|
Bir
Elijah Baley masasına eriştiği sırada, R. Sammy'nin bir şeyler
bekliyormuş gibi kendisine baktığını farketti. Uzun, asık suratımdaki
ifade büsbütün sertleşti.
Ne istiyorsun?
Patron seni görmek istiyor, Lije. Hemen. 'Gelir gelmez,' dedi.
Pekala.
R. Sammy hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Baley homurdandı. Pekala, dedim. Haydi git!
R. Sammy topuklarının üzerinde dönerek görevinin başına gitti. Baley
öfkeyle, neden bu işleri insanlara yaptırmıyorlar, diye düşündü. Bir an
durup köşesindeki tütüne bakarak kafasından bir hesap yaptı. Günde sadece
iki pipo içersem tütünüm yeni kotanın verileceği güne kadar yetişir...
Parmaklığın arkasından çıkarak büyük odada ilerledi. İki yıl önce
parmaklıklı bir köşede oturmaya hak kazanmıştı.
Baley yanından geçerken, Simpson cıvabanktan başını kaldırdı.
Patron seni istiyor, Lije.Biliyorum. R. Sammy söyledi.
Küçük aygıt içindeki parlak cıvanın yüzeyindeki titreşim çizgilerine
yerleştirilmiş olan sürüyle bilginin arasından istenileni bulabilmek için
belleğini araştırır ve analiz ederken, sık şifreyle dolu bir
bant dışarı uzandı. Simpson, Bacağımı kırmaktan korkmasam,
diye söylendi. R. Sammy'e tekmeyi indireceğim... Geçen gün Vincent
Barrett'i gördüm.
Ya?
Eski işine girmek istiyor. Ya da bu bölümde herhangi bir işe.
Zavallı çocuk çaresiz durumda. Ama ona bir şey söyleyemedim. Ne
diyebilirdim? Robot Sammy onun işini yapıyor. Çocuk şimdi maya fabrikasında
çalışıyor. Mal teslim bölümünde. Aslında çok zeki. Burada herkes ondan
hoşlanırdı.
Baley omzunu silkti. Bu hepimizin başına gerebilecek bir şey.
Tavırları istememesine karşın soğuklaşmıştı.
Patronun özel bir odası vardı. Kapıdaki dumanlı gibi duran camın üzerine
Julius Enderby yazılmıştı. Güzel harflerle ve dikkatle cama kazınmış
olan bu adın altında şu sözcükler vardı: New York Kenti Polis Müdürü.
Baley içeri girdi. Beni mi görmek istediniz, sayın müdürüm?
Enderby başını kaldırdı. Her zaman gözlük takardı. Çünkü fazla
duyarlı olan gözleri kontak lense gelemiyordu. insan ancak gözlüğe alıştıktan
sonra Enderby'nin yüzünü inceleyebilirdi. Aslında fazla özelliği olan bir
yüz değildi bu Baley müdürün kendisine kişilik kazandırdığı için gözlükten
hoşlandığına inanıyor, adamın gözlerinin pek de o kadar duyarlı olmadığından
kuşkulanıyordu.
Müdürün pek endişeli gibi bir hali vardı. Manşetlerini düzelterek
arkasına yaslandı. Ve fazla candan bir tavırla, Otur Lije. otur,
dedi.
Baley bir iskemleye dimdik oturarak bekledi.
Enderby sordu. Jessie nasıl? Ya oğlun?
Baley ifadesiz bir sesle, iyi, dedi. Çok iyi. Ya sizin
aileniz?
Enderby onun sözlerini bir yankı gibi tekrarladı. İyi... Çok
iyi...
Bu hatalı bir başlangıç olmuştu.
Baley, yüzünde bir gariplik var, diye düşündü. Sonra da, R.
Sammy'i bana göndermezseniz çok sevineceğim, dedi.
Bu konudaki fikirlerimi biliyorsun, Lije. Ama Sammy'i buraya gönderdiler.
Ondan yararlanmam gerekiyor.
