve ben onun deneysel bir modeliyim. Milton benim tüm bilgisayarlardan daha iyi konuşmamı sağladı. "Bu sadece seslerin sembollerle uyum sağlamasıyla ilgili bir şey, Joe," demişti bana. "İnsan beyni de bu şekilde çalışır, ama biz insan beyninde ne tür semboller olduğunu bilmeyiz. Ben senin beynindeki tüm sembolleri biliyorum ve onları teker teker kelimelerle birleştirebiliyorum." Böylece ben de konuşabiliyorum.

Düşünebildiğim kadar iyi konuşabildiğimi zannetmiyorum, ama gene de Milton gayet güzel konuştuğumu söylüyor. Milton kırk yaşında olmasına rağmen hiç evlenmemiş. Doğru kadını bulamadığını söylemişti bana. Bir gün, "Artık onu bulacağım, Joe," dedi. "Hem de en iyisini bulacağım. Gerçek aşkı, bulacağım ve sen de bana yardım edeceksin. Dünyanın sorunlarıyla uğraşmak için seni geliştirmeye çalışmaktan yoruldum. Artık benim sorunumla uğraş ve bana gerçek aşkı bul."

"Gerçek aşk nedir?" diye sordum.

"Onu hiç kafana takma. O soyut bir kavramdır. Sen sadece bana ideal kızı bul. Toplu iletişim sistemine bağlı olduğun için dünyadaki tüm insanların veri bankalarına ulaşabilirsin. Daha sonra da onları beraberce gruplar ve sınıflar halinde eleriz. Ta ki bir tek kişi kalana kadar. Aradığımız mükemmel insan. O da benim olacak."

"Ben hazırım," dedim.

"İlk önce bütün erkekleri ele," dedi. Bunu yapmak kolaydı. Milton'ın sözleri moleküler girişimdeki tüm sembolleri harekete geçirdi. Yeryüzündeki tüm insanlık verilerine ulaştım ve onun bir tek kelimesiyle tam 3.784.982.874 erkeği eledim. Geriye 3.786.112.090 kadın kaldı.

Milton, "Yirmi beş yaşından genç, kırk yaşından yaşlı olan herkesi ele," dedi. "Daha sonra da IQ'su 120'nin altında olanları, boyu 1.50'nin altında ve 1.75'in üstünde olanları ele." Böylece bana çok kesin ölçüler verdi; çocuğu olan ve belli genetik özellikleri olan herkesi elettirdi. "Göz rengi hakkında emin değilim," dedi. "Onu bir süre düşünelim. Ama kızıl saçlı istemem, kızıl saçı hiç sevmem."

İki hafta sonra elimizde 235 kadın kalmıştı. Hepsi de İngilizce'yi çok iyi konuşuyordu. Milton dil problemi İstemediğini söylemişti. Hatta önemli durumlarda bilgisayar dili bile kullanabilmeliydiler.

"235 kadınla görüşemem," dedi Milton, "çok fazla zaman alır ve insanlar ne yaptığımı anlayabilirler."

"Bu durum sorun yaratabilir," dedim. Milton beni yapmam İçin programlanmadığım işlerde kullanıyordu ve bundan kimsenin haberi yoktu.

"Bu onları ilgilendirmez," dedi ve yüzü kıpkırmızı kesildi. "Bak sana ne diyeceğim, Joe," dedi. "Ben belgeleri bulacağım, sen de benzerlikler İçin listeyi kontrol edersin."

Bana kadınların belgelerini çıkardı. "Bu üçü güzellik yarışmasında birinci olmuş," dedi. "235 kadın arasında uygun olan var mı?"

Sekiz aday çok uygundu ve Milton, "İyi, veri bankaları elimizde. Onların çalışma koşullarını ve buna karşılık piyasadaki iş İhtiyacını belirle. Sonra da onlar adına başvuruda bulun. Tabii hepsine bir defada," dedi. Bir süre düşündü, omuzlarını aşağı yukarı şöyle bir salladı ve "Alfabetik sırayla" dedi.

Bu benim yapacağım bir iş değildi. Kişisel sebepler yüzünden İnsanları bir işten diğerine kaldırmak da manipülasyondan başka bir şey değildi. Ama yapıyordum, çünkü Milton beni bu şekilde programlamıştı. Zaten böyle bir şeyi ondan başka hiç kimse de yaptırmazdı.

İlk kız bir hafta sonra geldi. Onu görünce Milton'ın yüzü kıpkırmızı kesildi. Konuşurken de oldukça zorlanıyordu. Uzunca bir süre beraber oldular ve bu arada ben unutuldum. Bir ara bana, "Hadi seni yemeğe götüreyim," dedi.

Ertesi gün bana, "İyi değildi," dedi. "'Eksik olan bir şeyler vardı. Doğrusu güzel bir kadın, ama ona karşı İçimde aşka benzer bir kıpırtı olmadı ikincisini deneyelim."

Sekizinde de hep aynı şey oldu. Birbirlerine çok benziyorlardı. Hepsi de oldukça güleryüzlüydü ve ses tonları çok hoştu. Ancak Milton hep eksik olan bir şeyler hissediyordu. "Anlayamıyorum, Joe," dedi. "Seninle beraber dünyada benim İçin en uygun görünen sekiz kadını seçtik. İdeal gözüküyorlardı. Ama neden beni tatmin edemediler?"

