Son Güncelleme
6 Mayıs 2008
Bilimkurgu2000 Ana Sayfayeni çıkan kitaplarkitaplardan bölümlerİlginç bilimsel konularBilimkurgu ve diğer konular

Çelik Mağaralar

Isaac Asimov - Caves of Steel

Bir

Elijah Baley masasına eriştiği sırada, R. Sammy'nin bir şeyler bekliyormuş gibi kendisine baktığını farketti. Uzun, asık suratımdaki ifade büsbütün sertleşti.

Ne istiyorsun?

Patron seni görmek istiyor, Lije. Hemen. 'Gelir gelmez,' dedi.

Pekala.

R. Sammy hâlâ olduğu yerde duruyordu.

Baley homurdandı. Pekala, dedim. Haydi git!

R. Sammy topuklarının üzerinde dönerek görevinin başına gitti. Baley öfkeyle, neden bu işleri insanlara yaptırmıyorlar, diye düşündü. Bir an durup köşesindeki tütüne bakarak kafasından bir hesap yaptı. Günde sadece iki pipo içersem tütünüm yeni kotanın verileceği güne kadar yetişir... Parmaklığın arkasından çıkarak büyük odada ilerledi. İki yıl önce parmaklıklı bir köşede oturmaya hak kazanmıştı.

Baley yanından geçerken, Simpson cıvabanktan başını kaldırdı. Patron seni istiyor, Lije.Biliyorum. R. Sammy söyledi.

Dedektif Baley ve R. Daneel OlivawKüçük aygıt içindeki parlak cıvanın yüzeyindeki titreşim çizgilerine yerleştirilmiş olan sürüyle bilginin arasından istenileni bulabilmek için belleğini araştırır ve analiz ederken, sık şifreyle dolu bir bant dışarı uzandı. Simpson, Bacağımı kırmaktan korkmasam, diye söylendi. R. Sammy'e tekmeyi indireceğim... Geçen gün Vincent Barrett'i gördüm.

Ya?

Eski işine girmek istiyor. Ya da bu bölümde herhangi bir işe. Zavallı çocuk çaresiz durumda. Ama ona bir şey söyleyemedim. Ne diyebilirdim? Robot Sammy onun işini yapıyor. Çocuk şimdi maya fabrikasında çalışıyor. Mal teslim bölümünde. Aslında çok zeki. Burada herkes ondan hoşlanırdı.

Baley omzunu silkti. Bu hepimizin başına gerebilecek bir şey. Tavırları istememesine karşın soğuklaşmıştı.
Patronun özel bir odası vardı. Kapıdaki dumanlı gibi duran camın üzerine Julius Enderby yazılmıştı. Güzel harflerle ve dikkatle cama kazınmış olan bu adın altında şu sözcükler vardı: New York Kenti Polis Müdürü.
Baley içeri girdi. Beni mi görmek istediniz, sayın müdürüm?

Enderby başını kaldırdı. Her zaman gözlük takardı. Çünkü fazla duyarlı olan gözleri kontak lense gelemiyordu. insan ancak gözlüğe alıştıktan sonra Enderby'nin yüzünü inceleyebilirdi. Aslında fazla özelliği olan bir yüz değildi bu Baley müdürün kendisine kişilik kazandırdığı için gözlükten hoşlandığına inanıyor, adamın gözlerinin pek de o kadar duyarlı olmadığından kuşkulanıyordu.

Müdürün pek endişeli gibi bir hali vardı. Manşetlerini düzelterek arkasına yaslandı. Ve fazla candan bir tavırla, Otur Lije. otur, dedi.

Baley bir iskemleye dimdik oturarak bekledi.

Enderby sordu. Jessie nasıl? Ya oğlun?

Baley ifadesiz bir sesle, iyi, dedi. Çok iyi. Ya sizin aileniz?

Enderby onun sözlerini bir yankı gibi tekrarladı. İyi... Çok iyi...

Bu hatalı bir başlangıç olmuştu.

Baley, yüzünde bir gariplik var, diye düşündü. Sonra da, R. Sammy'i bana göndermezseniz çok sevineceğim, dedi.

