|
1. KAÇA KADAR SAYABİLİRSİNİZ?
En büyük sayıyı söyleyebilenin kazanacağı bir oyun
oynamaya karar veren iki Macar soylusuyla ilgili bir öykü vardır.
Biri "Pekâlâ, önce sen sayını söyle" der.
İkinci soylu, birkaç dakika sonra, sıkı bir zihinsel çalışma
sonunda düşünebildiği en büyük sayıyı söyler, "Üç".
Şimdi düşünme sırası birinciye gelmiştir ama o, bir çeyrek
saat kadar düşündükten sonra bırakır.
"Pekâlâ, sen kazandın" der.
Kuşkusuz, bu iki Macar soylu, yüksek bir akıl düzeyini
temsil etmemektedir (2) belki de bu öykü bilerek uydurulmuş bir
karalamadır. Ama böyle bir konuşma, bunlar Macar değil de Hotantolu olsalardı
gerçekten olabilirdi. Afrika'yı bulanların yetkiyle bildirdiklerine göre,
birçok Hotanto kabilesinin sözlüğünde üçten büyük sayıların adları
yoktur. Ora yerlilerinden birine kaç oğlu olduğunu ya da kaç düşmanını
öldürdüğünü sorun, sayıları üçten çoksa yanıtı "birçok"
olacaktır. Öyleyse, Hotantolar ülkesinde vahşi bir savaşçı sayı sayma
konusunda, ana okulu yaşında ve daha ona kadar sayabilen bir Amerikalı çocukla
başa çıkamayacaktır.
Bugün bizler, büyük sayıları ister savaş giderlerini
kuruş cinsinden, isterse yıldız uzaklıklarını santimetre cinsinden göstermek
için olsun bir rakamın sağına yeteri kadar sıfır koyarak yazabileceğimiz
fikrine alışmışızdır. Elimiz yoruluncaya kadar sıfır koymayı sürdürebilir
ve bilmeden evrendeki atomların sayısından, (3)
300,000,000,000,000,
000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000,000
,000,000,000, da büyük bir sayı elde edebiliriz.
Ya da bunu kısaca 3.l074 biçiminde yazabiliriz.
Burada, 10'un sağ üstünde bulunan küçük 74 sayısı 3'ün
sağına bu kadar sıfır yazılacağını ya da 3'ün 74 kez 10 ile çarpılacağını
gösterir.
Ama bu aritmetik kolaylık, yüzyıllar önce bilinmiyordu.
Gerçekten, bu yöntem, iki bin yıl kadar bir zaman önce, adı bilinmeyen
Hint'li bir matematikçi tarafından bulunmuştur. Bu buluştan önce (biz ayrımsayamıyor
olsak da bu büyük bir buluştur) sayılar, şimdi ondalık birim dediğimiz,
her bir basamak için ayrı bir işaret kullanarak ve bu basamaktaki birimleri
bildirmek için o basamak işaretini gerektiği kadar yineleyerek yazılırdı.
Örneğin 8732 sayısını eski Mısırlılar şöyle yazarlardı:

Oysa Sezar'ın sarayında bir sayman aynı sayıyı
M
M M M M M M M D C C X X X I I biçiminde yazacaktı.
Görkemli anıt plakalarında, olay tarihini gösteren Romen
rakamları bulunduğuna ve kimi kitapların ciltleri ya da bölümleri hâlâ bu
rakamlarla gösterildiğine göre, ikinci yazış biçimi size pek de yabancı
gelmeyecektir. Eski insanların sayma gereksinimleri birkaç bini aşmadığından,
o zamanlarda daha büyük ondalık basamaklar için özel işaretler
bulunmuyordu. Eski Romalı, en iyi biçimde matematik eğitimi almış olsa da,
bir milyon yazmaya zorlandığında, bu isteği yerine getirebilmek için yapacağı
en iyi şey, birkaç saatlik yorucu bir iş olmasına karşın, bin tane
"M" harfini sırayla yazmak olacaktı (Şekil 1).
|
 |
|
Augustus Caesar
(Sezar)'a benzeyen bir eski Romalı, Romen rakamlarıyla "bir
milyon" yazmaya çalışıyor. Duvar tablasındaki elverişli alan
ancak "yüz bin" yazmaya yeterli |
Bu yüzyıllarda yaşayanlar için gökteki yıldızların,
denizdeki balıkların ya da sahildeki kumların sayısı gibi büyük sayılar
"sayılamaz"dı, Hotantolunun "beş" için dediği gibi
sadece "çok"tu!
İ.Ö. üçüncü yüzyılın ünlü bilgini Archimedes (Arşimet)
üstün zekâsıyla, gerçekten büyük sayıların yazılabileceğini gösterdi.
The Psammites (Kumtaşları) ya da Sand Reckoner (Kum Sayıcı) adlı bilimsel
kitapçığında Arşimet şöyle diyor:
"Kum taneciklerinin çokluk bakımından sonsuz olduğunu
düşünenler vardır; ve ben kum derken yalnızca Siraküza ve Sicilya'nın öteki
kısımlarındaki kum tanelerini değil yeryüzünde, üzerinde oturulsun ya da
oturulmasın bütün ülkelerde bulunabilecek kum tanelerini anlıyorum.Yine
kimi kişiler sayıların sonsuzluğunu dikkate almayarak bütün yeryüzündeki
kum tanelerinin sayısını bildirecek büyüklükte bir sayının söylenemeyeceğini
düşünürler. Bu görüşte olanlara göre, dünyanın bütün çukurlarım,
denizlerini dolduran en yüksek dağların tepelerine kadar yükselebilen ve
yeryüzünün bütün kütlesini karşılayan büyüklükte bir kum kütlesindeki
tanelerin sayısı düşünülürse bunu karşılayacak bir sayının olmayacağı
daha iyi anlaşılır. Ama, size şimdi söyleyeceğim ve adlandıracağım sayının,
yukarıda belirtildiği gibi yalnız dünyanın kütlesini karşılayan miktarda
değil, bütün evrenin kütlesine bile eşit olabileceğini göstermeye çalışacağım."
Arşimet'in bu ünlü çalışmada öne sürdüğü çok büyük
sayıları yazma yöntemi, modern bilimdeki çok büyük sayıları yazma yöntemine
benziyor. O, eski Yunan aritmetiğinde bulunan en büyük sayıyla başlıyor:
bir "myriad" ya da on bin. Sonra yeni bir sayı tanıtıyor,
"myriad myriad" (yüz milyon) ve buna "octade" (bir
sekizlik) ya da "ikinci sınıf birim" diyor. "Sekizlik kere
sekizlik"i (on milyon kere milyar) "üçüncü sınıf birim",
"sekizlik kere sekizlik kere sekizlik"! "dördüncü sınıf
birim" v.b. olarak adlandırıyor.
Büyük sayıların yazılması, birkaç kitap sayfasının bu
işe ayırılması gibi önemsiz bir olay olarak görünürse de Arşimet zamanında
büyük bir sayıyı yazma yöntemini bulmak gerçekten büyük bir buluş ve
matematikte ileriye atılmış önemli bir adımdı.
Bütün evreni dolduracak kum tanelerinin sayısını
bulabilmek için, Arşimet'in evrenin büyüklüğünü bilmesi gerekliydi.
O'nun zamanında, evrenin, üzerine sabit yıldızlar asılmış kristal bir küreyle
örtülü olduğuna inanılırdı ve ünlü çağdaşı gökbilimci Sisam'lı
Aristarkhos da bu gök kubbenin yüzeyine kadar olan uzaklığı, 10,000,000,000
"Stadia" (4) ya da yaklaşık 1,000,000,000 mil tahmin
ediyordu. Bu kürenin büyüklüğünü bir kum tanesiyle karşılaştıran Arşimet,
bir orta okul öğrencisine karabasanlar gördürecek birtakım hesaplar yaparak
şu sonuca vardı: "Aristarchus'un tahmin ettiği büyüklükteki göksel
bir küreyi dolduracak kum tanelerinin sayısı, bin myriad kere sekizinci sınıf
biriminden daha büyük değildir." (5) Ne var ki burada, Arşimet'in
tahmininde kullandığı evren yarıçapının modern bilginlerin tahminlerinden
oldukça az olduğuna dikkat edilmelidir. Bir milyar millik uzaklık ancak, güneş
sistemimizin bir gezegeni Satürn'ün biraz ötesine ulaşabilir. Daha sonra göreceğimiz
gibi, bugün teleskoplarla görülebilen evren uzaklığı
5,000,000,000,000,000,000,000 mil kadar olup bu büyüklükteki evren küresini
doldurabilecek kum tanelerinin sayısı, şundan büyük olurdu:
10100 (yani birin
sağında yüz sıfır)
Bu sayı, gerçekten, bu bölümün başında evrende bulunan
atomların sayısı olarak bildirilen 3.1074 sayısından çok büyüktür.
Ancak, şunu unutmamamız gerekir: Evren atom tanecikleriyle sıkıştırılmış
değildir ve aslında uzayın her metre küpüne ortalama olarak yalnızca bir
atom düşer.
Ne var ki, oldukça büyük sayılar elde etmek için bütün
evreni kum tanecikleriyle doldurmaya hiç gerek yoktur. Kimi kez ilk bakışta
çok yalıngibi görünen ve sonucunda birkaç binden çok olmayan bir sayıya
erişeceğimizi sandığımız bir problemde, bu büyük sayılar sık sık görülür.
|
 |
|
Usta matematikçi,
Sadrazam Sissa Ben Dahir Hint Mihracesi Shirham'dan ödülünü istiyor. |
Bu şaşırtıcı sayıların bir kurbanı da, eski bir öyküye
göre, satranç oyununu bulan sadrazamı Sissa Ben Dahir'i ödüllendirmek
isteyen Hint mihracesi Shirham'dır. Akıllı sadrazamın isteği çok alçak gönüllü
gözükmektedir. Mihracenin önünde diz çökerek "Majesteleri, bu satranç
tahtasının ilk karesine l, ikincisine 2, üçüncüsüne 4, dördüncüsüne 8
tane buğday koysalar ve her bir kareye bir öncekinin iki katı buğday koyarak
64 kareyi dbldursalar yeter" der.
Bir yandan için için, mucize denebilecek türden bir oyunu
ilk bulan kişiye yaptığı eli açık bağışın hazinesine pek pahalıya
gelmeyeceğini düşünerek sevinen mihrace, sadrazamına, "isteğin şüphesiz
yerine getirilecek. Ancak çok küçük bir istekte bulunuyorsun sadık
vezirim," der. Ve huzura bir çuval buğday getirilmesini buyurur.
Birinci kareye 1, ikinciye 2, üçüncüye 4, dördüncüye 8
buğday tanesi koyarak sayma işi başladığında daha yirminci kareye gelmeden
bir çuval bitiverir.
Sayım işi ilerledikçe mihracenin huzuruna daha çok sayıda
çuvallar gelmeye başlar, ama her an sırada bulunan kareye konulması gereken
buğday tanesi sayısı bir öncekine göre öyle artar ki, sonunda mihrace
Hindistan'ın bütün buğdayının Sissa Ben Dahir'e söz verdiği kadarına
yetmeyeceğini anlar. Sözünü yerine getirmek için 18,446,744,073,709,551,615
(6) tane buğday gerekmektedir.
Bu, evrendeki atomların sayısı kadar olmasa da, herhalde
yine de oldukça büyük bir sayıdır. Bir kile buğdayda 5,000,000 tane olduğu
varsayılsa Sissa Ben Dahir'in istediği buğday miktarı yaklaşık 4000 milyar
kileyi bulmaktadır. Ortalama buğday ürünü bütün dünyada yılda
2,000,000,000 kile olduğuna göre sadrazamın isteği dünyanın yaklaşık iki
bin yıllık buğday ürünüdür. Bu nedenle Mihrace Shirham ya vezirinin bu
ardı arkası gelmeyen isteğiyle sürekli karşı karşıya kalmayı ya da onun
başını uçurmayı yeğleyecektir. Korkarız ki o, bu iki seçenekten
ikincisini seçer.
"Dünyanın Sonu" sorununa ilişkin bir Hint öyküsünde
de yine büyük bir sayı önemli rol oynar. Matematik tarihçisi W.W.R. Ball (7)
öyküyü aşağıdaki gibi anlatıyor:
Benares'teki büyük tapınakta dünyanın ortasını belirten
kubbenin altında, üzerinde her biri bir kübit (bir kübit,yaklaşık 50
santimetre) yükseklikte ve kalınlığı bir arı gövdesi kadar olan üç
elmas çubuğu taşıyan pirinç bir levha vardır. Bu çubuklardan birine dünyanın
yaradılışı sırasında Tanrı, aşağıdan yukarıya doğru küçülen, en büyüğü
en altta, en küçüğü en üstte bulunan som altından 64 disk koymuştur. Bu
Brahma kulesidir. Gece gündüz bir nöbetçi rahip, durup dinlenmeden, Brahma
tarafından konulan bir yasaya göre, her defasında yalnız bir diski hareket
ettirerek ve hiçbir zaman küçük bir disk büyük bir diskin altına
gelmeyecek biçimde, diskleri çubuktan çubuğa geçirmektedir, böyle sürdürerek
64 diskin tamamı Tanrının yaradılış günü koyduğu çubuktan başka bir
çubuğa geçirilince, kule, toprak ve Brahmanlar toza dönüşecek ve bir gök
gürültüsüyle dünya yok olacaktır.
Alttaki resim, disk eksiğiyle, öyküde anlatılan düzeni gösteriyor.
Bu bilmeceli oyunu Hint masalındaki altın diskler yerine mukavvadan kesilmiş
diskler ve elmas çubuklar yerine çiviler kullanarak siz de yapabilirsiniz.
Disklerin hangi kurala göre hareket ettirileceğini bulmak zor değildir. Bunu
bulursanız göreceksiniz ki her bir diskin yerinden alınması için bir öncekinin
gerektirdiği hareket sayısının iki katı kadar hareket yapmak gerekir. İlk
diskin yerinden alınması için sadece bir hareket gerekirse de bundan
sonrakiler geometrik olarak artmaktadır. Böylece 64 diskin yerinden oynatılması
için Sissa Ben Dahir'in istediği buğday sayısı kadar hareket yapmak
gerekir.(8)
|
 |
|
Dev bir Brahma yontusu
önünde "Dünyanın Sonu" problemi üzerinde çalışan bir
papaz. 64 disk çizmek çok güç olduğu için şekildeki altın
diskler daha azdır. |
Bu Brahma kulesinin 64 diskinin hepsini bir çubuktan ötekine
geçirmek ne kadar sürer? Papazın bayram, tatil demeden gece gündüz çalıştığını
ve saniyede bir hareket yaptığını varsayalım. Bir yılda yuvarlak hesap
31,558,000 saniye olduğuna göre, bu işin bitirilmesi en azından elli sekiz
bin milyar yıl sürecektir.
Modern bilimin, evrenin ömrüne ilişkin tahmini ile bu bütünüyle
olağanüstü önbilinin (kehanet) karşılaştırılması çok ilgi çekicidir.
Evrenin gelişimi hakkındaki modern kuramlara göre, yıldızlar, güneş ve dünyamız
da içinde olmak üzere gezegenler bundan yaklaşık 3,000,000,000 yıl önce şekilsiz
bir kütleden oluşmuştur. Yıldızlara ve özellikle güneşe enerjilerini
veren "Atomik yakıt'ın 10,000,000,000 ya da 15,000,000,000 yıl daha sürebileceğini
biliyoruz. (Yaradılış Günleri bölümüne bakın.) Öyleyse evrenin toplu yaşam
süresi 20,000,000,000 yıl olabilir, bu, Hint söylencesindeki 58,000 milyar yıla
göre çok kısadır! Ama, ne de olsa o sadece bir söylencedir!
Şimdiye kadar literatüre geçmiş en büyük sayı, büyük
bir olasılıkla "Basılı Satır Problemi"ndedir. Sürekli olarak ardı
ardına bir tek satır basan ve otomatik olarak her defasında abecenin
harfleriyle öteki yazım imlerini çeşitli biçimlerde dizebilen bir baskı
makinesi yaptığımızı varsayalım. Bu makine, dış çevresi üzerinde abece
harfleriyle yazım imlerinin bulunduğu çeşitli disklerden oluşma bir
silindir olacaktır. Bu diskler birbirlerine, arabanızın kilometre göstergesinde
olduğu gibi, biri tam bir devir yaptığı anda ötekinin bir basamak
ilerleyeceği bir dişli düzeneği ile bağlanmış olsun. Kâğıt bobininden
gelen kâğıt da her bir harekette bu silindir üzerine bastırılsın. Yapımı
pek de zor olmayan böyle otomatik bir baskı makinesi aşağıdaki şekilde çizimsel
olarak gösterilmiştir.
|

|
|
Shakespeare'in bir
dizesini tam doğru olarak basan otomatik bir baskı makinesi. |
Makineyi harekete geçirip baskıdan gelen farklı basılı
satırlar sonsuz dizisini inceleyelim. Bunların çoğu hiçbir anlama gelmeyen
"aaaaaaaaaaa..." yada
"boobooboobooboo..." yada
"zawkporpkosscilm.."
biçimlerinde olacaktır.
Ama makine, harfler ve yazım imleriyle olası her bir dizi şeklini
yapabileceğinden bu anlamsız cümleler arasında anlamları olan ama kullanılmayan
"Atın altı ayağı vardır ve..."
yada
"Neft yağında kızartılmış elmayı severim."
gibi yararsız cümleler olacaktır. Bu cümleler arasında
yapılacak sıkı bir araştırma, Shakespeare tarafından yazılıp da kâğıt
sepetine atılmış cümleleri de ortaya çıkaracaktır.
Gerçekte böyle bir otomatik baskı makinesi, insanlar yazmayı
öğrendiğinden beri yazılan her şeyi, bu güne kadar yazılmış uyaklı ya
da düzyazı her satırı, gazetelerdeki her makale ya da ilanı, en ağır
bilimsel kitapçığı, her aşk mektubunu ya da sütçüye yazılmış herhangi
bir notu yazmış olabilecektir.
Bundan başka bu makine gelecek yüzyıllarda yazılabilecek
her şeyi de yazmış olacaktır. Bu makinenin dönen silindirlerinden çıkan kâğıtta
otuzuncu yüzyılın şiirlerini, geleceğin bilimsel buluşlarını, Amerika
Birleşik Devletleri'nin 500. kongresinde verilecek söylevi ve 2344 yılında
gezegenler arası yolculuklardaki trafik kazaları sayılarını bulabileceğiz
Bunlar arasında şimdiye kadar insan eliyle yazılmış sayfa
sayfa kısa
öyküler, uzun romanlar bulunabilecek ve basımevlerinde böyle bir
makinesi bulunan yayımcılar, simdi de yaptıkları gibi, bir yığın süprüntü
içinden bir araştırma yaparak iyilerini seçeceklerdir.
İngiliz abecesinde yirmi altısı harf, onu rakam
(0,1,2,...,9) ve on dördü yazım imlerinden (noktalı çizgi, nokta, virgül,
iki nokta, noktalı virgül, soru imi, ünlem, tire, birleştirme çizgisi, tırnak
imi, kesme imi, ayraç, köşeli ayraç, büyük ayraç) oluşan toplam 50 im
vardır. Ortalama bir baskı satırında 65 harf bulunabileceğine göre bu
makinede 65 disk olduğunu kabul edelim. Makinede basılan bir satır yazı, bu
50 imden herhangi biri ile başlayabileceğine göre 50 çeşit olanak vardır.
Bu 50 olanağa karşılık, ikinci sırada da 50 farklı olanak bulunduğu için
toplu olarak 50 X 50 = 2500 çeşit olasılık ortaya çıkar. Şimdi bu ikili
diziye karşılık, üçüncü sırada da 50 çeşit olanak bulunur ve böylece
sürer gider. Bu yolla hesaplanarak bir satırın gerçekleşebilecek çeşitli
biçimleri şöyle anlatılabilir:
|
65 tane |
|
50x50x50x50.... x 50 |
|
|
Yada 5065 olup bu da 10110'a eşittir.
Bu sayının büyüklüğünü duyumsayabilmek için evrendeki
bütün atomların herbirinin bir baskı makinesi olduğunu böylece aynı anda
3.1074 baskı makinemizin çalıştığını varsayalım. Dahası bu
makinelerin, evrenin yaradılışından beri, yani 3 milyar yıl ya da 1017saniyedir,
sürekli olarak çalıştığını ve saniyede atom titreşimleri sayısı olan
1015 satırı basabildiğini düşünelim. Böylece bu makineler şimdiye
kadar
3.1074x1017x1015 = 3.10106
satır basmış olurlardı ki bu, aranan sayının yüzde
birinin otuzda biri kadardır.
Ama böyle otomatik olarak basılmış gereçten herhangi bir
seçme yapmak çok, olağanüstü çok zaman isteyecektir.
2.SONSUZLAR NASIL HESAPLANIR
Bundan önceki kısımda incelediğimiz sayıların birçoğu
oldukça büyük sayılardı. Sissa Ben'in istediği buğday taneleri sayısı
da inanılamayacak kadar büyüktüyse de bu belirli (sonlu) olup, yeterli zaman
verilirse son ondalığına kadar yazılabilir.
Ama kimi sayılar, ne denli çalışırsak çalışalım,
yazabileceğimiz sayıdan daha büyük olup gerçekten sonsuzdurlar. "Bütün
sayıları içine alan sayı" açıktan açığa sonsuzdur ve "bir doğru
üzerinde bulunan geometrik noktalar" öyledir. Bunlar için sonsuz
demekten başka söylenecek bir şey var mıdır? Ya da böyle iki ayrı
sonsuzun hangisi "daha büyük" diye kıyaslama yapılabilir mi?
"Bütün sayıları içine alan sayı bir doğru üzerindeki
noktaların sayısından daha mı büyük daha mı küçük?" diye sormanın
bir anlamı var mı? îlk bakışta olağanüstü gibi görünen bunun gibi
sorular ilk olarak "sonsuzluk aritmetiği"'nin kurucusu diye adlandırılabilecek
ünlü matematikçi Georg Cantor tarafından ele alınmıştır. Daha büyük ve
daha küçük sonsuzlardan söz etmek istersek, adlandıramadığımız ya da
yazamadığımız sayıları birbiriyle karşılaştırma sorunuyla karşılaşır
ya da hazinesinde bakır paralarının mı yoksa boncuklarının mı daha çok
olduğunu araştıran Hotantoluya benzer duruma düşeriz.
Anımsayacağınız gibi, Hotantolu üçten çok sayı
sayamamaktadır. Bu Hotantolu sayı sayamadığı için hazinesindeki
boncuklarla bakır paralardan hangisinin çok olduğunu öğrenmekten vaz mı geçsin?
Hiç de değil. Eğer yeterince akıllıysa, bakır paralarla boncukları birer
birer karşılaştırmakla yanıtı bulacaktır. Bir boncuğun yanına bir bakır
para, ötekinin yanına yine bir tane ve böyle sürdürerek, elinde bakır
paralar kalıp ta boncuklar biterse bakırların çok olduğunu, bakır paralar
bitip de elinde boncuklar kalırsa boncukların çok olduğunu, ikisi de aynı
zamanda biterse bakırlarla boncukların aynı sayıda olduklarını bilecektir.
Aynı yöntem, Cantor tarafından iki sonsuzu karşılaştırmak
için ileri sürülmüştür. İki sonsuz grubun nesneleri arasında, bir sonsuz
grubun her nesnesi öteki sonsuz grubun her nesnesiyle karşı karşıya gelmek
üzere çiftler yapılır da her iki grupta açıkta kalmış nesne kalmazsa bu
iki sonsuz eşittir. Böyle bir düzenleme olanaksızsa ve gruplardan birinde açıkta
kalmış nesneler kalıyorsa o zaman bu gruptaki nesnelerin sonsuzu öteki
gruptaki nesnelerin sonsuzundan daha büyük ya da daha güçlüdür deriz.
Bu örnek, sonsuz iki miktarı karşılaştırabilmek için, açık
olarak en akla yakın ve gerçekten ancak olanaklı yöntemdir. Ama bunu
uygulamaya başladığımız anda önümüze çıkacak kimi şaşırtıcı şeylere
de hazırlıklı olmalıyız. Örnek olarak, tek sayılarla çift sayıların
sonsuzlarını ele alalım. Olağan durumda sezginizle hemen çift sayıların
sayısı kadar tek sayı olduğunu ve bunların yukarıdaki kurala göre şöyle
dizilebileceğini sezersiniz:
|
1 |
3 |
5 |
7 |
9 |
11 |
13 |
15 |
17 |
19 |
v.b. |
|
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
|
2 |
4 |
6 |
8 |
10 |
12 |
14 |
16 |
18 |
20 |
v.b. |
Bu tabloda her tek sayıya karşı bir çift sayı ve tersi
vardır: bu nedenle tek sayılar sonsuzu çift sayılar sonsuzuna eşittir.
Kolay ve doğal gözüküyor gerçekten! Ama bir dakika. Hangisinin daha büyük
olduğunu düşünüyorsunuz: hem çift hem de tek bütün sayıları içine
alan sonsuzun mu yoksa yalnız çift sayıları içine alan sonsuzun mu? Kuşkusuz
tek ve çift bütün sayıları içine alan sayı ötekinden daha büyüktür
diyeceksiniz. Ne var ki bu yalnızca bir izlenimdir ve doğru yanıtı elde
edebilmek için, yukarıdaki kuralı uyguladığınızda izleniminizin yanlış
olduğunu şaşırarak göreceksiniz. İşte, aşağıdaki tabloda bütün sayılar
bir yanda onlara karşı gelen çift sayılar da karşılarında dizilmiştir:
|
1 |
2 |
3 |
4 |
5 |
6 |
7 |
8 |
|
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
|
2 |
4 |
6 |
8 |
10 |
12 |
14 |
16 |
Sonsuzların karşılaştırılması kuralına göre, çift
sayılar sonsuzu, bütün sayılar sonsuzu kadardır dememiz gerekir. Çift sayılar,
bütün sayıların yalnız bir bölümünü gösterdiğine göre, doğal olarak
mantığa biraz aykırı gelmektedir. Ama burada sonsuz sayılarla işlem yaptığımızı
anımsayıp, onların farklı özelliklerini dikkate almalıyız.