İnsanı rahatsız ediyor, müdür bey. Bana sizin beni istediğinizi söyledi,
sonra da orada öylece dikilip durdu. Ne demek istediğimi biliyorsunuz. Sammy'e
gitmesini söylemek zorunda kalıyorsunuz. Yoksa orada öyle bekliyor.
Ah, suç bende, Lije. Ona sana haber vermesini söyledim. Ama ondan sonra
işinin başına dönmesini emretmeyi unuttum.
Baley içini çekti. Koyu kahverengi gözlerinin etrafındaki ince çizgiler
daha belirginleştiler. Neyse... Beni görmek istemişsiniz.Müdür.
Evet, Lije, dedi. Ama kolay bir iş için değil. Ayağa
kalkarak döndü. Masasının arkasındaki duvara doğru gidip dikkati çekmeyen
bir düğmeye bastı. Duvarın bir bölümü saydamlaştı.
Baley beklenmedik bir biçimde odaya dolan grimsi ışıkta gözlerini kırpıştırdı.
Enderby gülümsedi. Bunu geçen yıl özel yaptırdım, Lije. Sana göstermedim
değil mi? Gel de bak. Eski günlerde her odada bunlardan bulunurmuş. Bu açıklıklar,
'pencere' diye tanımlanırmış. Bunu biliyor muydun?
Birçok tarihi roman okumuş olan Baley pencerenin ne olduğunu biliyordu.
Onlardan söz edildiğini duydum.
Buraya gel.
Baley yerinde sıkıntılı sıkıntılı kımıldandı. Sonra da bu isteği
yerine getirdi. Bir odanın mahremiyetini dış dünyaya teşhir etmek biraz
saygısızlık gibi geliyordu ona. Bazen müdürün ortaçağa özgü davranışlarda
fazla ileri gittiğini düşünmekteydi. Gözlük takması da aynı şey, diye
aklından geçirdi. Ah, tamam. Müdürün yüzünde o nedenle bir gariplik vardı.
Bağışlayın, müdür bey, dedi. Gözlüğünüz yeni sanırım.
Enderby hafif bir hayretle ona bir göz attı. Gözlüğünü çıkararak bir
buna, bir memuruna baktı. Gözlüğünü çıkardığı için yüzü daha
yusyuvarlak, çenesi de daha sivri duruyordu. Gözlerini bir noktaya
dikememesiyse yüzündeki ifadeyi belirsizleştiriyordu. Evet... Gözlüğünü
burnunun üzerine oturtarak öfkeyle konuştu. Eski gözlüğümü üç gün
önce kırdım. İşim başımdan aşkın olduğu için yenisini ancak bugün
alabildim.,Şu üç gün boyunca cehennem azabı çektim, Lije.
Gözlük yüzünden mi?
Başka nedenlerle de. Onları sana açıklayacağım. Enderby
pencereye doğru döndü.
Baley de öyle. Ve hafif bir hayretle yağmur yağdığını fark etti. Bir
an gökyüzünden dökülen suyun yarattığı görünüme daldı gitti. Müdürse
sanki yağmuru kendisi yağdırıyormuş gibi gururla ona baktı.
Bu ay üçüncü kez yağmurun yağışını seyrediyorum, Lije. Şahane
değil mi?
Baley istememesine karşın görünümün gerçekten etkileyici olduğunu
itiraf etmek zorunda kaldı. Kırk iki yıllık hayatı boyunca yağmur yağdığını
ender görmüştü. Diğer doğa olaylarını da öyle. Bu kadar suyun
kentin üzerine akması bana her zaman ziyankârlık gibi gelir. Yağmur sadece
su depolarına yağmalı.
Müdür, Lije, dedi. Sen bir 'Yenilikçi'sin Derdin de bu işte.
Ortaçağlarda insanlar açıklık yerlerde yaşarlardı. Sadece çiftliklerde böyle
olduğunu söylemek istemiyorum. Kentlerde de durum aynıydı. New York'ta bile.
Yağmur yağdığı zaman kimse suyun ziyan olduğunu düşünmez, bunun zevkini
çıkarırlardı. İnsanlar doğaya yakın yaşarlardı. Bu daha iyi ve sağlıklı
bir şeydi. Modern çağın bütün dertlerinin kaynağı doğadan uzaklaşılmış
olması. Zaman bulunca Kömür Çağıyla ilgili eserler okumalısın.
Baley okumuştu bunları. Çok kimsenin atom reaktörünün icat edilmesinden
yakındığını duymuştu. Bazı aksilikler olduğu ya da yorulduğu zaman
kendisi de şikâyet ediyordu bundan. Böyle sızlanıp yakınmak insan
karakterinin bir parçasıydı. Kömür Çağında da insanlar buhar makinesinin
icat edilmesinden şikâyet etmişlerdi. Shakespeare'in oyunlarından birinde
bir adam barutun icat edilmesinden yakmıyordu. Bin yıl sonra da pozitronik
beynin yapılmasından şikâyete kalkışacaklardı. Bunların üzerinde
durmaya bile değmezdi.
Baley, Buraya bakın, Julius. dedi. Aslında iş saatlerinde müdüre
samimi bir tavırla konuşmak âdetinde değildi. Enderby kendisine kaç kez
Lije derse desin tavır değiştirmezdi. Ama şimdi durumun özel
olduğu anlaşılıyordu. Buraya bakın, Julius. Beni buraya neden çağırdığınız
dışında her şeyden söz ediyorsunuz. Bu da beni endişelendiriyor. Ne
oldu?
Müdür, Konuya gireceğim, Lije, diye mırıldandı. Bırak
bunu kendi usulümce yapayım. Bir... bir dert kaynağı bu.
Tabii. Bu gezegende dert kaynağı olmayan bir şey var mı? R.'lerle
yine başımız dertte mi?
Bir bakıma öyle, Lije. Bu eski dünyanın böyle dertlere daha ne
kadar dayanacağını düşünüyorum. Bu pencereyi açtırdığım zaman sadece
arada sırada gökyüzünün içeri girmesini sağlamakla kalmadım. Bütün
kentin içeri süzülmesine de izin verdim. Kente bakıyor ve yüzyıl sonra New
York'un ne hal alacağını kendi kendime soruyorum.
Enderby'nin romantik duygulan Baley'de tiksinti uyandırdıysa da
dayanamayarak dışarıya baktı. Bozuk havanın loşlaştırdığı kent yine
de görmeye değecek bir yerdi. Polis Bölümü Belediye Sarayının üst katlarındaydı.
Saray pek yüksekti. Müdürün penceresinden etraftaki kuleler cüceleşmiş
gibi duruyor ve bunların sadece tepeleri gözüküyordu. Kuleler gökyüzüne
doğru körcesine uzanan parmaklara benziyorlardı. Duvarları dümdüz ve
penceresizdi. Bu kuleler insanların yaşadığı kovanın dış duvarlarıydı.
Müdür, Bir bakıma yağmur yağdığı için üzgünüm, dedi.
Bu yüzden Uzay Kentini göremiyoruz.
Baley batıya doğru baktı ama müdürün dediği gibi ufuk bir perdeye dönüşmüştü.
New York'un kuleleri sislere bürünerek dümdüz bir beyazlıkta sona
eriyorlardı. Ben Uzay Kentinin nasıl bir yer olduğunu biliyorum.
Enderby, Uzay Kendinin buradan görünüşü hoşuma gidiyor,
diye açıkladı. İki Brunsyvick Kesiminin arasından gözüküyor. Alçak,
yaygın kubbeler. İşte Uzaycılarla aramızdaki fark. Biz birbirimize
sokularak yükseklere uzanıyoruz. Onlardaysa her ailenin özel bir kubbesi var.
Bir aileye bir kubbe... Ve her kubbenin arasından uzanan topraklar... Sen hiç
Uzaycılarla konuştun mu, Lije?
Baley sabırla, Birkaç kez, dedi. Bir ay kadar önce de
buradan sizin iç telefonunuzla bir Uzaycıyla konuştum.
Evet. hatırlıyorum. Ama bugün filozofluğum tuttu... Biz ve onlar.
Değişik yaşam tarzları.
Baley'in mide kasları büzülmeye başlamıştı. Enderby konuya gitgide
daha dolambaçlı bir yoldan girmeye çalışıyordu. Baley de sonucun çok kötü
olacağını düşünüyordu artık. Pekala. Ama bunda şaşılacak ne
var? Sekiz milyar insanı bütün Arza yayamaz, başlarının üzerine birer
kubbe oturtamazsınız. Uzaycıların kendi dünyalarında bol yer var. Onun için
bırakın bildikleri gibi yaşasınlar.
Müdür masasına doğru giderek koltuğuna oturdu. Gözlüğünün iç bükey
çamları yüzünden biraz küçülmüş gibi duran gözlerini hiç kırpmadan
Baley'e bakıyordu. Herkes kültür değişikliği konusunda bu kadar hoşgörülü
değil. Ne biz, ne de Uzaycılar.
Pekala. Ne olmuş?
Ne olacak? Üç gün önce bir Uzaycı öldü.
Konuya girmek üzereydiler artık. Baley'in ince dudaklarının yanları
hafifçe yukarı kalktı. Ama bu gülümseyiş hüzünlü, uzun yüzünün
ifadesini pek etkilemedi. Çok yazık. Onun bulaşıcı bir hastalıktan
öldüğünü umarım. Bir virüs yüzünden. Ya da soğuk aldığı için.
Müdür şaşırdı. Neden söz ediyorsun sen?
Baley sözlerini açıklama zahmetine katlanmadı bile. Uzaycıların büyük
bir dikkatle toplumlarındaki bütün hastalıkları ortadan kaldırdıkları çok
iyi bilinen bir gerçekti. Türlü hastalıklara tutulan Arzlılara ellerinden
geldiğince sokulmamaya çalıştıkları daha da iyi biliniyordu. Ama Müdür
Enderby bu ince alayın pek farkına varmazdı. Baley, Laf olsun diye söyledim,
dedi. Uzaycı neden öldü? Yine pencereye döndü.
Enderby, Göğüs yokluğundan, diye açıkladı, Yani biri
atom tabancasıyla göğsünü parçalamış.
Baley kaskatı kesildi. Dönmeden, Sîz neden söz ediyorsunuz?
diye bağırdı.
Müdür usulca cevap verdi. Bir cinayetten Sen sivil polissin.
Cinayetin ne olduğunu bilirsin.
Baley bu kez döndü. Ama bir Uzaycı! Olay üç gün önce mi
oldu?
Evet.
İyi ama cinayeti kim işledi? Nasıl oldu bu?
Uzaycılar katilin bir Arzlı olduğunu iddia ediyorlar.
Olamaz!
Neden olmasın? Uzaycıları hiç sevmiyorsun. Ben de öyle. Bu dünyada
onları seven var mı? Birinin bu hoşnutsuzluğu sonunda nefret halini almış,
işte o kadar.
Evet ama...
Los Angeles'taki fabrikalarda çıkan yangınları unutma. Berlin'de
R.'lerin parçalanmasını, Shanghai'deki ayaklanmaları...
Tamam...
Bütün bunlar hoşnutsuzluğun gitgide arttığını gösteriyor.
Belki bazı kimseler örgütleniyor.
Baley, Anlayamıyorum, müdür bey, dedi. Bir nedenle beni
denemeye mi çalışıyorsunuz?
Ne? Enderby'nin gerçekten şaşırdığı belliydi.
Baley dikkatle onu süzüyordu. Üç gün önce bir Uzaycı öldürülmüş.
Uzaycılar katilin bir Arzlı olduğuna inanıyorlarmış. Şu ana dek...
Parmağını masaya vurdu. Bu olay etrafa sızdırılmadı. Öyle değil
mi? Bu inanılacak gibi mi, müdür bey? Yakup adına! Böyle bir olay New
York'un gezegenin yüzünden silinmesine yol açar. Tabii gerçekten böyle bir
şey olduysa.
Enderby başını salladı. Mesele o kadar basit değil. Dinle! Lije.
Üç günden beri dışarıdayım. Belediye Başkanıyla konuştum. Uzay Kentine
gittim. Washington'a koşarak Dünya Araştırma Bürosundakilerle görüştüm.
Ya? Bürodakiler ne dediler?
Sorunu çözümlemenin bizim görevimiz olduğunu söylediler. Olay New
York kenti sınırları içinde oldu. Uzay Kenti de yine bizim sorumluluk alanımıza
giriyor.
Ama Uzaycıların dünya dışı hakları da var.
Biliyorum. Ben de buna geliyordum. Müdür, Baley'nin soğuk bakışları
karşısında gözlerini ondan kaçırdı. Enderby sanki yerinden alınarak
Baley'nin emrine verilmiş gibi davranıyordu. Baley de davranışı benimsemiş
gibiydi.
Baley, Araştırmayı Uzaycılar yapabilir. dedi.
Müdür yalvardı. Bir dakika, Baley. Beni sık boğaz etme. Bu konuyu
seninle iki dost gibi konuşmalıyız. Durumumu anlamanı istiyorum. Olay öğrenildiği
sırada ben de oradaydım. O... adamla randevum vardı. Roj Nemennuh Sarton'la.
Katilin kurbanıyla mı?
Evet, katilin kurbanıyla. Müdür inledi. Beş dakika geçseydi
cesedi ben bulacaktım. Ne sarsıcı bir şey olacaktı bu. Olay yine de...
zalimce bir şeydi, zalimce! Uzaycılar beni karşılayarak olanları açıkladılar.
Böylece üç gün süren o kâbus başlamış oldu, Lije. Üstelik günlerce
yeni gözlük alamadığım için her şeyi bulanık gördüm. Neyse, hiç
olmazsa bu bir daha tekrarlanmayacak. Üç gözlük birden ısmarladım.
Baley olayı hayalinde canlandırdı. Uzun boylu, yakışıklı Uzaycılar müdüre
olayı o incelikle ilgisi olmayan, duygusuzca tavırlarıyla açıklıyorlar...
Julius o sırada gözlüğünü çıkarmış camlarını siliyor... Haberin
etkisiyle gözlüğü düşürüyor, sonra da kırılan camlarına bakıyor...
Yumuşak, dolgun dudakları titriyor... Baley, Enderby, hiç olmazsa beş dakika
cinayetten çok gözlüğü için üzüldü, diye düşündü. Bundan eminim...
Enderby, Durum çok kritik, diyordu. Söylediğin gibi.
Uzaycıların dünya dışı haklaeı var. Olayı kendilerince araştırmakta ısrar
edebilirler. Kendi hükümetlerine istedikleri gibi bir rapor da gönderirler. Dış
Dünyalar da bundan yararlanarak tazminat istemeye kalkışırlar. Halkın böyle
bir şeyi nasıl karşılayacağını sen de biliyorsun.
Beyaz Saray tazminat ödemeye razı olduğu takdirde siyasi bakımdan
intihar etmiş sayılır.
Ödememek de başka bir tür intihar sayılır.
Baley, Bana durumu açıklamanıza gerek yok, diye mırıldandı.
Dış Uzaydan gelen ışıltılı kruvazörler haklan olduğunu iddia ettikleri
şeyleri almaları için askerlerini son kez New York, Washington ve Moskova'ya
gönderdikleri sırada Elijah Baley küçük bir çocuktu.
Durumu anlıyorsun sanırım. Tazminat ödesek de, ödemesek de başımız
dertte. Tek yol katili bulmak ve onu Uzaycılara teslim etmek. Bu iş bize düşüyor.
Bu işi neden Dünya Araştırma Bürosuna bırakmıyorsunuz? Belki
cinayet kent sınırları içerisinde işlendi ama yıldızlararası ilişkiler
sorunu...
D.A.B. olaya el sürmek bile istemiyor. Tehlikeli bir iş bu. Ve bunu
üzerimize yıktılar. Enderby bir an başını kaldırarak zeki bakışlarla
memurunu inceledi. Durum hiç de hoş değil. Life. Hepimiz de işimizden
olabiliriz.
Yani hepimizi kovup yerimize başkalarını mı alacaklar? Saçma! Bu işi
yapacak eğitilmiş kimseler yok ki.