Bu konudaki fikirlerimi biliyorsun, Lije. Ama Sammy'i buraya gönderdiler. Ondan yararlanmam gerekiyor.

İnsanı rahatsız ediyor, müdür bey. Bana sizin beni istediğinizi söyledi, sonra da orada öylece dikilip durdu. Ne demek istediğimi biliyorsunuz. Sammy'e gitmesini söylemek zorunda kalıyorsunuz. Yoksa orada öyle bekliyor.
Ah, suç bende, Lije. Ona sana haber vermesini söyledim. Ama ondan sonra işinin başına dönmesini emretmeyi unuttum.

Baley içini çekti. Koyu kahverengi gözlerinin etrafındaki ince çizgiler daha belirginleştiler. Neyse... Beni görmek istemişsiniz.Müdür. Evet, Lije, dedi. Ama kolay bir iş için değil. Ayağa kalkarak döndü. Masasının arkasındaki duvara doğru gidip dikkati çekmeyen bir düğmeye bastı. Duvarın bir bölümü saydamlaştı.
Baley beklenmedik bir biçimde odaya dolan grimsi ışıkta gözlerini kırpıştırdı.

Enderby gülümsedi. Bunu geçen yıl özel yaptırdım, Lije. Sana göstermedim değil mi? Gel de bak. Eski günlerde her odada bunlardan bulunurmuş. Bu açıklıklar, 'pencere' diye tanımlanırmış. Bunu biliyor muydun?
Birçok tarihi roman okumuş olan Baley pencerenin ne olduğunu biliyordu. Onlardan söz edildiğini duydum.
Buraya gel.

Baley yerinde sıkıntılı sıkıntılı kımıldandı. Sonra da bu isteği yerine getirdi. Bir odanın mahremiyetini dış dünyaya teşhir etmek biraz saygısızlık gibi geliyordu ona. Bazen müdürün ortaçağa özgü davranışlarda fazla ileri gittiğini düşünmekteydi. Gözlük takması da aynı şey, diye aklından geçirdi. Ah, tamam. Müdürün yüzünde o nedenle bir gariplik vardı. Bağışlayın, müdür bey, dedi. Gözlüğünüz yeni sanırım.

Enderby hafif bir hayretle ona bir göz attı. Gözlüğünü çıkararak bir buna, bir memuruna baktı. Gözlüğünü çıkardığı için yüzü daha yusyuvarlak, çenesi de daha sivri duruyordu. Gözlerini bir noktaya dikememesiyse yüzündeki ifadeyi belirsizleştiriyordu. Evet... Gözlüğünü burnunun üzerine oturtarak öfkeyle konuştu. Eski gözlüğümü üç gün önce kırdım. İşim başımdan aşkın olduğu için yenisini ancak bugün alabildim.,Şu üç gün boyunca cehennem azabı çektim, Lije.

Gözlük yüzünden mi?

Başka nedenlerle de. Onları sana açıklayacağım. Enderby pencereye doğru döndü.

Baley de öyle. Ve hafif bir hayretle yağmur yağdığını fark etti. Bir an gökyüzünden dökülen suyun yarattığı görünüme daldı gitti. Müdürse sanki yağmuru kendisi yağdırıyormuş gibi gururla ona baktı.

Bu ay üçüncü kez yağmurun yağışını seyrediyorum, Lije. Şahane değil mi?

Baley istememesine karşın görünümün gerçekten etkileyici olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Kırk iki yıllık hayatı boyunca yağmur yağdığını ender görmüştü. Diğer doğa olaylarını da öyle. Bu kadar suyun kentin üzerine akması bana her zaman ziyankârlık gibi gelir. Yağmur sadece su depolarına yağmalı.

Müdür, Lije, dedi. Sen bir 'Yenilikçi'sin Derdin de bu işte. Ortaçağlarda insanlar açıklık yerlerde yaşarlardı. Sadece çiftliklerde böyle olduğunu söylemek istemiyorum. Kentlerde de durum aynıydı. New York'ta bile. Yağmur yağdığı zaman kimse suyun ziyan olduğunu düşünmez, bunun zevkini çıkarırlardı. İnsanlar doğaya yakın yaşarlardı. Bu daha iyi ve sağlıklı bir şeydi. Modern çağın bütün dertlerinin kaynağı doğadan uzaklaşılmış olması. Zaman bulunca Kömür Çağıyla ilgili eserler okumalısın.