Aslında, sonsuzluk dünyasında bir parça, bir bütüne eşit
olabilir! Ünlü Alman matematikçi David Hilbert hakkındaki yazılardan alınmış
bir örnek belki de bunu en iyi biçimde gösterebilir. Sonsuz sayılar üzerine
verdiği konferanslarında, sonsuz sayıların mantığa aykırı olan bu
özelliklerini şu cümlelerle açıkladığı söylenmektedir:(9)
"Belirli sayıdaki odalarının hepsi tutulmuş bir otel
düşünelim. Yeni bir müşteri gelip bir oda istesin. Otel sahibi, 'Yazık ki
bütün odalarımız tutuldu' diyecektir. Şimdi de sonsuz sayıda odaları olan
bir otel düşünelim. Bunun da odalarının hepsi tutulmuş olsun. Bu otele de
bir müşteri gelip bir oda istesin."
"Otel sahibi,'Hay hay' diyerek önce Nl'deki müşteriyi
N2'ye, N2'yi N3'e, N3'ü N4'e... geçirir. Ve bu aktarmalar sonucu boşalan bir
numaralı odayı yeni müşteriye verebilir."
"Şimdi de sonsuz sayıda odalarının hepsi dolu otele
sonsuz sayıda müşterinin gelip birer oda istediğini düşünelim."
"Otel sahibi, 'Hay hay beyler, bir dakika lütfen'
der."
"N1'deki müşteriyi N2'ye, N2'dekini N4'e, N3'teki müşteriyi
N6'ya aktarır."
"Böylece tek numaralı bütün odaları boşaltıp yeni
gelen müşterileri kolayca buralara yerleştirebilir."
Evet, Hilbert'in tanımladığı koşullan savaş sırasındaki
Washington için bile tasarlamak pek kolay değil ama, bu örnekle, hiç değilse,
sonsuz sayılarla yapılan işlemlerde, olağan aritmetikte alışık
olduklarımızdan oldukça farklı özellikte sayılarla karşı karşıya olduğumuzu
kesinlikle anlıyoruz.
Cantor'un iki sonsuzun karşılaştırılması hakkındaki bu
kuralını izleyerek, 3/7 ya da 735/8 gibi sıradan kesirlerin de tıpkı tamsayılar
gibi olduklarını gösterebiliriz. Gerçekten, aşağıdaki kurala göre sıradan
kesirleri şöyle bir sıraya dizebiliriz: Önce pay ve paydasının toplamı 2
olan kesirleri yazalım; böyle bir kesir vardır: 1/1. Sonra pay ve paydasının
toplamı 3 eden kesirleri yazalım: 2/1 ve 1/2. Sonra aynı tür toplamları 4'e
eşit olanları yazalım: 3/1, 2/2, 1/3. Bu yöntemi izleyerek, düşünülebilen
(Şekil 5) her basit kesri içine alan bir sonsuz kesirler dizisi elde ederiz.
Şimdi bu kesirler dizisi üzerine tam sayıları yazarsanız, teker teker
kesirlerle tamsayıların sonsuzlarını elde etmiş olacaksınız. Bunların
sayıları birbirinin aynıdır!
"İyi, her şey güzel, ama bu, bütün sonsuzlar
birbirine eşit demek olmaz mı? Ve durum böyle olunca onları karşılaştırmanın
ne gereği var?" diyebilirsiniz.
Hayır, durum hiç te böyle değildir ve bütün tamsayılar
ya da bütün kesirler sonsuzundan daha büyük sonsuz kolayca bulunabilir.
Gerçekten de, bu kısmın başında sorulan, bir doğru üzerindeki
noktaların sayısı ile bütün tamsayıların sayısı karşılaştırmasını
inceleyecek olursak, aslında bu iki sonsuzun birbirlerinden farklı olduklarını
görürüz; bir doğru üzerinde, tam ya da kesirli sayıların sayısından
daha çok nokta vardır. Bu dediğimizi kanıtlamak için, bir doğru üzerinde,
diyelim ki 2 cm., noktalarla tamsayılar dizisinin üyelerini tek tek karşılaştıralım.
Doğru üzerindeki her bir nokta, doğrunun bir ucuna olan
uzaklığı ile belirlidir ve uzaklık sonsuz bir ondalık kesir
0.7350624780056... ya da 0.38250375632... olarak (10) gösterilebilir.
Öyleyse bütün tamsayıların sayısını olabilecek sonsuz ondalık kesir sayısı
ile karşılaştırmamız gerekir. Şimdi, yukarıda verilen sonsuz ondalık bir
kesir ile 3/7 ya da 8/277 gibi sıradan kesir arasındaki fark nedir?
Her sıradan kesrin, sonsuz bir dönemsel (periyodik) ondalık
kesre dönüştürülebileceğini aritmetik bilginizden anımsarsınız. Örneğin:
2/3 = 0.66666... = 0. (6) ve 3/7 = 0.428571 : 428571 : 428571 :4... = 0
(428571). Yukarıda sıradan kesirlerin sayısıyla tamsayıların sayısının
aynı olduklarını kanıtladık, öyleyse ondalık kesirlerin sayısı da
tamsayıların sayısı kadardır. Ama, bir doğru üzerindeki noktaların her
zaman ondalık bir kesirle gösterilmesine gerek yoktur, birçok durumda ondalık
kesri dönemsel yineleme göstermeyen (sonlu) bir kesir olarak elde ederiz. Ve böyle
bir durumda doğrusal olmayan düzenlemenin olanaklı olduğunu göstermek
kolaydır.
Herhangi bir kimse böyle bir dizi yaptığını savunsun ve
diyelim ki bu düzen şöyle olsun:
|
N |
|
|
1 |
0.38602563078... |
|
2 |
0.57350762050... |
|
3 |
0.99356753207... |
|
4 |
0.25763200456... |
|
5 |
0.00005320562... |
|
6 |
0.99035638567... |
|
7 |
0.55522730567... |
|
8 |
0.05277365642... |
Sonsuz sayıların, her defasında gerçekten sonsuz ondalık
sayılarla yazılması, hiç kuşkusuz, olanaksız olduğu için yukarıdaki
sav, tabloyu yapanın genel bir kurala (bizim sıradan kesirlerde kullandığımıza
benzeyen) sahip olduğu, tablonun bu kurala göre yapıldığı ve bu kuralın düşünülebilen
her ondalık kesrin önünde sonunda bu tabloda ortaya çıkmasını sağlama
aldığı anlamına gelir.
Pekâlâ, bu türden bir savı çürütmek, bu sonsuz tabloda
bulunmayan bir ondalık kesri her zaman yazabileceğimiz için, hiç de zor değildir.
Nasıl mı yapabiliriz? Oo! Çok kolay! Tabloda N.1 sırasındaki kesrin birinci
ondalığına (onlar basamağı), N.2'deki kesrin ikinci ondalığına (yüzler
basamağı), N.3'deki kesrin üçüncü ondalığına (binler basamağı) v.b.
basamaklarda bulunan rakamlardan farklı rakamlar yazın. Elde edeceğiniz sayı
belki yukarıdaki sayıya benzer bir şey olacak ve aradığınız bu sayı,
tabloda ne denli ilerlerseniz ilerleyin bulunamayacaktır. Tablo sahibi bu yazdığınız
kesrin, tablosunda No, 137 de (ya da başka bir numarada) ortaya çıkacağım söylerse
hemen şu karşılığı verebilirsiniz: "Hayır! Aynı kesir değil o.
Çünkü sizin tablonuzdaki kesrin 137. basamağıyla benim düşündüğüm
kesrin 137. basamağı aynı değil." Böylece görülür ki, bir doğru üzerindeki
noktalarla tamsayıları bire bir karşılaştırmak olanaksızdır ve doğru üzerinde
bulunan noktaların sonsuzluğu tam ya da kesirli bütün sayıların sonsuzluğundan
daha büyük ya da daha güçlüdür.
Buraya kadar bir santimetre uzunluğunda bir doğru parçasının
üzerindeki noktalardan söz ettik. Ama şimdi "Sonsuzlar Aritmetiği"
kurallarımıza göre, aynı şeyin, herhangi bir uzunluktaki bir doğru parçası
için de doğru olduğunu kolayca gösterebiliriz. Aslında, bir santimetre, bir
metre ya da bir kilometrelik doğru parçalarındaki noktaların sayılan hep
aynıdır. Bunu kanıtlamak için, farklı uzunluktaki AB ve AC doğruları üzerindeki
noktaların sayılarını karşılaştıran aşağıdaki şekil'e bakın. İki
doğrunun noktaları arasında bire bir uygunluk kurmak için, AB üzerindeki
her noktadan BC'ye paraleller çizelim ve bunların doğruları kestiği
noktalan D,D'; E,E'; ve F,F' v.b. olarak birleştirelim. AB üzerindeki her
noktanın AC üzerinde bir karşılığı vardır ve tersi. Öyleyse, kuralımıza
göre noktalara ilişkin her iki sonsuz birbirine eşittir.
Sonsuz çözümlemelerinde dikkat çekici bir sonuç da şudur:
Bir düzlem üzerindeki bütün noktaların sayısı bir doğru üzerindeki bütün
noktaların sayısına eşittir. Bunu kanıtlamak için bir birim uzunluğundaki
AB doğrusuyla CDEF karesi içindeki noktaları düşünelim (Alttaki Şekil).
Doğru üzerindeki belli bir noktanın 0.71520386... gibi bir sayıyla verildiğini kabul edelim. Bu sayıdan, tek ve çift ondalık
basamaklarmdaki rakamları ayırıp ayrı ayrı bir araya getirerek iki sayı
yapabiliriz.
Böylece 0.7108... ve 0.5236... sayılarını elde ederiz.
Bu sayılarla verilen uzunlukları karemizin yatay ve düşey
doğrultularına taşıyalım. Bu yöntemle elde ettiğimiz ve doğru üzerinde
verilen noktamızı karşılayan bu yeni noktaya "nokta çifti"
diyelim. Şimdi tersine, kare içinde yeri, örneğin
0.4835... ve 0.9907... sayılarıyla belirli bir noktamız
varsa bu sayıları birbiri içine sokarak doğru üzerinde "nokta çifti"ni
karşılayan konumu elde edebiliriz
0.49893057...
Bu yöntemin iki noktalar takımı arasında bire bir ilişkiyi
sağladığı açıkça görülüyor. Doğru üzerindeki her bir noktanın kare
içinde bir çifti ve kare içindeki her bir noktanın da doğru üzerinde bir
çifti olacak ve geride açıkta kalmış hiçbir nokta olmayacaktır. Böylece,
Cantor ilkesine göre, bir kare içindeki noktaların sonsuzluğu, bir doğru üzerinde
bulunan noktaların sonsuzluğuna eşittir. Aynı şekilde, bir küpün içindeki
noktaların sonsuzluğunun da bir kare içindeki noktaların sonsuzluğuna eşit
olduğunu kanıtlayabiliriz. Bunu yapabilmek için verilen asıl kesri, üç parçaya
ayırmamız gerekir (11) ve bu yöntemle elde edilen üç kesri, küpün içinde
bulunan "nokta çifti"nin yerini belirlemekte kullanırız. Tıpkı
uzunlukları farklı olan iki doğru durumunda olduğu gibi, büyüklükleri ne
olursa olsun, bir kare ya da küp içindeki noktaların sayısı hep birbirinin
aynıdır.Bütün geometrik noktaların sayısı bütün tam ve kesirli sayılarınsayısından
büyükse de bu, matematikçilerce bilinen en büyük sayı değildir. Aslında
en alışılmadık biçimler de içinde olmak üzere, olabilecek bütün eğri
türleri, geometrik noktalar topluluğundan daha çok üyesi olan bir topluluk
oluşturur ve böylece sonsuz dizisinin üçüncü sayısını belirlerler.

