|
T.M.A.-1 Özel Uçuş
Daha önce defalarca Dünya'dan ayrılmana rağmen, diyordu Dr. Heywood Floyd
kendi kendine, o heyecan asla sıradanlaşmadı. Bir kez Mars'a, üç kez Ay'a,
sayısını bile hatırlayamacağı kadar sık olarak çeşitli uzay istasyonlarına
gitmişti. Yine de, kalkış zamanı yaklaştığında vücudunun gerildiğini
hissediyordu. Yıllardır hep aynı seviyede kalan o şaşkınlık, korku -ve
evet sinirlilik- ile uzayla ilk karşılaşmasını yaşayacak olan beceriksiz
bir dünyalı düzeyine getiriyordu.
Gece yarısı Başkan ile kısa bir görüşme yaptıktan sonra, Washington'dan
ayrılıp buraya kendisini getiren jet şu anda dünya üzerindeki en iyi tanıdığı
ve en heyecan verici manzaraya iniyordu. Uzay Çağı'nın ilk iki kuşağı,
Florida sahilinin yirmi mil kadar içerisine yayılmıştı. Güneyde, sinyal
veren kırmızı uyan ışıklarının çevrelediği Satürnler ve Neptünlerin
dev sinyal köprüleri görünüyordu. Bunlar bu gezegenlere giden yolun
bulunabilmesi için insanoğlu tarafından konulmuş ancak şimdi tarihe karışmışlardı.
Ufuk çizgisinin yakınında, projektörlerin aydınlattığı ışıldayan gümüş
kule. yaklaşık yirmi yıldır ulusal bir anıt ve ziyaret yeri olan Satürn
V'lerin sonuncusuydu. Onun biraz yakınında, insan yapımı bir dağ misali gökyüzüne
yükselen ve hala Dünya üzerindeki en büyük yapı olma özelliğini taşıyan,
inanılmaz hacimdeki Dikey Meclis Binası bulunuyordu.
Ancak bütün bunlar geçmişte kalmıştı ve o şimdi geleceğe doğru uçuyordu.
İnmek üzere hafifçe yana yattığı sırada, Dr. Floyd aşağı baktı ve önce
labirent gibi binaları, sonra da büyük uçak pistini, geniş Florida düzlüğünü
bir yara izi gibi baştan başa yaran birçok rayın bulunduğu dev kalkış
pistini gördü. Pistin sonunda, araçlar ve vinç raylar ile çevrilmiş olan
uzay aracı, ışık havuzunun içinde parıldıyor, yıldızlara yapacağı sıçrama
için hazırlanmış bekliyordu.
Ancak yerde gördüğü acele eden küçücük şekiller, uzay aracının gerçek
boyutlarını anlamasını sağladı. Aracın 'V biçimindeki kanatlan arasındaki
en dar noktanın genişliği altmış metre kadar olmalıydı. Floyd kendi
kendine, biraz inanmayarak -tabii biraz da gururla- o devasa aracın onu beklediğini
söylüyordu. Bildiği kadarıyla ilk kez tek bir kişi ile Ay'a gidilmesi
kararlaştırılmıştı.
Sabahın ikisi olduğu halde, yere inip aydınlatılmış yoldan Orion III uzay
aracına giderken, bir grup muhabir ve kameraman yolunu kesti. Çoğunun siması
tanıdık gelmişti; çünkü Ulusal Uzay Yolculuğu Bilimi Konseyi'nin başkanıydı
ve basın toplantıları hayatının bir parçasıydı. Ancak şimdi basın
toplantısının ne yeri ne de zamanıydı. Ayrıca söyleyecek bir şeyi de
yoktu. Ama iletişim ağının sayın baylarını kırmaması gerekliydi.
'Dr. Floyd? Ben Birleşik Haber Ajansı'ndan Jim Forster. Uçuşunuz hakkında
birkaç şey söyleyebilir misiniz acaba?'
'Çok üzgünüm, hiçbir şey söyleyemem.'
'Ancak bu gece geç saatlerde Başkan'la görüştünüz, öyle değil mi?' diye
sordu tanıdık bir ses.
'Ah, selam Mike. Korkarım boşu boşuna yatağını bırakıp buralara kadar
geldin. Kesinlikle yorum yok.'
'En azından Ay'da bir çeşit salgın başlayıp başlamadığı konusunda bir
şeyler söyleyebilir misiniz?' diye sordu bir televizyon muhabiri. Bu arada ona
yetişmeye çalışıyor ve küçük kamerasıyla Floyd'u uygun bir açıdan
yakalamaya çalışıyordu.
'Üzgünüm' dedi Floyd başını sallayarak.
'Peki ya karantina?' diye sordu başka bir muhabir. 'Ne kadar daha sürecek?'
'Hala yorum yok.'
Kısa boylu ve kararlı bir bayan gazeteci 'Dr. Floyd' diyerek izin istedi ve
devam etti:
'Ay'dan hiçbir şekilde dışarı haber verilmeyişinin muhtemel gerekçeleri
neler olabilir? Bunun siyasi durumla bir ilişkisi var mı acaba?'
'Hangi siyasi durum?' diye sordu Floyd donuk bir tavırla. Gülüşmelerden
sonra biri 'İyi yolculuklar, doktor!' diye seslenirken Dr. Floyd uçuş köprüsünün
kutsal sığınağına ulaşmıştı.
Kabine girdiğinde onu zarif bir hostes karşıladı: 'Günaydın
Dr Floyd. Ben Miss Simmons. Kaptan Tynes ve yardımcı kaptan pilotumuz Kıdemli
Subay Ballard adına gemimize hoş geldiğiniz demek istiyorum.'
Floyd neden hosteslerin robot tur rehberleri gibi konuştuklarını merak
ederek, hafif bir gülümsemeyle 'Teşekkürler' dedi.
Hostes yirmi kişilik boş kabini işaret ederek 'Beş dakika içinde kalkacağız.
İstediğiniz yere oturabilirsiniz, ancak Kaptan Tynes rampa işlemlerini
izlemek isterseniz, ön taraftaki sol koltukta oturmanızı öneriyor.'
'Pekala' diyerek kendisine gösterilen yere geçti. Hostes bir süre onunla
ilgilendikten sonra kabinin arkasındaki bölmesine geçti.
Floyd yerine oturdu. Emniyet kemerini belinden ve omuzlarından geçirerek taktı;
çantasını da yanındaki koltuğa bağladı. Az sonra hoparlörden hostesin
yumuşak sesi geldi. 'Günaydın' dedi Miss Simmons. 'Kennedy'den Uzay İstasyonu
l'e, 3 Numaralı Özel Uçuş.'
Bir tek yolcusu olmasına rağmen bütün işlemleri eksiksiz yerine getirmekte
kararlıydı. Hostes anonsuna devam ederken, Floyd gülümsemekten kendini
alamadı.
'Geçiş süremiz elli beş dakika olacaktır. Maksimum hızlanma oranı iki-gee
olacak ve otuz dakika süresince ağırlık sıfırlanacaktır. Lütfen güvenlik
ışığı yanıncaya dek koltuklarınızı terk etmeyiniz. '
Floyd omzunun üzerinden baktı ve 'Teşekkür ederim' dedi. Hostes ise ona
hafif utangaç ama çekici bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Tekrar arkasına yaslandı ve rahatladı. Hesapladığı kadarıyla bu yolculuk
vergi mükelleflerine bir milyon dolardan fazlaya mal olacaktı. Eğer başarısız
olursa işinden atılırdı. Ama her zaman için üniversiteye dönebilir ve
gezegen oluşumu üzerine yarım kalan çalışmalarına devam edebilirdi.
'Fırlatmaya on beş saniye kaldı. Derin nefes alırsanız kendinizi daha rahat
hissedersiniz.'
Psikolojik ve fizyolojik olarak yerinde bir öneriydi. Floyd ciğerlerini
oksijenle doldurdu. Fırlatma rampası bin tonluk uzay aracını Atlantik üzerinden
fırlattığında, herşeye karşı hazırlıklıydı.
Rampadan ne zaman ayrılıp uçmaya başladıklarını tahmin etmek zordu.Ancak
ne zaman ki roketler şiddetli gürültüsünü birdenbire iki katına çıkardı,
Floyd oturduğu koltuğa daha da gömülmüş olduğunu hissetti.İlk aşama
motorlarının çalışmaya başladığını biliyordu. Pencereden dışarı
bakmak istiyordu ancak başını çevirebilmesi için büyük çaba harcaması
gerekiyordu. Aslında hiç de rahatsız hissetmiyordu kendisini.Hızlanma oranının
basıncı ve motorların dayanılmaz gürültüsü olağanüstü bir uçma
sevinci yarattı içinde.Kulakları çınlıyor, damarlarında kan daha hızlı
dolaşıyor ve Floyd kendini yıllardır hissetmediği kadar canlı
hissediyordu.Yine gençti işte.Bağırarak şarkı söylemek
istiyordu.Kesinlikle bir sorun yoktu, çünkü onu kimse duyamazdı.
Floyd yörüngenin yarısına yakın bir bölümünü aştıklarını ve artık
yalnız olduklarını düşünüyordu.Hız tekrar arttığında üst bölümdeki
roketler ateşlenmiş ve itiş daha düzgün hale gelmişti.Aslında normal yerçekiminden
fazla birşey hissetmiyordu.Ancak yürümek imkansızdı çünkü 'yukarısı'
artık kabının onuydu Yerini terk edecek kadar aptal olsaydı, anında arka
duvara çarpardı.
Biraz rahatsız edici bir histi bu çünkü gemi kuyruğunun üzerinde duruyor
gibiydi Kabının en önünde oturan Hoyd'a göre, bütün koltuklar altındaki
dik duvara sıralanmıştı Şafak sökmek üzereyken, o bu rahatsız edici görüntüye
aldırmamak için elinden geleni yapıyordu.
Birkaç saniye sonra kızıl, pembe, sarı ve mavi ışıklar arasından günün
güçlü beyazlığına hızla geçtiler.Pencereler bu göz kamaştırıcı
ışığı azaltmak için oldukça karartılmış olmasına rağmen, yavaşça
kabine süzülen delici güneş ışınları Floyd'un birkaç dakika etrafını
görememesine neden oldu. Artık uzaydaydı, ancak yıldızları görebilmesine
imkan yoktu.
Elleriyle yüzünü kapadı ve yanındaki pencereden dışarıya bakmaya çalıştı.