Baley okumuştu bunları. Çok kimsenin atom reaktörünün icat edilmesinden yakındığını duymuştu. Bazı aksilikler olduğu ya da yorulduğu zaman kendisi de şikâyet ediyordu bundan. Böyle sızlanıp yakınmak insan karakterinin bir parçasıydı. Kömür Çağında da insanlar buhar makinesinin icat edilmesinden şikâyet etmişlerdi. Shakespeare'in oyunlarından birinde bir adam barutun icat edilmesinden yakmıyordu. Bin yıl sonra da pozitronik beynin yapılmasından şikâyete kalkışacaklardı. Bunların üzerinde durmaya bile değmezdi.

Baley, Buraya bakın, Julius. dedi. Aslında iş saatlerinde müdüre samimi bir tavırla konuşmak âdetinde değildi. Enderby kendisine kaç kez Lije derse desin tavır değiştirmezdi. Ama şimdi durumun özel olduğu anlaşılıyordu. Buraya bakın, Julius. Beni buraya neden çağırdığınız dışında her şeyden söz ediyorsunuz. Bu da beni endişelendiriyor. Ne oldu?

Müdür, Konuya gireceğim, Lije, diye mırıldandı. Bırak bunu kendi usulümce yapayım. Bir... bir dert kaynağı bu.

Tabii. Bu gezegende dert kaynağı olmayan bir şey var mı? R.'lerle yine başımız dertte mi?

Bir bakıma öyle, Lije. Bu eski dünyanın böyle dertlere daha ne kadar dayanacağını düşünüyorum. Bu pencereyi açtırdığım zaman sadece arada sırada gökyüzünün içeri girmesini sağlamakla kalmadım. Bütün kentin içeri süzülmesine de izin verdim. Kente bakıyor ve yüzyıl sonra New York'un ne hal alacağını kendi kendime soruyorum.

Enderby'nin romantik duygulan Baley'de tiksinti uyandırdıysa da dayanamayarak dışarıya baktı. Bozuk havanın loşlaştırdığı kent yine de görmeye değecek bir yerdi. Polis Bölümü Belediye Sarayının üst katlarındaydı. Saray pek yüksekti. Müdürün penceresinden etraftaki kuleler cüceleşmiş gibi duruyor ve bunların sadece tepeleri gözüküyordu. Kuleler gökyüzüne doğru körcesine uzanan parmaklara benziyorlardı. Duvarları dümdüz ve penceresizdi. Bu kuleler insanların yaşadığı kovanın dış duvarlarıydı.

Müdür, Bir bakıma yağmur yağdığı için üzgünüm, dedi. Bu yüzden Uzay Kentini göremiyoruz.

Baley batıya doğru baktı ama müdürün dediği gibi ufuk bir perdeye dönüşmüştü. New York'un kuleleri sislere bürünerek dümdüz bir beyazlıkta sona eriyorlardı. Ben Uzay Kentinin nasıl bir yer olduğunu biliyorum.

Enderby, Uzay Kendinin buradan görünüşü hoşuma gidiyor, diye açıkladı. İki Brunsyvick Kesiminin arasından gözüküyor. Alçak, yaygın kubbeler. İşte Uzaycılarla aramızdaki fark. Biz birbirimize sokularak yükseklere uzanıyoruz. Onlardaysa her ailenin özel bir kubbesi var. Bir aileye bir kubbe... Ve her kubbenin arasından uzanan topraklar... Sen hiç Uzaycılarla konuştun mu, Lije?

Baley sabırla, Birkaç kez, dedi. Bir ay kadar önce de buradan sizin iç telefonunuzla bir Uzaycıyla konuştum.

Evet. hatırlıyorum. Ama bugün filozofluğum tuttu... Biz ve onlar. Değişik yaşam tarzları.