"Peki, sen onları tatmin edebildin mi?" diye sordum. Kaşlarını şöyle bir kaldırdı ve bir eliyle diğer eline sert bir yumruk attı. "Buldum, Joe," dedi. "Bu karşılıklı bir durum. Ben onları tatmin etmezsem onlar da beni tatmin edecek şekilde davranamazlar. Ben de onlar İçin gerçek bir aşk olmalıyım ama bunu nasıl yapabilirim?" Bütün gün kafası bu konuyla meşgul oldu.

Milton ertesi sabah geldi ve bana, "Bu işi sana bırakıyorum Joe," dedi. "Hem de tamamen. Benim verilerimi biliyorsun ve sana hakkımda bildiğim her şeyi anlatacağım. Veri bankama her türlü detayı gir ama eklemeleri kendine sakla."

"Sonra ne yapacağım, Milton?"

"Sonra da benimkini 235 kadınınkiyle karşılaştır. Yok yok 227'siyle. Görüştüğüm sekizini çıkar. Hepsini psikolojik sınamaya tabu tut. Test sonuçlarını da verilerine gir, daha sonra benimkilerle karşılaştır ve karşılıklı bir ilişki kurmayı sağla." (Bu arada psikolojik test uygulamak da benim programlanmama aykırıydı.)

Milton benimle haftalarca konuştu. Bana, anne babasını ve kardeşlerini anlattı. Çocukluğunu ve İlk gençliğini anlattı. Hatta platonik aşk yaşadığı kadını bile anlattı. Veri bankası genişliyordu ve yeni düzenlemeler için beni tekrar programladı.

"Görüyorsun, Joe," dedi. "Sen beni daha iyi tanıdıkça ben de seni uygulamalar için tekrar tekrar programlıyorum. Benim gibi düşünmeyi öğrenirsen beni daha iyi anlarsın. Ve beni yeterince İyi anlarsan, veri bankası tam olarak kafana yatan kadın benim gerçek aşkım olacaktır." Benimle konuşmaya devam etti ve ben de gün geçtikçe onu daha İyi anlamaya başladım.

Artık daha uzun cümleler kurabiliyordum ve ifadelerim gittikçe gelişiyordu Konuşma şeklim, terminoloji, kelime dizimi ve tarz açısından onunkine benzemeye başladı.

Bir keresinde ona, "Görüyorsun ya Milton, bu fiziksel açıdan ideal kadını bulma meselesi değil. Aynı zamanda karakter özellikleri ve duygusal açıdan sana uyum sağlayacak kişiyi bulmamız lazım. Eğer bu kişiyi bulabilirsek, fiziksel görünüş ikinci planda kalır. Elimizdeki 227 kişiden uygun olanı bulamazsak başka yerlere bakmamız gerekecek. Aradığımız kişi için de senin fiziksel özelliklerin ikinci planda olmalı. Hem dış görünüş nedir ki?" dedim.

"Kesinlikle doğru," dedi. "Hayatımda kadınlara daha çok yer verseydim bunları biliyor olurdum. Tabu olaya bu şekilde bakınca, her şey daha rahat anlaşılıyor."

Artık hep aynı fikirde birleşiyorduk, çünkü hep aynı şekilde düşünüyorduk "Eğer sana soru sormama izin verirsen hiçbir sorunumuz kalmayacak Milton. Veri bankanda hangi noktaların eksik, hangilerinin belirsiz olduğunu görebiliyorum.

Milton'a göre eksik kalan tek nokta psikolojik uyumdu. Bunu da 227 kadına uyguladığım psikolojik testlerle sonuçlandırmayı düşünüyordum.

Milton oldukça mutlu görünüyordu. Bana, "Seninle konuşmak sanki benim ikinci benliğimle konuşmak gibi bir şey, Joe," dedi. "Kişiliklerimiz birbirine mükemmel şekilde uyum sağlıyor."
"Dolayısıyla seçtiğimiz kadın da bu kadar uygun olacak."

En sonunda 227 kişi arasından onu bulmuştum. İsmi Charity Jones'tu ve Kansas Wichita'daki Tarih Kütüphanesi'nde çalışıyordu. Kapsamlı verileri İse bizimkiyle birebir uyum içindeydi. Veri bankaları geliştikçe tüm diğer kadınlar bazı yönlerden farklılık gösteriyorlardı; Charity'nin benzerliği ise şaşırtıcı şekilde artıyordu.

Charity'i Milton'a anlatma ihtiyacı hissetmiyordum. Çünkü Milton benim sistemimi kendi düşünce sistemine öyle uygun bir şekilde programlamıştı ki, tam bir uyum içindeydik.

Yapılacak tek bir şey kalmıştı; o da Charity'nin mesleğini ve çalışma koşullarını ayarlamaktı. Bu iş öyle bir titizlikle yapılmalıydı ki hiç kimse kanuna aykırı bir şeyler olduğunu anlamamalıydı. Tabii bunu Milton'ın kendisi biliyordu çünkü bu durumu ayarlayan da, sonuçlarını düşünmesi gereken de kendisiydi. Nitekim on sene önce çalıştığı yerde yaptığı bir yolsuzluk yüzünden tutuklanmıştı. Dikkatli olmam için bana bundan söz etmişti pek tabii ki, ama bu konu hakkında konuşmaktan pek hoşlanmıyordu.

Yarın 14 Şubat Sevgililer Günü ve Milton gitti. Ama o yumuşacık elleri ve sıcacık ses tonuyla Charity gelecek. Ona beni nasıl kullanacağını öğreteceğim. Hem karakter yapıları uyum içinde olduktan sonra, dış görünüşün ne önemi var ki?

Ona tam olarak şöyle diyeceğim : "Benim adım Joe ve sen benim gerçek aşkımsın."

Adam Öykü - Eylül/Ekim 2002

Isaac Asimov
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta