|
Edebî gelişmenin ilk dönemlerinde, edebiyatın farklı
dalları, belli bir soydan türeyen tipler, açık ve hatasız bir biçimde
birbirlerinden ayrılabilmekteydi. Zamanla melezlikler ortaya çıktı. Bununla
birlikte, bu melezleşmelerin bir kısmının yasaklanmasından sonra,
ensest yasağı denebilecek temel bir edebî yasa doğdu; soy çizgisine
bağlı ensest tabusudur.
Bilimkurgu yazarlığı kolay iş değildir. Öyle konular
bulacak, öyle şeylerden söz edecektir ki, hem ilgiyi çekecek kadar garip
olacak, hem de deli saçması dedirtmeyecek kadar inandırıcılık
taşıyacaktır.
Bilimkurgu romanlarının çoğu, birkaç yüzyıl ötede, gökyüzünde,
adı sanı duyulmadık gezegenler arasında geçer. Dilerseniz, bilimkurgu
yazarlarının keşfettikleri, bizi götürdükleri bazı gezegenler arasında küçük
bir gezinti yapalım.
MESKLIN GEZEGENİ
(Hal Clement)
Meskûn gezegeninden ilk söz eden, Yerçekiminin Görevi (Ağır
Görev) (1953) adlı bilimkurgu romanıyla, Hal Clement... Dünyamızdan 11 ışık-yılı
uzaklıktaki bu gezegene ilk kez kimin ayak bastığı bilinmiyor. Clement'a göre,
bu gezegende uzunca sayılabilecek bir süre kalan ilk kişi, sinyallere cevap
vermeyen bir uzay araştırma gemisinin peşinden uzaya gönderilen Charles
Lackland adında bir bilim adamı...
Nedir, Mesklin'in özellikleri?
Bir kere, Mesklin, kâse biçiminde... Genişliği
yüksekliğinin dokuz katı... Ekseni çevresinde öylesine hızlı dönüyor
ki, Dünyanın zaman ölçüleriyle, turunu 9 dakikada tamamlıyor.Topaca da
benzeyen bu dev gökcisminin yanlarındaki yerçekimi Dünyanın üç katı.
Kutuplardaysa, yerçekimi normalin 700 katına çıkıyor. Bu gezegeni çevreleyen
soğuk atmosferin ana maddesi hidrojen... Denizleriyse sıvılaştırılmış
metan gazından oluşuyor. Irmaklar da sıvı metan... Göz alabildiğince
uzanan kıta parçalarının önemli sayılabilecek coğrafi özellikleri
bulunmuyor. Tek-tük dağ sıraları, sarmaşıklarla kaplı uçsuz-bucaksız düzlükler
arasında, çürük diş gibi sırıtıyor.
Tıpkı kendisi gibi, mevsimleri de bir garip Mesklin'in... İkiz
güneşlerinin çevresindeki yörüngesini tamamlarken, sonbahar ve kışlan iki
Dünya ayı sürüyor. İlkbahar ve yaz aylarıysa, 830 Dünya-gününe, yani 26
Dünya ayına eşit... Kış mevsimi çok fırtınalı geçiyor ve denizler yüzlerce
metre yükseliyor. Kış çıkmadan, büyük kara parçaları sular altında
kalabiliyor. Yani şekli değişiyor bu gezegenin... İlkbahardan başlayarak
yaz ayları süresince su düzeyleri hızla düşüyor ve gezegen yeniden eski
biçimine dönüyor, iklime uygun hayvan ve bakteri yaşamı var bu gezegende...
Ama, Meskûn uygarlığının egemeni, 30 santimetre uzunluğundaki
TIRTIL'lar... Bunların vücut yapıları, Mesklin'in acımasız yerçekimine
dayanabilmelerini sağlıyor.
Mesklin uygarlığının gelişkinlik düzeyi, 16-17'nci yüzyıl
Dünya uygarlığına yakın... Gemileri, canlı bir ticaret yaşamları var.
Bilim alanında da yeni yeni ilerlemeye başlamışlar. Bilimin, eğitimin önemini
kavramışlar. Kayıp uzay gemisini arayan Lackland, tırtılları, aramalarında
kendisine yardımcı olmaları için ikna etmiş... Olaylar ise ilginç bir şekilde
sonuçlanıyor. (*)
PYPRUS GEZEGENİ (Harry Harrison)
Böyle bir gezegenin varlığını, ilk kez 1960 yılında,
Harry Harrison'un Ölüm Dünyası
adlı bilimkurgusundan öğreniyoruz.
Uzay boşluğunun tam neresinde olduğu bilinmemekle birlikte, öykünün başlamasından
300 yıl önce, Kaptan Kurkowski'nin komutasındaki Pollux Victory gemisinin
gelmesiyle birlikte yerleşmeye açılmış...
Pyrrus gezegeni, radyoaktif-çekirdekli, dış katmanları
madenden oluşan bir uzay cismi... Eğik eksenli olması nedeniyle, hava koşulları
çok değişken... Bir mevsimden ötekine önemli ısı farklılıkları meydana
geliyor. Eksen öylesine eğik ki, aynı gün içinde bile, hava, kutup soğuğundan
tropikal ılıklığına dönüşebiliyor, bir fırtınanın ne zaman kopacağı
önceden kestirilemiyor. Çekirdeğin radyoaktif maddelerden oluşması
nedeniyle, gezegenin yanardağları sürekli faaliyette... Sık sık depremler
oluyor. En küçük bir deprem bile koskoca bir kıtayı birkaç saat içinde
okyanusların derinliklerine yollayabilecek nitelikte... Pyrrus'un iki Ay uydusu
bulunuyor, öylesi durumlar oluyor ki, çift Ay'ın etkisiyle okyanuslardaki su
düzeyi hızla yükseliyor, büyük kara dilimlerini yutuveriyor.Pyrrus'taki yerçekimi,
dünyadakinin iki katı...
Pyrrus'taki büyük egemenlik savaşı, oraya yerleşmiş
insanlarla, insanların gelmesinden önce oraya egemen olmuş bitkiler arasında...
Pyrrus'taki tüm bitkilerin ve çiçeklerin öldürücü silahları
var. Kiminin zehirli pençeleri, tırnakları, keskin dişleri bulunuyor. Yanlarından
geçen insanlara öfkeyle, hırsla, kin ve ölüm kusuyorlar. Üç yüz yıllık
yanyana varoluşlarına rağmen, bir türlü, barış içinde yaşamayı öğrenememişler.
Üstelik, insanlar bu savaştan yenik çıkar duruma gelmişler. Üç yüz yıllık
süre içinde, Pyrrus'taki insan nüfusu, 50 binden 30 bine düşmüş...
insanlara karşı açılan savaşta, bitkilerin en büyük müttefiki
gezegendeki hayvanlar... İnsanların bilmedikleri şey, hayvanların da,
bitkilerin de bir tür telepatiyle haberleşebildikleri...
Pyrrus'a yerleşenler, tıpkı başka insanlar gibi, kendilerini büyük görürken,
hayvan ve bitki gibi yaşam biçimlerini küçümsemekteler. Aslında, bitki ve
hayvanların insanlara düşmanlığı, insanların onları küçümsemelerinden,
onlardan korkup nefret etmelerinden kaynaklanıyor. Pyrrus'a yerleşmiş
insanların çevreyle ve doğayla giriştikleri savaştan yenik çıkmamaları için
tek çözüm var: Yüreklerinde bu korku, küçümseme ve nefreti atmaları...
Yoksa, bu savaşın kaçınılmaz sonucu, son insana kadar insan neslinin yok
edilmesi...
SOROR (Pierre Boulle)
Pierre Boulle'ün Maymunlar Gezegeni'ni herkes bilir.
1963 yılında yazılan bu bilimkurgu romanı filme de alınmıştı. Dünya'dan
300 ışık-yılı uzaklıkta bulunan Betelgeuse (Alpha Orionis) yıldızının
iki büyük gezegeninden biri bu... 2500 yılında insanlık tarihinin ilk yıldızlararası
uçuşuna çıkmış olan Ulysse Merou, Profesör Antelle ve Arthur Levain tarafından
keşfedilmiş... Ulysse gazeteci, Levain genç bir fizikçi, Antelle de geziyi
finanse edip uzay gemisini inşa eden bilim adamı... Yanlarında da Hector adında
bir şempanze var.
Soror Latince'de kız kardeş anlamına
geliyor. Neredeyse Dünyanın ikizi... Yerçekimi, atmosferi, bitki örtüsü,
hayvanları, denizlerin karalara oranı, kentleri ve köyleriyle dünyanın
uzaklardaki bir karbon kopyası... Gerçi bazı küçük farklar bulunuyor, ama,
hık demiş, birbirlerinin burnundan düşmüşler sanki. .. Ulysse
ve arkadaşlarını en çok şaşırtan şey, Soror'a iner inmez karşılarına
çıkan ve dış görünüşleriyle insan olan yaratıkların,
kendilerine, beklenmedik biçimde hayvanca tepki göstermeleri... Bu
insanlar konuşamıyor, yazamıyor, söylenenleri anlatamadıkları
gibi kendi düşüncelerini de iletemiyorlar.
Soror'un egemenleri maymunlar... Yani goriller, şempanzeler,
orangutanlar... Dünyadakine çok yakın bir uygarlık düzeyine ulaşmışlar,
insanlara hayvan gözüyle bakıyor ve deneylerinde kobay gibi
kullanıyorlar. Ulysse'in bütün çabaları maymunları kendilerinden yana çekmek...
Genellikle bilimde sivrilen şempanzelerden genç yaştakileri ikna etmeyi başaran
Ulysse, Soror bürokrasisinin ağır topları olan orangutanları bir türlü
kendinden yana çekmeyi başaramıyor.

Maymunlarla ilişkilerinde ruh ve beden sağlığını korumayı
beceren tek kişi Ulysse'dir. Birlikte geldiği arkadaşları ya ölmüş, ya çıldırmıştır.
Ulysse tek başına yoluna devam ediyor ve bir arkeolojik kazı yerinde gerçekleri
öğreniyor. Tarihin çok eski dönemlerinde, Soror'a insanlar egemenmiş...
Ama, bir yandan insan türü yozlaşırken, öte yandan maymun türü hızla
gelişmiş ve bir süre sonra da egemenlik el değiştirmiş... Ulysse, bunu öğrendikten
sonra, insan denilen geri yaratıkları uyandırma, bilinçlendirme çabasına
giriyor. Gerçekten de, insanlarda, bilinç belirtileri, zeka pırıltıları görülmeye
başlanıyor. Egemenliklerinin tehlikeye girdiğini gören maymunlar Ulysse'in
peşine düşüyorlar. Dişisi ve yeni doğmuş yavrusuyla, Ulysse, şempanze
arkadaşları Zira ve Cornelus'un yardımlarıyla kaçıp kurtuluyor. (*)
ARRAKIS GEZEGENİ (Frank Herbert)
Galaksi İmparatorluğu'nun bir köşesinde, Canopus
Sistemi'nin üçüncü gezegeni bu.. .Dune adıyla da biliniyor bilim çevrelerinde...
Dünyanın ilk gezegen bilimcisi ve Dune' un kendine özgü ekolojisini ilk
inceleyen kişi olan, Dr. Pardot Kynes tarafından keşfedilmiş... Bu konuda
kesin bir tarih yok, ama, Dune (1965) bilim kurgusunda sözü
ediliyor. Sonra, Herbert'in Dune Mesihi ve Dune'un Çocukları
adlı yapıtlarında da söz ediliyor.
Arrakis (Dune) gezegeni kurak-çorak bir çöl... Su öylesine
az bulunan, öylesine paha biçilmez bir şey ki, bu gezegenin özgür yerlileri
olan Fremenler vücut terlerini, nefes buharlarını tutmak ve kullanmak için
özel giysiler giyiyor, özel araçlar kullanıyorlar. Akarsuları da yok, su
birikintileri de... Yeraltı mağaralarına havuzlar yaparak, topraktan sızabilecek
su damlacıklarını zaman içinde biriktirmeye ve değerlendirmeye çalışıyorlar.
Ölen topluluk üyelerinin vücutlarındaki su sıkılıyor ve yaşayanların
hizmetine kazandırılıyor. Bu iklim türüne özgü biçimde, hava çok sıcak,
kum fırtınaları çok... Fremenler dışında canlı yok gibi... Ne hayvanlar,
ne de bitki örtüleri... Tek bitki, Arrakis.. O da gezegene adını vermiş...
Baharatlı bir bitki... Küçük dozlarda alındığında zararı olmuyor, ama,
fazla dozlarda iptila yaratıyor. Düzenli aralıklarla alındığında, bu
baharat, insanın telepatik güçlerini artırıyor, ömrünü uzatıyor.
Arrakis gezegeninin garip ekolojisinin bir yan ürünü bu
baharat... Ekolojinin orta yerinde de .boyları 400 metreyi bulabilen KUM
SOLUCANLARI var. Kum tepeleri arasında dolaşıyor, kum planktonlarıyla
besleniyorlar. Kendilerini zehirlediği için de sudan kaçıyorlar. Ekolojik
bir süreç içinde, kum planktonları kum solucanlarına dönüşüyorlar ve üremelerim
sürdürüyorlar. Bu oluşum gezegenin su kaynaklarım azaltıyor. Su damlacıklarını,
birikintilerini kumla örtüp yok ediyor.
Bu egzotik görünüm içinde, öldürülmüş bir soylunun oğlu
olan Paul Atreides'i görüyoruz, imparatorluğa ve çöl gezegeni Dune'a karşı
mücadele ediyor. (*)
GOR YA DA KARŞI - DÜNYA
(John Norman)
Norman'ın 1867 yılında yazmaya başladığı Gor
dizilerinde ilk kez tanışıyoruz bu gezegenle... Dünyayla aynı yörüngeyi
paylaşıyor, ama, sonsuza dek, güneşin karşı yüzünde kalıyor. Bir yandan
güneşin büyük kütlesi, öte yandan Gorlu bilim adamlarının caydırıcı
çabaları, Dünya bilim adamlarının kendileriyle aynı yörüngedeki bu
gezegeni keşfetmelerini önlüyor.
GOR YADA KARŞI-DÜNYA Keşfedilmiş değil, çünkü
dünya onun varlığının farkında bile değil... Ama, Gorlular bal gibi dünyanın
farkında.. Çay fincanı biçimindeki uzay gemileriyle sık sık dünyaya uğrayıp,
kendi nüfuslarını artırmak dünyalı kadın ve erkekleri kaçırıyorlar. Kaçırılanlardan
biri de İngiltere TariHi Hocası Tarl Cabot...
Gor dünyadan biraz küçük, yerçekimi daha az bir
gezegen... Havası, suyu, bitki örtüsü gerçi dünyaya çok benziyor, ama,
hayvanları arasında tharlarion adı verilen büyük kertenkeleler,
larl adı verilen leoparlar, tarn denilen dev savaşçı
kuşlar ve üstün zekâlı örümcekler var. Bu garip yaratıkların tümü
etobur... insanları dünya insanıyla aynı...Kökenleri bilinmiyor, ama, şu
ya da bu biçimde, dünyadan geldikleri sanılıyor. Gor insanı kibirli, yarı-barbar...
Üstün bir teknoloji ve uygarlığın kurumlarıyla ortaçağ silah ve toplum
sistemleri yanyana yaşıyor. Kölelik özellikle kadın nüfus içinde çok
yaygın... Erkeklerin egemenliği var burada... Çıt çıkarmadıklarına göre
kadınlar da bu durumdan hoşlanıyor, hiç değilse ses çıkarmıyor.
Gezegenin görünmeyen egemenleri, Rahip-Krallar Gor halkının savaş
teknolojilerini bilinçli biçimde kılıç, ok, mızrakla sınırlıyorlar.
Buna karşılık, ısıtma, ışıklandırma ve bilgisayar teknolojileri çok
gelişkin... Rahip-Kralların otoritesine karşı çıkanlar anında mavi bir
ateş tarafından yutulup kül oluyorlar.
Rahip-Krallar insan değil... Neredeyse ölümsüz denilecek
kadar çok yaşayan, Serdar dağlarında gözlerden uzak ülkeyi yöneten, karınca-benzeri
yaratıklar bunlar... Bilgilerini ve teknolojilerini kullanarak, Gor'u, başka
bir yıldız sisteminden taşıyıp bugünkü yörüngesine oturtmuşlar.
Sonra bu karınca-benzeri yaratıklar arasında iç savaş çıkıyor.
Yok olmanın eşiğinden güç dönüyor, ama bitkin durumda kalıyorlar. Bundan
yararlanan ve hem Gor'u, hem dünyayı ele geçirmek isteyen Kurii denilen ayı-benzeri
yaratıklar harekete geçiyor. Tarl Cabot bir anda kendini savaşın ortasında
buluyor ve halim-selim bir öğretmen gidiyor, yerini dünyadaki bağımsız ve
özgür yaşamını korumaya her ne pahasına olursa olsun kararlı bir barbar
savaşçı alıyor.
PERN GEZEGENİ (Anne McCaffrey)
Altınyıldız Rukbat'ın bu üçüncü gezegeni, Burcunda, dünyada
kestirilemeyen bir uzaklıkta bulunuyor. Onun da dört gezegeni var. Son bin yıl
içinde bu gezegenlere belli-belirsiz bir yenisi eklenmiş... Bu beşinci
gezegenin değişen bir yörüngesi var. İkiyüz yılda bir Pern'in çok yakınlarına
kadar geliyor, Mc Caffrey'in 1969'da başlayan Ejder dizisine göre...
Pern'in kolonizasyonu belki yüzlerce,belki binlerce yıl önce
dünya insanlarınca gerçekleştirilmiş... Sonra bu gezegenin ana gezegenle bağlantıları
kopmuş, düşman gezegen Kızıl Yıldız'ın etkisiyle... Pern gezegenini ilk
kimin keşfettiği bilinmiyor.
Pern birçok bakımdan dünyaya benziyor. İklimi yumuşak,
havası solunabilir, yerçekimi dünyanınkine yakın... Hayvan ve bitki türlerinden
besin maddesi olarak yararlanabiliyor. Pern, ortaçağ dünyasının tipik bir
tarım toplumu... Teknolojileri, toplum yapıları, siyasal ilişkileri,
Avrupa'nın Rönesans dönemine benziyor. Ama, bu dünyanın egemenleri, Ejder
Süvarileri. .. Bindikleri yaratıklar, iri yapılı, pullu, üstün zekâlı uçan
kertenkeleler... Ejder deniyor bu yaratıklara... Bu yaratıklar
zaman ve mekân içinde her an yer değiştirebiliyorlar. Yeter ki, süvarileri
hangi yıla ve nereye gideceklerini kafalarında bütün berraklığıyla
canlandırabilsinler... Her 200 dönüş (ya da yıl) sonunda Kızıl
Yıldız Pern'e yaklaşıyor ve canlı bırakmayan bitki türlerini Pern'e salgılıyor.
Yere çarptığı anda bu öldürücü bitkiler hemen yeraltına iniyor ve karşılarına
çıkan tüm canlıları yok ediyorlar. Gökyüzünde nöbet tutan ejderlerin
görevi, görüldükleri anda bu bitkileri, ağızlarından çıkardıkları
alevlerle kül etmek... İnsanlığın tek kurtuluşu bu... Pern yerleşmeye açılıp
da Kızıl Yıldız'ın etkileri ilk görüldüğü zaman, dünyadan artık yardım
göremeyeceklerini anlayan teknisyenler, bu kertenkeleleri evcilleştirmişler,
irileştirmişler ve sonra da etkili bir savunma silahı durumuna getirmişlerdir.
Mc Caffrey, bilimkurgu dizisinde, Pernlilerin yeni bir Kızıl
Yıldız tehlikesi karşısında seferber oluşlarını, savaş sırasında kökenleri
ve tarihleri hakkında ilk kez bir şeyler öğrenmelerini, yeni teknolojiler ve
fikirler üreterek toplumsal ve siyasal sistemlerinde reformlara başlamalarını
anlatıyor.
GETHEN GEZEGENİ (Ursula K. LeGuin)
Ollul, Ekumen Sistemi içinde yer alan ve insanların yaşadığı
83 gezegenden biri... Gethen'se Ollul'a 17 ışık yılı uzakta... Sözünden
ilk kez Karanlığın Sol Eli (1969) adlı bilimkurguda söz
ediliyor. Öykünün başlamasından 40 yıl kadar önce ilk insanlar gelip
yerleşmiş buraya... Öykünün kahramanı, Ekumen'deki öteki insanlarla
Gethenlileri bir araya getirmeye, uzlaştırmaya çalışan Genly Ai...
Gethen kar ve buzlarla kaplı bir gezegen... Bu yüzden de,
kimilerince, Kış Gezegeni diye anılıyor. Dünya ölçülerine göre
ilkbahar ve yaz ayları yaşanabilir boyutlarda... Kış aylarıysa
tek sözcükle dayanılmaz. .. Gezegende birkaç büyük rakip
devletle, sayısal çoğunluğu oluşturan minik devletler var. Bu
gezegenin insanları, radyoyu, motorlu taşıtları ve sonra tabancaları
kullanabilecek bir teknolojik gelişkinlik düzeyine ulaşmışlar.
Ama, krallık sistemiyle yönetilen Karhide ülkesi, Genly
Ai'nin yapmaya çalıştıklarına karşı çıkar. Olaylar gelişir.
Genly Ai'le gezegenin insanları arasındaki en önemli farkın
cinsel olduğu anlaşılıyor. Kış aylarında cinsiyetsiz olan
Gethenliler, kemmer mevsiminde kadın ve erkeğin cinsel organlarını
geliştirmekteler... Hangi organın kimde belireceği, dolayısıyla belli
mevsimlerde kimin ana, kimin baba olacağı önceden belli değil... Erkeklik
organlarım sürekli yanında bulunduran Genly Ai'ye de, Gethenliler, bu yüzden
sapık gözüyle, hilkat garibesi gözüyle bakıyorlar. Bundan da öteye,
Gethen'in siyasal sistemi tam bir kaos içinde... Ai, sonunda, siyasal iktidar
kavgası veren franksiyonların tam ortasında buluyor kendini. (*)
GRAMARYE (Christopher Stasheff)
Gramarye G-Tipi bir güneş sisteminin beşinci gezegeni...
ilk kez Kendine Rağmen Sihirbaz (1969) adlı kitapta sözü
ediliyor, İlk kimin keşfettiği belli değil, ama, yeniden keşfi
Rodney d'Armand tarafından olmuş... Aslında, Rodney d' Armand, Güçlenen
Dünya-üstü Diktatörlükleriyle Mücadele Örgütü (GDMÖ) nün ajanı...
Rod Gallowglass takma adıyla biliniyor. Gramarye'de kayıplara karışan Terran
kolonisinin izini bulmak için DDT (Desantralize Demokratik Tribün) tarafından
oraya gönderilmiş...
Gramarye'nin bataklıklarla kaplı, amfibik yaratıklar, balıklar
ve böceklerle dolu bir gezegen olmaktan öteye hiçbir özelliği yok... iklimi
de dünyanın bundan 300 milyon yıl önceki iklimine çok benziyor. Gezegenin
üstündeki adalardan birinde yalnızca Terran bitki ve hayvanları, var.
Oradaki tüm öteki canlılar yok olmuşlar. Isı dünya normalinin biraz altında...
İlk Terran kolonisini oluşturanlar, ortaçağ dünyasının özlemini çekenler...
Gelişkin teknolojilere izin verilmiyor. En büyük konutlar şato... Krallık
tahtı babadan oğula geçiyor ve serilerle köylüler topraklarda bir avuç
soylu ailesi için çalışıyor. Ama, Rod, kısa sürede Gramarye'de işlerin
hiç de beklenmediği gibi geliştiğini görüyor. Bir kere, insan hayalinin ürünü olan
cinler, periler, cadılar, Gramarye'de gerçekten var. Hortlaklar, vampirler kol
geziyor. Ortaçağ kültürünün bu hayal ürünleri, nasıl olmuşsa olmuş,
burada maddeleşmişler. Böylece, Gramarye, büyük bir uzay iktidar savaşının
odağı durumuna geliyor ve Rod da, insanlığın geleceğini çizecek kişi
olarak, kendisini bu amansız mücadelenin orta yerinde buluyor.
IRMAK DÜNYASI (Philip Jose Farmer)
Irmak Dünyası yapma bir dünya... İlk kez 1971
yılında, Dağınık Vücutlarınız Daha da Dağılsın adlı
bilimkurguda sözü edilmiş... Eski coğrafya yapısını kimse bilmiyor, ama,
36,006,009,637 yıl önce dünyalı erkek, kadın ve çocuklar onu yerleşmeye açmışlar
ve hemen değiştirmeye koyulmuşlar. Bugünkü görünümüyle, havası, yerçekimi,
ısısıyla dünyanın bir benzeri... Birkaç milyon yıl yeryüzünde yaşayan
insanlar, 1983 yılında buraya göçmüşler ve yepyeni bir yaşam oluşturmuşlar.
Dünyadan buraya nasıl mı gelmişler? Neden mi gelmişler?
Onları alıp getirenler Töreci diye bilinenler. .. Neden
getirdikleri de Töreci'lerin kafasında saklı...
Irmak Dünyası, milyonlarca kilometre uzayan bir ırmak yatağı...
Aşılmayacak dağ sıralarıyla çevrili. Satranç tahtası gibi damarlara ayrılmış
bir dünya... Bir kutuptan ötekine uzanıp tekrar kuzey kutbuna dökülen, 300
metre derinliğindeki bir ırmağın yakalarına kurulmuş, bütün uygarlık...
Irmağın 3-4 kilometre kenarından dağ setleri yükseliyor. Irmak sularını
temiz tutan Çöpçü Balıkları dışında, insan, bu dünyanın tek canlı
yaratığa.. Bir de ırmağın kıyılarıyla dağın eteklerini kaplayan bir tür
çimen örtüsü var.
Arada sırada bodur ağaçlar, çalılıklar da göze ilişiyor.
Irmak Dünyası'nın nüfusunun gelişimi de ilginç... Dünya'da doğup 5 yaşına
gelen herkes ölüyor ve Irmak Dünyası'nda çırılçıplak, elinde bir
testiyle yeniden doğuyor. Testi ırmak kenarında mantar biçimindeki yerlere
yerleştiriliyor ve her gün bu testilerin içinde besinler yeşeriyor. Buradaki
savaş, Sir Richard Burton ve Samuel Clemens gibi ilkel-silahlı yaratıklarla Töreciler
arasında... Sorunun nedeni de, insanların yeniden diriltilmelerine neden gerek
olduğu...
MIRKHEIM (Poul Anderson)
Babür ve Hermes gibi insanlı gezegenlerin yakınlarında,
Mirkheim... Baharat ve içki tüccarı David Falkayn tarafından keşfedilmiş...
Sözü ilk kez 1977 yılında, gezegenin adını taşıyan bir bilimkurguda
ediliyor.
Bundan yarım milyon yıl önce, dev bir güneşle onun eşit
büyüklükteki bir gezegeni patlayarak bir süper-nova oluşturmuş... Kızgın
gazlar uzay boşluğuna, akıl almaz uzaklıklara saçılmış patlamanın
etkisiyle... Dünyadan 1500 kere büyük olan, Mirkheim, sırf cüssesi yüzünden
bu patlamadan az zararla kurtulabilmiş...
Eriyik madenlerin oluşturduğu kızgın çekirdeği ve soğumuş
dış kabuğuyla, atmosferi bulunmayan, soğuk bir dünya Mirkheim... Madenlerle
ve süper-ağır atomlarla örtülü... Zeki yaratıklar için büyük bir
define bu... Kendi dünyalarında tükenmeye yüz tutmuş değerli madenlerini
burada bulabilecekler artık... Falkayn'ın da bütün çabası, bu gezegenin doğal
zenginliklerinden, ondan insanlık uğruna yararlanmasını bilenlerin
nasiplenmesi... Ama, bu sonsuz zenginliklerin keşfedilmesiyle birlikte, dünyanın
çeşitli ekonomik ve siyasal fraksiyonlarıyla komşu Babür gezegeni yerlileri
arasında amansız bir egemenlik savaşı çıkıyor. David Falkayn ve ortağı
Nicholas van Hijnln tek çabası, bu zenginliklerin tek bir ülkenin eline geçmesini
önlerken, kendi ticaret özgürlüklerinin de bu yüzden kısıtlanmaması...
Alan Dean Foster'ın Yabancı (1979) adlı bilim
kurgusunda ad koymadan sözünü ettiği gezegene yenileri eklenecek... Kim
bilir, günü geldiğinde ve insanların Ay-ötesi gezegenlere ayak bastıklarında,
bunlar, bilimkurgunun Jules Verne'leri olarak anılacaklar.
Beklemekten başka çare kalmıyor bizlere...
(*) : Bahsedilen Kitapların sonu
anlatıldığından bu kısımları anlatan 1-2 cümle çıkartıldı.
|