Baley'in mide kasları büzülmeye başlamıştı. Enderby konuya gitgide daha dolambaçlı bir yoldan girmeye çalışıyordu. Baley de sonucun çok kötü olacağını düşünüyordu artık. Pekala. Ama bunda şaşılacak ne var? Sekiz milyar insanı bütün Arza yayamaz, başlarının üzerine birer kubbe oturtamazsınız. Uzaycıların kendi dünyalarında bol yer var. Onun için bırakın bildikleri gibi yaşasınlar.

Müdür masasına doğru giderek koltuğuna oturdu. Gözlüğünün iç bükey çamları yüzünden biraz küçülmüş gibi duran gözlerini hiç kırpmadan Baley'e bakıyordu. Herkes kültür değişikliği konusunda bu kadar hoşgörülü değil. Ne biz, ne de Uzaycılar.

Pekala. Ne olmuş?

Ne olacak? Üç gün önce bir Uzaycı öldü.

Konuya girmek üzereydiler artık. Baley'in ince dudaklarının yanları hafifçe yukarı kalktı. Ama bu gülümseyiş hüzünlü, uzun yüzünün ifadesini pek etkilemedi. Çok yazık. Onun bulaşıcı bir hastalıktan öldüğünü umarım. Bir virüs yüzünden. Ya da soğuk aldığı için.

Müdür şaşırdı. Neden söz ediyorsun sen?

Baley sözlerini açıklama zahmetine katlanmadı bile. Uzaycıların büyük bir dikkatle toplumlarındaki bütün hastalıkları ortadan kaldırdıkları çok iyi bilinen bir gerçekti. Türlü hastalıklara tutulan Arzlılara ellerinden geldiğince sokulmamaya çalıştıkları daha da iyi biliniyordu. Ama Müdür Enderby bu ince alayın pek farkına varmazdı. Baley, Laf olsun diye söyledim, dedi. Uzaycı neden öldü? Yine pencereye döndü.

Enderby, Göğüs yokluğundan, diye açıkladı, Yani biri atom tabancasıyla göğsünü parçalamış.

Baley kaskatı kesildi. Dönmeden, Sîz neden söz ediyorsunuz? diye bağırdı.

Müdür usulca cevap verdi. Bir cinayetten Sen sivil polissin. Cinayetin ne olduğunu bilirsin.

Baley bu kez döndü. Ama bir Uzaycı! Olay üç gün önce mi oldu?

Evet.

İyi ama cinayeti kim işledi? Nasıl oldu bu?

Uzaycılar katilin bir Arzlı olduğunu iddia ediyorlar.

Olamaz!

Neden olmasın? Uzaycıları hiç sevmiyorsun. Ben de öyle. Bu dünyada onları seven var mı? Birinin bu hoşnutsuzluğu sonunda nefret halini almış, işte o kadar.

Evet ama...

Los Angeles'taki fabrikalarda çıkan yangınları unutma. Berlin'de R.'lerin parçalanmasını, Shanghai'deki ayaklanmaları...

Tamam...

Bütün bunlar hoşnutsuzluğun gitgide arttığını gösteriyor. Belki bazı kimseler örgütleniyor.

Baley, Anlayamıyorum, müdür bey, dedi. Bir nedenle beni denemeye mi çalışıyorsunuz?

Ne? Enderby'nin gerçekten şaşırdığı belliydi.

Baley dikkatle onu süzüyordu. Üç gün önce bir Uzaycı öldürülmüş. Uzaycılar katilin bir Arzlı olduğuna inanıyorlarmış. Şu ana dek... Parmağını masaya vurdu. Bu olay etrafa sızdırılmadı. Öyle değil mi? Bu inanılacak gibi mi, müdür bey? Yakup adına! Böyle bir olay New York'un gezegenin yüzünden silinmesine yol açar. Tabii gerçekten böyle bir şey olduysa.

Enderby başını salladı. Mesele o kadar basit değil. Dinle! Lije. Üç günden beri dışarıdayım. Belediye Başkanıyla konuştum. Uzay Kentine gittim. Washington'a koşarak Dünya Araştırma Bürosundakilerle görüştüm.