Müdür hatırlattı. R.'ler var.
Ne?
R. Sammy sadece bir başlangıç. O ayak işlerine bakıyor. Diğerleri
ekspres yollarda devriye gezebilirler. Lanet olsun! Ben Uzaycıları senden daha
iyi tanıyorum. Onların neler yaptıklarından da haberim var. Senin ve benim işimi
görebilecek R.'ler yapıldı. İkimizi de işten atabilirler. Bunu
yapamayacaklarını sanma. Bu yaşta bir çalışma ekibine atılmak...
Tamam, tamam. Baley'nin sesi sertti.
Müdür utandı. Bağışla Lije.
Baley başını salladı. Babasını düşünmemeye çalışıyordu. Tabii
Enderby de babasının başına gelenleri biliyordu. Yerimize R.'leri geçirme
sorunu ne zaman ortaya çıktı?
Saf saf konuşma, Lije. Yıllardan beri var bu. Yirmi beş yıldan
beri. Her şey Uzaycılar buraya geldikleri zaman başladı. Bunu sen de
biliyorsun. Ama şimdi durum kritik noktaya yaklaştı. Bu olayda başarısızlığa
uğrarsak, onlar dev bir adım atmış olacaklar. O zaman emekli cüzdanlarını
alma hayallerinden de vazgeçmek zorunda kalacağız. Öte yandan başarılı
olursak, o kâbusu oldukça ileri bir tarihe ertelemiş sayılırız. Bu özellikle
senin için önemli bir fırsat demektir.
Baley, Benim için mi? dedi.
Araştırmaları sen yöneteceksin, Lije.
Benim derecem buna uygun değil, müdür bey. Ben sadece 5 S.'yim,
hepsi o kadar.
Bunun için Altıncı Sınıf olman gerekiyor, öyle değil mi? Bunu
istemiyor musun?
Baley 6 S. derecesinin sağladığı hakları biliyordu. Kalabalığın yoğun
olduğu saatte ekspres yolda oturulacak bir yer. Baley şimdi onla-dört arasında
oturabiliyordu. Adı bölüm mutfaklarında seçme listesinin yukarılarına yazılacaktı.
Belki ona daha iyi bir daire, Jessie'ye de güneşlenme katları için bir
abonman vereceklerdi. Evet, istiyorum, diye cevap verdi.
Tabii. Neden istemeyeyim? Ama esrarı çözemediğim takdirde ne
olacak?
Enderby onu tatlılıkla kandırmaya çalıştı. Neden çözemeyesin,
Lije? İyi bir memursun. Buradaki sivil polislerin en iyilerinden biri.
Ama bizim bölümde dereceleri benden yüksek altı kadar memur var. Niçin
onları atlıyorsunuz? Baley açık açık söylememekle birlikte, tavırlarıyla
Enderby'e onun çok acil vakalar dışında böyle protokole aykırı biçimde
davranmadığını pekala bildiğini açıklıyordu.
Müdür ellerini kavuşturdu. İki neden var. Sen benim için emrimdeki
herhangi bir detektif değilsin, Lije. Biz dostuz. Seninle üniversiteden arkadaş
olduğumuzu unutmuş değilim. Bazen belki unutmuşum gibi davranıyorum. Ama
bunun nedeni şu dereceler. Ben polis müdürüyüm. Bunun ne anlama geldiğini
biliyorsun. Ama yine de senin dostunum. Ve bu olay uygun bir kimse için olağanüstü
bir fırsat. Bundan senin yararlanmanı istiyorum.
Baley soğuk soğuk, Bu birinci neden. dedi.
İkinci neden de... benim dostum olduğuna inanmam. Bana bir iyilikte
bulunmanı istiyorum.
Nasıl bir iyilik?
Bu olayı araştırırken bir Uzaycıyla birlikte çalışman
gerekecek. Uzaycılar bu şartı ileri sürdüler. Cinayeti açıklamamaya, soruşturmayı
bize bırakmaya razı oldular. Buna karşılık kendi adamlarının da araştırmaya
katılmasını istediler. Bütün araştırmaya.