Arkaya doğru yatmış geminin kanadı güneş ışınlarıyla birlikte beyaz ve
yakıcı bir metal gibi parlıyordu. Etrafı tamamen karanlıktı ve karanlık yıldızlarla
dolu olmalıydı. Ne var ki onları görmesi olanaksızdı.
Ağırlık giderek azalıyordu Gemi yörüngeye girerken, roketler de hız
kesmeye başladılar Motorların gürültüsü hafif bir uğultuya, sonra bir tıslamaya
dönüştü ve sessizliğe gömüldü.Emniyet kemerleri olmasaydı, Floyd
yerinden fırlardı. Midesi bulanıyordu. On bin mil yani yarım saat kadar önce
kendisine verilen hapların belirtildiği üzere iyi gelmesini umuyordu. Meslek
hayatı boyunca ilk kez bir uzay hastalığına yakalanmıştı ve bu da
yeterliydi.
Pilotun sesi, kabin hoparlöründen geldiğinde sert ve kendinden emindi. 'Lütfen
bütün sıfır-gee talimatlarına uyun. Kırkbeş dakika içinde Uzay İstasyonu
1'e ineceğiz.'
Hostes sağda duran birbirine yakın koltukların olduğu dar koridordan yaklaştı.
Adımları hafif yüzer gibiydi ve ayaklan tutkala bulanmış gibi isteksizce
kalkıyordu yerden Zemin ve tavan boyunca uzanan Velcro halısı üzerindeki açık
sarı çizginin üzerinde yürümeye çalışıyordu. Halı ve ayakkabıların
altı diken gibi birbirine geçen sayısız, küçük kancalarla kaplıydı.
Serbest düşüşteki bu yürüme hilesi ne yapacağını şaşırmış yolcular
için son derece güven vericiydi.
'Çay ya da kahve alır mıydınız, Dr. Floyd' diye sordu hostes hoş bir
sesle.
'Hayır, teşekkür ederim' dedi Dr. Floyd gülümseyerek. Bu plastik içme tüplerinden
birini emmek zorunda kaldığı zaman, kendini bebek gibi hissediyordu.
Çantasını açıp kağıtlarını çıkartırken, hostes hala endişeyle onun
etrafında dolaşıyordu 'Dr Floyd, size birşey sorabilir miyim?' Floyd gözlüklerinin
üzerinden baktı ve 'Elbette' diye karşılık verdi.
Bayan Simmons, kelimelerini dikkatle ölçerek 'Nişanlım Tycho'da jeolog ve
ben bir haftayı aşkın bir zamandır ondan bir haber alamadım' dedi.
'Bunu duyduğuma üzüldüm. Belki üssünden ayrılmıştır ve bağlantı
kurulamıyordur.'
Bayan Simmons başını salladı. 'Üsten ayrılacağı zaman bana hep
bildirirdi. Ve bütün o söylentilerin beni ne kadar endişelendirdiğini
tahmin edersiniz. Ay'da salgın olduğu gerçekten doğru mu'
'Öyle olsa bile paniğe kapılmak için hiçbir neden yok. 98 yılında değişime
uğramış grip virüsü dolayısıyla olan karantinayı bir düşünün. Birçok
insan hastalanmış ama hiç kimse ölmemişti. Gerçekten ancak bu kadarını söyleyebilirim'
dedi kararlı bir şekilde.
Bayan Simmons memnuniyetini bildiren bir gülümsemeyle doğruldu:
'Yine de teşekkür ederim Doktor. Sizi rahatsız ettiğim için özür
dilerim.'
Floyd pek içten olmasa da kibarca 'Pek rahatsız etmediniz' dedi Sonra umutsuz
bir son dakika atağıyla her zamanki birikmiş ve bitmek bilmeyen teknik
raporlarına daldı.
Ay'a ulaştığında bu raporları okuyacak vakti olmayacaktı.
8 - YÖRÜNGESEL BULUŞMA
Yarım saat sonra pilot anons yaptı: 'On dakika içinde bağlantı kuracağız.
Lütfen kemerlerinizi kontrol ediniz.'
Floyd söyleneni yaptı ve kağıtlarını kaldırdı, l 'e yüz mil süren gök
yolculuğu boyunca okumak zordu. Uzay aracı, roketlerin bir anda patlamasıyla
öne arkaya doğru sarsılırken insanın gözlerini kapatıp rahatlamaya çalışması
en iyisiydi.
Bir dakika sonra, sadece birkaç mil ötedeki Uzay istasyonu l'i gördü. İstasyonun
üç yüz metre çapında ve yavaşça dönen disk şeklindeki parlak metal yüzeyi
güneş ışığıyla parıldıyordu. Az ötede, aynı yörüngede seyreden
kanatları geriye doğru yatık olan Titov-V uzay gemisi ve onun hemen yanında
neredeyse bir küre şeklindeki Aries-IB duruyordu. Bu, uzayda rutin işleri
yapmak için kullanılan bir araçtı. Her bir kenarındaki dört kısa ve kalın
bacağı ay inişi sırasındaki sarsıntıyı emiyorlardı.
Orion III uzay aracı, İstasyon'un arkasından Dünya'nın o muhteşem manzarasının
göründüğü daha yüksek bir yörüngeden alçalıyordu. Bulunduğu iki yüz
millik yükseklikten Floyd, Afrika ve Atlantik Okyanusu'nun büyük bir kısmını
görebiliyordu. Her tarafı bulutla kaplı olduğu halde, Altın Sahili'nin
mavi-yeşil çizgilerini hala seçebiliyordu.
Üzerinde iniş kollarının bulunduğu Uzay İstasyonu'nun merkez ekseni, şimdi
yavaşça onlara doğru yüzer gibi geliyordu. Kendisinden ayrıldığı
istasyon'dan farklı olarak bu eksen, dönmüyordu -ya da daha doğrusu
istasyon'un tam aksi yönünde bir açıyla dönüyordu. Böylece konuk uzay araçları
ona kenetlenebiliyor, yolcu ve kargo transferi talihsiz bir kaza olmadan gerçekleştiriliyordu.
Gemi ve İstasyon belli belirsiz bir sarsıntıyla
kenetlendiler. Dışarıda metalik sürtünme sesleri ve basınç eşitlenirken
havanın çıkardığı ıslığa benzer sesler duyuluyordu.
Birkaç saniye sonra hava bölmesinin kapısı açıldı. Neredeyse Uzay İstasyonu
personelinin üniforması olmuş hafif, dar bir pantolon ve kısa kollu gömlek
giymiş bir adam kabine girdi.
'Tanıştığıma memnun oldum Dr. Floyd. Ben İstasyon Güvenliği'nden Nick
Miller. Mekik ayrılana dek sizinle ilgilenmekle görevlendirildim.'
Tokalaştıktan sonra Floyd hostese döndü ve 'Lütfen Kaptan Tynes'a selamlarımı
ve bu başarılı uçuş için teşekkürlerimi iletin. Belki eve dönüşte
yine karşılaşırız' dedi.
Bir yıldan fazla bir zamandır ağırlıksız bir ortamda bulunmamıştı ve
tekrar uzayda yürüme alışkanlığını kazanması biraz zaman alacaktı. Bu
yüzden oldukça dikkatli bir şekilde ellerini kullanarak kendini hava bölmesinden
dışarıya, Uzay İstasyonu'nun eksenindeki geniş ve yuvarlak odaya itti.
Yerleri özel maddelerle kaplanmış ve duvarlarında tutamakları bulunan bir
odaydı. Oda, İstasyon'un dönüş hızına eşitlenene kadar dönmeye başladığında,
Floyd bu tutamaklardan birini sıkıca kavradı.
Oda hızlandıkça çekim kuvvetinin o belli belirsiz parmaklan onu yakaladı ve
Floyd yavaşça yuvarlak duvara doğru sürüklenmeye başladı. Artık sihirli
bir şekilde dalgalanmaya başlayan zeminde ayakta durabiliyor, dalgaların içindeki
bir yosun gibi ileri geri sallanıyordu. Dönen İstasyon'un merkezkaç kuvveti
onu etkisi altına almıştı. Durduğu yer eksenin yakınında olduğu için
bunun etkisi azdı, ancak eksenden uzaklaştıkça etki sürekli olarak artacaktı.
Miller'ı izleyerek merkezi geçiş odasından çıktı ve dönen merdivenlerden
indi. Önceleri ağırlığı o kadar azdı ki Trabzonlara tutunarak kendini aşağıya
doğru itmek zorunda kaldı. Dönen büyük diskin dışındaki kısımda
bulunan yolcu salonuna ulaşır ulaşmaz ,normal olarak hareket edebildiği bir
ağırlığa kavuştu.
Yolcu salonu, buraya son gelişinden beri değişmiş, birkaç yeni olanak daha
eklenmişti. Her zamanki sandalyeler, küçük masalar, lokanta ve postanenin dışında
bir kuaför, eczane, sinema salonu ve hediyelik eşya satan bir dükkan açılmıştı.
Burada ay ve gezegen manzaralarının fotoğrafları, diaların yanında Luniks,
Rangers ve Surveyors'ın gerçek olduğu garantilenen birkaç görüntü, özenle
plastik çerçevelere yerleştirilerek fahiş fiyatla satılıyordu.
'Beklerken size içecek bir şeyler getirmemi ister misiniz' diye sordu Miller
ve ekledi 'Otuz dakikaya kadar yanaşmış olacağız.'
'İki şekerli sade bir kahve içebilirim. Ayrıca telefonla Dünya'yı aramak
istiyorum.'
'Tabii Doktor. Ben kahvenizi getireyim, telefonlar işte şurada.' Pitoresk
telefon kulübeleri 'ABD BÖLÜMÜNE HOŞ GELDİNİZ' VE 'SOVYET BÖLÜMÜNE HOŞ
GELDİNİZ' levhalarının bulunduğu iki girişli bariyerden yalnızca birkaç
metre ötedeydi. Bunların altlarında İngilizce, Rusça, Çince, Fransızca,
Almanca ve İspanyolca bazı duyumlar vardı:
'LÜTFEN ŞUNLARI HAZIR BULUNDURUN:
Pasaport, vize, sağlık raporu, geçiş izni belgesi, ağırlık belgesi.'
Bariyerleri geçer geçmez hangi ülkeden gelmiş olurlarsa olsunlar, bütün
yolcuların tekrar aynı yerde toplanması hoş bir semboldü. Yapılan ayrım
ise sadece idari amaçlıydı.
Floyd telefon kulübesinden uzaklaşmaya çalıştı ancak çok geçti. Floyd'u
çoktan farketmişti. Sovyet Bölümü çıkışından, SSCB Bilim Akademisi üyesi
Dr. Dimitri Moisewitch ona doğru geliyordu.
Dimitri Floyd'un en iyi arkadaşlarından biriydi. İşte tam da bu yüzden,
burada şimdi konuşmak istediği son kişiydi.
9 - AY MEKİĞİ
Rus astronom sarışın, uzun boylu ve zayıf biriydi Yüzünde tek bir kırışık
olmayışı onun elli beş yaşında olduğu gerçeğini yalanlıyordu Son on yılını
Ay'ın en uzak tarafında iki bin millik bir kaya kütlesiyle Dünya'nın
elektronik yoğunluğundan kocaman dev radyo gözlem evini inşa etmekle geçirmişti.
Sertçe tokalaşarak 'Selam Heywood' dedi 'Ne kadar da küçük bir evren değil
mi' Nasılsın' Sevimli çocukların nasıl'
'Biz iyiyiz dedi Floyd samimi bir sesle, ancak aklı başka yerdeydi 'Sık sık
geçen yaz sizinle geçirdiğimiz güzel günlerden bahsediyoruz ' Daha içten
konuşamadığı için çok üzgündü Dimitri'nin Dünya'ya yaptığı
ziyaretlerin birinde onunla Odessa da bir haftalık tatil yapmışlardı
Ya sen? Umarım yukarı gidiyorsundur ha' diye sordu Dimitri.
Şey, evet. Yarım saat içinde kalkıyoruz.Mr. Milleri tanıyor musun''
Güvenlik Görevlisi uygun bir uzaklıkta, elinde kahve dolu bir plastik bardak
ile bekliyordu
Tabi tanıyorum Ama lütfen elinizdekini bırakın Mr.Miller Bu, Dr Floyd'un iyi
bir içki içmek için son şansı, bunu harcamayalım. Hayır ısrar ediyorum.
Dimitri'yi takıp ederek ana salondan gözlem evi bölümüne geçtiler. Az
sonra loş ışıkların altında hareket eden yıldızların panoramasını
seyrediyorlardı.Uzay istasyonu l, dakikada bir dönüş yapıyordu.Bu yavaş dönüşün
oluşturduğu merkezkaç kuvveti Ay'ınkıne eşit, yapay bir yerçekimi yaratıyordu.Keşfedilen
bu olay, Dünya'nın yerçekimiyle, yerçekimsiz ortam arasında iyi bir uzlaşmaydı.Dahası,
Ay'a alışmış yolcuların yerçekimsiz ortama uyum sağlamalarına şans tanıyordu.
Neredeyse görünmeyen pencerelerin dışında Dünya ve yıldızlar sessizce geçit
törenlerini yapıyorlardı.O sırada, İstasyon'un o yüzü güneşe dönük değildi
Öyle olsaydı, salon güneş ışığıyla kavrulacağından, dışarı bakmak
mümkün olmayacaktı.Bu haliyle, Dünya'nın parıltısı gökyüzünün yarısını
ısıtıyor ve en parlak yıldızlar dışında hepsini yutuyordu.
Ancak istasyon, Dünya'nın geceyi yaşayan tarafına doğru yörüngesini
izlerken, Dünya ışıltısını kaybetmeye başladı Birkaç dakika sonra şehir
ışıklarının pırıltısının görülebildiği büyük, karanlık bir
yuvarlağa dönüşecekti Ve gökyüzü yıldızlara kalacaktı.
Dimitri ilk kadehini çabucak bitirmiş ve ikincisini yudumlarken 'Şimdi ABD bölümündeki
salgın söylentileri de neyin nesi' Bu yolculuk sırasında oraya gitmek
istedim. 'Hayır Profesör.Üzgünüz ama bir sonraki emre kadar orası sıkı
bir karantinaya alındı' dediler. Herşeyi denedim ancak yararı olmadı. Şimdi
sen anlat bakalım, neler oluyor' dedi.
Floyd içinden homurdandı. İşte yine başlıyoruz. Ay'a giden şu mekiğe ne
kadar çabuk binersem, o kadar çok mutlu olacağım, diye düşündü
'Karantina tamamen bir güvenlik önlemi' dedi dikkatle. 'Önemli bir şey olup
olmadığından bile emin değiliz, ama şansa bırakmamamız gerekiyor.'
'Peki ama hastalık neymiş? Belirtileri nelermiş? Dünya dışı birşey
olabilir mi? Bizim sağlık hizmetlerimizden yardım ister misiniz?'
'Üzgünüm Dimitri. Şu aşamada lıiçbir şey söylemememiz emredildi.
Teklifin için teşekkürler ama biz halledebiliriz.'
Moisewitch pek ikna olmamışçasına ''Hımmm' dedi.
'Senin, yani bir astronomun Ay'daki salgını araştırmak için oraya gönderilmesi
bana biraz tuhaf geliyor.'
'Ben eski bir astronomum. Gerçek bir araştırma yapmayalı yıllar oldu. Şimdi
ise bilim uzmanıyım; bu da herşey hakkında hiçbir şey bilmediğim anlamına
gelir,'
'O halde T.M.A.-1'in ne anlama geldiğini de biliyorsundur?'
Miller içkisini içerken boğulacak gibi oldu;ancak Floyd daha sakindi Eski
arkadaşının gözlerinin içine baktı ve sakince 'T.M A.-l mi dedin? Ne garip
bir ifade bu? Nereden duydun?'
'Boşver' dedi Rus 'Beni kandıramazsın. Ancak beceremeyeceğin bir işe kalkışırsan
çok geç olmadan yardım isteyeceğini umarım.'
Miller imalı bir şekilde saatine baktı.
'Binmek için beş dakikamız var, Dr. Floyd' dedi. 'Sanırım gitsek iyi
olacak.'
Daha yirmi dakikaları olduğunu bildiği halde Floyd aceleyle ayağa kalktı. O
kadar hızlı hareket etti ki, altıda birlik yerçekimini unutuverdi. Neyse ki
tam zamanında masaya tutundu da uçmaktan kurtuldu.
'Seni görmek güzeldi Dimitri' dedi ancak pek içten değildi. 'Dünya'ya
giderken iyi bir yolculuk geçirirsin umarım. Geri döner dönmez seni ararım
'
Salonu terkedip ABD bariyerinde durduklarında Floyd 'Oh! Ucuz atlattık. Beni
kurtardığınız için teşekkürler' dedi.
'Biliyorsunuz Doktor' dedi Güvenlik Görevlisi, 'Umarım haklı değildir'
'Ne konuda haklı olmamasını umuyorsun?'
'Beceremeyeceğimiz bir işe kalkışmak konusunda...'
'Ben de bunu anlamak için buradayım' dedi Floyd kararlı bir tavırla.
Kırk beş dakika sonra Aries-lB ay taşıyıcısı istasyon'dan ayrıldı.Dünya'dan
kalkışta yaşanan şiddet ve gürültüden eser yoktu.Yalnızca alçak itiş güçlü
plazma jetleri çok uzaklarda elektrikli sıvılarını patlatırken belli
belirsiz bir ıslık sesi duyuldu. Hafif kalkış on beş dakikadan fazla surdu
ve dengeli hızlanma oranı kabinde hareket etmeyi engellemeyecek hızdaydı.
Ancak kalkış tamamlandığında gemi istasyon'la birlikte olduğundaki gibi Dünya
ile bağlantılı değildi artık.Yerçekiminden kurtulmuş kendi yörüngesinde
güneşin etrafında dönen özgür ve bağımsız bir gezegene dönüştü.
Floyd'un tek bulunduğu kabın otuz kişi için hazırlanmıştı.Etrafındaki bütün
o boş koltukları görmek erkek ve kadın hosteslerin üstüne üstlük
pilotun, yardımcı pilotun ve iki mühendisin ona karşı olan ilgisi oldukça
garipti ve kendini yalnız hissettirdi.Floyd tarihte bu kadar ayrıcalıklı bir
hizmet daha gören biri olduğundan şüpheliydi ve gelecekte de herhangi birine
böyle davranılması pek olası değildi Pek tanınmış olmayan papalardan
birinin sözlerini hatırladı 'Ee madem Papalık bizde şimdi tadını çıkaralım
' Evet Floyd da yolculuğun tadını çıkaracak ve ağırlıksız olmanın
verdiği coşkuyu tadacaktı. Yerçekiminin kaybıyla en azından bir süre sıkıntılarından
kurtulmuştu. Birileri bir zamanlar, uzayda insan dehşete düşebilir ama endişelenmez
demişti.Bu kesinlikle doğruydu.
10 - CLAVİUS ÜSSÜ
Yüz elli millik çapı ile Clavius, Ay'ın görülen yüzündeki ikinci büyük
kraterdir. Güney Dağlık Bölgesi'nin ortasında bulunur. Oldukça yaşlıdır;
yüzyıllar süren volkanik faaliyetler ve meteor yağmurları duvarlarında
derin izler bırakmış ve yüzeyi çiçek bozuğu gibi çukurlarla doludur.
Krater oluşumunun son döneminden bu yana -ki hala astroid bölgesinden gelen
kaya parçaları daha içteki gezegenlere çarpmaktadır- burası yarım milyar
yıldır huzuru tanımaktadır.
Şimdi ise yüzeyinde ve yeraltında, yeni ve garip faaliyetler oluyordu, çünkü
insanoğlu burada, Ay'da, ilk kalıcı üssünü kuruyordu. Clavius Üssü acil
bir durumda kendi kendine varlığını sürdürebilirdi. Yaşamak için gerekli
olan herşey buradaki kayaların ezilmesi, ısıtılması ve kimyasal işlemlerden
geçirilmesiyle elde ediliyordu. Hidrojen, oksijen, karbon, nitrojen, fosfor ve
diğer birçok element, eğer doğru yerde aranırsa, Ay'da bulunabiliyordu.
Üs, kapalı bir sistemdi; hayatın tüm kimyasal maddelerini yeniden dönüştüren,
çalışan küçük bir Dünya modeli gibiydi. Atmosfer, Ay yüzeyinin hemen altına
gömülmüş, büyük, yuvarlak bir oda şeklindeki 'sera'da arıtılıyordu.
Geceleri yoğun ışıklar, gündüzleri ise filtreden geçmiş güneş ışınları
ile yüzlerce dönüm yeşil bodur bitki, ılık ve nemli atmosferde yetişebiliyordu.