"Sonsuzlar Aritmetiği"nin yaratıcısı Georg
Cantor'a göre, sonsuz sayılar, sağ alt köşesinde küçük bir tanıtım
sayısı belirtmek koşuluyla, İbranice N (alef) harfiyle gösterilmiştir.
Sayıların sırası (sonsuzlar da içinde olmak üzere!) şimdi şöyledir:
1. 2. 3.4. 5..............N1, N2,
N3.........
ve şimdi "Dünyada 7 anakara vardır" ya da
"Bir deste oyun kâğıdında 52 kâğıt vardır" dediğimiz gibi,
"Bir doğruda N1 nokta vardır" ya da " N2 eğri
vardır" diyebiliriz.
Sonsuz sayılar hakkındaki konuşmamızın sonuna geldiğimizde
bu sayıların onlara uygulanması olanaklı olduğu düşünülebilen herhangi
bir topluluğu kolayca aşacağını belirtelim. Stf'in bütün tamsayıların
sayısını, K/'ın bütün geometrik noktaların sayısını ve N^'nin bütün
eğrilerin sayısını simgelediğini biliyoruz. Ama şimdiye kadar K? ile gösterilebilecek
sonsuz bir nesneler topluluğu tanımlanmamıştır. Düşünebildiğimiz her şeyi
sayabilmek için bu ilk üç sonsuz sayı yeterliymiş gibi görünüyor ve şimdi
kendimizi birçok oğlu olup da üçten öteye sayamayan eski Hotantolu dostumuz
ile karşı karşıya buluyoruz!
|
Notlar
|
|
2.
Böyle olduğu aynı koleksiyondan başka bir
öyküyle doğrulanmaktadır. Bir Macar soylular
grubu Alplerdeki bir yürüyüş sırasında
yollarını kaybeder. İçlerinden biri,
haritayı açar, uzun uzun inceledikten sonra
"Şimdi nerede olduğumuzu biliyorum" der.
Ötekiler, "Nerde?" diye sorarlar. "Şurada,
ilerdeki büyük tepenin tam üzerindeyiz."
3.
En büyük teleskopun erişebildiği uzaklığa kadar.
4. Bir Grek Stadia'sı 606ft. 6 in., ya da
188 metredir.
5.
Bu sayı bizim sayılarımızla
| Bin
kere on bin |
|
(ikinci
Sınıf) |
|
(Üçüncü
Sınıf) |
|
(Dördüncü
Sınıf) |
| (10,000,000) |
X |
(100,000,000) |
X |
(100,000,000) |
X |
(100,000,000) |
| (beşinci
Sınıf) |
|
(altıncı
Sınıf) |
|
(yedinci
Sınıf) |
|
(sekizinci
Sınıf) |
| (100,000,000) |
X |
(100,000,000) |
X |
(100,000,000) |
X |
(100,000,000) |
ya da sadece 10 63 (yani
birin sağında 63 sıfır) dır.
6.
Akıllı vezirin islediği buğday ianesi sayısı şöyle hesaplanabilir:
1+2+22+23+24+
+262+263
Aritmetikte sabit bir çarpan (bu durumda bu
çarpan 2'dir) çarpılarak artan sayılar dizisine geometrik dizi denir. Böyle
bir dizide terimlerin toplamı, sabit çarpanı (bu durumda 2) terimler sayısını
gösteren sayının (bu durumda 64) kuvvetine yükseltip bundan ilk terimi (bu
durumda 1) çıkarıp sonucu sözü geçen faktörden bir çıkarılmasıyla
elde edilen sayıya bölmekle bulunabilir.
Şöyle ki:
263 x 2-1
----------- = 264 - 1
2-1
ya da açık bir sayı olarak 18,446,744,073,709,551,615 tir.
7. W.W.R.Ball. Mathematical Recreations and Essays
(Matematiksel Eğlenceler ve Denemeler) (The Macmillan Co., New York, 1939).
8.
Bunu 7 diskle yapsaydık gerekli hareket sayısı
1+21+ 22+ 23....yada 27 - 1 = 2.2.2.2.2.2.2 -1 =
127 olacaktı.
Diskleri yanlış yapmadan hızlı
değiştirebilirseniz bu işi yaklaşık
bir saatte yapabilirsiniz. 64 disk için gereken hareket sayısı,
264-1 = 18,446,744,073,709,551,615 olup Sissa Ben Dahir'in
istediği buğday tanesi sayısının aynıdır
9. R. Courant'ın yayımlanmamış, hatta asla yazılmamış
ama yaygın biçimde dolaşan "The Complete Collection of Hilbert
Stories" (Hilbert Öyküleri Tam Koleksiyonu) cildinden.
10. Doğrumuzun uzunluğunu bir birim olarak seçtiğimiz için
bütün kesirler birden küçüktür.
11. Örneğin 0.735106822548312....v.b den 0.71853
0.30241 0.56282 yaparız.
|
|