Ya? Bürodakiler ne dediler?

Sorunu çözümlemenin bizim görevimiz olduğunu söylediler. Olay New York kenti sınırları içinde oldu. Uzay Kenti de yine bizim sorumluluk alanımıza giriyor.

Ama Uzaycıların dünya dışı hakları da var.

Biliyorum. Ben de buna geliyordum. Müdür, Baley'nin soğuk bakışları karşısında gözlerini ondan kaçırdı. Enderby sanki yerinden alınarak Baley'nin emrine verilmiş gibi davranıyordu. Baley de davranışı benimsemiş gibiydi.

Baley, Araştırmayı Uzaycılar yapabilir. dedi.

Müdür yalvardı. Bir dakika, Baley. Beni sık boğaz etme. Bu konuyu seninle iki dost gibi konuşmalıyız. Durumumu anlamanı istiyorum. Olay öğrenildiği sırada ben de oradaydım. O... adamla randevum vardı. Roj Nemennuh Sarton'la.

Katilin kurbanıyla mı?

Evet, katilin kurbanıyla. Müdür inledi. Beş dakika geçseydi cesedi ben bulacaktım. Ne sarsıcı bir şey olacaktı bu. Olay yine de... zalimce bir şeydi, zalimce! Uzaycılar beni karşılayarak olanları açıkladılar. Böylece üç gün süren o kâbus başlamış oldu, Lije. Üstelik günlerce yeni gözlük alamadığım için her şeyi bulanık gördüm. Neyse, hiç olmazsa bu bir daha tekrarlanmayacak. Üç gözlük birden ısmarladım.

Baley olayı hayalinde canlandırdı. Uzun boylu, yakışıklı Uzaycılar müdüre olayı o incelikle ilgisi olmayan, duygusuzca tavırlarıyla açıklıyorlar... Julius o sırada gözlüğünü çıkarmış camlarını siliyor... Haberin etkisiyle gözlüğü düşürüyor, sonra da kırılan camlarına bakıyor... Yumuşak, dolgun dudakları titriyor... Baley, Enderby, hiç olmazsa beş dakika cinayetten çok gözlüğü için üzüldü, diye düşündü. Bundan eminim...

Enderby, Durum çok kritik, diyordu. Söylediğin gibi. Uzaycıların dünya dışı haklaeı var. Olayı kendilerince araştırmakta ısrar edebilirler. Kendi hükümetlerine istedikleri gibi bir rapor da gönderirler. Dış Dünyalar da bundan yararlanarak tazminat istemeye kalkışırlar. Halkın böyle bir şeyi nasıl karşılayacağını sen de biliyorsun.

Beyaz Saray tazminat ödemeye razı olduğu takdirde siyasi bakımdan intihar etmiş sayılır.

Ödememek de başka bir tür intihar sayılır.

Baley, Bana durumu açıklamanıza gerek yok, diye mırıldandı. Dış Uzaydan gelen ışıltılı kruvazörler haklan olduğunu iddia ettikleri şeyleri almaları için askerlerini son kez New York, Washington ve Moskova'ya gönderdikleri sırada Elijah Baley küçük bir çocuktu.

Durumu anlıyorsun sanırım. Tazminat ödesek de, ödemesek de başımız dertte. Tek yol katili bulmak ve onu Uzaycılara teslim etmek. Bu iş bize düşüyor.

Bu işi neden Dünya Araştırma Bürosuna bırakmıyorsunuz? Belki cinayet kent sınırları içerisinde işlendi ama yıldızlararası ilişkiler sorunu...

D.A.B. olaya el sürmek bile istemiyor. Tehlikeli bir iş bu. Ve bunu üzerimize yıktılar. Enderby bir an başını kaldırarak zeki bakışlarla memurunu inceledi. Durum hiç de hoş değil. Life. Hepimiz de işimizden olabiliriz.
Yani hepimizi kovup yerimize başkalarını mı alacaklar? Saçma! Bu işi yapacak eğitilmiş kimseler yok ki.
Müdür hatırlattı. R.'ler var.