Bunlar havayı yeniden oksijenle doldurmak ve yan ürün olarak besin elde etmek
amacıyla özel bir değişime tabi tutularak yetiştirilen bitkilerdi.
Kimyasal işlem sistemleri ve su yosunları kültürü ile daha çok besin üretilebiliyordu.
Metrelerce şeffaf plastik tüpün içinde dolaşan, küle benzeyen yeşil bir
madde ağzının tadını bilen birinin pek hoşuna gitmezdi; biyokimyagerler bu
küfü sadece bir uzmanın, gerçeğinden ayırt edebileceği pirzola ve bifteğe
dönüştürebilirlerdi.
Üssün personeli, Dünya'dan ayrılmadan önce titizlikle seçilmiş ve sıkı
bir eğitimden geçirilmiş bin yüzü erkek, altı yüzü kadın bilim adamı
ve teknisyenden oluşuyordu. Ay'da yaşam, artık eski günlerdeki gibi güçlükler,
olumsuz koşullar ve her an ortaya çıkabilen tehlikelerden hemen hemen
kurtulmuştu, ancak hala psikolojik olarak yıpratıcıydı ve kapalı yer
korkusu olanlar için pek uygun değildi. Sert kaya ya da sıkıştırılmış
lavlardan geniş bir yeraltı üssü oluşturmak hem çok pahalı hem de zaman
alıcı bir iş olduğundan, standart bir 'tek kişilik modül' sadece 1.8 metre
genişliğinde, 3 metre uzunluğunda ve 2.4 metre yüksekliğinde bir odaydı.
Her oda güzel bir şekilde döşenmişti; öyle ki açılıp kapanan kanepesi,
televizyonu, küçük müzik seti ve görüntülü telefonuyla lüks bir motel
odasını andırıyordu.Dahası, basit bir iç mimari hilesiyle, düğmeye basıldığında
yekpare duvarlardan biri gerçeğine yakın Dünya görüntüleri sunuyordu.
Sekiz görüntü seçeneği vardı.
Bu lüks tarz, Üsse özgüydü ancak Dünya'da yaşayanlara bunun gerekliliğini
açıklayabilmek bazen güç oluyordu. Clavius'taki her erkek ve kadın
personelin eğitimi, ulaşımı ve barındırılması tam yüz bin dolara mal
oluyordu. Ancak zihin sağlıklarını sağlamak için biraz daha harcamaya değerdi.
Bu, sanat için sanat değil, akıl sağlığı için sanattı.
Üsteki -ve genel olarak Ay'daki- yaşamın cazip yanlarından biri hiç şüphesiz
insanı iyi hissettiren düşük yerçekimiydi. Tabii bunun da tehlikeleri vardı
ve Dünya'dan gelen birinin yerçekimine alışması birkaç haftayı buluyordu.
İnsan bedeni Ay'da tamamen yeni bir dizi refleks öğrenmeliydi. İnsanoğlu
ilk kez kütle ile ağırlık arasındaki farkı algılayabiliyordu.
Dünya'da doksan kilo olan bir insanın Ay'da sadece 15 kilo geldiğini
farketmesi epey mutluluk verici olabilir. Sabit bir hızla düz bir şekilde yüründüğünde,
insan kendini yüzüyormuş gibi hissedebilir. Ancak yön değiştirmeye, köşelerden
dönmeye ya da durmaya çalıştığında, hala doksan kiloluk kütle veya süreduruma
sahip olduğunu fark edecektir. Çünkü ister Dünya'da, ister Ay'da, isterse Güneş'te
ya da uzay boşluğunda olsun bu ağırlık sabittir ve değiştirilemez. Bu yüzden
Ay'da yaşamaya tamamen alışılmadan önce, her cismin, gerçek ağırlığının
altı katı oranında yavaş hareket ettiğinin öğrenilmesi gerekiyordu. Bu da
ancak sayısız çarpışma ve sert darbeler atlatıldıktan sonra öğrenilirdi
ve çoktan beri Ay'da yaşayanlar, yeni gelenler ortama alışana dek onlardan
uzak dururlardı.
Clavius Üssü atölyeleri, büroları, depolan, bilgisayar merkezi, jeneratörleri,
garajı, mutfağı, laboratuarları ve besin işlem santraliyle minyatür bir Dünya'ydı.
Ancak ironik biçimde, bu yeraltı imparatorluğunun inşasında kullanılan birçok
teknik, Soğuk Savaş'ın son elli yılı boyunca geliştirilmişti.
Geliştirilmiş füze üretimi sitesinde çalışmış herhangi biri, Clavius üssünde
kendi evinde gibi hissedebilirdi.Yeraltı yaşam tarzı, gerekli araçlar ve vahşi
çevreye karşı korunma yolları Ay'da da aynıydı. Ancak burada bunlar barış
amaçlı kullanılırdı. En sonunda on bin yıl sonra insanoğlu savaş kadar
heyecan verici birşey bulmuştu. Ne yazık ki bütün uluslar henüz bu gerçeğin
farkına varamamışlardı.
İnişten önce müthiş büyük görünen dağlar, dik kıvrımları olan Ay
ufkunun altında gizemli bir şekilde gözden kaybolmuşlardı. Uzay aracı, Dünya'nın
eğik ışığıyla aydınlanan geniş ve gri bir düzlükte duruyordu. Gökyüzü
tabii ki kapkaraydı; ancak gözler yüzeyin pırıltısından korunmadığı
takdirde yalnızca en parlak yıldızlar ve gezegenler görülebiliyordu.
Vinçler, ağır yük asansörleri, bakım kamyonları gibi birçok garip araç
Aries 1B uzay gemisine doğru ilerliyordu. Bu araçların bazıları otomatik,
bazıları ise küçük basınç kabinlerindeki sürücüler tarafından kullanılan
araçlardı. Ancak birçoğu balon tekerlekler ile hareket ediyorlardı. Çünkü
geniş düz arazi hiçbir ulaşım zorluğu yaratmıyordu. Bunun yanında bir
tankerin, Ay'da ulaşım için en iyi çok-amaçlı araç olduğunu kanıtlayan
garip, esnek tekerlekleri vardı. Her biri bağımsız olarak yükselip alçalan
ve daire biçiminde düzenlenmiş bir dizi düz tabaka vardı.
Esnek-tekerler, kendisinden üretildiği paletli traktörün birçok avantajlarına
sahipti. Bunlar şeklini ve çapını üzerinde hareket ettiği araziye göre
ayarlayabilir ve paletli traktörden farklı olarak, birkaç bölümü eksik
olsa bile çalışmaya devam edebilirdi.
Kalın bir fil hortumuna benzeyen uzatma tüpünün takılı olduğu küçük
bir otobüs şimdi uzay aracına doğru istekli bir şekilde ilerliyordu. Birkaç
saniye sonra dışarıdan darbe ve sarsıntı hissedilmeye başladı. Daha sonra
bağlantı sağlandığında ve basınç eşitlendiğinde havanın tıslaması
duyuldu. Hava bölmesinin iç kapısı açıldı ve karşılama heyeti içeriye
girdi.
Heyetin başında Güney Eyaleti yöneticisi Ralph Halvorsen bulunuyordu. Güney
Eyaleti sadece üssü değil, onun için çalışan bütün araştırma kollarını
da içine alıyordu. Onun yanında, Floyd'un daha önceki ziyaretlerinden tanıdığı,
hafif kır saçlı bir jeofizikçi olan yetkili bilim adamı Dr. Roy Michaels da
vardı. Ayrıca birçok üst düzey bilim adamı ve yönetici vardı. Floyd'u sıkıntılarından
kurtulmak üzere olmanın verdiği rahatlık içinde saygıyla selamladılar. Üst
düzey yöneticiden en alt rütbedekine kadar hepsinin endişelerinin birazını
hafifletmek için sabırsızlandıkları açıktı.
'Bizimle olduğunuza çok sevindik Dr. Floyd' dedi Halvorsen. 'Yolculuğunuz iyi
geçti mi?'
'Mükemmeldi' diye karşılık verdi Floyd. 'Daha iyisi olamazdı. Mürettebat
bana çok iyi baktı.'
Otobüs uzay aracından uzaklaşmaya başladığında nezaketin gerektirdiği
her zamanki kısa konuşmalardan birini yaptılar ancak söze dökülmeyen bir
anlaşma ile kimse onun ziyaretinin amacından bahsetmedi. İniş alanından
üç yüz metre kadar yol aldıktan sonra, otobüs büyük bir tabelanın önünde
durdu.
|
CLAVIUS ÜSSÜNE HOŞGELDİNİZ
ABD UZAY MÜHENDİSLİĞİ A.Ş.
1994 |
Otobüs daha sonra bir geçitten geçerek hızla yeraltına indi. Önlerinde büyük
bir kapı açıldı ve arkalarından kapandı. Aynı şey ikinci ve üçüncü
defa oldu. Son kapı da kapandığında hava şiddetli bir şekilde uğuldamaya
başladı. Bir kez daha atmosfere, üssün açık alanına çıkmışlardı.
Boru ve kablolarla döşenmiş, ritmik darbe ve gümbürtülerin yankılandığı
tüneldeki kısa bir yürüyüşten sonra yönetim bölgesine ulaştılar. Floyd
kendini yeniden daktiloları, büro bilgisayarları, asistan kızlar, duvar
haritaları ve çalan telefonlarıyla tanıdık bir ortamda buldu. Üzerinde 'MÜDÜR'
yazılı kapının önünde durduklarında, Halvorsen diplomatik bir sesle 'Dr.
Floyd ve ben, birkaç dakika içinde toplantı salonunda olacağız' dedi.
Diğerleri başlanın sallayıp onayladıktan sonra koridordan aşağı doğru yürüdüler
Ancak Halvorsen, Floyd'u bürosuna sokmadan önce birden kapı açıldı ve küçük
bir karaltı Müdür'e doğru atıldı.
'Baba Yukarıya çıkmışsın. Ama beni de alacağına söz vermiştin'
'Tamam Diana' dedi Halvorsen, sabırsız ama şefkatli bir sesle 'Mümkün
olursa götürebileceğimi söylemiştim yalnızca Ancak Dr Floydu ağırlamakla
meşgulüm. Kendisinin elini sık, Dünya dan az önce geldi'
Küçük kız yumuşacık elini uzattı Floyd a göre sekiz yaşlarında olmalıydı
Yüzü sanki tanıdık gibi geliyordu.
