|
Somerset'de (Ingiltere) dogdu. 1986 yilinda Amerikali BK yazarlarinca GrandMaster (Büyük Usta) olarak adlandirildi. Somut bilgiye ve bilime en sadik olan yazarlardandir. Uydularla haberlesme fikrini ortaya ilk atan kisidir. -------- Birçok okur için Arthur C. Clarke bilimkurgunun ta kendisidir. Hiçbir zaman "edebî" bir yazar olmamakla birlikte her zaman açiklik ve içtenlikle, genellikle incelikle ve bazen de bilimkurgudaki en unutulmaz imgelerden bazilarini ortaya çikaran soguk, çarpici çagrisimlarla yazar. Özellikle teknolojinin olasi yararlari hakkindaki liberal, iyimser (ancak tehlikelerinden de kesinlikle habersiz olmayan) görüsleriyle ve insanligin bize belki tanrisal bir baba olarak, belki de soguk bir umursamazlikla yaklasacak olan yabanci bir evrene dogru tipki, bir çocuk gibi elini uzatirken görüldügü Stapledoncu kozmik anlayis temasiyla hakli olarak Ikinci Dünya Savasi sonrasi bilimkurgunun gelismesinde en önemli isim olarak görülür. Clarke'i tanitiyoruz bu sayimizda.
Ingiliz yazar, 1956'dan beri Sri Lanka'da yasamaktadir. Minehead, Somerset'te dogdu. 1936'da okulu birakarak Hazine Bakanligi'nda memur olarak çalismak üzere Londra'ya gitti. Kraliyet Hava Kuvvetlerinde radar egitmenligi yaparak (1941-6) uçus subayligi rütbesine yükseldigi Ikinci Dünya Savasi'ndan önce hava akimlariyla ilgileniyordu. Savasin ardindan Londra'daki King's College'a girerek 1948'de fizik ve matematik dallarinda birincilikle mezun oldu.
Arthur C. Clarke, bilimin kesfedilmemis ufuklarina her zaman ilgi duymustu. 1946-47 ve 1950-53 arasinda British Interplanetary Society'ye baskanlik yapti. Profesyonel anlamda basilmis ilk bilimkurgu öyküsü Astounding SF'de Nisan 1946'da çikan "Loophole" idi, ancak ilk sattigi Mayis 1946'da ASF'de yayimlanan "Rescue Party" oldu. Yazarliktaki ilk yillarinda üç kez Charles Willis takma adini kullandi, bir kez de E. G. O'Brien adiyla yazdi. Bu dört öykünün tümü 1947-51 arasinda Ingiltere'de dergilerde yayimlandi. Arthur C. Clarke'in fanzinler için yazdigi ilk öykülerinin dördü The Best of Arthur C. Clarke 1937-71'de tekrar basildi. Clarke ayni zamanda 1950 yilinin ilk alti ayi boyunca Dan Dare-Gelecegin Pilotu adli çizgi romanda da danismanlik yapti.
Arthur C. Clarke'in ilk öykülerinin çogu saglam kurgulu, genellikle tek bir bilimsel fikir üzerine odaklanan ve heyecanli bir sonla noktalanan janr bilimkurgularidir. Bazilarinda agir bir mizah duygusu da vardi. Ilk iki romani 1951'de yayimlandi: 3. Galaxy Science Fiction Romani olan Prelude to Space (1951 ABD) ve Safak Projesi Phobos (1951). Her iki kitap da yalin bir üslubun kurbani olmuslardi ve Arthur C. Clarke bunu sonralari daha esnek bir araca dönüstürmüs olmasina ragmen yazilarinin zaman zaman bu gergin anlatimin etkisinde kalmasina engel olmadi. Bunlar bilimsel kesiflerle dolu bir fonda insan sorunlarinin mekanik olarak çözümlendigi, olumlu bilim propagandalaridirlar. Arthur C. Clarke hayal gücünü bilim sayesinde hayata geçirmistir. Islands in the Sky (1952 ABD) da ayni yolu izleyen, yörüngedeki bir uzay istasyonundaki bir çocugu anlatan bir gençlik öyküsüydü. Expedition to Earth'te (1953 ABD) yeni bir kayit yer aldi. Bu 1951 yilinda "Sentinel of Serenity" adiyla 10 Story Fantasy'de yayimlanan "The Sentinel"i de kapsiyordu. Bu basit ama unutulmaz öykü milyonlarca yil önce üstün bir tür tarafindan yaratilmis olan ve Ay'daki bir dagin üzerinde gizemle duran yabanci bir yapiyi anlatiyordu. Bu öykü yillar sonra Arthur C. Clarke'in senaryosunu Stanley Kubrick ile birlikte yazdigi 2001: Bir Uzay Destani'nin (1968) temelini olusturdu. 2001: Bir Uzay Destani (1968 ABD; ilgili iki öykü de eklenerek 1990 Ingiltere) romanini ise Arthur C. Clarke film çekildikten sonra senaryoyu esas alarak tek basina yazdi.