Bize tam anlamıyla güvenemedikleri anlaşılıyor.
Durumu anladığını sanırım. Bu iş iyi idare edilmediği takdirde
birkaç Uzaycının başı da kendi hükümetleriyle derde girecek. Onlardan kuşkulanmak
istemiyorum, Lije. İyi niyetli olduklarına inanmaya çalışıyorum.
Uzaycıların iyi niyetli olduklarından eminim, müdür bey. Dertleri
de bu zaten.
Enderby bir an boş gözlerle Baley'e baktıktan sonra sözlerini sürdürdü.
Bir Uzaycıyla birlikte çalışmaya razı mısın, Lije?
Benden istediğiniz iyilik bu mu?
Evet. Senden Uzaycıların ileri sürdükleri bütün şartları göz
önüne almanı ve görevi kabul etmeni istiyorum.
Uzaycıyla birlikte çalışacağım, müdür bey.
Teşekkür ederim, Lije. Onun seninle birlikte oturması
gerekiyor.Ne? Bir dakika!
Biliyorum, biliyorum. Ama dairen büyük, Lije. Üç oda. Ve sadece bir
tek çocuğun var.Uzaycıya evinde yer bulabilirsin. Sana yük olmaz. Kesinlikle
olmaz. Bunun böyle olması gerekiyor,
Bu, Jessie'nin hiç hoşuna gitmeyecek. Bunu kesinlikle
biliyorum.
Jessie'ye bunu benim için yaptığını söyle. Enderby o kadar
heyecanlıydı ki, yerinde duramaz olmuştu. Buna karşılık iş sona
erdiği zaman ben de bir, iki derece yükselmen için elimden geleni yaparım. 7
S. olursun, Lije, 7 Si
Baley iskemlesinden kalkacak olduysa da, Enderby'nin yüzündeki ifadeyi fark
ederek arkasına yaslandı. Bir şey daha mı var?
Müdür başını salladı. Bir tek şey daha.
Neymiş o?
İş ortağının adı.
Bunun ne önemi var?
Enderby, Uzaycılar garip insanlar, diye mırıldandı.
Sana verecekleri iş ortağı... şey değil... şey...
Baley'nin gözleri irileşti. Bir dakika!
Razı olmak zorundasın, Lije. Razı olmak zorunda. Başka çare
yok.
O benim dairemde kalacak öyle mi? Onun gibi bîr şey...
Dairende bir dostun olarak kalacak, Lije.
Hayır! Olamaz!
Lije, bu olayda senden başka hiç kimseye güvenemem. Sana her şeyi açık
açık anlatmam
mı gerekiyor? Uzaycılarla birlikte çalışmak zorundayız. Tazminat
gemilerini Arza yaklaştırmamak için başarılı olmamız gerekiyor. Ama
istediğimiz gibi çalışmamız da imkânsız. Uzaycılar R.'lerinden birini
senin yanına verecekler. İş arkadaşı olarak. O cinayet olayını aydınlattığı,
beceriksiz olduğumuzu bildirdiği takdirde mahvoluruz. Biz, bu bölüm. Bunu
anlıyorsun değil mi? Onun için sana verilen nazik bir görev. O R.'yle
birlikte çalışman gerekiyor. Ama esrarı onun değil, senin çözmen de şart.
Anlıyor musun?
Yani onunla yüzde yüz işbirliği yapacak ama o arada gırtlağını
da keseceğim. Sırtını elimde bir hançerle sıvazlayacağım. Öyle
mi?
Başka ne yapabiliriz? Başka çare var mı?
Lije Baley kararsızca ayağa kalktı. Bilmiyorum, Jessie ne
diyecek...
İstersen onunla ben konuşurum.
Hayır, müdür bey. Baley derin derin içini çekti. Ortağımın
adı nedir?
R. Daneel Olivaw.
Baley kederle, Gerçeği allayıp pullamaya hiç gerek yok, müdür
bey, dedi. Görevi kabul ediyorum. Onun için iş arkadaşımın tam
adını da kullanabiliriz; Robot Daneel Olivaw.
|