Bu arada Floyd, müdürün merak dolu bir gülümsemeyle ona baktığını
farketti. Birden bunun nedenini hatırlayıverdı.
'İnanamıyorum' dedi hayretle. Buraya son geldiğimde o sadece bir bebekti'.
'Geçen hafta dördüncü yaş gününü kutladık' diye gururla karşılık
verdi Halvorsen 'Bu düşük yerçekiminde çocuklar çok hızlı büyüyor, ama
yaşları çabuk ilerlemiyor.Bizden çok daha uzun yaşayacaklar'
Floyd kendinden emin küçük hanıma büyülenmiş bir şekilde bakakaldı. Kızın
zarif duruşunu ve oldukça nazik kemik yapısını hemen farketti.'Seni tekrar
görmek çok güzel Diana' dedi.
Belki merak, belki de kibarlık, onu bir şeyler daha söylemeye itti 'Dünya'ya
gitmek ister miydin'
Gözlerini şaşkınlık içinde kocaman açtı ve başını iki yana salladı.
'Orası berbat bir yer. Düştüğün zaman canın acıyor.Ayrıca çok da
kalabalık '
Uzayda doğanların ilk kuşağı bu diye düşündü Floyd. Gelecek yıllarda
sayıları daha da artacaktı. Bu düşüncede biraz hüzün olduğu kadar büyük
bir umut da vardı.Dünya güvenli bir hale getirilip huzurlu ve belki biraz da
yorulmuş bir yer olduğunda, özgürlük aşıkları, kararlı öncüler ve
yorulmaz maceracılar için hala araştırılabilecek bir yerler olacaktı.Ancak
balta, silah, kano ve araba gibi aletler değil, nükleer güç santralı,
plazma üretim merkezlen ve hidrofonik çiftlikler kullanıyorlardı.Tüm
anneler gibi, Dünyanın da çocuklarına elveda diyeceği zaman hızla yaklaşıyordu.
Tehdit ve söz verme karışımı bir edayla Halvorsen kararlı kızından
kurtulmayı başardı ve Floyd'u bürosuna aldı Müdür odası yalnızca beş
metrekare olmasına rağmen, yılda elli bin dolar kazanan bir bölüm başkanının
konumuna yakışır şekilde döşenmişti.Duvarlardan birini, aralarında ABD
Başkanı ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin de bulunduğu önemli
politikacıların imzalı fotoğrafları süslerken, diğer duvarlar ünlü
astronotların imzalı fotoğraflarıyla doluydu.
Floyd rahat birden koltuğa oturdu ve kendisine Ay biokimya laboratuarlarının
ürettiği 'şarap'tan bir bardak ikram edildi. İhtiyatla şarabından bir
yudum alıp beğeniyle başını salladıktan sonra 'Nasıl gidiyor Ralph?' diye
sordu Floyd.
'Fena değil' diye karşılık verdi Halvorsen . 'Yine de oraya gitmeden önce
bilmen gereken bir şey var'.'Nedir o?'
'Şey, sanırım bunu ahlakı bir sorun olarak açıklayabiliriz' dedi Halvorsen
derin bir nefes alarak 'Eee'
'Henüz pek ciddi değil ama hızla ciddileşiyor '
'Haberleşmenin kesilmesi olayı ' dedi Floyd normal bir ses tonuyla.
'Doğru' diye karşılık verdi Halvorsen 'Halkım giderek sinirlenmeye başlıyor
Ne de olsa çoğunun Dunya'da aileleri var ve onlar buradakilerin ay vebasından
olduğunu düşünüyor olabilirler '
'Buna çok üzüldüm' dedi Floyd 'Ancak kimse daha iyi bir hikaye bulamazdı ve
şu ana kadar işe yaradı.Bu arada, Uzay istasyonunda Moisewitch ile karşılaştım
ve o bile inandı' 'Güzel, bu Güvenliği sevindirecektir ' 'Çok sevinmeseler
iyi olur TMA-l'ı duymuş, söylentiler yayılmaya başladı. Ancak bu lanet
olası şeyin ne olduğunu anlamadan ve bu işin arkasında Çinli dostlarımızın
olup olmadığını öğrenmeden herhangi bir açıklama yapamayız'
'Dr.Michaels buna bir çözüm bulduğunu düşünüyor.Bunu size söylemek için
sabırsızlanıyor '
Floyd bardağındaki şarabı bitirerek 'Ben de onu dinlemek için sabırsızlanıyorum
Haydi gidelim' dedi
11 - ANORMALLİK
Toplantı, yüz kişiyi rahatlıkla alabilecek genişlikte dikdörtgen bir
salonda yapıldı.Salon, en son optik ve elektronik göstergelerle donatılmış
mükemmel bir konferans salonunu andırıyordu.Ancak duvarlardaki sayısız
poster, büyük fotoğraflar, notlar ve amatör resim çalışmaları buranın
aynı zamanda yerel kültür merkezi olduğunu gösteriyordu.Floyd'u en çok şaşırtan
şey ise dikkatle düzenlendiği belli olan bir dizi uyarı işareti oldu.
|
LÜTFEN ÇİMLERE BASMAYINIZ.
ÇİFT RAKAMLI GÜNLERDE PARK ETMEK YASAKTIR.
SİGARADAN UZAK DURUNUZ.
PLAJA GİDER.
HAYVAN SÜRÜSÜ ÇIKABİLİR.
YAVAŞ DÖNÜŞ YAPINIZ.
LÜTFEN HAYVANLARA YEM VERMEYİNİZ.
|
Eğer bunlar gerçekse -ki kesinlikle öyleydiler- Dünya'dan
buraya getirilmeleri küçük bir servete mal olmuş olmalıydı. Bütün
bunlardan dokunaklı bir meydan okuma seziliyordu. Bu düşman dünyada bile
insanoğlu geride bırakmak zorunda kaldığı, çocuklarınınsa asla
bilemeyecekleri şeyler hakkında hala şaka yapabiliyorlardı.
Kırk, elli kişilik bir kalabalık Floyd'u bekliyordu. Floyd Müdür'ün ardından
salona girdiğinde herkes kibar bir şekilde ayağa kalktı. Tanıdık birkaç
sima ile selamlaştıktan sonra Floyd Halvorsen'e fısıldadı: 'Brifingden önce
birkaç şey söylemek istiyorum.'
Floyd ön sıralarda bir yere otururken Müdür kürsüye çıkarak
dinleyicilere gözaltı.
'Bayanlar baylar' diye başladı Halvorsen. 'Bunun çok önemli bir an olduğunu
sanırım söylememe gerek yok. Dr. Heywood Floyd'un bizimle olmasından sevinç
duyuyoruz. Hepimiz onu ismen tanıyoruz ve birçoğumuz kendisiyle bizzat tanışmıştır.
Dünya'dan buraya gelmesi için özel bir uçuş gerçekleştirildi. Ve toplantıdan
önce size söyleyecek birkaç sözü olacak. Dr. Floyd. '
Floyd nazik alkışlar eşliğinde kürsüye yürüdü. Yüzünde bir gülümsemeyle
dinleyicilere baktıktan sonra söze başladı. 'Teşekkür ederim. Yalnızca şunu
söylemek istiyorum. Başkan, önemli çalışmalarınızın verdiği
memnuniyeti iletmemi istedi benden. Umuyoruz ki çok yakında Dünya bu çalışmaların
önemini kabul edecektir. Şunu kesinlikle biliyorum ki' diye dikkatle devam
etti Floyd, 'bazılarınız -belki de çoğunuz- şu anki gizlilik perdesinin
bir an önce kaldırılmasını istiyor. Aksini düşünseydiniz zaten bilim
adamı olamazdınız.'
Bir an için gözleri Dr. Michaels'a takıldı. Hafifçe çattığı kaşlarının
buruşturduğu yüzünde, büyük bir olasılıkla uzayda geçirdiği bir
kazadan kalan sağ yanağındaki uzun yara izi belirginleşmişti. Jeologun, 'hırsız
polis saçmalığı' olarak adlandırdığı bu duruma şiddetle karşı çıktığının
farkındaydı.
'Ancak size şunu hatırlatmalıyım ki' diye devam etti Floyd, 'bu oldukça olağandışı
bir durumdur. Gerçeklerden tam olarak emin olmalıyız. Eğer şimdi hata
yaparsak ikinci bir şansımız olmayabilir. Bu yüzden biraz daha sabırlı
olun. Bunlar Başkan'ın da istediği şeyler. Söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi
raporunuzu dinlemeye hazırım.'
Floyd yerine oturdu. Müdür, 'Çok teşekkürler Dr. Floyd' dedi ve pek de
nazik olmayan bir şekilde.Baş Bilim Adamı'na başıyla işaret etti. Başlama
işaretiyle birlikte Dr. Michaels kürsüye doğru ilerledi ve ışıklar söndü.
Ekrana Ay'ın bir fotoğrafı yansıdı. Yassı yuvarlağın tam ortasında göz
alıcı ışınlar yayan parlak beyaz bir krater ağzı görünüyordu. Sanki
Ay'ın yüzeyine biri bir çuval dolusu un serpmiş ve un her yana dağılmış
gibiydi.
Merkez krateri göstererek 'Bu dikey fotoğrafta görüldüğü üzere' dedi
Michaels ve devam etti:
'Tycho, Dünya'dan görüldüğünden çok daha belirgin; Dünya'dan bakıldığında
Ay'ın kenarına oldukça yakın bir uzaklıkta görülür. Ama bu açıdan
incelendiğinde, yani bin mil yukarıdan direkt olarak aşağı bakıldığında,
bütün bir yarı küreyi nasıl da kapladığını göreceksiniz.'
Floyd'un tanıdık bir nesnenin alışılmadık görüntüsünü incelemesine
izin vererek devam etti. 'Geçen yıldan beri, düşük seviyeli bir uydudan bu
bölgenin manyetik araştırmasını sürdürüyorduk. Araştırma geçen ay
tamamlandı. Ve işte sonuç: Bütün sorunları başlatan bir harita'
Ekranda başka bir resim belirdi. Deniz seviyesinden yüksekliği değil de
manyetik yoğunluğu göstermesine rağmen, bir izohips haritasına benziyordu.
Haritanın birçok yerinde çizgiler engebeli olsa da birbirine paraleldi ve
aralıklıydı.Yalnız haritanın bir köşesinde bu çizgiler birden birleşiyor
ve sanki bir kütüğün budak yerini gösteren bir çizim gibi tek merkezli iç
içe dairelerden oluşuyordu.