Ne?

R. Sammy sadece bir başlangıç. O ayak işlerine bakıyor. Diğerleri ekspres yollarda devriye gezebilirler. Lanet olsun! Ben Uzaycıları senden daha iyi tanıyorum. Onların neler yaptıklarından da haberim var. Senin ve benim işimi görebilecek R.'ler yapıldı. İkimizi de işten atabilirler. Bunu yapamayacaklarını sanma. Bu yaşta bir çalışma ekibine atılmak...

Tamam, tamam. Baley'nin sesi sertti.

Müdür utandı. Bağışla Lije.

Baley başını salladı. Babasını düşünmemeye çalışıyordu. Tabii Enderby de babasının başına gelenleri biliyordu. Yerimize R.'leri geçirme sorunu ne zaman ortaya çıktı?

Saf saf konuşma, Lije. Yıllardan beri var bu. Yirmi beş yıldan beri. Her şey Uzaycılar buraya geldikleri zaman başladı. Bunu sen de biliyorsun. Ama şimdi durum kritik noktaya yaklaştı. Bu olayda başarısızlığa uğrarsak, onlar dev bir adım atmış olacaklar. O zaman emekli cüzdanlarını alma hayallerinden de vazgeçmek zorunda kalacağız. Öte yandan başarılı olursak, o kâbusu oldukça ileri bir tarihe ertelemiş sayılırız. Bu özellikle senin için önemli bir fırsat demektir.

Baley, Benim için mi? dedi.

Araştırmaları sen yöneteceksin, Lije.

Benim derecem buna uygun değil, müdür bey. Ben sadece 5 S.'yim, hepsi o kadar.

Bunun için Altıncı Sınıf olman gerekiyor, öyle değil mi? Bunu istemiyor musun?

Baley 6 S. derecesinin sağladığı hakları biliyordu. Kalabalığın yoğun olduğu saatte ekspres yolda oturulacak bir yer. Baley şimdi onla-dört arasında oturabiliyordu. Adı bölüm mutfaklarında seçme listesinin yukarılarına yazılacaktı. Belki ona daha iyi bir daire, Jessie'ye de güneşlenme katları için bir abonman vereceklerdi. Evet, istiyorum, diye cevap verdi. Tabii. Neden istemeyeyim? Ama esrarı çözemediğim takdirde ne olacak?

Enderby onu tatlılıkla kandırmaya çalıştı. Neden çözemeyesin, Lije? İyi bir memursun. Buradaki sivil polislerin en iyilerinden biri.

Ama bizim bölümde dereceleri benden yüksek altı kadar memur var. Niçin onları atlıyorsunuz? Baley açık açık söylememekle birlikte, tavırlarıyla Enderby'e onun çok acil vakalar dışında böyle protokole aykırı biçimde davranmadığını pekala bildiğini açıklıyordu.

Müdür ellerini kavuşturdu. İki neden var. Sen benim için emrimdeki herhangi bir detektif değilsin, Lije. Biz dostuz. Seninle üniversiteden arkadaş olduğumuzu unutmuş değilim. Bazen belki unutmuşum gibi davranıyorum. Ama bunun nedeni şu dereceler. Ben polis müdürüyüm. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun. Ama yine de senin dostunum. Ve bu olay uygun bir kimse için olağanüstü bir fırsat. Bundan senin yararlanmanı istiyorum.

Baley soğuk soğuk, Bu birinci neden. dedi.

İkinci neden de... benim dostum olduğuna inanmam. Bana bir iyilikte bulunmanı istiyorum.

Nasıl bir iyilik?

Bu olayı araştırırken bir Uzaycıyla birlikte çalışman gerekecek. Uzaycılar bu şartı ileri sürdüler. Cinayeti açıklamamaya, soruşturmayı bize bırakmaya razı oldular. Buna karşılık kendi adamlarının da araştırmaya katılmasını istediler. Bütün araştırmaya.

Bize tam anlamıyla güvenemedikleri anlaşılıyor.