"The Sentinel" ile Arthur C. Clarke paradoksu ilk kez açikça görüldü: Tüm bilimkurgu yazarlari arasinda bilimsel temele dayanan, teknolojik hard bk'ya en yakin olarak görülen adam, metafizige hatta mistik olaylara siki sikiya bagliydi; bk'da çogu zaman gökyüzünde süzülen insan ruhunun sinirsiz iyimserligi, ve (John W. Campbell Jr'in ASF'sinde özellikle vurgulandigi gibi) insanligin basaramayacagi hiçbir sey olmadigi görüsüyle özdeslestirilen adam en çok yabanci türlerin çok eski, anlasilmaz bilgeliginin yaninda adeta çocuk olan insanlik imgesiyle hatirlanmaktadir. Freudçu bakis açisiyla kayip babasi için aglayan mutsuz bir insanlik olarak görülebilecek olan bu durumda bir çekicilik, hatta hüzün vardir; kuskusuz bu bk'nin bugüne dek ürettigi din ve Tanri özlemine en yakin seydir.
Bu tema "The Sentinel"de, özellikle de sonunda insanligin gerçek anlamda bir fetüs olarak görüldügü 2001: Bir Uzay Destani filminin sembolizminde açikça görülüyor olsa da Arthur C. Clarke, bunun en güçlü edebi ifadesini birçok elestirmenin hâlâ en basarili ve Ingiliz bk Romantizm gelenegini devam ettirmeye en çok yaklastigi eserleri olarak kabul ettigi, 1953'te yayimlanan iki romaninda vermistir. Bunlar Against The Fall of Night (1948 Startling Stories; 1953 ABD; genisletilmis olarak Sehir ve Yildizlar 1956 ABD) ve Son Nesil'dir. Against The Fall of Night'in uzun versiyonu olan Sehir ve Yildizlar janr bilimkurgusundaki en güçlü kavramsal yenilikleri içiren öykülerden biridir. Uzak gelecegin dünyasinda, dört bir yani kapali olan ütopik Diaspar sehrindeki bir genç olan Alvin teknoloji ile saglanan kusursuz hayatin durgunlugu karsisinda sabrini yitirir ve birçok maceradan sonra sehrin disina çikarak Lys'e ulasir; burasi da bir ütopik sehirdir ancak farklidir, dogaya yakinligi vurgulamaktadir. Sonunda Alvin, binlerce yil önce terk edilmis yabanci bir uzay gemisi bulur, yildizlara gider ve sonunda hem Lys'ten hem de Diaspar'dan saklanmis olan kozmik anlayisin gerçek dogasini kesfeder. Son bölümler, bir yitirme duygusu ile adeta mistik bir yogunlugu olan bir azamet duygusunun karisimidir. Arthur C. Clarke'in öykü üzerinde çalismaya baslamasi 1937'ye kadar uzanir ve tüm düsünce ve hislerinin kaynagi oldugu açiktir; bu belki de en unutulmaz eseridir ve biraz anlasilmaz olan ilk versiyona bir hayli üstündür. Insanligin seytani görünüslü uzaylilarin vesayeti altinda yüceldigi ve sonunda kozmik bir üstün akilla birleserek ne siradan insanlar olan ebeveynlerinin, ne de uzayli ögretmenlerinin asla ulasamayacaklari bir tanrisalliga eristikleri Son Nesil gibi bu kitap da Arthur C. Clarke'in eserlerine hayran oldugu Olaf Stapledon'un evrimci görüslerinden etkilenmistir.
Arthur C. Clarke sonraki on yilda da sik sik bk yayimlamaya devam etti, bunlar Earthlight (1951 TWS; genisletilmis olarak 1955 ABD), Reach for Tomorrow (1954 Star SF#; genisletilmis olarak 1957 ABD), The Other Side of The Sky (1958 ABD), Susuz Deniz (1961 ABD), Tales of Ten Wolds (1962 ABD), bir gençlik öyküsü olan Dolphin Island (1963 ABD) ve Arthur C. Clarke'in bk olmayan tek romani olan, radarin gelisimi hakkindaki Glide Path (1963 ABD). Bunlarin içinde en ilginç olani yakin gelecekte geçen ve sualti çiftligini konu alan, Arthur C. Clarke'in en düsündürücü kitaplarindan The Deep Range ve yeni yeni kolonilesmeye baslayan Ay'in yüzeyindeki bir tasima kazasini anlatan -Ay yüzeyi hakkindaki, artik geçersiz teoriler isiginda yazilmis- gerçekçi bir öykü olan Susuz Deniz'dir. Arthur C. Clarke'in 1955'te yazdigi, Tanri'nin Betlehem'deki dogumu önceden haber vermek için gökyüzüne koydugu yildizin bir uzayli türünün tamamini yok eden bir süpernova oldugunun kesfedilmesini anlatan son derece hüzünlü kisa öykü "The Star," Hugo ödülü kazandi.
Yaratici Enerji
1960'lara gelindiginde Arthur C. Clarke'in yaratici enerjisinin çogu kurgu olmayan kitap ve makaleleri yazmakla tükenmisti, bunlarin birçogu -isimleri burada geçmiyor- sualti kesifleriyle ilgiliydi; kendisi de hevesli bir aletli daliciydi ve Sri Lanka'da yasamasinin nedenlerinden biri de budur. Bilimi anlasilir hale getirmesi kurgu anlayisiyla yakindan ilgidir, öyküleri genellikle gerçeklere dayanan örneklerle tartisilan belirli fikirleri kurgularlar. Arthur C. Clarke'in tüm zamanini yazmaya ayrimadan önce Science Abstracts'de yardimci editör olarak çalisirken kazandigi mesleki tecrübe çok isine yaradi. The Exploration of Space 1972'de bir kurgu olmayan International Fantasy ödülü kazandi. Bilim yazilari da anlasilir ve ilginçtir; taninmis bir bk yazari ve ayni zamanda önemli bir bilim sözcüsü olan Isaac Asimov tek rakibidir. Arthur C. Clarke Apollo 11,12 ve 15 Ay uçuslari hakkinda CBS Televizyonunda yorum yapinca dünya çapinda taninir oldu.
Öykü Koleksiyonu
Tanrinin Dokuz Milyar Adi (1967 ABD) biri hariç hepsi yukarida sayilan koleksiyonlarin yeniden basimi olan iyi bir retrospektif öykü koleksiyonudur. 1962'den sonra bk dergilerinde Arthur C. Clarke'a ait az sayida eser yayimlanmistir, ancak en ilginç öykülerinin ikisi de bu dönemdendir: Günes Rüzgâri hakkindaki "Sunjammer" (1965; The Wind From The Sun adiyla da bilinir) ve Jüpiter atmosferinde uzaylilara rastlayan bir cyborg kasifin öyküsü olan, 1972'de En Iyi Kisa Roman Nebula ödülü kazanan A Meeting vith Medussa (1971 Playboy; 1988 ABD). Her iki öykü de The Wind From The Sun'da tekrar basilmislardir, bu yazarin altinci ve son seçkisidir. Arthur C. Clarke'in kisa kurgu öykülerinin en anlasilir, ancak tam olmayan seçkisi ise yaniltici bir adla, More than One Universe: The Collected Stories of Arthur C. Clarke (1991 ABD adiyla yayimlanmistir) ve Tales of Ten Worlds, The Other Side of The Sky, Tanrinin Dokuz Milyar Adi ve The Wind From The Sun'i içerirken birçok hikâyeyi de disarida birakir.
2001: Bir Uzay Destani'nin basarisiyla Arthur C. Clarke dünyanin belki de en ünlü bk yazari oldu. ABD'de de kesinlikle en popüler yabanci bk yazariydi. Birkaç yil sonra da üç roman daha yazmasi için o güne dek hiçbir bk yayinina ödenmemis para karsiliginda bir kontrat imzaladi. Bu romanlar Rama'yla Bulusma (1973 Ingiltere), Imperial Earth (1973) ve Cennetin Çesmeleri'dir (1979 Ingiltere). Hepsi bestseller oldular ve farkli elestiriler aldilar, ancak Rama'yla Bulusma her seye ragmen tüm bk ödülllerini topladi: Hugo, Nebula, John W. Campbell Özel Ödülü ve Ingiliz Bilimkurgu Ödülü. Dev ve görünüse göre terk edilmis bir uzay gemisinin günes sistemine girmesini ve bir grup insanin onu kesfetmesini anlatan bu öyküde bütün bildik Arthur C. Clarke temalari vardir. Uzay gemisi bir yapi olarak bakildiginda adeta mitsel bir önem tasir: Gizemli, güçlü ve sasirtici ve kitap da gücünü önemli ölçüde gemiyle ilgili açiklamalardan alir. Diger yandan, insan karakterler önceki bir döneme ait çocuk dergilerini animsatirlar. Imperial Earth Dünya ile dis gezegenler arasindaki iliskiyi anlatir ve kopya insanlarla ilgili sasirtici bölümler içerir; kara deliklerle ilgili ilginç spekülasyonlar da vardir. Imperial Earth'den çok daha iyi bir kitap olan Cennetin Çesmeleri -1980 Hugo En Iyi Roman Ödülü'nü kazanmistir- Arthur C. Clarke'in en sevdigi temelar olan teknolojik evrim ve insanoglunun etkileyici bir dogrusallikla tanrisallasmasini birlestirir; Arthur C. Clarke'in kariyerinin ikinci bölümündeki en önemli eserdir.
1980'ler ve 1990'lar bütün bunlara sasirtici bir nokta koydu. Bu yillar -kapaginda Arthur C. Clarke adiyla çikan kitaplarin sayisi açisindan- beklenmedik derecede verimliydi, çünkü Arthur C. Clarke altmis yasini çoktan geçmis ve daha önce Cennetin Çesmeleri'nin son kurgu eseri olacagini açiklamisti. Ancak kisa süre sonra 2001: Bir Uzay Destani'nin devami olan 2010: Uzay Efsanesi-2 (1982 ABD) yayimlandi. Bu Peter Hyams'in yönettigi 2010 (1984) adli filme de konu oldu. Ardindan 2061: Uzay Efsanesi-3 (1988 Ingiltere) geldi ve kitabin sonunun belirsiz olmasi uzaylilarin insanogluna yol gösterdigi Efsane sagasinin henüz sona ermemis olabilecegine isaret ediyordu. Kisa süre önce Arthur C. Clarke Uzak Dünyanin Sarkilari'ni (1986 ABD) yayimlamisti, bu büyük ölçüde 1958'de If'te yayimlanan ayni adli öykünün genisletilmis halidir. Kitap uzak bir gezegende yalniz yasayan bir insan kolonisinin yok olmaktaki dünyadan ayrilan, son uzay gemilerinden biriyle karsilasmasini ve bu karsilasmanin yarattigi kültür çatismalarini sessizce ve fazla aksiyona basvurmadan anlatir.
Ortak Çalismalar
1980'lerin ortalarinda Arthur C. Clarke sinir sistemini etkileyen, zayif düsüren ve tedavi edilemeyen bir hastaliga yakalandi, ama buna ragmen yazilarina büyük ölçüde devam etti. Hastaligi eserlerinde büyük ölçüde baskalariyla birlikte çalismasini beraberinde getirdi. Bu bazi elestirmenlerde hayal kirikligina neden oldu, hatta hor görüldü, ancak kârin ölümünden sonra da maddi destek bulabilmeleri için Arthur C. Clarke'in kurdugu çesitli hayir kurumlarina gideceginin söylendigi düsünülürse bunu denemesi bile büyük bir yüreklilikti. Baska yazarlarla birlikte gerçeklestirdigi çalismalar arasinda Gentry Lee ile birlikte yazdigi Besik (1988 Ingiltere) ve yine Lee ile çalistigi Rama'yla Bulusma'nin üç devam kitabi vardi. Bu kitaplarin tümünde popüler macera romanlarini andiran bir anlatim vardi, yine de giderek artan bir güvenle yazilmislardir. Gregory Benford ile Arthur C. Clarke'in ortak çalismalari ise daha ilginçtir. Benford, Arthur C. Clarke'in 1948'de yazdigi kisa romani Against The Fall of Night'a bir devam kitabi yazmistir. Ayrica Arthur C. Clarke, Venus Prime serisinin haklarini Paul Preuss'a devretmistir, bu serideki her roman bir Arthur C. Clarke kisa öyküsüne dayanmaktadir.
Bunlarin yayinda, 1988 sonrasindaki dönemde Arthur C. Clarke'in kendi yazdigi iki kitap vardir. Bunlarin ilki kendi yazarlik hayatinin zevkli anilarindan ve diger bk yazarlari hakkinda yazilmis oldukça bol malzemeden olusan Astounding Days: A Science Fictional Autobiography'dir (1989). The Ghost from The Grand Banks'tir (1990 Ingiltere). Kitap 21. Yüzyilin baslarinda Titanik'i tekrar su yüzüne çikarma çabasinin ilginç bir öyküsüdür; kitap kuskusuz Clarke'a aittir, ama biraz hayaletvaridir, öykü büyük ölçüde kisaltilmistir, yine de tipik olarak Mandelbrot matematigine teknik (ve uygun biçimde sembolik) bir giris niteligindedir.
Arthur C. Clarke, Science Fiction Fonudation'in hamisidir. Uzay Arastirmacilari Birligi Özel Basari Ödülü de dahil birçk ödül kazanmistir. Bazi televizyon programlari sunmustur. 1980'lerin basindaki Arthur C. Clarke'in Gizemli Dünyasi da bunlar arasindadir. 1986'da Nebula Büyük Usta Ödülü almistir.
Birçok okur için Arthur C. Clarke bilimkurgunun ta kendisidir. Hiçbir zaman "edebî" bir yazar olmamakla birlikte her zaman açik ve içtenlikle, genellikle incelikle ve bazen de bk'daki en unutulmaz imgelerden bazilarini ortaya çikaran soguk, çarpici çagrisimlarla yazar. Özellikle teknolojinin olasi yararlari hakkindaki liberal, iyimser (ancak tehlikelerinden de kesinlikle habersiz olmayan) görüsleriyle ve insanligin bize belki tanrisal bir baba olarak belki de soguk bir umursamazlikla yaklasacak olan yabanci bir evrene dogru tipki bir çocuk gibi elini uzatirken görüldügü Stapledoncu kozmik anlayis temasiyla hakli olarak Ikinci Dünya Savasi sonrasi bk'nin gelismesinde en önemli isim olarak görülür.
© Peter Nicholls Çeviren: Ardan Tüzünsoy Cumhuriyet Kitap, 31 Agustos 2000 Arthur C. Clarke hakkinda daha fazla bilgi edinmek için: www.caseti.org/clarke.htm
|