Eğitimsiz bir göz bile, Ay'ın bu bölgesindeki manyetik alanda bir gariplik
olduğunu fark edebilirdi. Haritanın alt köşesinde büyük harflerle şöyle
yazılıydı: TYCHO MANYETİK ANORMALITESİ-1 (TMA-1). Sağ üst köşede ise 'GİZLİDİR'
damgası vardı.
'İlk önce bir manyetik kayanın yüzeye vuran etkisi olabileceğini düşündük,
ancak jeolojik bulgular bu fikrimizi çürüttü. Ayrıca nikel demir karışımı
bir meteorit bile bu kadar yoğun bir manyetik alan oluşturamazdı Bu yüzden
gidip bakmaya karar verdik.
'Gönderilen ilk grup hiçbir şey bulamadı. Oldukça ince bir ay tozu tabakasıyla
kaplanmış, her zamanki düzeyinde bir araziydi görülen İncelemek üzere çekirdek
örneği almak için manyetik alanın tam merkezine bir sondaj yapıldı. On
metre aşağıda sondaj durdu. Bunun üzerine araştırma grubu kazmaya başladılar.
Sizi temin ederim ki uzay elbiseleri içinde bu iş pek de kolay değildir.
'Buldukları şeyleri hemen Üsse getirdiler. Bir süre sonra daha iyi donatılmış
daha büyük bir ekip gönderdik. İki hafta boyunca kazı çalışması yaptılar
ve bildiğiniz sonucu aldık.'
Ekrandaki fotoğraf değişirken karartılmış toplantı odasında birdenbire
ümit dolu, sessiz bir bekleyiş başladı. Herkes fotoğrafı pek çok kez görmesine
rağmen, yeni bir ayrıntı yakalayabilmek ümidiyle boyunlarını yukarı doğru
uzattı. Dünya'da ve Ay'da yüzden az kişinin bu fotoğrafı görme izni vardı.
Fotoğrafta, parlak kırmızı ve sarı renkli uzay elbisesi giymiş bir adam,
kazılan çukurun tam ortasında duruyordu. Elinde metrenin onda birini gösteren
bir araştırma çubuğu tutuyordu. Fotoğrafın gece çekildiği ortadaydı. Ay
ya da Mars'ın herhangi bir bölümünde çekilmiş olabilirdi. Ancak şimdiye
dek hiçbir gezegende böyle bir manzara oluşmamıştı.
Uzay giysileri giymiş olan adamın önünde poz verdiği nesne, üç metre yüksekliğinde
ve bir buçuk metre genişliğinde simsiyah dikey bir kaya parçasıydı.
Floyd'a uğursuz, kocaman bir mezarı hatırlatmıştı. Son derece keskin
kenarlı ve simetrikti. O kadar siyahtı ki üzerine düşen ışığı yutuyor
gibiydi. Yüzeyinde başka hiçbir ayrıntı yoktu. Taştan mı, metalden mi,
plastikten ya da insanoğlunun bilmediği bir maddeden mi yapılmış olduğunu
söylemek imkansızdı.
'TMA-1' diye açıkladı Dr. Michaels, neredeyse saygıyla eğilerek. 'Oldukça
yeni görünüyor değil mi? Onun birkaç yıllık olduğunu sanan ve 1998'deki
üçüncü Çin Keşif Seferi ile bağlantı kurmaya çalışanları suçlayamam.
Ancak ben buna hiç inanmadım. Ve şimdi, yerel jeolojik bulgulardan cismin gerçek
yaşını ortaya çıkardık.
Meslektaşlarım ve ben, Dr. Floyd, bütün şerefimizi ortaya koyarak diyoruz
ki TMA-1'in Çinlilerle hiçbir ilgisi yoktur. Aslında bunun insan ırkıyla hiçbir
ilgisi yok. Çünkü bu kaya buraya dikildiğinde, henüz insanoğlu varolmamıştı.
'Gördüğünüz gibi, bu kaya yaklaşık üç milyon yaşında. Şu anda
bakmakta olduğunuz şey, dünyanın ötesindeki akıllı canlıların ilk kanıtıdır.
12 - DÜNYA IŞIĞI ALTINDA YOLCULUK
MAKRO KRATER EYALETİ: Ay'ın görülen yüzünün yakın bir merkezinden güneye
doğru uzanır; Merkez Krater Eyaleti'nin doğusundadır. Yüzeyi, birçoğu büyük
olan ve en büyüğünün Ay'da bulunduğu, çarpma anında oluşan kraterlerle
girintili çıkıntılıdır. Kuzeydeki bazı kraterler, Imbrium Denizi'ni oluşturan
çarpma sonucu oluşmuştur. Bazı krater tabanları dışında neredeyse bütün
yüzey serttir. Yüzeyin büyük çoğunluğu 10° ila 12° arasında eğime
sahiptir; bazı krater tabanları ise neredeyse düzdür.
İniş ve hareket: İniş sert ve engebeli yüzeyden dolayı genellikle zordur.
Sadece bazı düz krater tabanlarında iniş daha kolaydır. Hareket neredeyse
her yerde mümkündür, ancak yön tayini yapılması gerekmektedir. Bazı düz
krater tabanlarında hareket daha kolaydır.
İnşaat: Eğim ve yumuşak maddeden oluşmuş çok sayıda iri kütle nedeniyle
inşaat genellikle orta zorluktadır. Bazı krater tabanlarında lav kazımı
zordur.
Tychno: Post-Maria krateri, 54 mil çapında, dış sının kenarlardan 2370 m yükseklikte,
derinliği 4000. m Ay'daki en parlak ışın sistemine sahip. Bazı ışınları
500 milden fazla bir mesafeye ulaşıyor.
(Ay Yüzeyi Mühendislik Özel İncelemesi , Mühendislik Dairesi Başkanlığı,
Askeri Bölüm, ABD Jeolojik Araştırma, Washington, 1961).
Saatte elli mil hızla krater düzlüğünde, sekiz esnek tekerleği üzerinde
ilerleyen gezici laboratuar, normal ölçülerinden daha büyük bir karavanı
andırıyordu. Ancak bir karavandan daha gelişmiş bir araçtı. İçinde yirmi
kişinin haftalarca yaşayabileceği ve çalışabileceği, kendi kendine yeten
bir üstü. Aslında karada giden bir uzay gemisiydi; hatta acil durumda uçabiliyordu.
Eğer önüne, etrafına dolanamayacağı kadar geniş ya da giremeyeceği kadar
dik bir yarık veya boğaz çıkarsa, altındaki dört jetiyle bu engellerin üzerinden
geçmesi mümkündü.
Floyd, dışarı baktığında yüzlerce taşıtın Ay'ın kolayca parçalanabilen
yüzeyinde bıraktığı derin izleri rahatlıkla görebiliyordu. Yol boyunca düzenli
aralıklarla dizilmiş ince ve uzun çubukların üzerinde yanıp sönen ışıklar
vardı. Hala gece olduğu ve güneşin doğmasına daha çok zaman olduğu
halde, Clavius Üssü'nden TMA-l'e kadar olan iki yüz millik bir yolculukta
birinin kaybolması mümkün değildi. Tepelerindeki yıldızlar New Mexico ya
da Colorado'nun yüksek düzlüklerinden bulutsuz gecelerde görülebilenlerden
biraz daha parlaktı ya da sayıca daha fazlaydı. Ancak bu kömür karası gökyüzünde
Dünya'da oldukları yanılmasını bozan iki şey vardı.
Birincisi, kuzey ufkunun üzerinde bir fener gibi parlayan Dünya'nın
kendisiydi. Büyük yarım küreden dökülen ışık, dolunayınkinin onlarca
katı parlaklıktaydı ve donuk, mavi-yeşil bir fosfor ışığıyla bütün
araziyi kaplıyordu.
İkinci uzay görüntüsü, gökyüzünün doğusuna doğru yükselen, inci gibi
parlayan bir ışık konisiydi. Ufka doğru giderek parlaklaşması, Ay'ın
kenarına saklanan büyük ışık kütlesi hakkında bir ipucu veriyordu. Bu, Dünya'dan
ancak güneş tutulmasında birkaç saniye görülebilen soluk ve muhteşem bir
görüntüydü. Bu, ay şafağının habercisi olan ve az sonra bu uyuyan
topraklara güneşin doğacağını müjdeleyen bir haleydi.
Floyd, sürücü yerinin tanı altındaki gözlem salonunun önünde
Halvorsen ve Michaels ile birlikte oturuyordu. Düşünceleri, tekrar tekrar dönüp
dolaşıp önünde açılan üç milyon yıllık geniş uçuruma takılıyordu.
Bilimsel eğitim almış herkes gibi, çok daha uzun zaman dilimlerini
incelemeye alışıktı ancak bu zaman dilimleri sadece yıldızların
hareketleri ve cansız evrenin yavaş döngüleriyle ilgiliydi. Zihin ya da zeka
bunun dışında idiler. Bu uzun zaman dilimleri duygulan harekete geçirebilecek
herhangi bir şey yoktu.
Üç milyon yıl Yazılı tarihin imparatorluklar ve kralları,
zaferleri ve trajedileriyle oluşan son derece kalabalık manzarası bu üç
milyon yıllık müthiş zaman diliminin sadece binde birini kaplamıştı. Bu
siyah gizem buraya, Ay'ın en parlak ve en görkemli kraterine büyük bir
dikkatle dikildiğinde, ne insanoğlu ne de bugün yaşayan hayvanlar varolmuştu.
Dr. Michâels bunun kasıtlı olarak dikildiğinden kesinlikle emindi. 'Önceleri'
diye açıklamaya başladı, 'yeraltında yapılmış sitenin yerini işaret
ettiğini ummuştum, ancak yaptığımız son kazılar bu olasılığı çürüttü.
Aynı siyah maddeden yapılmış ve alttaki kayaların bozulmadığı geniş bir
platform üzerinde duruyordu. Bunu tasarlayan yaratıklar, büyük ay
depremlerinde ayakta kalabileceğinden emin olmak istemişler Onu sonsuza kadar
kalması için inşa etmişler.'
Michaels'ın sesinde hem bir zafer hem de üzüntü seziliyordu. Floyd da bu
duygulan paylaşıyordu. En sonunda insanoğlunun en eski sorularından biri yanıtlanmıştı,
işte kanıt buydu: Hiçbir şüphe yoktu ki insanoğlu evrendeki tek akıl
sahibi varlık değildi. Bu bilgiyle birlikte zamanın sonsuzluğunun acı veren
bilgisi tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Bu sonsuzluk sürecinden her ne geçtiyse,
insanoğlunu yüzbin kuşakla kaçırdı. Belki, diye düşündü Floyd, böylesi
daha iyiydi. Yine de atalarımız henüz ağaçlarda yaşarken, uzayda yolculuk
yapabilen bu yaratıklardan birşeyler öğrenmiş olabiliriz, dedi kendi
kendine.
Birkaç yüz metre ilerde, Ay'ın garip bir şekilde kapalı ufkunun üzerinden
bir işaret levhası görünüyordu. Tam altında, korkunç gündüz sıcağından
korunmak için yapıldığı ortada olan, üzeri gümüş rengi alüminyum bir
tabaka ile kaplı, çadır şeklinde bir yapı vardı. Otobüs ilerledikçe
Floyd, Dünya'dan gelen ışık yardımıyla levhadaki yazıyı okuyabildi:
|
3 NUMARALI ACİL DEPO
20 kilo somon balığı
10 kilo su
20 gıda paketi MK4
1 alet çantası B Tipi
1 giysi onarma edevatı
Telefon
|
'Şunu hiç düşündünüz mü' diye sordu Floyd pencereden dışarısını göstererek.
'Ya bu şey. bir daha geri dönmeyen bir keşif ekibi tarafından bırakılmış
bir erzak deposuysa?'
'Bu mümkün' diye onayladı Michaels. 'Manyetik alan onun konumunu tam olarak gösterdi,
böylece kolaylıkla bulunabildi. Ama oldukça küçük; bu kadar erzak almaz.'
'Neden olmasın' diye itiraz etti Halvorsen.
'Onların ne büyüklükte olduklarını kim biliyor? Belki sadece onbeş santim
boyundadırlar. O zaman bu yirmi otuz kat olabilir.'
Michaels başını salladı.
'İmkansız' diye itiraz etti. 'Elinizde küçük, akıllı yaratıklar olamaz.
Minimum beyin ölçülerine ihtiyacınız var.'
Floyd, Michaels ile Halvorsen'ın sık sık anlaşmazlığa düştüklerini
farketti. Yine de aralarında pek az kişisel düşmanlık ve sürtüşme yaşanmıştı.
Birbirlerine saygı duyuyor gibiydiler ama pek uyuşamıyorlardı.
TMA-1'in ya da bazılarının kısaltmanın ilk bölümünün açılımı olarak
kullanmayı tercih ettikleri Tycho Monolith'inin (Tektaş) ne olduğu konusunda
pek görüş birliği sağlanamamıştı. Ay'a inişinden bu yana geçen altı
saat içinde Floyd bir düzine teori dinlemiş ancak hiçbiri hakkında bir görüş
bildirmemişti. Tapınak, araştırma aleti, mezar, jeofiziksel bir araç gibi
teoriler belki de en çok öne çıkan olasılıklardı ve bu teorileri ortaya
atanların bazıları savunmalarını yaparken oldukça hararetliydiler. Birçok
kişi bahse girmişti, gerçek ortaya çıktığında -eğer çıkabilirse- büyük
miktarda para el değiştirecekti.
Kütlenin sert, siyah maddesi, şimdiye kadar Michaels ve meslektaşlarının örnek
alınması için gösterdikleri bütün ılımlı çabalara karşı direnmişti.
Lazer ışınının bu kütleyi keseceğinden hiç şüpheleri yoktu, çünkü
bu korkunç yoğun enerjiye karşı hiçbir şey karşı koyamazdı. Ancak bu
-gibi şiddet içeren tedbirlerin uygulanıp uygulanmamasına Floyd karar
verecekti. Floyd, lazer gibi ağır bir silahı kullanmadan önce, X ışınlan,
ses sondası, nötron ışınlan gibi tahrip edici olmayan diğer bütün araştırma
yöntemlerinin kullanılmasına çoktan karar vermişti. Ne olduğunun anlaşılmadığı
bir şeye zarar vermek barbarlık göstergesiydi. Ama belki de insanoğlu, bu şeyi
yapan yaratıklarla karşılaştırıldığında barbardı.
Peki nereden gelmiş olabilirlerdi? Ay'ın kendisinden mi? Hayır, bu tamamen
imkansızdı. Bu çorak dünyada bir zamanlar yerliler yaşamış olsaydı bile,
ay yüzeyinin neredeyse tamamının akkor halini aldığı son krater oluşumu
devri sırasında yok olmuş olmaları gerekliydi.
Dünya'dan mı? Pek mümkün değildi, ama o kadar da imkansız sayılmazdı.
Buzul çağında yaşamış -muhtemelen insan olmayan- Dünya kökenli herhangi
bir gelişmiş uygarlık, varolduğuna dair birçok iz bırakmış olurdu.Ve
Ay'a gitmemizden çok önce, diye düşündü Floyd, onlar hakkında herşeyi
biliyor olurduk.
Geriye iki seçenek kalıyordu; gezegenler ve yıldızlar. Ancak bütün
bulgular Güneş Sistemi'nin herhangi bir yerinde akıl sahibi yaratıklar olduğu
teorisini çürütüyor, ayrıca Dünya ve Mars dışında herhangi bir yaşam
belirtisine rastlanmadığını gösteriyordu. Gezegenlerde bir santimetre
kareye yüzlerce ton basıncın düştüğü atmosfer derinliklerine alçalmadıkça,
içerdeki gezegenler çok sıcak, dışarıdaki gezegenler ise çok soğuktu.
Belki de bu ziyaretçiler yıldızlardan gelmişti; bu en inanılmazıydı.
Simsiyah ay göğüne yayılmış olan takım yıldızlara bakarken, Floyd
meslektaşı olan bilim adamlarının yıldızlararası yolculuğun imkansız
olduğunu her fırsatta 'kanıtladıklarını' hatırladı. Dünya'dan Ay'a yapılan
yolculuk hala çok etkileyiciydi; ancak en yakın yıldız. Ay'dan yüz milyon
kat daha uzaktı. Tahmin yürütmek zaman kaybıydı; daha çok kanıt bulunana
dek beklemek zorundaydı.
'Lütfen kemerlerinizi bağlayın ve boştaki eşyalarınızı emniyete alın'
dedi kabin hoparlörü aniden. 'Kırk derece eğimli bir araziye yaklaşıyoruz
' Otobüs, ufukta yanıp sönen ışıkların olduğu iki işaret direğinin
ortasından geçmek üzere oraya doğru yöneldi. Floyd kemerlerini henüz bağlamıştı
ki araç, korkunç bir yokuşun kenarına doğru yavaşça direksiyon kırdı.
Daha sonra bir evin çatısı kadar dik ve moloz kaplı uzun yokuştan aşağı
doğru inmeye başladı. Arkalarından eğik bir şekilde gelen Dünya ışıklan
artık yolu çok az aydınlatıyordu; bu yüzden otobüsün projektörleri yakıldı
Yıllar önce Floyd, Vezüv yanardağının ağzında durup kraterin içine bakmıştı.
Şimdi de onun içinde bir yolculuk yaptığını kolaylıkla hayal edebilirdi
ancak bu pek de hoş bir his değildi.
Tycho'nun içerdeki taraçalarından birinde aşağı doğru iniyorlardı. Birkaç
bin metre aşağıda arazi tekrar düzleşiyordu. Yokuştan aşağı inerlerken,
Michaels altlarında uzanan geniş düzlüğü işaret etti.
'İşte oradalar' diye heyecanla bağırdı. Floyd başıyla onayladı; birkaç
mil ötedeki kırmızı ve yeşil ışık kümesini çoktan farketmişti. Otobüs
dikkatle yokuştan aşağı inerken Floyd gözünü bu ışıktan ayırmadı. Büyük
araç çok iyi kontrol ediliyordu ancak engebesiz bir yere çıkana dek pek
rahat nefes alamadı.
Artık Dünya ışığının aydınlattığı, gümüş kabarcıklar gibi parıldayan
bir grup basınç kubbelerini -buradaki işçilerin geçici barınaklarını- görebiliyordu.
Bu kubbelerin yanında bir radyo kulesi, sondaj aleti, bir grup park edilmiş
araç ve büyük olasılıkla tektaşı onaya çıkarmak üzere kazılan taşların
oluşturduğu büyük bir kırık kaya yığını vardı. Bu ıssız yerdeki küçük
kamp oldukça yalnız ve etrafında sessizce dolaşan doğal güçlerin karşısında
savunmasız görünüyordu. Yaşam belirtisi yoktu; insanların buraya, evinden
çok uzaklara neden geldikleri konusunda görünür bir ipucu da yoktu.
'Krateri görebilirsiniz' dedi Michaels 'Tam şurada, sağda, şu radyo
anteninden yüz metre kadar ilerde.'
Otobüs basınç kubbelerinin önünden geçip kraterin ağzına geldiğinde,
demek bu, diye düşündü Floyd. Daha iyi görebilmek için boynunu uzattığı
zaman nabzı hızlanmaya başladı. Araç, sert kayaların oluşturduğu yokuştan
aşağıya, kraterin içine doğru dikkatle ve ağır ağır inmeye başladı.
Ve işte, fotoğraflarda gördüğü TMA-1 karşısındaydı.
Floyd bir baktı, gözlerini kırptı, başını salladı ve tekrar baktı.
Parlak dünya ışıklar altında bile, bu nesneyi açıkça görebilmek oldukça
zordu Nesnenin onda bıraktığı ilk izlenim, karbon kağıdından kesilmiş
yassı bir dikdörtgendi; neredeyse hiç kalınlığı yok gibiydi. Tabii ki bu
yalnızca bir göz yanılsamasıydı. Katı bir cisme bakıyordu ama o kadar az
ışık yansıtıyordu ki onun sadece siluetini görebiliyordu.
Yolcular, otobüs kratere doğru inerken tamamen sessizdiler. Korku ve hayranlıkla
karışık bir saygı ve akıl erdirememe vardı. Bütün dünyalar içinde ölü
Ay'ın, bu tuhaf sürprizin kaynağı olabilmesi kesinlikle inanılmazdı.