Durumu anladığını sanırım. Bu iş iyi idare edilmediği takdirde birkaç Uzaycının başı da kendi hükümetleriyle derde girecek. Onlardan kuşkulanmak istemiyorum, Lije. İyi niyetli olduklarına inanmaya çalışıyorum.

Uzaycıların iyi niyetli olduklarından eminim, müdür bey. Dertleri de bu zaten.

Enderby bir an boş gözlerle Baley'e baktıktan sonra sözlerini sürdürdü. Bir Uzaycıyla birlikte çalışmaya razı mısın, Lije?

Benden istediğiniz iyilik bu mu?

Evet. Senden Uzaycıların ileri sürdükleri bütün şartları göz önüne almanı ve görevi kabul etmeni istiyorum.

Uzaycıyla birlikte çalışacağım, müdür bey.

Teşekkür ederim, Lije. Onun seninle birlikte oturması gerekiyor.Ne? Bir dakika!

Biliyorum, biliyorum. Ama dairen büyük, Lije. Üç oda. Ve sadece bir tek çocuğun var.Uzaycıya evinde yer bulabilirsin. Sana yük olmaz. Kesinlikle olmaz. Bunun böyle olması gerekiyor,

Bu, Jessie'nin hiç hoşuna gitmeyecek. Bunu kesinlikle biliyorum.

Jessie'ye bunu benim için yaptığını söyle. Enderby o kadar heyecanlıydı ki, yerinde duramaz olmuştu. Buna karşılık iş sona erdiği zaman ben de bir, iki derece yükselmen için elimden geleni yaparım. 7 S. olursun, Lije, 7 Si
Baley iskemlesinden kalkacak olduysa da, Enderby'nin yüzündeki ifadeyi fark ederek arkasına yaslandı. Bir şey daha mı var?

Müdür başını salladı. Bir tek şey daha.

Neymiş o?

İş ortağının adı.

Bunun ne önemi var?

Enderby, Uzaycılar garip insanlar, diye mırıldandı. Sana verecekleri iş ortağı... şey değil... şey...
Baley'nin gözleri irileşti. Bir dakika!

Razı olmak zorundasın, Lije. Razı olmak zorunda. Başka çare yok.

O benim dairemde kalacak öyle mi? Onun gibi bîr şey...

Dairende bir dostun olarak kalacak, Lije.

Hayır! Olamaz!

Lije, bu olayda senden başka hiç kimseye güvenemem. Sana her şeyi açık açık anlatmam mı gerekiyor? Uzaycılarla birlikte çalışmak zorundayız. Tazminat gemilerini Arza yaklaştırmamak için başarılı olmamız gerekiyor. Ama istediğimiz gibi çalışmamız da imkânsız. Uzaycılar R.'lerinden birini senin yanına verecekler. İş arkadaşı olarak. O cinayet olayını aydınlattığı, beceriksiz olduğumuzu bildirdiği takdirde mahvoluruz. Biz, bu bölüm. Bunu anlıyorsun değil mi? Onun için sana verilen nazik bir görev. O R.'yle birlikte çalışman gerekiyor. Ama esrarı onun değil, senin çözmen de şart. Anlıyor musun?

Yani onunla yüzde yüz işbirliği yapacak ama o arada gırtlağını da keseceğim. Sırtını elimde bir hançerle sıvazlayacağım. Öyle mi?

Başka ne yapabiliriz? Başka çare var mı?

Lije Baley kararsızca ayağa kalktı. Bilmiyorum, Jessie ne diyecek...

İstersen onunla ben konuşurum.

Hayır, müdür bey. Baley derin derin içini çekti. Ortağımın adı nedir?

R. Daneel Olivaw.

Baley kederle, Gerçeği allayıp pullamaya hiç gerek yok, müdür bey, dedi. Görevi kabul ediyorum. Onun için iş arkadaşımın tam adını da kullanabiliriz; Robot Daneel Olivaw.

Isaac Asimov - Caves of Steel
  Ana Sayfa  |  Yeni Kitaplar  |  Arama  |  Öyküler  |  Yazarlar  |  Sanal Kitaplar  |  Makaleler  
  Bilimsel Yazılar | Ödüller | Forum | Yayınevleri | e-Posta