Araç, kaya parçasına on metre kala, yan tarafında durdu böylece yolcular
kayayı daha iyi inceleyebileceklerdi. Ancak cismin kusursuz geometrik şeklinden
başka pek birşey görülmüyordu. Ne bir iz ne de onun abanoz siyahlığını
azaltan bir şey vardı. Kaya kristalleşmiş geceye benziyordu. Floyd, kayanın
Ay oluşumuna katkıda bulunan ateş ve basınçtan doğan olağandışı doğal
bir oluşum olup olamayacağını düşündü. Ancak bu uzak olasılığın çoktan
incelenip çürütüldüğünü biliyordu.
Verilen bir sinyal ile kraterin ağzındaki projektörler yandı ve parlak dünya
ışığı, ondan daha parlak bir ışıltıyla bastırılmış oldu. Ay boşluğunda
ışınların hiçbiri elbette görülemezdi. Bu ışınlar tektaş üzerinde
odaklasan, üst üste binmiş göz kamaştırıcı beyaz elipsler oluşturmuştu.
Ve odaklandıkları yerde, tektaşın abanoz yüzeyi sanki bu ışınları
yuttu.
Kötü bir şey olacağını sezercesine 'Pandora'nın Kutusu' diye düşündü
Floyd aniden, Meraklı insanoğlu tarafından açılmayı bekliyordu. Peki içinde
ne bulacaktı?
13 - YAVAŞ ŞAFAK
TMA-1 bölgesindeki ana basınç kubbesi 6 metre ötedeydi ve içerisi rahatsız
edecek kadar kalabalıktı. İki hava bölmesinden birine kenetlenerek kubbeyle
birleşen otobüs, oradakilerin memnuniyetle karşıladıkları fazladan bir oda
sağlamıştı.
Yan küre biçimindeki çift duvarlı bu balonda sürekli olarak projeyi yürüten
altı bilim adamı ve teknisyen çalışıyor ve uyuyorlardı. İçeride donanım
ve aletlerinin çoğu, dışarıdaki boşluğa bırakılamayacak bütün erzak,
yemek, çamaşır ve tuvalet gereçleri, jeolojik örnekler ve kazı alanının
sürekli gözetim altında tutulabileceği küçük bir TV ekranı vardı.
Halvorsen'in kubbede kalmayı seçmesi Floyd'u hiç şaşırtmamıştı. Fikrini
takdire şayan bir açık-sözlülükle belirtti.
'Uzay elbiselerini giymenin berbat bir şey olduğunu düşünüyorum' dedi Müdür.
'Üç ayda bir yapılan kontroller için yılda dört kez giyiyorum zaten. Sizin
için bir sakıncası yoksa, burada oturup dışarıyı televizyondan kontrol
edeceğim.'
Bazı önyargılar artık yersizdi. Çünkü en son modeller ilk Ay kaşifleri
tarafından kullanılan, zırhlı, kaba elbiselerden çok daha rahattı. Yardım
almaksızın bir dakikadan az bir sürede giyilebiliyorlardı ve hemen hemen
otomatiktiler.
Floyd'un dikkatle bağlamakta olduğu MK V, onu gece gündüz Ay'ın neden
olabileceği en kötü durumlardan bile koruyabilirdi.
Dr. Michaels ile beraber küçük hava bölmesine girdi. Pompaların gürültüsü
sona erip giysisi fazlaca hissedilmeyecek kadar sertleştiğinde, kendini bokluğun
sessizliğinde sıkışmış buldu.
Bu sessizlik elbisesindeki telsizden gelen hoş geldiniz mesajıyla bozuldu.
'Basınç tamam mı Dr. Floyd? Normal şekilde nefes alıyor musunuz?'
'Evet, iyiyim.'
Yanındaki arkadaşı, Floyd'un elbisesinin üstündeki gösterge ve ibreleri
kontrol elti. Sonra 'Tamam. Gidelim' dedi.
Dış kapı açıldı. Önlerinde dünya ışığıyla aydınlanan tozlu ay
manzarası uzanıyordu.
Floyd hava bölmesinden çıkarak, temkinli ve küçük adımlarla Michaels'ı
takip etti. Yürümek çok zor değildi; aslında tam tersine Ay'a ulaştığından
beri elbisesi onu daha önce hissetmediği kadar rahat hissettiriyordu.
Elbisenin fazladan ağırlığı ve hareketlerine karşı hafif direnci ona yerçekimi
hissini veriyordu.
Ekibin gelmesinden bu yana geçen bir saat içinde manzara değişmişti. Yıldızlar
ve dünyanın bir yüzünün her zamanki gibi hala parlak olmasına rağmen, ondört
günlük Ay gecesi bitmek üzereydi, Halenin parlaklığı doğuda yükselen
yapay bir ay şafağına benziyordu. Aniden, Floyd'un otuz metre yukarısındaki
radyo anteninin ucu, uzaklarda gizlenen güneşin ilk ışınlarının vurmasıyla
alevlere boğuldu.
Floyd ve Michaels, proje denetmeninin ve iki asistanının hava bölmesinden çıkmasını
bekledikten sonra kratere doğru yavaşça yürüdüler. Oraya ulaştıklarında
yay şeklinde, ince ama dayanılmaz akkor ışınlan, doğu ufkundan yükselmişti
bile. Güneşin, yavaş yavaş dönen Ay'ın kenarını aydınlatmasına bir
saatten fazla bir zaman olmasına rağmen yıldızlar çoktan yok olmuşlardı.
Krater hala gölgeliydi, ama ağzındaki projektörler içini epey aydınlatıyordu.
Floyd siyah dikdörtgene doğru rampadan ilerlerken, hem korku ile karışık
bir saygı duyuyor hem de çaresiz hissediyordu. Burada, Dünyanın görkemli
giriş kapısında, insanoğlu, belki de asla çözülemeyecek bir sır ile karşı
karşıyaydı. Üç milyon yıl önce bu yoldan birşey geçmiş ve amacı
bilinmeyen, belki de bilinemeyecek olan bu sembolü bırakmış, gezegenlere ya
da yıldızlara geri dönmüştü.
Elbisesindeki telsizden gelen ses Floyd'un hayali düşüncelerini böldü.
'Proje denetmeni konuşuyor. Hepiniz bu tarafta sıralanırsanız, birkaç fotoğraf
çekmek istiyoruz. Dr. Floyd, lütfen ortada durur musunuz? Dr. Michaels, siz de
şöyle, teşekkürler...'
Floyd haricinde kimse bunun komik olduğunu düşünmemişti. Dürüst olması
gerekirse birinin fotoğraf makinesi getirmiş olmasına memnun olduğunu kabul
etmeliydi. Bu hiç şüphesiz tarihi bir fotoğraf olacaktı ve birkaç kopya da
kendisi istiyordu. Yüzünün, elbise başlığının içinden açıkça görülebilmesini
umuyordu.
Tektaşın önünde iyi çıkıp çıkmayacaklarının verdiği
sıkılganlıkla poz verdikten sonra fotoğrafçı birkaç kare çekti ve 'Teşekkür
ederim baylar' dedi. 'Üs Fotoğraf Bölümü'nden size kopyalarının gönderilmesini
rica edeceğiz.'
Daha sonra Floyd tüm dikkatini abanoz rengindeki kayaya yöneltti. Yavaşça
etrafını dolaşıyor, her açıdan onu inceleyerek kayanın garipliğini
zihnine kazımaya çalışıyordu. Pek bir şey bulmayı ummuyordu çünkü her
santimetrekaresinin mikroskobik incelemeye tabi tutulduğunu biliyordu.
Şimdi uyuşuk güneş kraterin kenarından ağır ağır yükseliyordu. Işınlar
kayanın doğu tarafını hemen hemen aydınlatmıştı. Yine de kaya hiç
ışık görmemiş gibi her ışık zerresini yutuyordu.
Floyd basit bir deney yapmaya karar verdi. Tektaş ve güneş arasında durdu ve
düz, siyah yüzeyde kendi gölgesini aradı. Herhangi bir iz bile göremedi.
Kayanın üzerine en azından 10 kilovat ham ısı düşüyor olmalıydı. Eğer
içinde birşey olsaydı, anında pişiyor olmalıydı.
Bu -bu şey- Dünya'da Buzul Çağı başladığından bu yana ilk kez gün
ışığı görüyorken, benim burada durabilmem ne tuhaf, diye düşündü
Floyd. Renginin neden siyah olduğunu merak etti yine. Elbette ki siyah renk, güneş
enerjisini emmek için en ideal olanıydı. Ancak bu fikri hemen aklından çıkardı;
kim güneş enerjisi dolu bir aracı yerin 6 metre altına gömecek kadar çılgın
olabilirdi?
Sabahın ilk ışıklarıyla küçülmeye başlayan Dünya'ya baktı. Altı
milyar insan arasında yalnızca bir avuç kişinin bu keşiften haberi vardı.
Nihayet herşey açıklandığında, Dünya bu habere nasıl bir tepki gösterecekti?
Olası siyasi ve toplumsal etkileri oldukça genişti. Burnunun ucunu görebilecek
kadar gerçekten akıllı olan her insan, yaşamını, değer yargılarını ve
felsefesini tamamen değişmiş bulacaktı. TMA-1 hakkında herhangi birşey keşfedilmese
ve sonsuza dek bir sır olarak kalsa dahi, insanoğlu Evren'de yalnız olmadığını
öğrenecekti. Onları milyonlarca yıl sonradan takip ediyorlardı ancak bir
zamanlar burada olan onlar, yine geri dönebilirlerdi. Onlar dönmese de başkaları
olabilirdi. Bütün gelecek artık bu olasılığı hesaba katmak zorundaydı.
Floyd hala derin düşünceler içindeyken, başlığındaki telsizden
birdenbire keskin bir elektronik çığlık yayıldı. Çığlık, aşırı yüklenmiş
ve sesi çarpıtılmış korkunç bir saat alarmına benziyordu. İstenç dışı
bir hareketle kulaklarını uzay eldiveni giydiği elleriyle kapatmaya çalıştı
ve sonra kendine gelerek deli gibi alıcısının kontrol düğmesini aradı. O
aramayı sürdürürken boşlukta dört çığlık daha koptu, sonra merhametli
sessizlik geldi.
Kraterin çevresinde, herkes şaşkınlıktan donakalmış bir şekilde
duruyorlardı. O halde alıcımda bir bozukluk yok, demek ki herkes bu keskin
elektronik çığlıkları duymuş, dedi Floyd kendi kendine.
Üç milyon yıllık karanlıktan sonra, TMA-1 ay şafağını selamlamıştı.
|